5271 SAYILI CMK MADDE 170 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2012/4997

K. 2012/8779

T. 11.4.2012

• TAKİPSİZLİK KARARINA İTİRAZ (İtiraz Merciinin Esas Hakkında Karar Verebilmek İçin Soruşturmanın Genişletilmesini İstemesi Hukuken Gerektiği – Soruşturma Evresinin Tamamlanmadığı Net Bir Biçimde Tespit Edilmekteyse Soruşturma Evresi C. Savcısınca Tamamlanması Gerektiği )

• SORUŞTURMANIN GENİŞLETİLMESİ (Takipsizlik Kararına İtiraz – İtiraz Merciinin Esas Hakkında Karar Verebilmek İçin Soruşturmanın Genişletilmesini İstemesi Hukuken Gerektiği )

• SULH CEZA HAKİMİNİN SORUŞTURMA YAPMASI (Soruşturma Safhasının Asıl Yetkilisi Olan C. Savcısı Varken İstisnai Yetkili Olan Sulh Ceza Hakiminin Soruşturmayı Yapması Sonucuna Ulaşılır ki Bu CYY’nin Getirdiği Sisteme ve Yasanın Amacına Aykırı Olduğu )

• SORUŞTURMA EKSİKLİĞİNİN GİDERİLMESİ (Soruşturma Safhasının Asıl Yetkilisi Olan C. Savcısı Varken İstisnai Yetkili Olan Sulh Ceza Hakiminin Soruşturmayı Yapması Sonucuna Ulaşılır ki Bu CYY’nin Getirdiği Sisteme ve Yasanın Amacına Aykırı Olduğu )

5271/m.160/1-2, 170/2, 173/3

ÖZET : Cumhuriyet Savcısı tarafından ceza yargılamasının temel hedefi olan maddi gerçeğe ulaşma amacına yönelik olarak gerekli kanıtların toplanmadığı hatta buna teşebbüs bile edilmediği çok açık olarak anlaşılmakta, başka bir anlatımla soruşturma evresinin tamamlanmadığı net bir biçimde tespit edilmekteyse, soruşturma evresi Cumhuriyet Savcısınca tamamlanmalıdır. Aksinin kabulü halinde, soruşturma safhasının asıl yetkilisi olan Cumhuriyet Savcısı varken istisnai yetkili olan sulh ceza hakiminin soruşturmayı yapması sonucuna ulaşılır ki bu CYY’nin getirdiği sisteme ve yasanın amacına aykırıdır.

DAVA : Görevi kötüye kullanma suçundan şüpheli Sema hakkındaki soruşturma evresi sonucunda Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 31.01.2012 tarihli ve 2009/4989 soruşturma, 2011/1021 sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itiraz üzerine, bir kısım eksikliklerin ikmal edilerek evrakın itirazen incelenmek üzere yeniden gönderilmesi için Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine dair, mercii İnebolu Ağır Ceza Mahkemesi’nin 06.07.2011 tarihli ve 2011/316 değişik iş sayılı kararının Adalet Bakanlığı’nca 30.11.2011 gün ve 61059 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının gün ve 404795 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:

İstem yazısında “İnebolu Ağır Ceza Mahkemesi’nce bir kısım eksik hususların tamamlanması için evrak Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 173/3. maddesinde yer alan, “mahkeme, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hakimini görevlendirebilir” şeklindeki düzenleme karşısında, soruşturma eksikliklerinin Cumhuriyet Başsavcılığınca tamamlanmasına yönelik olarak yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

Gereği görüşüldü:

KARAR : 5271 sayılı Ceza Yargılama Yasası’nın 160. maddesinin 1. fıkrasında “Cumhuriyet Savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.” 2. fıkrasında, “Cumhuriyet Savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” 170. maddesinin 2. fıkrasında, “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler.” 173. maddesinin 3. fıkrasında ise “Başkan, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hakimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder;” hükümleri yer almaktadır.

İncelenen dosyada; müşteki Ferhat 05.11.2009 tarihli şikayet dilekçesinde şüpheli Sema’nın suç tarihinde icapçı uzman hekim olmasına karşın görevi başında bulunmadığını dolayısıyla babasına gerekli müdahaleyi zamanında yapmayarak ölümüne neden olduğunu ileri sürmüştür. Şüpheli hekim hakkında Kastamonu Valiliği tarafından verilen 19.01.2010 tarihli soruşturma izni verilmemesi kararının Zonguldak Bölge İdare Mahkemesi’nin 24.03.2010 tarihli kararıyla bozulması üzerine yürütülen soruşturma sırasında Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Dairesi’nden alınan raporda hastaya yapılan acil müdahale ve uygulanan tedavi ile sevk işleminin tıp kurallarına uygun olduğu belirtilmiştir. Ancak şüpheli icapçı hekimin haberdar edildiği halde hastaneye gelip hastayı muayene etmeden yapılması gerekenleri telefonla bildirmesinin, görevinin gereklerine aykırı bir davranış sayılıp sayılmayacağı, Ç… Devlet Hastanesi’ne sevk işleminde bir gecikme olup olmadığı ve bir gecikme varsa bunun icapçı hekimin haberdar edildiği halde hastaneye gelmeme biçimindeki ihmali davranışından kaynaklanıp kaynaklanmadığı konusunda kesin, net ve açık bir kanaate varmayı kolaylaştıran bir araştırma ve inceleme yapılmadığı görülmektedir. Hastanın Dr. M… İ… K… Devlet Hastanesi’ne getirildiği ve icapçı hekimin haberdar edildiği saat yönünden şüpheli ve tanık beyanları arasında çelişki olduğu anlaşılmaktadır. İcapçı hekimin görevinin ne olduğu ve nasıl yerine getirilmesi gerektiğine ilişkin mesleki kurallar da irdelenmemiştir. Bu durumda üç hastane arasındaki sevk zincirinde bir gecikme olup olmadığı, gecikme varsa hangi nedenden kaynaklandığının, hastanın hastanelere giriş çıkış saatlerini gösteren belgeler getirtilip beyanlar arasındaki çelişkiler de giderilerek kesin biçimde saptanması, icapçı hekimin görevleri ve yerine getirilmesine ilişkin mesleki kuralların ilgili mercilerden istenip dosya içerisine konulması gerekmektedir. Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın belirtilen konularda ayrıntılı ve konuyu açıklığa kavuşturucu bir soruşturma yürütmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle itiraz merciinin esas hakkında karar verebilmek için soruşturmanın genişletilmesini istemesi hukuken gereklidir. Ancak bu durumda soruşturmanın hangi merci tarafından yapılması gerektiği sorunu ortaya çıkmaktadır. YCGK’nın, 04.12.2007 tarih ve 2007/247-257 sayılı kararında özetle “Cumhuriyet Savcısı tarafından ceza yargılamasının temel hedefi olan maddi gerçeğe ulaşma amacına yönelik olarak gerekli kanıtların toplanmadığı hatta buna teşebbüs bile edilmediği çok açık olarak anlaşılmakta, başka bir anlatımla soruşturma evresinin tamamlanmadığı net bir biçimde tespit edilmekteyse, soruşturma evresi Cumhuriyet Savcısınca tamamlanmalıdır. Aksinin kabulü halinde, soruşturma safhasının asıl yetkilisi olan Cumhuriyet Savcısı varken istisnai yetkili olan sulh ceza hakiminin soruşturmayı yapması sonucuna ulaşılır ki bu CYY’nin getirdiği sisteme ve yasanın amacına aykırıdır.” denilerek soruşturma eksikliğinin nasıl giderilmesi gerektiği gösterilmiştir. Anılan içtihat karşısında itiraz merciinin, dosyayı soruşturmayı tamamlaması için Kastamonu Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesi hukuka uygundur.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle yerinde görülmeyen Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına bozma isteğinin REDDİNE, 11.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

Reklamlar

5271 SAYILI CMK MADDE 170 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2010/21275

K. 2012/13997

T. 11.6.2012

• İDDİANAME KAPSAMI (Sanığın Sorgusundan Önce İddianame Okunduğunda Üzerine Atılı Suçun Ne Olduğunu Anlaması ve Buna Göre Savunmasını Yapabilmesi Gerektiği – İftira Suçu )

• ADİL YARGILANMA HAKKI (İftira Suçu – Suç Yükleme Niteliğine Sahip Olmayan Belge Hukuken İddianame Sayılamayacağından Usulüne Uygun Açılmamış Bir Davada Hüküm Kurulmasının Adil Yargılanma İlkesine Aykırılık Teşkil Edeceği )

• İFTİRA (Açıklamalarla Desteklenip Bir Kısmı Fiili Olgulara Dayanan Şikayete Konu İddiaların İspat Edilememiş Olmasının Tek Başına İftira Suçunun Oluşumu İçin Yeterli Sayılamayacağı )

• ŞİKAYET HAKKI (Açıklamalarla Desteklenip Bir Kısmı Fiili Olgulara Dayanan Şikayete Konu İddiaların İspat Edilememiş Olmasının Tek Başına İftira Suçunun Oluşumu İçin Yeterli Sayılamayacağı – İftira Suçu )

5271/m.170/3-6,225,231/5-6

ÖZET : İddianamenin ayrıntılı olması, sanığa yüklenen fiilin nelerden ibaret olduğunun hiçbir duraksamaya meydan vermeyecek şekilde açıklanması zorunludur. Sanık sorgusundan önce iddianame okunduğunda üzerine atılı suçun ne olduğunu anlamalı ve buna göre savunmasını yapabilmeli, kanıtlarını sunmalıdır. Yüklenen suç belirsiz olmamalı, açık ve net olarak belirlenmeli, savunma hakkı kısıtlanmamalıdır. Suç yükleme niteliğine sahip olmayan belge hukuken iddianame sayılamayacağından, usulüne uygun açılmamış bir davada hüküm kurulmasının AİHS’nin adil yargılanmayı düzenleyen 6. maddesine aykırılık teşkil edeceği gözetilmelidir. Açıklamalarla desteklenip bir kısmı fiili olgulara dayanan şikayete konu iddiaların ispat edilememiş olmasının tek başına iftira suçunun oluşumu için yeterli sayılamayacağı gözetilip Anayasal bir hak olan şikayet hakkının kullanılıp kullanılmadığı tartışılmalıdır.

DAVA : Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1 )CMK’nın 170/3-6 maddesi uyarınca iddianamede “Yüklenen suç ve uygulanması gereken kanun maddeler, mevcut delillerle ilişkilendirilerek yüklenen suçu oluşturan olaylar” gösterilecek, aynı Yasa’nın 225. maddesine göre de hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilecektir.

Yasal düzenlemelerde açıkça belirtildiği gibi, hükmün konusu iddianamede gösterilen eylemdir. İddianamede açıklanan fiilin dışına çıkılarak dava konusu yapılmayan bir eylem nedeniyle yargılama yapılması ve açılmayan davadan hüküm kurulması yasaya aykırıdır. Bu nedenle iddianamenin ayrıntılı olması, sanığa yüklenen fiilin nelerden ibaret olduğunun hiçbir duraksamaya meydan vermeyecek şekilde açıklanması zorunludur. Sanık sorgusundan önce iddianame okunduğunda üzerine atılı suçun ne olduğunu anlamalı ve buna göre savunmasını yapabilmeli, kanıtlarını sunmalıdır. Yüklenen suç belirsiz olmamalı, açık ve net olarak belirlenmeli, savunma hakkı kıskanmamalıdır.

Yargılamaya konu somut olayda; iddianamede, sanığın iftira suçunu oluşturan herhangi bir eyleminden bahsedilmeksizin sadece mağdur ve sanıkların ifadelerine yer verilerek, Milli Eğitim Müdürlüğü müfettişinin iddialarla ilgili işlem yapılmasına yer olmadığına dair raporundan bahsedilerek sevk maddelerine göre cezalandırma isteme şeklindeki iddianamenin suç yükleme niteliğinde sayılamayacağı, dolayısıyla anılan belgenin hukuken iddianame sayılamayacağı gözetilmeden usulüne uygun açılmamış bir davada hüküm kurularak AİHS’nin adil yargılanmayı düzenleyen 6. maddesine aykırı davranılması,

2 )Kabule göre de;

a )İftira suçunun oluşabilmesi için; yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesi gerekir. Yargılamaya konu somut olayda; sanığın, Milli Eğitim Müdürlüğü’ne verdiği dilekçede, eski nişanlısı olan katılan hakkında, katılanın kendisine anlattığını ileri sürdüğü açıklamalarla desteklediği bir kısmı fiili olgulara dayanan açıklamalara yer vermesi karşısında; şikayetine konu iddialarının ispat edilememiş olmasının tek başına suçun oluşumu için yeterli sayılamayacağı gözetilip Anayasal bir hak olan şikayet hakkını kullanıp kullanmadığı tartışılıp değerlendirilmeden ve iftira özel kastı ile hareket ettiğine ilişkin kanıtlar gösterilmeden, eksik kovuşturma ve yetersiz gerekçe ile hükümlülük kararı verilmesi,

b )5271 sayılı CMK’nın 5728 sayılı Yasa ile değişik 231/5. maddesi uyarınca, mahkemece hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için; sanığın, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkumiyetinin bulunmaması, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları gözönünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi ve nihayet sanığın kabulü gerekmektedir. Önceki hükümlülük kararının yargılamaya konu suçtan sonra kesinleşmiş veya silinme koşullarının gerçekleşmiş olması, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının uygulanmasına engel oluşturmamaktadır. Maddenin 6/c fıkrasında belirtilen zarar kavramı ise, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.02.2009 tarih ve 11-250/13 sayılı kararında da kabul edildiği gibi belirlenebilir, ölçülebilir, somut maddi zarar olup manevi nitelikteki zararı kapsamamaktadır.

İncelenen dosyada, sanığa yükletilen iftira suçunun mağdurunun, ne şekilde maddi nitelikte bir zararının olduğu açıklanarak sanığın hukuksal durumunun, belirtilen yasal ölçütlere göre değerlendirilmesi yerine “mağdurun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle giderilmediği” şeklindeki yasal olmayan gerekçeyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı ve sanık Ş.Aylin müdafiinin temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 11.06.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

5271 SAYILI CMK MADDE 170 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2009/16-139

K. 2009/283

T. 8.12.2009

• TİCARETİ TERK ( Suçuna İlişkin Davanın Dilekçe İle Açılması Gerekirken İddianame İle Açıldığı/Hata Müştekiden Kaynaklanmadığından Aleyhine Sonuç Doğuramayacağı – Geçerli Mazereti Olmadığı Halde Duruşmaya Katılmayan Şikayetçi Vekilinin Şikayet Hakkının Düşeceği )

• ŞİKAYET DİLEKÇESİYLE AÇILMASI GEREKEN DAVANIN İDDİANAME İLE AÇILMASI ( Ticareti Terk – Hata Müştekiden Kaynaklanmadığından Aleyhine Sonuç Doğuramayacağı )

• ŞİKAYET HAKKI ( Ticareti Terk – Geçerli Mazereti Olmadığı Halde Duruşmaya Katılmayan Şikayetçi Vekilinin Şikayet Hakkının Düşeceğinin Dikkate Alınacağı )

• MAZERETSİZ OLARAK DURUŞMAYA KATILMAMAK ( Ticareti Terk – Geçerli Mazereti Olmadığı Halde Duruşmaya Katılmayan Şikayetçi Vekilinin Şikayet Hakkının Düşeceğinin Dikkate Alınacağı )

2004/m.337/a, 349/6

5271/m.170

ÖZET : Uyuşmazlık; limited şirket müdürü ve temsile yetkili ortağı olan sanığa atılı eylemin, ticareti terk suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, müşteki ve vekilinin son duruşmaya mazeretsiz olarak katılmamış olmaları nedeniyle “şikayet hakkının düşmesine” karar verilip verilemeyeceği hususunun ön sorun olarak görüşülmesi gerekmiştir. Şikayet dilekçesiyle açılması gereken davanın, iddianame ile açılmış bulunmasında isabet görülmemiş ise de, somut olayda müştekiden kaynaklanmadığı için müşteki aleyhine sonuç doğurmayacağı kabul edilen bu hata, davayı kamu davasına dönüştürmeyecektir. Geçerli bir mazereti bulunmayan müşteki vekilinin oturuma katılmamış olması nedeniyle “müştekinin şikayet hakkının düşmesi” yerine, önceki hükümde direnilmek suretiyle beraat hükmü verilmesinde isabet bulunmamaktadır.

DAVA : Sanık hakkında, müşteki vekilince 2004 sayılı İcra İflas Yasasının 337/a maddesinde düzenlenen ticareti terk suçunun oluştuğundan bahisle açılan dava üzerine, Üsküdar 1. İcra Ceza Mahkemesince 06.10.2006 gün ve 2836-1496 sayı ile; “sanığa atılı suçun gereğinin Cumhuriyet savcılığınca takdir ve ifasının temini için mahkemenin görevsizliğine, dosyanın merci tayini için ağır ceza mahkemesine tevdiine”, Üsküdar 3. Ağır Ceza Mahkemesince de 11.10.2006 gün ve 740 değişik sayılı karar ile “genel hükümlere göre soruşturma yapılması amacıyla dosyanın Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine” karar verilmekle, Üsküdar Cumhuriyet Başsavcılığınca ticareti terk suçundan açılmış bulunan kamu davasının yapılan yargılaması sonunda, sanığın unsurları oluşmayan suçtan beraatına ilişkin, Üsküdar 1. İcra Ceza Mahkemesince 15.03.2007 gün ve 434-498 sayı ile verilen hüküm, müşteki vekili tarafından temyiz edilmekle, Yargıtay 16. Hukuk Dairesince 12.02.2008 gün ve 5215-489 sayı ile;

“… Sanığa isnat edilen suçun oluşabilmesi için şirketin fiili olarak ticareti terk etmesi ve bu durumu İİK.nun 44. maddesinde belirtilen resmi kurumlara 15 gün içinde bildirmemesi gerekmektedir. Fiili durumun araştırılarak şirketin ticareti gerçekten terk edip etmediği yönünde zabıta araştırması yapılarak ve Vergi Dairesi Müdürlüğünden ticareti terk edip etmediği yönünde alınacak cevabi yazıya göre sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerekirken, eksik inceleme ve farklı gerekçe ile sanığın beraatine karar verilmesi…”,

İsabetsizliğinden bozulmuş ise de, Üsküdar 1. İcra Ceza Mahkemesince 11.09.2008 gün ve 821-1372 sayı ile önceki beraat hükmünde direnilmiştir.

Bu hükmün de müşteki vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya Yargıtay C.Başsavcılığının 31.03.2009 gün ve 273428 sayılı “bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık; limited şirket müdürü ve temsile yetkili ortağı olan sanığa atılı eylemin, 2004 sayılı İcra İflas Yasasının 337/a maddesinde düzenlenen ticareti terk suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, müşteki ve vekilinin son duruşmaya mazeretsiz olarak katılmamış olmaları nedeniyle İcra İflas Yasasının 349/6. maddesi uyarınca “şikayet hakkının düşmesine” karar verilip verilemeyeceği hususunun Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak görüşülmesi gerekmiştir.

İncelenen dosya içeriğinden; 11.09.2008 tarihinde mahkemeye bir dilekçe veren müşteki vekilinin “aynı gün ve aynı saatlerde başka adliyelerde duruşmalarının bulunması” mazeretine dayalı olarak duruşmaya gelemeyeceğini belirterek, bu nedenle duruşmanın başka bir güne ertelenmesini talep ettiği, buna karşılık, mahkemece “belgelendirilmeyen” mazeretin reddine karar verilmek suretiyle hükmün aynı gün müşteki ve vekilinin yokluğunda tefhim edildiği anlaşılmaktadır.

2004 sayılı İcra İflas Yasasının muhakeme usulünü düzenleyen 349. maddesi;

“Şikayet dilekçe ile veya şifahi beyanla yapılır. Dilekçeyi veya dava beyanını alan icra mahkemesi duruşma için hemen bir gün tayin edip şikayetçinin imzasını alır ve maznuna celpname gönderir. Şahit gösterilmişse o da celbolunur.

İki taraf tayin olunan gün ve saatte icra mahkemesinin huzuruna gelmeğe veya vekil göndermeğe mecburdurlar.

İcabında merci, tarafların bizzat hazır bulunmasını emredebilir.

Maznun başka yerde ikamet ediyorsa istinabe yoliyle sorguya çekilir.

Maznun, şikayeti alan veya istinabe edilen icra mahkemesinin huzuruna gelmez veya müdafi göndermezse yahut bizzat bulunmasına lüzum görülürse zabıta marifetiyle getirilir. Bu suretle de bulundurulamazsa muhakeme gıyabında görülür.

Şikayetçi muayyen zamanda gelmez ve vekil de göndermezse şikayet hakkı düşer.

Gelmeyen şahitlere yapılacak muamele ile borçlunun gıyabında verilen karara karşı eski hale getirme talebi hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda yazılı hükümler tatbik olunur.” biçimindedir.

Ayrıntısı Ceza Genel Kurulu’nun 13.02.2007 gün ve 16-28 sayılı kararında da vurgulandığı üzere;

5237 sayılı TCY’nda, cürüm-kabahat ayrımı ve buna bağlı olarak da yaptırım sisteminde yer alan ağır-hafif hapis ayrımına son verilmesi üzerine, yasada kabahat olarak öngörülen bir kısım eylemler 5326 sayılı Kabahatler Yasası ile idari yaptırımı gerektiren eylemler olarak düzenlenmiş, bir kısım eylemler ise suç haline getirilmiştir. Bu sistem ve yaptırım değişikliğinin zorunlu sonucu olarak, özel Yasalardaki yaptırım sisteminin de 5237 sayılı Yasaya uyarlanması amacıyla 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe konulan 5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın 7. maddesi ile yasalarda, yaptırımı hafif hapis ve hafif para cezası olarak öngörülen eylemler ve buna bağlı olarak, İcra ve İflas Yasası’nda, yaptırımı hafif hapis olarak öngörülen eylemler idari para cezası gerektiren kabahatlere dönüştürülmüştür.

Ancak bu genel uyarlama hükmünün yetersiz olduğunu gören yasakoyucu, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5358 sayılı Yasa ile İcra ve İflas Yasasının 16. bab kapsamındaki fiilleri ikili bir ayrıma tabi tutarak, bir kısım eylemleri suç olarak, diğer bir kısım eylemleri ise kabahat olarak düzenlemiştir. Bu kapsamda 337, 338/2, 339, 340, 341, 343 ve 344. maddelerdeki eylemler kabahat olarak düzenlenip, disiplin hapsi veya tazyik hapsi şeklinde yaptırımlara bağlanmıştır. 331, 332, 333, 333/a, 334, 335, 336, 337/a, 338/1, 342, 345/a, 345/b, maddelerindeki eylemler ise suç kapsamında sayılmış ve yaptırım olarak hapis cezası veya adli para cezası getirilmiştir. Bir kısım suçların resen takibi öngörülmüş, diğer bir kısım suçların takibi şikayet koşuluna bağlanmıştır. Bu husus suç tanımının yer aldığı maddelerde, “Bu suçlar alacaklının şikayeti üzerine takip olunur”, “alacaklının şikayeti üzerine”, “ilgilinin şikayeti üzerine”, “zarar gören alacaklının şikayeti üzerine” ibareleriyle açıkça belirtilmiştir.

Bununla birlikte, İcra İflas Yasası’ndaki suçlara ilişkin muhakeme usulünü düzenleyen 349. maddede herhangi bir değişiklik yapılmadığından, Yasada öngörülen şikayete bağlı suçlar açısından kendine özgü muhakeme usulü yeni dönemde de uygulanmak zorundadır.

Bu açıklamalar ışığında varılan sonuçları şu şekilde belirtmek mümkündür;

1- İcra İflas Yasasında yer alan şikayete tabii suçlar dolayısıyla yapılan şikayet bu Yasanın 347. maddede belirtilen süreler içinde, aynı Yasanın 348. maddesinde gösterilen yetkili icra mahkemesine, 349. maddedeki yönteme göre yapılmalıdır.

2- Bu suçlarla ilgili olarak, 5271 sayılı CYY’nda değil, 2004 sayılı İİY’nda yer alan muhakeme usulü uygulanmalıdır.

3- 349. maddede şikayetin doğrudan İcra Ceza Mahkemesine yapılması öngörüldüğünden, 5271 sayılı TCY’nın 170. maddesi uyarınca iddianame düzenlenmesine gerek bulunmamaktadır.

Buna göre somut olay açısından yapılan değerlendirmede;

İcra İflas Yasasının 337/a maddesinde düzenlenmiş bulunan ve kovuşturması şikayete tabi olan ticareti terk suçunda, şikayetin İcra İflas Yasasının 347. maddede belirtilen süreler içinde, 348. madde uyarınca yetkili olan icra ceza mahkemesine, 349. maddede gösterilen usule göre yapılması ve açılmış bulunan davada 2004 sayılı İİY’nın 349. maddesindeki yargılama yönteminin uygulanması gerektiğinde duraksama yaşanmamaktadır.

Diğer taraftan, İİY’nın 349. maddesi uyarınca şikayet dilekçesiyle açılması gereken davanın, 5271 sayılı CYY’nın 170. maddesi uyarınca iddianame ile açılmış bulunmasında isabet görülmemiş ise de, somut olayda müştekiden kaynaklanmadığı için müşteki aleyhine sonuç doğurmayacağı kabul edilen bu hata, davayı kamu davasına dönüştürmeyecektir.

Şu durumda olayımızda, İcra ve İflas Yasasının 349. maddesinin 2. fıkrasındaki, “iki taraf tayin olunan gün ve saatte icra mahkemesinin huzuruna gelmeğe veya vekil göndermeye mecburdurlar” hükmü ile 6. fıkrasındaki, “şikayetçi muayyen zamanda gelmez ve vekil de göndermezse şikayet hakkı düşer” biçimindeki düzenleme karşısında; yerel mahkemece, geçerli bir mazereti bulunmayan müşteki vekilinin 11.09.2008 tarihli oturuma katılmamış olması nedeniyle “müştekinin şikayet hakkının düşmesi” yerine, önceki hükümde direnilmek suretiyle beraat hükmü verilmesinde isabet bulunmamaktadır.

Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmeyip 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 322. maddesi gereğince de Ceza Genel Kurulunca karar verilmesi olanaklı bulunduğundan, müştekinin şikayet hakkının düşmesine karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Üsküdar 1. İcra Ceza Mahkemesinin 11.09.2008 gün ve 821-1372 sayılı direnme hükmünün BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye istinaden, 2004 sayılı İcra ve İflas Yasasının 349/6. maddesi uyarınca müştekinin ŞİKAYET HAKKININ DÜŞMESİNE,

2- Dosyanın Üsküdar 1. İcra Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 08.12.2009 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.

yarx

5271 SAYILI CMK MADDE 170 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2010/16-114

K. 2010/154

T. 22.6.2010

• DAVA DİLEKÇESİNİN BAŞLIK KISMI ( Şüpheli veya Şüphelilerin İsimleri ve Şikâyet Konusu Olaya İlişkin Bilgileri Taşıması Zorunlu Olmakla Birlikte Bu Dava Dilekçesinin İddianamenin Bütün Şekil Koşullarını İçermesi Zorunluluğu Bulunmadığı )

• ŞÜPHELİ İSİMLERİ ( İcra Ceza Mahkemesine Verilecek Olan Şikâyet Dilekçesinin Şüpheli veya Şüphelilerin İsimleri ve Şikâyet Konusu Olaya İlişkin Bilgileri Taşıması Zorunlu Olmakla Birlikte Bu Dava Dilekçesinin İddianamenin Bütün Şekil Koşullarını İçermesi Zorunluluğu Bulunmadığı )

• ŞÜPHELİLERİN KİMLİKLERİ ( Şikâyet Dilekçesinin Şüpheli veya Şüphelilerin İsimleri ve Şikâyet Konusu Olaya İlişkin Bilgileri Taşıması Zorunlu Olmakla Birlikte Bu Dava Dilekçesinin İddianamenin Bütün Şekil Koşullarını İçermesi Zorunluluğu Bulunmadığı )

• ŞİKAYET DİLEKÇESİ ( Dilekçenin Başlık Kısmına Şüphelilerin İsimlerinin Yazılmaması Bir Eksiklik İse de Dilekçenin İçeriğiyle Bu Eksiklik Giderildiği )

5271/m.170

2004/m.331,346,347

ÖZET : Uyuşmazlık; müşteki vekili tarafından mahkemeye verilen dava dilekçesinin başlık kısmında şüphelilerin isimlerinin belirtilmesinin zorunlu olup olmadığına ilişkindir. Dava açan belge olması nedeniyle müşteki tarafından icra ceza mahkemesine verilecek olan şikâyet dilekçesinin, şüpheli veya şüphelilerin isimleri ve şikâyet konusu olaya ilişkin bilgileri taşıması zorunlu olmakla birlikte, bu dava dilekçesinin 5271 sayılı CYY’nın 170. maddesinde belirtilen iddianamenin bütün şekil koşullarını içermesi zorunluluğu bulunmamaktadır.

Şikâyet dilekçesinden şüphelilerin kimlikleri hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde anlaşıldığından, dilekçede şüphelilerin isimlerinin bulunmadığını söylemek olanaklı değildir. Dilekçenin başlık kısmına şüphelilerin isimlerinin yazılmaması bir eksiklik ise de, dilekçenin içeriğiyle bu eksiklik giderilmiştir.

DAVA : Müşteki vekili 18.07.2008 tarihli dava dilekçesiyle, sanıkların alacaklısını zarara uğratmak kastıyla mevcudunu eksiltmek suçunu işledikleri iddiasında bulunması üzerine, “İİK’nun 345. maddesine göre hükmi şahsın temsilcisi hakkında dava açılması gerektiği, bu şahıslar hakkında davanın CMK’nun 170/3. maddesinde belirtildiği şekilde açık kimliğinin olması gerektiği, şirket yetkilisi şeklinde belirtmenin sanığı belirlemediği ve davanın usulüne uygun açılmadığı” gerekçesiyle davanın reddine ilişkin Ankara 11. İcra Ceza Mahkemesince verilen 21.10.2008 gün ve 1220-2000 sayılı hüküm, müşteki vekili tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Hukuk Dairesince 15.06.2009 gün ve 3489-4269 sayı ile;

“… Şikâyetçi vekilinin 18.07.2008 tarihli şikâyet dilekçesinin ilgili bölümünde ‘şüpheliler; T… F… F… G… San. Nak. ve Tic. Ltd. Şti’nin Temsil ve İlzama yetkili kişi veya kişiler’ yazmasına ve dilekçe içeriğinden ve yine dilekçesine eklediği Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinden ( 2 Şubat 2005 tarih ve 6231 sayılı ) şirket ortak ve yetkilisi olarak sanıklar E… B… ve L… B…olduğunu belirtmesi nedeniyle, dilekçede şirket yetkililerinin isminin belirtilmediği söylenemez. Hal böyle olunca, yargılamaya devamla sanıklar hakkında şikâyetin esası hakkında olumlu veya olumsuz karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi…” isabetsizliğinden bozulmuştur.

Yerel mahkeme ise, 15.12.2009 gün ve 135-319 sayı ile;

“… Ceza Hukuku mevzuatımızda bir kişi hakkında dava açılabilmesi için öncelikle maddi eylem olması, maddi eylemi işleyen kişinin failin belli olması, failin atılı suçları işlediğine dair delil veya kuvvetli emarenin olması ve fail olan kişinin şüpheli sıfatıyla ifadesinin alınması, hakkında dava açılarak iddianamenin kabulünden itibaren sanık sıfatını alması gerekmektedir.

Şirket yetkilisi diyerek sanık hakkında dava açılması, suça sonradan sanık yaratılmasını gerektirir, Hukuk Sistemimizde suçtan sanığa erişmek ve hakkında dava açılıp sanık sıfatını aldıktan sonra yargılamanın yapılması gerekmektedir. Bunun iddianamede icra suçlarında, dava dilekçesinde sanığın açık kimliğinin belirtilmesiyle olur ve bu maddi eylemden dolayı sadece bu kişiler hakkında yargılamaya devam edilir. Böyle bir belirleme olmadığında usulüne uygun dava açılmış sayılamayacağı, İİK’nun 345. madde gereği davanın reddi gerekeceği, haklarında usulüne uygun açılmış bir dava bulunmayan şirket yetkililerinin hakkındaki davanın reddi gerekeceği…” gerekçesiyle ilk hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de müşteki vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C. Başsavcılığının “bozma” istemli 07.05.2010 gün ve 17645 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan uyuşmazlık; müşteki vekili tarafından mahkemeye verilen dava dilekçesinin başlık kısmında şüphelilerin isimlerinin belirtilmesinin zorunlu olup olmadığına ilişkindir.

İncelenen dosya içeriğinden:

Müşteki vekili tarafından verilen 18.07.2008 tarihli dava dilekçesinin başlık kısmında şüpheli olarak herhangi bir isim belirtilmeden “T… F… F… Gıda San. Nak ve Tic. Ltd. Şti.ni temsil ve ilzama yetkili kişi veya kişiler- Organize Sanayi Bölgesi Arsin- Trabzon” ibaresinin yazıldığı, dilekçenin içeriğinde davaya konu alacağa ilişkin belgelerin altına E… B… ve L… B…’ın imzalarının bulunduğu hususunun ayrıntılı olarak açıklandığı, ayrıca bu kişilerin şirkete %50 oranında ortak oldukları, 15 yıl süreyle tek başlarına ve birlikte şirketi temsile yetkili müdür oldukları dilekçe ekinde sunulan 02.02.2005 günlü Ticaret Sicil Gazetesinden anlaşılmaktadır.

2004 sayılı İcra ve İflas Yasası, bu yasa kapsamında çıkan hukuksal sorunların en kısa ve basit bir şekilde çözümlenmesi yöntemini benimsemiş ve buna bağlı olarak da, yasada düzenlenen suçlara ilişkin 346 ila 354. maddeleri arasında farklı bir yargılama usulü öngörmüştür.

Yasakoyucu 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasası ile 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5358 ve 06.03.2007 tarihinde yürürlüğe giren 5582 sayılı Yasalarla İİY’nın çeşitli maddelerinde değişiklik yapmasına karşın bu özel yargılama usulünü bazı küçük değişiklikler dışında aynen korumuştur.

5237 sayılı TCY’nda, cürüm-kabahat ayrımı ve buna bağlı olarak da yaptırım sisteminde yer alan ağır-hafif hapis ayrımına son verilmesi üzerine, yasada kabahat olarak öngörülen bir kısım eylemler 5326 sayılı Kabahatler Yasası ile idari yaptırımı gerektiren eylemler olarak düzenlenmiş, bir kısım eylemler ise suç haline getirilmiştir. Bu sistem ve yaptırım değişikliğinin zorunlu sonucu olarak, özel yasalardaki yaptırım sisteminin de 5237 sayılı Yasaya uyarlanması amacıyla 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe konulan 5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Yasanın 7. maddesi ile yasalarda, yaptırımı hafif hapis ve hafif para cezası olarak öngörülen eylemler ve buna bağlı olarak, İcra ve İflas Yasası’nda, yaptırımı hafif hapis olarak öngörülen eylemler idari para cezası gerektiren kabahatlere dönüştürülmüştür.

Ancak, bu genel uyarlama hükmünün yetersiz olduğunu gören yasa koyucu, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5358 sayılı Yasa ile İcra ve İflas Yasası’nın 16. bab kapsamındaki fiilleri ikili bir ayrıma tabi tutarak, bir kısım eylemleri suç olarak, diğer bir kısım eylemleri ise, kabahat olarak düzenlemiştir. Bazı suçların re’sen takibi öngörülmüşken bazı suçların ise takibi şikayet koşuluna bağlanmış, bu husus da suç tanımının yer aldığı maddelerde, “bu suçlar alacaklının şikayeti üzerine takip olunur”, “alacaklının şikayeti üzerine”, “ilgilinin şikayeti üzerine”, “zarar gören alacaklının şikayeti üzerine” ibareleriyle açıkça belirtilmiştir.

İcra ve İflas Yasası’nın 331. maddesinde; “Haciz yolu ile takip talebinden sonra veya bu talepten önceki iki yıl içinde borçlu; alacaklısını zarara sokmak maksadıyla, mallarını veya bunlardan bir kısmını mülkünden çıkararak, telef ederek veya kıymetten düşürerek hakiki surette yahut gizleyerek muvazaa yoluyla başkasının uhdesine geçirerek veya asıl olmayan borçlar ikrar ederek mevcudunu suni surette eksiltirse, aleyhine aciz belgesi aldığını veya alacaklı alacağını alamadığını ispat ettiği takdirde, altı aydan üç yıla kadar hapis ve bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

“…Bu suçlar alacaklının şikâyeti üzerine takip olunur” şeklinde düzenlenmiş bulunan “alacaklısını zarara sokmak kasdiyle mevcudunu eksiltme” suçu da kovuşturması şikâyete tabii olup dava açma yöntemi, İİY’nın 349. maddesinde;

“Şikâyet dilekçe ile veya şifahi beyanla yapılır. Dilekçeyi veya dava beyanını alan icra mahkemesi duruşma için hemen bir gün tayin edip şikâyetçinin imzasını alır ve maznuna celpname gönderir. Şahit gösterilmişse o da celbolunur.

İki taraf tayin olunan gün ve saatte icra mahkemesinin huzuruna gelmeğe veya vekil göndermeğe mecburdurlar.

İcabında merci, tarafların bizzat hazır bulunmasını emredebilir.

Maznun başka yerde ikamet ediyorsa istinabe yoluyla sorguya çekilir.

Maznun, şikâyeti alan veya istinabe edilen icra mahkemesinin huzuruna gelmez veya müdafi göndermezse yahut bizzat bulunmasına lüzum görülürse zabıta marifetiyle getirilir. Bu suretle de bulundurulamazsa muhakeme gıyabında görülür.

Şikâyetçi muayyen zamanda gelmez ve vekil de göndermezse şikâyet hakkı düşer.

Gelmeyen şahitlere yapılacak muamele ile borçlunun gıyabında verilen karara karşı eski hale getirme talebi hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda yazılı hükümler tatbik olunur” şeklinde açıkça gösterilmiştir.

Şikâyet, aynı Yasanın 346 ve 347. maddeleri uyarınca yetkili kılınan icra ceza mahkemesine “fiilin öğrenildiği tarihten itibaren üç ay ve her halde fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl” içinde yapılmalıdır.

Görüldüğü gibi, yasa koyucu bu suça ilişkin olarak, 5271 sayılı CYY sisteminden farklı bir yöntem benimsediğinden, CYY hükümleri değil, İİY hükümleri uygulanmalıdır. Bu husus Ceza Genel Kurulunun 13.02.2007 gün ve 16-28 sayılı kararında da açıklanmıştır.

Dava açan belge olması nedeniyle müşteki tarafından icra ceza mahkemesine verilecek olan şikâyet dilekçesinin, şüpheli veya şüphelilerin isimleri ve şikâyet konusu olaya ilişkin bilgileri taşıması zorunlu olmakla birlikte, bu dava dilekçesinin 5271 sayılı CYY’nın 170. maddesinde belirtilen iddianamenin bütün şekil koşullarını içermesi zorunluluğu bulunmamaktadır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Müşteki vekili tarafından, yerel mahkemeye sunulan 18.07.2008 tarihli şikâyet dilekçesinin başlık kısmında şüphelilerin isimleri yazılmamış, ancak yerine “Trabzon Foşa Fındık Gıda San. Nak ve Tic. Ltd. Şti.ni temsil ve ilzama yetkili kişi veya kişiler” ibaresi yazılmış, dilekçenin içeriğinde şüphelilere atılı eylemler isimleri de belirtilmek suretiyle açıklanmış, şüphelilerin müşteki bankadan kullandıkları kredilere karşılık imzaladıkları taahhütnamelerin miktar ve tarihleri belirtilmiş, bununla da yetinilmeyerek şüphelilerin anılan limited şirketin %50′ şer oranda ortakları ve 15 yıl süre ile tek başlarına ve birlikte temsile yetkili müdürleri olduğunu gösteren ticaret sicil gazetesinin fotokopisi de eklenmiştir.

Bu durum karşısında, şikâyet dilekçesinden şüphelilerin kimlikleri hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde anlaşıldığından, dilekçede şüphelilerin isimlerinin bulunmadığını söylemek olanaklı değildir. Dilekçenin başlık kısmına şüphelilerin isimlerinin yazılmaması bir eksiklik ise de, yukarıda açıklanan şekilde dilekçenin içeriğiyle bu eksiklik giderilmiştir.

Öte yandan şikâyet dilekçesinin başlık kısmına şüphelilerin isimleri yazılmadığı için davanın reddine karar veren yerel mahkemenin, bozma sonrasında dilekçede şüpheli olarak ismi geçen Engin Büyükaydın’ın savunmasını talimat yoluyla alması ve direnme hükmünde; “sanık Engin Büyükaydın kendisini vekille temsil ettirdiğinden, 160 TL vekâlet ücretinin müştekiden alınarak sanığa verilmesine” karar vermesi de şüphelilerin kimliklerinin hiçbir kuşkuya yer vermeyecek şekilde dilekçede yazıldığının bir kanıtıdır.

Bu itibarla, isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Ankara 11. İcra Ceza Mahkemesinin 15.12.2009 gün ve 135-319 sayılı direnme kararının BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.06.2010 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.

yarx

5271 SAYILI CMK MADDE 169 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

5. CEZA DAİRESİ

E. 2008/3724

K. 2011/1826

T. 8.3.2011

• RÜŞVET VERMEYE TEŞEBBÜS ( 765 S. Yasa’dan Farklı Olarak 5237 Sayılı Yasa İle Rüşvet Konusunda Anlaşmaya Varma Suçunun Tamamlanması İçin Gerekli Sayıldığından Bu Suça Teşebbüsün Olanaklı Hale Geldiği )

• TEŞEBBÜS ( Rüşvet – Jandarma Komutanının Sanıklara Suçüstü Yapabilmek Amacıyla Teklifi Kabul Etmiş Görüntüsü Vermesi Eylemin Rüşvet Vermeye Teşebbüs Suçunu Oluşturduğu )

• ONAYSIZ FOTOKOPİDEN OLUŞAN SORUŞTURMA EVRAKINA DAYANILMASI ( Suçun Niteliğine Etkisi Bakımından Rüşvete Konu Kaçakçılık Eyleminden Sanıklar Hakkında Daha Önce Verilen Kararın Sonucu Beklenerek Karar Verilmesi Gerektiği )

• JANDARMA KOMUTANININ SANIKLARA SUÇÜSTÜ YAPABİLMEK AMACIYLA TEKLİFİ KABUL ETMİŞ GÖRÜNTÜSÜ VERMESİ ( Eylemin Rüşvet Vermeye Teşebbüs Suçunu Oluşturduğu )

5237/m.35,252/1

765/m.213/1

5271/m.169

ÖZET : Onaysız fotokopiden oluşan soruşturma evrakına dayanılarak ve suçun niteliğine etkisi bakımından rüşvete konu kaçakçılık eyleminden sanıklar hakkında daha önce verilen kararın sonucu beklenerek karar verilmelidir. 765 sayılı Yasa’dan farklı olarak 5237 sayılı Yasa ile rüşvet konusunda anlaşmaya varma suçunun tamamlanması için gerekli sayıldığından bu suça teşebbüs olanaklı hale gelmiştir. Jandarma komutanının sanıklara suçüstü yapabilmek amacıyla teklifi kabul etmiş görüntüsü vermesi eylemin rüşvet vermeye teşebbüs suçunu oluşturur.

DAVA : Rüşvet verme suçundan sanıklar Hacı, Haci Bayram ve Ömer’in yapılan yargılanmaları sonunda; atılı suçtan mahkumiyetlerine dair, ( Muğla Birinci Ağır Ceza Mahkemesi )’nden verilen 26.07.2006 gün ve 2005/226 Esas, 2006/300 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi sanıklar müdafiileri tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığı’ndan tebliğname ile Daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Nüfus kaydına göre “Haci Bayram” olan sanığın adının hükümde “Hacı Bayram” şeklinde gösterilmesi mahallinde düzeltilebilir yazım hatası kabul edilmiştir.

CMK’nın 169. maddesine aykırı şekilde onaysız fotokopiden oluşan soruşturma evraklarına dayanılarak ve suçun niteliğine etkisi bakımından rüşvete konu kaçakçılık eyleminden sanıklar hakkında Muğla Birinci Ağır Ceza Mahkemesi’ne açılan ve 17.03.2003 tarihinde karara çıkan dosyanın neticesi beklenmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması,

Kabule göre de;

765 sayılı TCK’nın nitelikli rüşvet verme suçunu düzenleyen 213/1. maddesi hükmüne göre; rüşvet vaat veya teklif edilmesiyle suçun tamamlandığı, neticesi harekete bitişik suç olduğundan teşebbüse elverişli bulunmadığı, önerinin memur tarafından kabul edilmemesinin suçun oluşumuna engel teşkil etmediği; buna karşılık 5237 sayılı Yasa’nın 252/1. maddesi rüşvet teklif veya vaat etmeyi suç olmaktan çıkarmamakla birlikte rüşvet konusunda anlaşmaya varmayı veya vermeyi suçun tamamlanması için gerekli saydığından, önceki yasadan farklı olarak bu suça teşebbüsün olanaklı hale getirildiği; somut olaya gelince Ö… Jandarma Karakol Komutanı Abdulkadir’in sanıklara suçüstü yapılması için teklifi kabul etmiş görüntüsü verdiği anlaşıldığından, eylemin rüşvet vermeye teşebbüs suçunu oluşturduğu ve 5237 sayılı TCK’nın 35. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

Soruşturma sırasında Milas Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2002/77 sorgu sayılı müzekkeresi ile sadece kaçakçılık suçundan tutuklanan sanıklar hakkında, mükerrer mahsuba neden olabilecek biçimde rüşvet suçundan verilen cezalar yönünden de TCK’nın 63. maddesinin uygulanması,

Sanık Ömer hakkında hiçbir gerekçe gösterilmeden TCK’nın 62. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanıklar müdafiilerin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK’nın 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), 08.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

5271 SAYILI CMK MADDE 169 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

6. CEZA DAİRESİ

E. 2010/22878

K. 2011/8389

T. 16.6.2011

• GÜNDÜZ BİNA İÇİNDE HIRSIZLIK ( Sanığın Yüklenen Suçu ve Olay Yerinden Alınan Parmak İzini Kabul Etmemesi Karşısında Hükme Dayanak Yapılan ve Onaysız Fotokopiden Oluşan Parmak İzi Raporuna Dayanılarak Hüküm Kurulamayacağı )

• PARMAK İZİ RAPORU ( Gündüz Bina İçinde Hırsızlık Suçunu İşlediğini ve Parmak İzini Sanığın Kabul Etmediği – Hükme Dayanak Yapılan ve Onaysız Fotokopiden Oluşan Parmak İzi Raporuna Dayanılarak Hüküm Kurulamayacağının Gözetileceği )

5271/m. 169

5237/m. 142

ÖZET : Sanığın yüklenen suçu ve olay yerinden alınan parmak izini kabul etmemesi karşısında; hükme dayanak yapılan ve onaysız fotokopiden oluşan parmak izi raporuna dayanılarak hüküm kurulması hukuka aykırıdır.

DAVA : Yerel mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun nitelik, ceza türü,süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Sanığın yüklenen suçu ve olay yerinden alınan parmak izini kabul etmemesi karşısında;hükme dayanak yapılan ve onaysız fotokopiden oluşan parmak izi raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması suretiyle 5271 sayılı CMK’nun 169. maddesine aykırı davranılması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazı bu bakımdan yerinde görülmüş olduğundan diğer yönleri incelenmeyen hükmün açıklanan nedenle istem gibi BOZULMASINA,16.06.2011 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

yarx

5271 SAYILI CMK MADDE 169 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

12. CEZA DAİRESİ

E. 2011/2508

K. 2011/1956

T. 28.9.2011

• TAKSİRLE ÖLDÜRME ( Ölü Muayene ve Otopsi Tutanağının İlk Sayfasının İşlemi Yapan Cumhuriyet Savcısı Tarafından İmzalanmamasının Hukuka Aykırı Olduğu )

• ÖLÜ MUAYENE VE OTOPSİ TUTANAĞININ İMZALANMAMASI ( İlk Sayfasının İşlemi Yapan Cumhuriyet Savcısı Tarafından İmzalanmadığı – Hukuka Aykırı Olduğu )

• BİLİRKİŞİ RAPORLARI ARASINDA ÇELİŞKİ OLMASI ( Taksirle Öldürme – Dosyada Birbiri İle Çelişen Üç Ayrı Bilirkişi Raporu Olup Mahkemece Hangi Rapora İtibar Edildiğinin Denetime Olanak Verecek Şekilde Bildirilmesi Gereği )

• KUSUR ORANININ HÜKÜM GEREKÇESİNDE VE HÜKÜM FIKRASINDA FARKLI OLARAK BELİRTİLMESİ ( Taksirle Öldürme -Hukuka Aykırı Olduğu )

765/m.455

5271/m.169

5237/m.85

ÖZET : Taksirle öldürme suçunda; ölü muayene ve otopsi tutanağının ilk sayfasının işlemi yapan Cumhuriyet Savcısı tarafından imzalanmaması hukuka aykırıdır. Dosya içerisinde birbiri ile çelişen üç ayrı bilirkişi raporu olup mahkemece hangi rapora sebep itibar edildiği denetime olanak verecek şekilde bildirilmeden, hükümün gerekçesinde sanığın 1/8 oranında kusurlu olduğu kabul edilmesine rağmen, hüküm fıkrasında sanığın 2/8 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek uygulama yapılması hukuka aykırıdır.

DAVA : Taksirle öldürme suçundan sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmü sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Mahkeme tarafından hangi bilirkişi raporunun karara dayanak kabul edildiği bildirilmediğinden tebliğnamedeki 3 numaralı bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir,

Ancak;

1- )30.07.2004 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağının ilk sayfasının işlemi yapan Cumhuriyet Savcısı tarafından imzalanmaması suretiyle C.M.K.nın 169/2. maddesine muhalefet edilmesi,

2- ) Dosya içerisinde birbiri ile çelişen üç ayrı bilirkişi raporu olup mahkemece hangi rapora sebep itibar edildiği denetime olanak verecek şekilde bildirilmeden, hükümün gerekçesinde sanığın 1/8 oranında kusurlu olduğu kabul edilmesine rağmen, hüküm fıkrasında sanığın 2/8 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek uygulama yapılmak suretiyle gerekçe ile hüküm fıkrası arasında çelişki yaratılması,

Kabule göre de;

Sanık hakkında tayin edilen cezada kusur sebebiyle indirim yapılırken 765 Sayılı T.C.K.nın 455/son, hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında 647 Sayılı Kanunun 4 ve aynı neviden adli para cezaları içtima edilirken 765 Sayılı T.C.K.nın 72. maddelerinin gösterilmemesi suretiyle, C.M.K.nın 323/6. maddesine muhalefet edilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümün bu nedenlerden dolayı istem gibi BOZULMASINA, 28.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx