2012 in review

WordPress.com istatistik yardımcı maymunları bu blog için bir 2012 yıllık raporu hazırladılar.

İşte bir alıntı:

2012 Cannes Film Festivaline 4.329 film gönderildi. Bu blog, 2012 içinde yaklaşık 41.000 kez görüntülenmiş. Eğer her görüntülenen bir film olsaydı, bu blog 9 Film Festivaline ev sahipliği yapardı

Raporun tamamını görmek için buraya tıklayın.

Reklamlar

2004 SAYILI İİK MADDE 261 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

12. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/16618

K. 2012/23235

T. 2.7.2012

• İHTİYATİ HACZİN İNFAZI TALEBİ ( 10 Günlük Yasal Süresi İçinde Talep Edildiği – İcra Müdürlüğünce İnfaza Geç Gidilmesinin İhtiyati Haciz Kararını Hükümsüz Hale Getirmeyeceği )

• ON GÜNLÜK YASAL SÜRE ( İhtiyati Haczin İnfazının 10 Günlük Yasal Süresi İçinde Talep Edildiği – İcra Müdürlüğünce İnfaza Geç Gidilmesinin İhtiyati Haciz Kararını Hükümsüz Hale Getirmeyeceği/Şikayetin Reddedileceği )

• İCRA MÜDÜRLÜĞÜNÜN İHTİYATİ HACZİN İNFAZINA GEÇ GİTMESİ ( İcra Müdürlüğünce İnfaza Geç Gidilmesinin İhtiyati Haciz Kararını Hükümsüz Hale Getirmeyeceği – Şikayetin Reddedileceği )

2004/m. 261

ÖZET : Alacaklı, mahkemeden aldığı ihtiyati haciz kararının infazını on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesinden istemek zorundadır. Aksi halde ihtiyati haciz kararı kendiliğinden kalkar. Yasal on günlük sürede ihtiyati haciz kararının infazını istemiş olup, icra müdürlüğünce infaza geç gidilmesi ihtiyati haciz kararını hükümsüz hale getirmez. Şikayetin reddi gerekir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi Bilge Kağan Tarım tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : İİK.nun 261.maddesi uyarınca alacaklı, mahkemeden aldığı ihtiyati haciz kararının infazını on gün içinde kararı veren mahkemenin yargı çevresindeki icra dairesinden istemek zorundadır. Aksi halde ihtiyati haciz kararı kendiliğinden kalkar.

Somut olayda alacaklı tarafından Mersin 12. İş Mahkemesi’nin 22.12.2010 tarih ve 2010/4 D.İş sayılı ihtiyati haciz kararına istinaden 29.12.2010 tarihinde icra takibine başlandığı ve aynı tarihte borçlunun menkul ve gayrimenkul mallarının haczi talep edildiği görülmüştür. Buna göre alacaklı İİK.nun 261.maddesinde öngörülen yasal on günlük sürede ihtiyati haciz kararının infazını istemiş olup, icra müdürlüğünce infazın geç gidilmesi ihtiyati haciz kararını hükümsüz hale getirmez.

O halde mahkemece şikayetin reddi yerine yazılı gerekçeyle kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK.’nun 366. ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.07.2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 261 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/9247

K. 2012/12102

T. 6.7.2012

• İHTİYATİ HACİZ ( Tedbir Kararının Mahiyetinin ve Sınırlarının Denetime Elverişli Biçimde Dosyadan Anlaşılmadığı – Tedbir Kararının İhtiyati Haciz İsteminde Bulunmak ve Bu Konuda Karar Verilmesi Konularında Ne Gibi Engel Teşkil Ettiğinin Açıklanmadığı )

• TEDBİR KARARI ( Tedbir Kararının Mahiyetinin ve Sınırlarının Denetime Elverişli Biçimde Dosyadan Anlaşılmadığı – Tedbir Kararının İhtiyati Haciz İsteminde Bulunmak ve Bu Konuda Karar Verilmesi Konularında Ne Gibi Engel Teşkil Ettiğinin Açıklanmadığı )

• İFLASIN ERTELENMESİ DAVASI AÇILAN ŞİRKET HAKKINDA İHTİYATİ HACİZ ( Taraflarca İleri Sürülmeyen Dosya İçeriği Belgelerden Anlaşılamayan Hususun Re’sen Nazara Alınıp Yeterince Gerekçelendirilmeksizin İstemin Reddine Karar Verilemeyeceği )

2004/m.261

ÖZET : Şirket aleyhine iflasın ertelenmesi davası açıldığı, tedbir kararı uyarınca takip yapılamayacağı gerekçesiyle ihtiyati haciz talebinin reddine karar verilmiştir. Tedbir kararının mahiyet ve sınırları denetime elverişli biçimde dosyadan anlaşılmadığı gibi mahkeme kararında da, varlığı belirtilen tedbir kararın ihtiyati haciz isteminde bulunmak ve bu konuda karar verilmesi konularında ne gibi bir engel teşkil ettiği açıklanmamıştır. Taraflarca ileri sürülmeyen, dosya içeriği belgelerden de anlaşılamayan bir hususun re’sen nazara alınıp üstelik yeterince gerekçelendirilmeksizin anılan borçlu şirket hakkındaki ihtiyati haciz isteminin reddine karar verilmesi hukuka aykırıdır.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Konya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09/05/2012 tarih ve 2012/927 D.İş-2012/935 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi ihtiyati haciz isteyen ( alacaklı ) vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : İhtiyati haciz isteyen vekili, borçlularca keşide edilen 04/05/2012 vade tarihli bononun vadesi geldiği halde borcun ödenmediğini ileri sürerek ihtiyati haciz kararı verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece, tüm dosya kapsamına göre, Ç… A.Ş. aleyhine iflasın ertelenmesi davası açıldığı, tedbir kararı uyarınca takip yapılamayacağı gerekçesiyle Ç… A.Ş. hakkındaki ihtiyati haciz talebinin reddine, diğer borçlular yönünden ihtiyati haciz talebinin kabulüne karar verilmiştir.

Kararı ihtiyati haciz isteyen vekili temyiz etmiştir.

Mahkemece, yukarda yazılı gerekçe ile borçlu Ç… A.Ş. hakkındaki ihtiyati haciz isteminin reddine karar verilmiştir. Oysa, istemin reddine mesnet tedbir kararının mahiyet ve sınırları denetime elverişli biçimde dosyadan anlaşılmadığı gibi mahkeme kararında da, varlığı belirtilen tedbir kararın ihtiyati haciz isteminde bulunmak ve bu konuda karar verilmesi konularında ne gibi bir engel teşkil ettiği açıklanmamıştır. Bu durumda, taraflarca ileri sürülmeyen, dosya içeriği belgelerden de anlaşılamayan bir hususun re’sen nazara alınıp üstelik yeterince gerekçelendirilmeksizin anılan borçlu şirket hakkındaki ihtiyati haciz isteminin reddine karar verilmesi doğru olmamış, ihtiyati haciz isteyen alacaklı vekilinin temyiz itirazının kabulüyle yerel mahkeme kararının alacaklı lehine bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, ihtiyati haciz isteyen alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle, yerel mahkeme kararının alacaklı lehine BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz edene iadesine, 06.07.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 261 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2000/19-1610

K. 2000/1703

T. 15.11.2000

• SIRA CETVELİNE İTİRAZ ( Aynı Dereceye Dahil Alacaklılardan Birinin Satış İstemesi )

• AYNI DERECEYE DAHİL ALACAKLILARDAN BİRİNİN SATIŞ İSTEMESİ ( Diğer Alacaklının Satış İstemesine Gerek Olmaması )

• SATIŞ İSTEME ( Aynı Dereceye Dahil Alacaklılardan Birinin Satış İstemesi Durumunda Diğer Alacaklının Satış İstemesine Gerek Olmaması )

2004/m.106,107,140,261,268

ÖZET : Dava, borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde haczin düştüğü gerekçe gösterilerek paylaştırma harici tutulma gerekçesiyle sıra cetvelinin iptali talebine ilişkindir. Uyuşmazlık, şikayetçi alacaklının satış istemesine gerek olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Aynı dereceye dahil olan alacaklılardan birinin satış istemesi halinde, diğer alacaklının satış istemesine gerek yoktur. İhtiyaten haczedilen mallar üzerindeki haciz kesin hacze dönüşmeden diğer alacaklı tarafından haczedilirse, ihtiyati haciz sahibi bu hacze kendiliğinden iştirak eder. Somut olayda, borçlunun taşınmazına iki ayrı dosyadan aynı tarihte ihtiyati haciz konulmuştur. Hangi haczin evvel konulduğu belli değildir. Bu durum karşısında her iki alacaklı aynı dereceye sahiptir. Bu alacaklılardan birinin satış talebinde bulunması halinde diğerinin satış istemesine gerek yoktur.

DAVA : Taraflar arasındaki “sıra cetveline itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İskenderun İcra Tetkik Mercünce, şikayetin kabulüne dair verilen 27/2/1997 gün ve 579-60 sayılı kararın incelenmesi Mehmet ve Bahattin vekilleri tarfından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 12/3/1998 gün ve 216-1791 sayılı ilamıyle; ( …Davacı vekili, borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde müvekkilinin haczinin düştüğü gerekçesiyle paylaştırma harici tutulduğunu, bu işlemin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ihtiyati haczin uygulanmasından sonra başlatılan ilamsız takibin itiraz nedeniyle kesinleşmediğini, bu durumda satış işleme sürelerinin işlemeyeceğini ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar şikayetin reddini istemişlerdir.

Mercii Hakimliğince, davacının haczinin düşmediği gerekçesiyle sıra cetvelinin iptaline karar verilmiş, karar davalılardan Mehmet vekili ile diğer davalı Bahattin tarafından temyiz edilmiştir.

İİK.’nun 106. maddesine göre alacaklı, haczedilen mal gayrimenkul ise, hacizden nihayet iki sene içinde satılmasını isteyebilir. Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmezse haciz kendiliğinden kalkar ( İİK. mad. 110 ). Anılan hükümlere göre alacaklının haczin düşmesini önlemek için gayrimenkullerde hacizden itibaren iki yıl içinde satış istemesi gerekir. Davacı bankanın 3/11/1993 tarihli talebinin satış talebi olarak kabulü mümkün değildir. Kaldı ki bu talebin yapıldığı tarih itibariyle 13/9/1993 tarihinde yapılan itiraz nedeniyle ( itiraz 10/11/1993’de geri alınmıştır ) talep tarihinde takip durduğundan satışı istenmesi de mümkün değildir. Mercii Hakimliğince bu yönler gözetilerek şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle kabulünde isabet görülmemiştir… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Davaya şikayet yoluyla sıra cetveline itiraza ilişkindir.

İİK.’nun 140. maddesine göre, borçlunun haczedilen mallarının satış tutarı bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemeye yetmezse icra dairesi, paranın paylaştırılmasına esas olmak üzere sıra cetveli yapar.

Olayda, borçlu Ahmet aleyhine 1993/2859 sayılı icra takibinde haczedilen taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde şikayetçi alacaklının 1993/2858 sayılı dosyadaki haczi birinci sırada gösterilmiş, ancak 106 ve 110. maddesi gereğince süresinde satış istenmediğinden düştüğü gerekçesiyle paylaştırma dışı bırakılmıştır.

Uyuşmazlık; borçluya ait taşınmazın, 1993/2859 sayılı bir başka icra dosyasında yapılan satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde şikayetçi alacaklının haczinin düştüğü gerekçesiyle paylaştırma harici bırakılmasının doğru olup olmadığı, başka bir anlatımla müştekinin haczinin gerçekten düşüp düşmediği noktasında toplanmaktadır.

İİK.’nun 106. maddesine göre kural olarak alacaklının, haczolunan taşınmazın 2 sene içinde satışını istemesi gerekir. Aynı Kanunun 110. maddesinde ise, taşınmazın satışı 2 yıl içinde istenmezse, hacizin kalkacağı hükme bağlanmıştır.

Müşteki vekilinin 1993/2858 sayılı kendi takip dosyasındaki 3/11/1994 tarihli talebi; “Dosyamızdan hacizli bulunan gayrimenkullerin Müdürlüğümüzün 1993/2859 sayılı dosyasından satışının yapılacağı ve satışına esas olmak üzere kıymet takdirinin yaptırıldığını haricen öğrenmiş bulunmaktayız. Zira adı geçen dosyadan bizim dosyamızın haczi olduğu tapu kayıtlarından belli olmasına rağmen tarafımıza ve dosyamıza bu hususta herhangi bir bilgi verilmemiştir. Bu itibarla adı geçen dosyaya tezkere yazılarak DOSYAYA BİZİM DE HACZİMİZİN OLDUĞUNUN VE BİZİM DOSYAMIZIN GÖZ ÖNÜNDE TUTULARAK GEREKLİ BİLGİNİN VERİLMESİNİN İSTENMESİNİ talep ederim” şeklindedir.

Merci Hakimliği bu talebin İİK.’nun 106. maddesinde öngörülen “satış istemi” anlamında olduğunu, Yüksek Yargıtay 12.H.D.’nin 23/5/1988 tarih 1987/9076, 1988/6982 sayılı içtihadında da bu görüşün benimsendiğini belirterek, şikayetin kabulüne karar vermiş ve aynı gerekçe ile direnmiştir.

Özel Dairece ise bozma kararında açıklandığı üzere bu talebin “satış isteği” olmadığı görüşündedir.

Şu durum karşısında öncelikle olayda İİK.’nun 107. maddesine göre müşteki alacaklının satış istemesinin gerekli olup olmadığı yönü çözümlenmelidir.

İİK.’nun 107. maddesinde “her alacaklı mensup olduğu derece namına satış talebinde bulunabilir” hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla aynı dereceye dahil alacaklılardan birinin satış istemesi halinde haciz, bahis konusu derece için düşmeyip, hüküm ve tesirini icra edeceğinden, müşteki alacaklının ayrıca satış istemesine gerek olmayacaktır.

Bu bağlamda; Olayda müşteki alacaklının 1993/2858 sayılı dosyada borçlunun 163 parsel sayılı taşınmazına, 6/9/1993 tarihinde koydurduğu ihtiyati haciz, borçlu vekilinin itirazdan feragatı nedeniyle 10/11/1993 tarihinde kesin hacze dönüşmüştür.

Satışın yapıldığı 1993/2859 sayılı dosyada ise, borçlunun aynı taşınmazına 6/9/1993 tarihinde haciz konulmuş, mahkemece borçlunun itirazının iptaline karar verildiği 9/2/1994 tarihinde haciz kesinleşmiştir.

İİK.’nun 268. maddesinde “261’nci maddeye göre ihtiyaten haczedilen mallar haciz yolu ile takip hükümlerine göre, icrai hacze inkılap etmezden evvel bir diğer alacaklı tarafından haczedilirse ihtiyati haciz sahibi bu hacze kendiliğinden ve muvakkaten iştirak edeceği” öngörülmüştür. Olayda, borçlunun taşınmazına her iki takip dosyasından 6/9/ 1993 tarihinde ihtiyati haciz konmuş olup, hangi haczin daha önce konulduğu belli olmadığından ve 1993/2858 sayılı dosyadaki ihtiyati haczin önce kesin hacze dönüşmüş olması nedeniyle 1993/2859 sayılı dosyadaki haciz alacaklısı İİK.’nun 268. maddesine göre bu hacze kendiliğinden iştirak eder. Hal böyle olunca her iki alacaklı aynı dereceye mensup olduklarından, İİK.’nun 107. maddesine göre her alacaklı, mensup olduğu derece namına satış talebinde bulunabilir.

Bu durumda, 1993/2858 sayılı dosya alacaklısı davacı mensup olduğu derece namına satış talebinde bulunmuş olduğundan, müşteki alacaklının ayrıca satış isteğinde bulunmasına gerek bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle; Mercün, şikayetin kabulüne dair ısrar kararı bu değişik gerekçe ile onanmalıdır.

SONUÇ : Davalı Mehmet’in temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ve değişik gerekçeyle ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı ( 710.000 ) lira bakiye temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 15/11/2000 gününde, oybirliği ile karar verildi.

2004 SAYILI İİK MADDE 261 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2003/13-380

K. 2003/401

T. 4.6.2003

• HUKUKİ YARAR ( Davacının Vadesi Gelmemiş Alacağı İhtiyati Haczin Konulduğu Tarihte Muaccel Hale Gelmiş Olup Yedi Gün İçerisinde Açtığı Alacak Davasında Mevcut Olduğu )

• ALACAK DAVASI ( Borcun Vadesi Gelmeden Eda Davası Açılmasına Davalının Sebebiyet Verdiği ve Yargılama Aşamasında Davalının Borcunu Eda Etmesi – Davanın Konusu Kalmadığından Karar Verilmesine Yer Olmadığına Kararının İsabetli Olduğu )

• EDA DAVASI ( Açılmasına Davalının Sebebiyet Verdiği ve Yargılama Aşamasında Davalının Borcunu Eda Etmesi – Davanın Konusu Kalmadığından Karar Verilmesine Yer Olmadığı Kararının İsabetli Olduğu )

• KARAR VERİLMESİNE YER OLMAMA KARARI ( Borcun Vadesi Gelmeden Eda Davası Açılmasına Davalının Sebebiyet Verdiği ve Yargılama Aşamasında Davalının Borcunu Eda Etmesi Nedeniyle )

2004/m. 257/2,261,264

ÖZET : Mahkemenin, “borcun vadesi gelmeden eda davası açılmasına davalının sebebiyet verdiği ve yargılama aşamasında davalının borcunu eda ettiği” gerekçesiyle “davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına” dair verdiği karar isabetlidir.

Davacının vadesi gelmemiş alacağı, ihtiyati haczin konulduğu tarihte muaccel hale gelmiş olup, yedi gün içerisinde açtığı alacak davasında hukuki yararı mevcuttur.

DAVA : Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 13..Hukuk Mahkemesince davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına dair verilen 10.04.2002 gün ve 2001/943-2002/2481 sayılı kararın incelenmesi Davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 19.06.2002 gün ve 5712-7335 sayılı ilamı ile ; ( …Davacı, davalı eşiyle anlaşmalı olarak boşandıklarını, anlaşma protokolüne göre 29.3.2002 tarihine de davalının kendisine 80.000 Dolar tazminat ödemeyi kararlaştırdıklarını davalının malvarlığını elinden çıkarmaya başladığını bildirerek 80.000 dolar tazminatın tahsilini talep etmiştir.

Davalı davanın 19.12.2001 tarihinde açıldığını, borcu kabul ettiğini ancak vadesi gelmeden dava açıldığı için davanın reddini dilemiştir.

Mahkemece yargılama aşamasında borcun vadesi gelip ödenmiş olmakla dava konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş; hüküm, dayalı tarafından temyiz edilmiştir.

Davacı boşanma protokolündeki alacağı muaccel olmadan davasını açtığına göre davacının hukuki yararı olduğundan söz edilemez. Davanın açıldığı tarih itibariyle davacının hukuk yararı bulunmadığından davanın reddine ve görüldüğü mahkemeye göre avukatlık ücret tarifesinin 8/3 maddesi gereğince davalı lehine avukatlık ücretine hükmedilmesi gerekirken davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına şeklinde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Davacı vekili, 19.12.2001 tarihli dava dilekçesinde; Ankara Asliye 31. Hukuk Mahkemesi’nden verilen kararla tarafların boşanmalarına ve davalının 29.03.2002 gününe kadar davacıya 80.000 USD ödemesine karar verildiğini, ancak davalının borcunu ödememek için taşınır ve taşınmaz mallarını üçüncü şahıslara devretme girişiminde bulunduğunu ileri sürerek, 80.000 USD’nin vadesi beklenmeksizin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesini istemiştir.

Davalı vekili; davacının boşanma protokolündeki alacağı muaccel olmadan açtığı davada hukuki yararının bulunmadığını ve müvekkilinin alacaklıdan mal kaçırma amacıyla hareket etmediğini, belirterek, davanın reddini savunmuştur.

Mahkemenin, “borcun vadesi gelmeden eda davası açılmasına davalının sebebiyet verdiği ve yargılama aşamasında davalının borcunu eda ettiği” gerekçesiyle “davanın konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına” dair verdiği karar, Özel Dairece, yukarıda yazılan nedenle bozulmuş, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; vadesi gelmemiş alacağın tahsili istemiyle eldeki davayı açan alacaklının, dava açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Bilindiği ve 07.12.1964 gün ve 3/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı’nda da belirtildiği üzere; Dava, mahkemeden verilecek bir hükümle, bir iddia üzerinde hukuki korunmanın sağlanması dileğidir.

Bu bağlamda, davacının mahkemeden hukuki korunma istemesinde, korumaya değer bir yararı olmalıdır. Eş söyleyişle, davacının bir davayı açmakta hukuki yararı bulunmalıdır.

Nitekim, uygulamada hukuki yararın dava şartı olduğu açıkça kabul edilmektedir ( HGK.10.01.1968 gün ve 8/1083-8 ; HGK.24.11.1982 gün ve 7/1874-914 ).

İlke olarak, müeccel ( vadesi gelmemiş ) alacaklar için eda davası açılmasında hukuki yarar yoktur. Ancak, borçlunun borcunu zamanında yerine getirmeyeceği endişesini haklı gösteren durumların varlığı halinde, gelecekteki bir edimin yerine getirilmesi için, eda davası açılabilir.

Diğer taraftan alacaklının, müeccel ( vadesi gelmemiş ) bir borçtan dolayı ihtiyati haciz isteyebilmesi için, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 257/2. maddesinde öngörülen sebeplerden birinin varlığı gerekir. Anılan maddenin açık hükmüne göre; alacaklının alacağını vadesinde alabilmesi ciddi bir şekilde tehlikeye düştüğü veya düşmekte olduğuna ilişkin olaylar mevcut bulunduğu takdirde, ihtiyati haciz kararı verilecektir.

Yeri gelmişken belirtilmelidir ki; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 257/3 maddesi hükmüne göre, aynı Kanunun 257/2. maddesi gereğince ihtiyati haciz konulması halinde, müeccel borç, borçlu bakımından muaccel hale gelmektedir. Burada borcun muaccel hale gelmesi, ihtiyati haciz kararı ile değil, bizzat ihtiyati haczin infazı ( aynı yasa md.261 ) suretiyle olmaktadır.

Ne var ki alacaklı, borçluya karşı bir icra takibi yapmadan veya dava açmadan önce ihtiyati haciz kararı almış ve buna dayanarak borçlunun mallarına ihtiyati haciz koydurtmuş ise, yedi gün içinde borçlu aleyhine takip talebinde bulunmak veya bir alacak davası açmak zorundadır ( İİK. Md. 264/1 ); aksi durumda ihtiyati haciz kararı kendiliğinden düşecektir ( İİK. Md.264/4 ).

Şu hale göre alacaklının, ihtiyati haczi ayakta tutabilmek için yedi günlük yasal sürede dava açması zorunlu olduğundan, alacak davası açmasında yasadan kaynaklanan bir hukuki yararı bulunduğunun kabulü gerekir.

Yukarıda açıklananların ışığında somut durum değerlendirildiğinde: Taraflar arasında görülüp kesinleşen Ankara Asliye 31. Hukuk Mahkemesi’nin 29.03.2001 gün ve 2001/208 Esas, 2001/186 Karar sayılı boşanma ilamında; davacının 29.03.2002 tarihinde davalıya 80.000 USD ödemesine ve bu husustaki protokolün tasdikine, karar verilmiş, davacı kadının talebi üzerine Ankara Asliye 16.Hukuk Mahkemesi’nin 13.12.2001 gün ve 2001/189-50 D.İş sayılı kararı ile İİK.nun 257/2. maddesi uyarınca verilen ihtiyati haciz kararının infazından sonra davacı, 19.12.2001 tarihinde alacağın tahsili istemiyle eldeki davayı açmıştır. Yargılama aşamasında davalı, boşanma ilamında öngörülen dava konusu borcu 29.03.2002 tarihinde ödemiştir.

Görüldüğü üzere, davacının vadesi gelmemiş 80.000 USD alacağı, ihtiyati haczin konulduğu tarihte muaccel hale gelmiş olup, yedi gün içerisinde açtığı alacak davasında hukuki yararı mevcuttur. Her ne kadar, 19.12.2001 dava tarihinden sonra, borçlu/davalının itirazı üzerine 24.12.2001 tarihinde ihtiyati haciz kararı kaldırılmış ise de, her dava açıldığı tarihteki koşullara göre değerlendirileceğinden; Mahkemece davacının dava tarihi itibariyle eldeki davayı açmasında hukuki yararı bulunduğunun kabulü ile davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmemiş olması yukarıda açıklanan gerekçelerle sonucu itibariyle doğrudur.

O halde, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ONANMASINA, 04.06.2003 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 260 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/11144

K. 2006/10378

T. 16.10.2006

• İHTİYATİ HACİZ ( Alacağı İlama Bağlı Olmayan Alacaklıdan Teminat Alınacağı/Cinsi ve Miktarınında da Kararda Gösterilmesi Zorunlululuğu – Mahkeme Veznesine Yatırılmadan İhtiyati Haciz Kararının Kendisine Verilmeyeceği )

• ALACAĞIN İLAMA BAĞLI OLMAMASI ( İhtiyati Haciz Talebi – Karar Veren Mahkemenin Teminat Alınmasına Cinsi ve Miktarınıda Kararda Göstermesi Zorunlululuğu )

• TEMİNAT ( Alacaklının İhtiyati Haciz Talep Dilekçesinde Teminat Göstermesine Gerek Olmadığı – Teminatın Cinsi ve Miktarının İhtiyati Haciz Kararı İle Belirleneceği )

• ÇEKE DAYALI İHTİYATİ HACİZ TALEBİ ( Alacaklıdan Teminat Alınacağı/Cinsi ve Miktarınında da Kararda Gösterilmesi Zorunlululuğu – Mahkeme Veznesine Yatırılmadan İhtiyati Haciz Kararının Kendisine Verilmeyeceği )

2004/m. 257, 259, 260/5, 261

1086/m. 96

ÖZET : İstem, çeke dayalı olarak ihtiyati haciz kararı verilmesine ilişkindir. İhtiyati hacze karar veren mahkeme alacağı bir ilama bağlı olmayan alacaklıdan teminat alınmasına da karar vermek durumundadır. Esasen, teminatın cinsi ve miktarı da ihtiyatı haciz kararında gösterilmesi zorunlu unsurlardandır. Borçlu, mahkemece gösterilmesine karar verilen teminatın cinsine veya yeterliliğine itiraz edebilir. Alacaklı, istenilen teminatı mahkeme veznesine yatırmadıkça ihtiyati haciz kararı kendisine verilmez ve alacaklı bu kararın icrasını isteyemez. Bu nedenle, alacaklının talep dilekçesinde teminat göstermesine gerek yoktur. O halde, teminatın cinsinin ve oranın ancak ihtiyati haciz kararı ile belirleneceği dikkate alınmadan istemin reddi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Ünye Asliye 2.Hukuk Mahkemesi’nce verilen 28.07.2006 tarih ve 2006/39 D.İş sayılı kararın Yargıtay’ca incelenmesi ihtiyati haciz isteyen vekili tarafından istenilmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Berkant Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, müvekkilinin hamili bulunduğu çekin süresinde ibraz edildiğini, ödeme yasağı kaşesinin vurulduğunu, borçluların mal kaçırmak üzere olduğunun öğrenildiğini, ihtiyati haciz isteme koşullarının bulunduğunu ileri sürerek, borçluların taşınır veya taşınmaz malları üzerine ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Mahkemece, alacaklının takdir edilen %15 tutarındaki teminatı yatırmadığı gerekçesiyle, ihtiyati haciz isteminin reddine karar verilmiştir.

Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.

İstem, çeke dayalı olarak ihtiyati haciz kararı verilmesine ilişkindir. İİK.nun 257 ve devamı maddelerinde hangi koşullarda ihtiyati haciz kararı verileceği hükme bağlanmıştır. Aynı Yasa’nın 259 ve 260/5 inci maddelerinde ihtiyati hacze karar veren mahkeme alacağı bir ilama bağlı olmayan alacaklıdan teminat alınmasına da karar vermek durumundadır. Esasen, teminatın cinsi ve miktarı da ihtiyatı haciz kararında gösterilmesi zorunlu unsurlardandır. Teminat, kararın icrası nedeniyle borçlunun veya üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacağı zararları karşılayacak oranda belirlenmelidir. Teminatın cinsi de HUMK.nun 96 ncı maddesine göre tayin edilir. Borçlu, mahkemece gösterilmesine karar verilen teminatın cinsine veya yeterliliğine itiraz edebilir. İİK.nun 261 inci maddesinde açıklandığı üzere alacaklı, istenilen teminatı mahkeme veznesine yatırmadıkça ihtiyati haciz kararı kendisine verilmez ve alacaklı bu kararın icrasını isteyemez. Bu nedenle, alacaklının talep dilekçesinde teminat göstermesine gerek yoktur. O halde, teminatın cinsinin ve oranın ancak ihtiyati haciz kararı ile belirleneceği dikkate alınmadan yazılı gerekçeyle istemin reddi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı-ihtiyati haciz isteyen vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın mümeyyiz davacı yararına BOZULMASINA, ödediği temyiz peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 16.10.2006 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 260 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2009/107

K. 2009/1909

T. 20.2.2009

• BORÇLULARIN YOKLUĞUNDA VERİLEN İHTİYATİ HACZE İTİRAZ ( Mahkemenin Borçluların İtirazlarının İİK’nun 265. Maddesinde Sayılan Sebeplerden Olmadığına Yönelik Gerekçesi de Yerinde Bulunmadığından Davalı-Borçluların İtirazlarının Reddine Karar Verilemeyeceği )

• İTİRAZ SEBEPLERİ ( Borçluların Yokluğunda Verilen İhtiyati Hacze – Mahkemenin Borçluların İtirazlarının İİK’nun 265. Maddesinde Sayılan Sebeplerden Olmadığına Yönelik Gerekçesi de Yerinde Bulunmadığından Mahkemece Davalı-Borçluların İtirazlarının Reddine Karar Verilemeyeceği )

• İHTİYATİ HACZE İTİRAZ ( Borçluların Yokluğunda Verilen İhtiyati Hacze İtiraz – Mahkemenin Borçluların İtirazlarının İİK’nun 265. Maddesinde Sayılan Sebeplerden Olmadığına Yönelik Gerekçesi de Yerinde Bulunmadığından Mahkemece Davalı-Borçluların İtirazlarının Reddine Karar Verilemeyeceği )

2004/m.257, 258, 260, 265

5411/m.13,134

ÖZET : Dava, borçluların yokluğunda verilen ihtiyati hacze itiraz davasıdır. Tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak sorumlu kılma teorisinin kendileri açısından gerçekleşmediğini beyanla itirazda bulunmalarına ve davalı borçluların bu itirazları İİK’nun 265. maddesinde gösterilen ihtiyati haczin dayandığı sebeplere ilişkin olmakla mahkemenin, borçluların itirazlarının İİK’nun 265. maddesinde sayılan sebeplerden olmadığına yönelik gerekçesi de yerinde bulunmadığından mahkemece, bütün bu hususlar değerlendirilmeden davalı-borçluların itirazlarının reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Mersin 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 24.10.2008 tarih ve 2007/146 D. iş sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalılardan A. S. Dış Tic.Ltd.Şti., Sabih Y., Bünyamin Y., M. N..Paz.Ltd.Şti., Tuncay ve Vedat Y. vekilleri tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Mutlupınar Şengel tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Alacaklı vekili, müvekkili banka tarafından dava dışı M. N. Ltd. Şti.ne 17.12.1996 genel kredi sözleşmesi’ne istinaden kredi kullandırıldığını, Ahmet S. ve Nedir D.’in de iş bu kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatı ile imzaladıklarını, borçlu şirket ve kefillerin anılan kredi sözleşmesinden doğan borçlarını ödemediklerini, müvekkili bankanın alacaklarının tahsilinde Fon ve Hazine alacaklarına ilişkin bankalar kanunu hükümlerinin uygulandığını, davalıların kredi borçlusu firma ve kefilleri ile fiili organik bağ içerisinde olduklarının tespit edildiğini ileri sürerek, 5411 sayılı Bankalar Kanunu’nun 134. maddesi uyarınca davalıların adlarına kayıtlı menku gayri menkul malları ile üçüncü şahıslardaki hak ve alacakları üzerine ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Mahkemece verilen ihtiyati haciz kararına karşı bir kısım davalılar vekilleri yaptıkları itirazlarında, davacının davasına dayanak yaptığı tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak sorumlu kılma teorisinin şartlarının müvekkilleri açısından gerçekleşmediğini, olayda 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun uygulanma olanağının olmadığını, müvekkillerinin davacıya kredi borcu olan şirket ve kefilleriyle herhangi bir ticari bağlarının bulunmadığını, ihtiyati haciz kararı verilmesi için gerekli şartların oluşmadığını ileri sürerek, müvekkilleri aleyhine konulan ihtiyati haciz kararının kaldırılmasını istemiştir.

Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucu ihtiyati hacze itiraz sebeplerinin İİK.nun 265. maddesinde tahdidi olarak sayıldığı,davalıların itirazlarının tahdidi olarak sayılan bu sebeplerin hiçbirine dayanmadığı gerekçesiyle ihdiyadi hacze vaki itirazın reddine karar verilmiştir.

Kararı, davalılardan A. S. Dış Tic.Ltd.Şti., SabihY., Bünyamin Y., M. N..Paz.Ltd.Şti., Tuncay ve Vedat Y. vekilleri temyiz etmiştir;

Dava, borçluların yokluğunda verilen ihtiyati hacze itiraz davası olup, alacaklı Banka ihtiyati haciz istemini Bankacılık Kanunu’nun geçici 13 ncü maddesinin yollaması ile 134 ncü maddesine, perdeyi kaldırma teorisine ve dolayısıyla hile ve muvazaaya dayandırmıştır. Dosya kapsamından aleyhine ihtiyati haciz istenilen şahıs ve şirketlerin alacaklı Banka ile dava dışı kredi borçlusu M. N. Tic.Ltd.Şti. arasında düzenlenen 17.12.1996 tarihli Genel Kredi Sözleşmesinin tarafı olmadıkları gibi kefil veya garantör sıfatlarında da bulunmadığı anlaşılmaktadır.

İİK’nun 258/1-2 nci cümlesi gereği alacaklı, alacağı ve icabında haciz sebepleri ( md.257 ) hakkında mahkemeye kanaat getirecek deliller göstermeye mecburdur. Aynı Yasa’nın 260 ncı maddesine göre de ihtiyati haczin ne gibi belgelere istinaden ve ne sebeple konulduğunun ihtiyati haciz kararında gösterilmesi gerekir.

Somut olaya gelince, mahkemece tensiple birlikte alacaklının istemi kabul edilerek İİK’nun 257 vd. maddeleri gereğince davalı-borçluların taşınır, taşınmaz, hak ve alacaklarına ihtiyati haciz konulmasına karar verilmiş ise de alacaklı Banka’nın dahi kredi sözleşmesinin tarafı olmadığını kabul ettiği davalı-borçlular yönünden esas davadaki gibi tam bir ispat aranmasa da hangi delillere dayanılarak ne sebeple ihtiyati haciz verildiğine dair kararda hiçbir gerekçe ve açıklık bulunmadığı gibi davalı borçluların itirazlarının reddine dair verilen kararda da, alacağın varlığına mahkemece kanaat getirilmesinin yeterli olduğu belirtilmekle birlikte davalı-borçlular yönünden İİK’nun 258 nci maddesinde gösterildiği üzere borcun varlığına kanat getirmeye yeterli delillerin neler olduğu, hangi delilere dayalı olarak bu borçtan davalıların sorumlu bulunduğuna kanaat getirildiği de gösterilmemiştir. Ayrıca davalı borçlular ihtiyati haciz kararına, 5411 sayılı Bankacılık Kanunu’nun geçici 13 ncü maddenin atfı ile 134 ncü maddesinin uygulanma olanağı bulunmadığı, tüzel kişilik perdesinin kaldırılarak sorumlu kılma teorisinin kendileri açısından gerçekleşmediğini beyanla itirazda bulunmalarına ve davalı borçluların bu itirazları İİK’nun 265. maddesinde gösterilen ihtiyati haczin dayandığı sebeplere ilişkin olmakla mahkemenin, borçluların itirazlarının İİK’nun 265. maddesinde sayılan sebeplerden olmadığına yönelik gerekçesi de yerinde bulunmadığından mahkemece, bütün bu hususlar değerlendirilmeden davalı-borçluların itirazlarının reddine karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle itiraz eden borçlular vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın temyiz edenler yararına BOZULMASINA, ödedikleri teimyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz edenlere iadesine, 20.02.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx