5237 SAYILI TCK MADDE 207 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

11. CEZA DAİRESİ

E. 2010/10324

K. 2011/20095

T. 19.9.2011

• ÖZEL BELGEDE SAHTECİLİK ( Mağdurun Şikayet Dilekçesi Soruşturma Aşamasındaki Anlatımları Bilirkişi Raporu ve Sanığın Tevil Yollu İkrarı Karşısında Sanığın Sahtecilik Suçundan Cezalandırılması Gereği )

• İMZA AİDİYETİ ( Mağdurun Şikayet Dilekçesi Soruşturma Aşamasındaki Anlatımları Bilirkişi Raporu ve Sanığın Tevil Yollu İkrarı Karşısında Özel Belgede Sahtecilik Suçunun Oluşacağı – İmzanın Sanığa Ait Olmadığından Bahisle Karar Verilemeyeceğinin Gözetileceği )

5237/m.207

ÖZET : Mağdurun şikayet dilekçesi, soruşturma aşamasındaki anlatımları, bilirkişi raporu , sanığın tevil yollu ikrarı karşısında sanığın sahtecilik suçundan cezalandırılması gerekir. İmzanın sanığa ait olmadığından bahisle karar verilemeyeceği gözetilmelidir.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Mağdurun şikayet dilekçesi, soruşturma aşamasındaki anlatımları, bilirkişi raporu , sanığın tevil yollu ikrarı ve tüm dosya kapsamı karşısında, sanığın üzerine atılı özel belgede sahtecilik suçundan cezalandırılması gerekirken suça konu sözleşmedeki imzanın sanığa ait olmadığından bahisle yetersiz gerekçeye dayanılarak yazılı şekilde hüküm kurulması,

SONUÇ : Yasaya aykırı, Cumhuriyet savcısının temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümün 5320 Sayılı Kanunun 8/1 maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 Sayılı C.M.U.K.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 19.09.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Reklamlar

5237 SAYILI TCK MADDE 207 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

11. CEZA DAİRESİ

E. 2011/7318

K. 2011/20771

T. 13.10.2011

• SAHTE BONO DÜZENLEMEK ( Suça Konu Bononun İki Ayrı Vade Tarihi Taşıması Nedeniyle “Bono” Vasfını Taşımadığı – Eylemin “Özel Belgede Sahtecilik” Suçunu Oluşturacağı )

• ÖZEL BELGEDE SAHTECİLİK SUÇU ( Sahte Olarak Tanzim Edildiği İddia Olunan Suça Konu Bononun İki Ayrı Vade Tarihi Taşıması Nedeniyle “Bono” Vasfını Taşımadığı – “Özel Belgede Sahtecilik” Suçunun Oluştuğu )

• BONONUN İKİ AYRI VADE TARİHİ TAŞIMASI ( Sahte Olarak Tanzim Edildiği İddia Olunan/”Bono” Vasfını Taşımadığı – Eylemin “Özel Belgede Sahtecilik” Suçunu Oluşturacağı )

5237/m. 207/1

765/m. 345

6762/m. 615690

ÖZET : Sahte olarak tanzim edildiği iddia olunan suça konu bononun iki ayrı vade tarihi taşıması nedeniyle “bono” vasfını taşımadığı gözönüne alınarak, sanığın eyleminin “özel belgede sahtecilik” suçunu oluşturacağı gözetilmeden hüküm tesisi; Yasaya aykırıdır.

DAVA : Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Sahte olarak tanzim edildiği iddia olunan suça konu bononun 10 Ağustos 2000 ve 16.11.2000 şeklinde iki ayrı vade tarihi taşıması nedeniyle 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 690. maddesi yollamasıyla aynı Kanun’un 615. maddesi uyarınca “bono” vasfını taşımadığı gözönüne alınarak, sanığın eyleminin suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK’nın 345. maddesi ( 5237 sayılı TCK’nın 207/1. maddesi )kapsamında “özel belgede sahtecilik” suçunu oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi;

Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan sair yönleri incelenmeksizin hükmün 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken, 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca ( BOZULMASINA ), ancak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7 ve 5349 sayılı Kanun’la değişik 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9. maddeleri hükmü karşısında; sanığa yüklenen “özel belgede sahtecilik” suçunun yasada gerektirdiği cezasının türü ve üst sınırı itibariyle tabi olduğu, suç tarihinde yürürlükte bulunan ve sanık lehine olan 765 sayılı TCK’nın 102/4 ve 104/2. maddelerinde öngörülen dava zamanaşımının suç tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan,

SONUÇ : Sanık hakkındaki kamu davasının gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 765 sayılı TCK’nın 102/4, 104/2 ve 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddeleri gereğince DÜŞÜRÜLMESİNE, 13.10.2011 gününde oybirliği ile karar verildi.

5237 SAYILI TCK MADDE 207 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2006/6-204

K. 2006/197

T. 26.9.2006

• ADİL YARGILANMA HAKKI ( Sanığın Yeni Adres Bildirerek Yapılacak Tebligatların Belirtilen Adrese Gönderilmesi Talebinde Bulunmasına Rağmen Tebliğnamenin Sanığın Önceki Adresine Koşulları Oluşmadığı Halde Tebligat Kanununun 35. Maddesine Göre Tebliği Yasaya Aykırı Olduğu )

• GÜVENİ KÖTÜYE KULLANMAK SUÇU ( Tebliğname Usulüne Uygun Olarak Tebliğ Edilmeksizin Yargıtay Özel Dairesince İnceleme Yapılıp Hükmün Düzeltilerek Onanması 1412 Sayılı CMUK’nun 316/3. Maddesine Aykırı Olduğu )

• SAVUNMA HAKKI ( Sanık veya Müdafii Katılan veya Vekiline Usulüne Uygun Şekilde Tebliğ Edilerek C. Başsavcılığının Görüşünden Haberdar Edilmeleri Adil Yargılanma Hakkı ve Savunma Hakkının Bir Gereği Olduğu )

• TEBLİĞNAMENİN TEBLİĞİ ( 7201 Sayılı Tebligat Kanununun 35. Maddesi Uyarınca Tebligat Yapılabilmesi İçin Kendisine Kanuna Uygun Bir Şekilde Tebliğ Yapılmış Olan Kimsenin Yeni Adresini Kaza Merciine Bildirmemesi ve Yeni Adresin Tebliğ Memurunca da Tespit Edilememesi Gereği )

• ÖZEL BELGEDE SAHTECİLİK SUÇU ( Tebliğname Usulüne Uygun Olarak Tebliğ Edilmeksizin Yargıtay Özel Dairesince İnceleme Yapılıp Hükmün Düzeltilerek Onanması 1412 Sayılı CMUK’nun 316/3. Maddesine Aykırı Olduğu )

1412/m.316/3,322

2709/m.90

5083/m.2/3

5237/m.7,43,155/1,207

5252/m.9/3

5271/m.297

5320/m.8/1

7201/m.35

765/m.71,74,80,345,508,522/1

ÖZET : Yargıtay C. Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamenin, hükmü temyiz etmeleri veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi halinde, sanık veya müdafii, katılan veya vekiline usulüne uygun şekilde tebliğ edilerek, C. Başsavcılığının görüşünden haberdar edilmeleri adil yargılanma hakkı ve savunma hakkının bir gereğidir.

7201 sayılı Tebligat Kanununun 35. maddesi uyarınca tebligat yapılabilmesi için, kendisine kanuna uygun bir şekilde tebliğ yapılmış olan kimsenin, yeni adresini kaza merciine bildirmemesi ve yeni adresin tebliğ memurunca da tespit edilememesi gerekir.

Özel belgede sahtecilik ve güveni kötüye kullanmak suçlarından yargılanan sanığın hapis ve ağır para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin yerel mahkeme hükmünün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyası Yargıtay C. Başsavcılığında iken, sanığın yeni adres bildirerek yapılacak tebligatların belirtilen adrese gönderilmesi talebinde bulunmasına rağmen tebliğnamenin sanığın önceki adresine, koşulları oluşmadığı halde, Tebligat Kanununun 35. maddesine göre tebliğ edilmesi ve tebliğname usulüne uygun olarak tebliğ edilmeksizin Yargıtay Özel Dairesince inceleme yapılıp hükmün düzeltilerek onanması 1412 sayılı CMUK’nın 316/3. maddesine aykırıdır.

DAVA : Özel belgede sahtecilik ve güveni kötüye kullanmak suçlarından, sanığın TCY’nin, 345, 80, 508, 80, 71 ve 74. maddeleri gereğince sonuçta; bir yıl beş ay üç gün hapis, 339.270.000.- TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ( Ankara Onuncu Asliye Ceza Mahkemesi )’nce verilen 10.06.2003 gün ve 328-748 sayılı hüküm, sanık tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay Altıncı Ceza Dairesince 12.06.2006 gün ve 47-5888 sayı ile;

“… dosyadaki bilirkişi raporları yeterli görüldüğünden ve 14.05.2003 tarihli oturumda bilirkişi Nuri tarafından düzenlenen rapora karşı diyeceklerinin sanık ile savunmadan sorulmuş olması ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.12.2002 gün, 2002/6-304 ve 2002/429 sayılı kararı karşısında; tebliğnamedeki bozma düşüncesi benimsenmemiş, güveni kötüye kullanma suçundan verilen cezanın, suça konu para miktarına göre arttırılması sırasında, uygulandığı anlaşılan 765 sayılı TCK’nın 522/1. maddesinin kısa ve gerekçeli karara mahkemesince yerinde eklenmesi olanaklı görülmüştür.

Dosya ve duruşma tutanakları içeriğine, toplanıp karar yerinde incelenerek tartışılan hukuken geçerli ve elverişli kanıtlara, gerekçeye ve Hakimler Kurulu’nun takdirine göre; suçun sanık tarafından işlendiğini kabulde ve nitelendirmede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı, 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nin 7/2 ve 5252 sayılı TCK’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasa’nın 9/3. maddeleriyle Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu’nun 23.02.1938 günlü 1937/23-1938/9 sayılı, Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 25.05.1999 günlü 133/142 sayılı kararları ışığında; somut olayla ilgili 765 sayılı TCY’nin 508, 80, 345, 80. maddeleriyle 5237 sayılı TCY’nin 155/1, 43, 207, 43. maddelerinin ayrı ayrı ve bir bütün olarak uygulanması sonucunda, Mahkemece 765 sayılı Yasa uyarınca kurulan hükmün sanık yararına olduğu anlaşılmış; diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.

Hüküm tarihinden sonra yürürlüğe giren 5083 sayılı Yasa’ya, 5335 sayılı Yasa ile eklenen 2/3. maddesi uyarınca para cezalarında bir Yeni Türk Lirası artıklarının hesaba katılamayacağının gözetilmesi zorunluluğu,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Şebnemin temyiz itirazı ile tebliğname içeriği bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün açıklanan nedenle bozulmasına, bozma nedeni yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 5320 sayılı Yasa’nın 8/1. maddesi yollamasıyla CMUK’nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak sanık hakkında sonuç olarak hükmolunan 339.270.000.- lira para cezasının 339 Yeni Türk Lirasına dönüştürülmesi suretiyle, eleştiri dışında diğer yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün…” düzeltilerek onanmasına, karar verilmiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığınca 02.08.2006 gün ve 133325 sayı ile; sanık hazırlıktaki ve mahkemedeki savunmalarında, önceden tanıdığı müşteki Menşur’un şirket adına kayıtlı, ancak, müştekinin yurtdışında okuyan kızının kullandığı cep telefonu faturasının yüksek geldiği ve kocasının bilgisi dışında ödeme yapamayınca Turkcell adına tahsilatın G… Hukuk Bürosunca yapıldığının ve müştekinin ricası üzerine adı geçen hukuk bürosu ile irtibat sağladığını, hatta Menşure’nin ödemeyi nakit yapamayacağını, mümkünse müşteri çekleri ile yapılmasını talep ettiğini, kendisinin bu durumu hukuk bürosu yetkilileri ile konuştuğunda, müşteri çeklerinin Menşure tarafından ciro edilmesi halinde kabul edilebileceklerini belirttikleri ve bunun üzerine, müştekiden aldığı müşteri çeklerini makbuz karşılığı hukuk bürosuna verdiğini, hatta ikinci çekin karşılıksız çıktığını daha sonra durumun müştekinin kocası tarafından öğrenildiğini, kendisinin ödeme için nakit para almadığı gibi, sahte makbuz veya başka bir evrak da düzenlemediğini belirtmiş olup,

A- G… Hukuk Bürosundan sözkonusu icra takibi ile ilgili ödemelerin, sanığın savunmalarında belirttiği gibi, müştekinin cirosu bulunan müşteri çekleri ile mi yoksa nakit olarak mı yapıldığı sorulmadan,

B- Adlarına şirket bulunan müşteki Menşure’ye çıkartılan davetiyenin tebliğ edilememesi üzerine adres araştırması yapılmadan dinlenmesinden vazgeçilmesi,

C- Adli Tıp Kurumu fizik-grafoloji dairesinden rapor alınmadan Bilirkişi Muhittin ile yemin zaptı matbu olan ve Cumhuriyet Savcısı tarafından imzalanmayan bilirkişi Nuri’nin kesinlik arz etmeyen, yetersiz raporlarına dayanılarak,

Eksik inceleme ile sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinin yasaya aykırı olduğu gerekçeleriyle itiraz yasa yoluna başvurularak, Özel Dairece verilen düzeltilerek onama kararının kaldırılıp yerel mahkeme hükmünün belirtilen nedenlerle bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunulmuştur.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilmekle, Ceza Genel Kurulu’nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, soruşturmanın genişletilmesine gerek bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

Ancak, uyuşmazlık konusunu incelemeye geçmeden önce, Yargıtay C. Başsavcılığınca düzenlenen 27.12.2004 günlü tebliğnamenin 1412 sayılı CMUY’nın 316/3. maddesine uygun olarak tebliğ edilip edilmediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

5320 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasa’nın 8. maddesi uyarınca yürürlükte olan 1412 sayılı Ceza Yargılamaları Usulü Yasası’nın 316. maddesine, 21.03.2003 gün ve 4778 sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile eklenip 19.03.2003 gün ve 4829 sayılı Yasa’nın 20. maddesiyle değiştirilen 3. fıkrasında; “Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname, hükmü temyiz etmeleri veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi halinde sanık veya müdafii ile müdahil, şahsi davacı veya vekillerine dairesince tebliğ olunur. İlgili taraf tebliğden itibaren yedi gün içinde yazılı olarak cevap verebilir.” hükmüne yer verilip 4829 sayılı Yasa’nın 20. maddesi ile eklenen fıkrada ise; “Üçüncü fıkra uyarınca yapılacak tebligatlar, Tebligat Kanunu’nun 35. maddesine göre ilgililerin dava dosyasından belirlenen son adreslerine yapılmasıyla geçerli olur.” hükmü konulmuştur.

Görüldüğü gibi, maddenin üçüncü fıkrasında, hükmü temyiz etmeleri veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek görüş içermesi halinde Yargıtay C. Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamenin, sanık veya müdafii ile katılan veya vekiline tebliğ olunacağı hükme bağlanmıştır. Adil yargılanma hakkı ve savunma hakkı ile ilgili bulunan bu hüküm buyurucu nitelikte olup uyulması zorunludur.

Anılan düzenleme, Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca bir iç hukuk normu haline gelen, AİHS’nin 6. maddesi ile de ilgilidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 09.11.2000 gün ve 36590-97 sayılı Göç/Türkiye kararında, Yargıtay C. Başsavcılığı tebliğnamesinin tebliğ edilerek buna karşı görüş bildirme olanağının tanınmaması nedeniyle silahların eşitliği sağlanmadığından adil yargılanma hakkına aykırı davranıldığı kabul edilerek, Sözleşmenin 6/1. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılması üzerine, 2003 yılında yasa koyucu tarafından bu düzenleme Yargılama Yasamıza eklenmiştir. Nitekim, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Yasası’nın 297. maddesinde de aynı hükme yer verilmiştir.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yerel Mahkeme hükmünün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya Yargıtay C. Başsavcılığında iken, sanık tarafından 19.12.2003 tarihli dilekçe ile yeni adres bildirilerek, yapılacak tebligatların belirtilen adrese gönderilmesi isteminde bulunulmuş, hal böyle iken 27.12.2004 tarihli tebliğname, sanığın önceki adresine 7201 sayılı Tebligat Yasası’nın 35. maddesine göre 09.06.2005 tarihinde tebliğ edilmiş, Özel Dairece de, 12.06.2006 tarih ve 47-5888 sayı ile Yerel Mahkeme hükmü düzeltilerek onanmıştır. Tebliğ mazbatasında, tebliğin 7201 sayılı Yasa’nın 35. maddesine göre yapıldığı belirtilmiş ise de, anılan Yasa’nın 35. maddesi;

“Kendisine veya adresine kanunun gösterdiği usullere göre tebliğ yapılmış olan kimse, adresini değiştirirse, yenisini hemen tebliği yaptırmış olan kaza merciine bildirmeye mecburdur. Bu takdirde bundan sonraki tebliğler bildirilen yeni adrese yapılır.

Adresini değiştiren kimse yenisini bildirmediği ve yeni adres tebliğ memurunca da tespit edilemediği takdirde tebliğ olunacak evrakın bir nüshası eski adrese ait binanın kapısına asılır ve asılma tarihi, tebliğ tarihi sayılır.

Hükmünü taşımakta olup sanığın yeni adresini usulüne uygun bir şekilde bildirmesi ve çıkarılan tebligatın sanığın önceki adresine gönderilmiş bulunması nedeniyle, somut olayda 7201 sayılı Yasa’nın 35. maddesinin uygulanma koşulları bulunmamaktadır.

Görüldüğü gibi, Yargıtay C. Başsavcılığınca düzenlenen 27.12.2005 günlü tebliğname sanığa usulüne uygun bir şekilde tebliğ edilmeksizin Özel Dairece inceleme yapılarak karar verilmiş olup bu husus CYUY’nin 316/3. maddesinin buyurucu hükmüne aykırılık oluşturmaktadır.

Bu nedenle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının açıklanan değişik gerekçe ile kabulüne, Özel Daire kararının kaldırılarak, tebliğnamenin sanığa tebliğinden sonra temyiz incelemesi yapılarak bir karar verilmek üzere dosyanın Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının ( DEĞİŞİK GEREKÇE ile KABULÜNE ),

2- Yargıtay Altıncı Ceza Dairesinin 12.06.2006 gün ve 47-5888 sayılı kararının ( KALDIRILMASINA ),

3- Dosyanın Yargıtay Altıncı Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 26.09.2006 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

5237 SAYILI TCK MADDE 207 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2006/6-192

K. 2006/311

T. 19.12.2006

• SAHTECİLİK ( Şirketteki Payını Devreden Sanığın Şirketi Kendisine Borçlu Gösteren Senedi Sonradan ve Eski Tarihli Olarak Düzenleyip Ciro Ederek Arkadaşı Olan Diğer Sanık Aracılığı İle İcra Takibine Koyduğu – Suçun Oluştuğu )

• ŞİRKETTEKİ PAYIN DEVREDİLMESİ ( Sanığın Şirketi Kendisine Borçlu Gösteren Senedi Sonradan ve Eski Tarihli Olarak Düzenleyip Ciro Ederek Arkadaşı Olan Diğer Sanık Aracılığı İle İcra Takibine Koyduğu – Sahtecilik Suçunun Oluştuğu )

• YÜKSEK BEDELLİ BONONUN İKİ YIL SÜREYLE ELDE TUTULUP İCRAYA KONULMASI ( Herhangi Bir Yasal İşleme Başvurmadan Konulması Ticari Hayatın Gerekleriyle Bağdaşmadığı )

5237/m.204,207,208

ÖZET : Uyuşmazlık, sanıklara yüklenen sahtecilik suçunun sabit olup olmadığına ilişkindir. Şirket ihtiyacı için borç para alma işlemlerinin ortaklar kurulu kararına dayalı olması ve şirket kayıtlarında gösterilmesi gerektiği halde, sanıktan şirketin nakit ihtiyacı için borç para alındığına dair herhangi bir ortaklar kurulu kararı bulunmadığı gibi, bu sanığın iki ayrı tarihte verdiği iddia edilen toplam 130.000 Amerikan Doları’nın şirket kayıtlarında gösterilmemesi karşısında, diğer sanığın savunmasına itibar edilemeyeceği açıktır. Öte yandan, herhangi bir yasal işleme başvurmadan oldukça yüksek bedelli bir bononun iki yıl süreyle elde tutulup icraya konulması da ticari hayatın gerekleriyle bağdaşmamaktadır. Sanığın ortağı bulunduğu süre içinde şirket muhasebecisi olarak çalışan kişinin böyle bir bonodan haberdar edilmemesi, diğer borçlar hisse devri sırasında kapatıldığı veya devralanlara bildirilip taahhütnameye konu edilmesine karşın böyle bir bonodan söz edilmemesi, bonoyu takibe koyan ve duruşmada istinabe suretiyle sorguya çekildiğinde başka suçtan tutuklu bulunduğunu işsiz olduğunu belirten sanığın şirketle herhangi bir ticari ilişkisinin bulunmaması ve bonoya konu bedeli nakden ödeyebilecek mali kudrete sahip olmaması karşısında, şirketteki payını devreden diğer sanığın, şirketi kendisine borçlu gösteren senedi, sonradan ve eski tarihli olarak düzenleyip ciro ederek arkadaşı olan diğer sanık aracılığı ile icra takibine koyduğu, toplanan delillere göre sahtecilik suçunun tüm unsurları itibariyle oluştuğu anlaşılmaktadır.

DAVA : Sanıklar Osman Noyan ile Yusuf Tunca’nın sahtecilik ve dolandırıcılık suçundan beraatlerine ilişkin olarak Alaşehir Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 10.11.2003 gün ve 180-200 sayılı hüküm katılan vekilleri tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 6.Ceza Dairesince 22.03.2005 gün ve 7564-2640 sayı ile;

“… Şirket gereksinmesi için borç para alma işlemlerinin ortaklar kurulu kararına dayalı olarak alınıp, şirket kayıtlarında gösterildiği halde, sanık Yusuf Tunca’dan, şirket gereksinmesi için borç alınmasına ilişkin herhangi bir ortaklar kararı bulunmadığı gibi, bu kişi tarafından verildiği savunulan elli bin ve seksen bin Amerikan Dolarının şirket kayıtlarında gösterilmediği, şirket payını katılan Cemal Karabulut’a devreden sanık Osman Noyan’ın sonradan ve eski tarihli olarak dava konusu bonoyu düzenleyip, diğer sanık aracılığı ile icra takibi yapılmasını gerçekleştirdikleri ve sahtecilik suçu oluştuğu halde yazılı şekilde hüküm kurulması…” isabetsizliğinden bozulmuştur.

Yerel Mahkeme 17.11.2005 gün ve 103-133 sayı ile;

“Sanık Osman Noyan’ın sahibi bulunduğu şirket hisselerinin devri sonrasında ortaya çıkan ve Şirket’i borçlu gösteren senedin, sanık Osman Noyan’ın Şirket yetkilisi olduğu önceki bir tarih atılmak suretiyle ve mevcut olmayan bir borca karşılık sonradan sahte biçimde düzenlendiği hususunda her türlü şüpheden uzak, sanıkların cezalandırılmasına yeter derecede kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği” gerekçesi ve oyçokluğu ile önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de katılan vekilleri ile O Yer C.savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C.Başsavcılığının “hükmün bozulması” düşüncesini içeren 22.06.2006 gün ve 71876 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Sanıklar Osman Noyan ile Yusuf Tunca’nın sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından beraatlerine karar verilen olayda Yerel Mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık, sanıklara yüklenen sahtecilik suçunun sabit olup olmadığına ilişkindir.

Ceza Genel Kurulundaki görüşme sırasında işin esasının incelenmesine geçilmeden önce; sanıkların beraatine ilişkin ilk hükmün katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairenin, katılana tebliğ etmesine karşın, sanıklar aleyhine görüş içeren 22.06.2004 gün ve 28514 sayılı Yargıtay C.Başsavcılığı tebliğnamesini sanıklar ve müdafiine tebliğ etmeksizin ve varsa cevaplarını bildirmelerini beklemeksizin inceleme yaparak hükmü bozmuş olmasının CYUY’nın 316. maddesine aykırılık oluşturduğu, bu nedenle Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda inceleme yapılmaksızın dosyanın Özel Dairesine gönderilerek, tebliğnamenin tebliği de sağlandıktan sonra incelemenin Özel Dairece yapılması gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine, bu husus Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak nitelendirilip öncelikle değerlendirilmiş, 12.12.2006 günü yapılan birinci müzakerede ön sorunun çözümü bakımından gerekli yasal oyçoğunluğuna ulaşılamaması nedeniyle gerçekleştirilen 19.12.2006 günlü ikinci müzakerede; sanıklara tebliğname tebliğ edilmeksizin temyiz incelemesi yapılması CYUY’nın 316. maddesindeki kuralın ihlali anlamına gelmekte ise de, yargılamanın bu aşamada sonlanmaması, hükmün bozularak yerel mahkemeye gönderilmesinden sonra devam eden kovuşturma aşamasında sanıklar ve müdafilerinin verdikleri dilekçelerde ve duruşmada bu hususu ileri sürüp tebliğnamedeki görüşe karşı değerlendirme ve savunma yapmaları ve aşamalarda ileri sürülen tüm iddia ve savunmalar ile toplanan kanıtların direnme hükmüne yönelik temyiz incelemesi sırasında Ceza Genel Kurulu’nda incelenip değerlendirilecek olması karşısında, savunma hakkının telafi edilemez biçimde ihlalinden söz edilemeyeceği, bu durumda önceki temyiz aşamasından başlayarak tüm işlemleri geçersiz sayıp, aynı usul işlemlerini yeniden geriye yönelik olarak gerçekleştirmenin yargılamanın gereksiz uzamasına neden olacağı ve Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın, davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını yargıya görev olarak yükleyen 141/son maddesindeki kuralın ihlali anlamına geleceği yolundaki düşüncenin 19’a karşı 4 oyla kabul edilmesi üzerine işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

Kurul Üyelerinden Kubilay Taşdemir; “5320 Sayılı Ceza Muhakemesi Yasanının Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasanın 8. maddesi uyarınca yürürlükte bulunan 1412 Sayılı CMUK. 316. maddesine 21.03.2003 gün ve 4778 Sayılı Yasanın 2. maddesi ile eklenip 19.03.2003 gün ve 4829 Sayılı Yasanın 20 maddesiyle değiştirilen 3. fıkrasında; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğname, hükmü temyiz etmeleri veya aleyhlerine sonuç doğurabilecek bir görüş içermesi halinde sanık veya müdafii ile müdahil, şahsi davacı veya vekillerine dairesince tebliğ olunur. İlgili taraf tebliğinden itibaren yedi gün içinde yazılı cevap verebilir” hükmüne yer verilmiştir.

Bu düzenleme Anayasanın 90. maddesiyle bir iç hukuk kuralı haline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ( AİHS )’nın “Adil yargılanma hakkı” başlığını taşıyan 6. maddesiyle ilgili olup Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 09.11.2000 gün ve 36590-97 sayılı Göç/Türkiye kararı ile benzer kararları nedeniyle CMUK.na eklenmiş olup 5271 Sayılı CMK. 297. maddesinde de aynı hükme yer verilmiştir.

İzmir Vergi Mahkemesi görevlisi olarak çalışan Mehmet Göç, 1995 yılında bir mahkeme dosyasının çalınmasından ve tahrifinden sorumlu tutularak 2 gün gözaltına alınmış; suçlamaları reddetmiş, hakkında takipsizlik kararı verilmiştir. Başvurucu gözaltında tutulmasına ilişkin olarak 466 S. y. yadayanarak 200.000.000 lira tazminat davası açmıştır. ( Gözaltında dövüldüğünü, aile ve avukatıyla görüştürülmediğini, aşağılandığını 4 gün iş göremez raporu aldığını da belirtmiştir. ) Sonuçta C. Savcısının görüşünü de alan mahkeme 10.000.000 lira tazminata hükmetmiş, karar Mehmet Göç ve Hazine tarafından temyiz edilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı onama istemiş, ancak bu tebliğname başvurucuya gönderilmemiş, Özel Daire de kararı onamıştır.

Başvurucu, Başsavcılığının mütalaasının kendisine tebliğ edilmediğini buna cevap verme hakkının elinden alındığını belirtmiştir.

AİHM. göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının görüşü Yargıtay kararının sonucunu etkilemeyi amaçlamaktadır. Mahkemeye göre Cumhuriyet Başsavcılığının mütalaasının niteliği ve başvurucuya cevap niteliğindeki yazılı görüşlerini sunma olanağının, verilmediği dikkate alındığında başvurucunun çelişmeli yargılama hakkı ihlal edilmiştir.

Bu hak AİHM. tarafından şöyle tanımlanmaktadır. “Çelişmeli yargılama, bir medeni veya ceza yargılamasında mevcut davadaki Cumhuriyet Başsavcısı gibi milli hukuk hizmetinin bağımsız bir üyesi tarafından verilmiş olsa da, mahkemenin kararını etkilemek maksadı ile verilmiş, dosyadaki bütün delil ve mütalaaları bilme ve bunlar üzerinde yorum yapma imkanının taraflara verilmesidir.”

Mahkemeye göre, başvurucu Yargıtay önündeki başarı olasılığını engelleyecek her türlü mütalaa hakkında tam olarak bilgi sahibi olma hakkına sahiptir.

Sonuç olarak AİHM. Cumhuriyet Başsavcısının Yargıtay’a sunduğu mütalaasının başvurucuya tebliğ edilmemesi nedeniyle m. 6/1’in ihlal edildiği kanısına varmıştır.

AİHM. Türkiye ile ilgili olmayan Brand Stetter/Avusturya kararında da benzer görüştedir. Bu davada başvurucu, kendisine yönelik konusu iftira olan ceza davasına ilişkin olarak silahların eşitliğinin ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre, Viyana İstinaf Mahkemesi kararını Başsavcının görüşüne dayandırmış ancak bu görüşler savunmaya bildirilmemiştir.

AİHM. göre silahların eşitliği, adil yargılanmanın sadece bir özelliğidir. Adil yargılama ceza yargılamasının çelişmeli olması temel hakkını da içerir. Çelişmeli yargılama, bir ceza davasında savunma ve iddianın her ikisine de, diğer tarafın sunduğu delil ve dosyadaki görüşler hakkında yorum yapma ve bunlara ilişkin bilgi sahibi olma imkanının verilmesi zorunluluğudur. Mahkeme için dava dosyasında yer alan ve savunmaya gönderilmeyen görüşlerin içeriğinin önemi yoktur. AİHM.’ne göre, mahkemeye sunulan bir şeyin tepki vermeye değer olup olmadığını değerlendirmek savunmanın işidir.

Bu olayda savcının mütalaası başvurucuya gönderilmemiştir.

Mahkeme, İstinaf Mahkemesinin kararının daha sonra yüksek Mahkeme tarafından bozulduğu ve yargılamanın ikinci aşamasına Savcılık mütalaası değişmediği için bu hatanın düzeltilmiş sayılması yönündeki komisyon görüşüne de katılmamaktadır.

AİHM. savcılık mütalaasının dikkate değer bir öneme sahip olduğunu belirterek çelişmeli yargılama ilkesine aykırılık nedeniyle bu davada m. 6/1’e aykırılık olduğu kansına varmıştır.

AİHS.’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı, ceza yargılamasına ilişkin bir çok temel hak yada ilkeyi bünyesinde barındıran çok geniş bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin “silahların eşitliği” ve “çelişmesiz yargılama” bu temel ilkenin çok önemli parçasıdır.

Silahların eşitliği ilkesi, şüpheli/sanığın hakları ile savcının yetkileri arasında bir dengenin sağlanması anlamına gelir. Davanın taraflarından birini iddiası karşısında diğer tarafın bu iddiaya karşı savunmasının temel dayanağı olan kanıtların sunma imkanı tanınmıyorsa silahların eşitliği bakımından ihlal doğacaktır. Bu ilke açısından önemli olan, taraflardan birinin diğerine karşı avantaj sağlamaması başka bir anlatımla iddia ile savunma arasında denge olmasıdır.

Bu ilkenin önemli bir görünümü de yukarıda bahsettiğim, tarafların diğer tarafça sunulan delil veya dosyadaki mütalaalar hakkında bilgi sahibi olma veya bunlar hakkında yorum yapma imkanına sahip olması demek olan çelişmeli yargılamadır.

Bu bilgiler ışığında somut olaya dönersek, sahtecilik ve dolandırıcılık suçundan açılan davada mahkemece beraate dair hüküm verilmiş, karar katılan vekillerince temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C. Başsavcılığının hükmün sanık aleyhine bozulması görüşünü içeren tebliğnamesi sanık müdafilerine tebliğ edilmeden Yargıtay 6. Ceza Dairesi tarafından, sahtecilik suçu oluştuğundan bahisle bozulmuş yerel mahkemece de direnme kararı verilmiştir.

Sanık müdafileri, aleyhe görüş içeren tebliğnamenin kendilerine tebliğ edilmediğini yerel mahkemelerindeki savunmalarında açıkça vurgulamışlardır.

CMUK.nun 5320 Sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte olan 316. maddesinin uygulanmasını, çeşitli yorum ve yaklaşımlarla ihmal edemeyiz zira, anılan yasa maddesi duraksamadan uygulanmayı sağlayacak şekilde kaleme alınmış olup emredici bir hukuk normudur.

Yargıtay Ceza Genel Kurulu ayrıntıları 26.09.2006 gün, 6-204/197 sayılı kararı da aynı doğrultudadır.

Yukarıda açıkladığım nedenlerle; 6. Ceza Dairesinin, aleyhe görüş içeren tebliğnameyi sanıklar müdafiine tebliğ etmeden hükmü sanıklar aleyhine bozması, halen yürürlükte bulunan CMUK.nun 316. ( 5271 sayılı CMK. 297 ), AİHS.’nin 6. maddelerine, Ceza Genel Kurulu ile AİHM.’nın yukarıda ayrıntılı şekilde belirttiğim kararlarına açıkça aykırı olup, buna karşı olarak “bozma aşamasından sonra tarafların tebliğname içeriğini öğrenip bu konuda diyeceklerini söyleyebilecekleri, kararın onanmadığı, yargılama sürecinin devam ettiği” yönündeki görüşler, başlangıçtaki noksanlığı giderecek nitelik taşımayacağı gibi, bozma kararı verilmesi halinde artık tebliğnamenin tebliğine gerek olmayabileceği sonucunu da intaç edebileceğinden yerinde değildir.

Açıkladığım nedenlerle, bu kararın hukuki bir değer taşımadığı belirtilerek tebliğnamenin tebliğinden sonra yeniden karar verilmesine olanak sağlanması için dosyanın 6. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği” görüşüyle,

Diğer üç Kurul Üyesi ise; ön sorunun takdiminde belirtilen gerekçenin haklı nedenlere dayandığı, dosyanın Özel Daireye gönderilmesi ve tebliğnamenin sanıklara tebliğinden sonra yeni bir karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.

İncelenen olayda;

Mustafa Bür ile sanıklardan Osman Noyan’ın ortağı bulunduğu Nur Gıda, Tarım Ürünleri İmalat, İhracat, İthalat Ticaret Limited Şirketi’nin mali kriz içine girip borçlarını ödeyemez duruma düşmesi üzerine ortakların şirket hisselerini devretme arayışı içine girdikleri, Almanya’da bulunan Cemal Karabulut’un Türkiye’deki vekili Şükrü Alkan’la o tarihte şirket ortağı ve müdürü olan sanık Osman Noyan’ın bu amaçla görüşmelerde bulunup anlaştıkları, Şirket Ortaklar Kurulu’nun 13 Nisan 2000 tarihinde yaptığı toplantıda şirket kurucu ortaklarından sanık Osman Noyan’ın şirkette sahip olduğu payı Cemal Karabulut’a satarak ortaklıktan çıkmasının kararlaştırıldığı, şirketin işlem yaptığı Milli Aydın Bankası ile Halkbank’tan şirket adına alınan çek koçan ve yapraklarının teslim edildiği, hesapların kapatıldığı, böylece şirketin eski ortaklarının elinde çek kalmadığı, yine aynı tarihte şirketin alacak ve borçları ile ilgili görüşüp anlaşan şirket ortakları ile Cemal Karabulut’un vekili Şükrü Alkan’ın taahhütname ve borç yüklenme belgesi düzenleyip imzaladıkları, bu belgede şirket borçlarına değinilip, şirket ihtiyacı için önceden alınan banka kredilerinin ne şekilde kapatılacağı, yine krediler karşılığında verilen kişisel ipoteklerin kredi borçları ödeninceye kadar sürdürüleceği kararlaştırıldıktan başka, şirket adına bankalardan alınan tüm çek yapraklarının da lehdarlarına ödendiği veya kullanılmadan iptal yahut bankaya iade edildiğinin belirtildiği, sayılanlar dışında bir çek veya bono kalmış olması halinde bu borçtan önceki şirket hissedarlarının sorumlu olacağının karara bağlandığı, 20.04.2000 tarihinde noterde hisse devir sözleşmesi düzenlenerek sanık Osman Noyan’ın hissesini Cemal Karabulut’a devir ve temlik ettiği, devir bedelinin de nakden ve tamamen alındığı, takip eden süreç içinde şirketin ortaklık yapısının satın almalar yoluyla değiştiği ve sembolik 2 hisse dışında şirket hisselerinin hemen tümünün Cemal Karabulut ile Dudu Karabulut’un kontrolüne geçtiği, hisse devir işleminin üzerinden iki yılı aşkın bir süre geçtikten sonra 13.05.2002 tarihinde, esasen şirketle herhangi bir ticari ilişkisi ve şirket hakkında bilgisi bulunmayan sanık Yusuf Tunca’nın 130.000 USD bedelli bir bonoyadayanarak borçlu olarak Şirket’i ve sanık Osman Noyan’ı gösterip icra takibine giriştiği, 179.660.000.000 liranın tahsilini talep ettiği, bono üzerinde şirketin faaliyet gösterdiği zeytinyağı fabrikasının adresi yazılı olduğu halde takipte bu adres yerine şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresi gösterilmek suretiyle ödeme emrinin Tebligat Yasasının 35. maddesine göre tebliğ edilmesi sağlanarak takibin kesinleştirildiği, 28.06.2002 tarihinde de bono üzerinde yazılı olan şirket adresine gidilip fabrikadaki malzemelerin haczinin sağlandığı, şirket yetkililerinin ancak bu şekilde takipten haberdar olduğu, suça konu bononun düzenleme tarihinin hisse devrinden yaklaşık 45 gün öncesini gösteren 2 Mart 2000 tarihini, ödeme tarihinin ise yine hisse devrinden yaklaşık 15 gün öncesine ait olan 2 Nisan 2000 tarihini taşıdığı, borçlu kısmında şirket kaşesinin basılı bulunduğu, bu bölümün şirket adına sanık Osman Noyan tarafından imzalandığı, alacaklı olarak Osman Noyan’ın gösterildiği, yine bononun arka yüzünde sanık Osman Noyan’ın cirosu ve imzasının bulunduğu, Asliye Hukuk Mahkemesinde devam eden menfi tespit davasında aldırılan bilirkişi raporunda, şirketin yasal defterlerinde bu bonoyla ilgili herhangi bir kaydın bulunmadığı, defter kayıtlarına göre söz konusu borcun varlığından söz edilemeyeceğinin belirtildiği, iddia, savunma, tanıklar Nusret Yalçın, Şükrü Alkan, Süleyman Özbek, Ömer Noyan’ın anlatımları, suça konu bono fotokopisi, taahhütname, devir sözleşmesi, yönetim kurulu karar defteri fotokopisi ve dosyaya toplanan diğer kanıtlardan anlaşılmaktadır.

Tüm kanıtların birlikte değerlendirilmesinden;

Şirket ihtiyacı için borç para alma işlemlerinin ortaklar kurulu kararına dayalı olması ve şirket kayıtlarında gösterilmesi gerektiği halde, sanık Yusuf Tunca’dan şirketin nakit ihtiyacı için borç para alındığına dair herhangi bir ortaklar kurulu kararı bulunmadığı gibi, bu sanığın iki ayrı tarihte verdiği iddia edilen toplam 130.000 Amerikan Doları’nın şirket kayıtlarında gösterilmemesi karşısında, sanık Osman Noyan’ın savunmasına itibar edilemeyeceği açıktır. Öte yandan, herhangi bir yasal işleme başvurmadan oldukça yüksek bedelli bir bononun iki yıl süreyle elde tutulup icraya konulması da ticari hayatın gerekleriyle bağdaşmamaktadır. Sanık Osman Noyan’ın ortağı bulunduğu süre içinde şirket muhasebecisi olarak çalışan Nusret Yalçın’ın böyle bir bonodan haberdar edilmemesi, diğer borçlar hisse devri sırasında kapatıldığı veya devralanlara bildirilip taahhütnameye konu edilmesine karşın böyle bir bonodan söz edilmemesi, bonoyu takibe koyan ve duruşmada istinabe suretiyle sorguya çekildiğinde başka suçtan tutuklu bulunduğunu işsiz olduğunu belirten sanık Yusuf Tunca’nın şirketle herhangi bir ticari ilişkisinin bulunmaması ve bonoya konu bedeli nakden ödeyebilecek mali kudrete sahip olmaması karşısında, şirketteki payını Cemal Karabulut’a devreden sanık Osman Noyan’ın, şirketi kendisine borçlu gösteren senedi, sonradan ve eski tarihli olarak düzenleyip ciro ederek arkadaşı olan diğer sanık Yusuf Tunca aracılığı ile icra takibine koyduğu, toplanan delillere göre sahtecilik suçunun tüm unsurları itibariyle oluştuğu anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.12.2006 günlü birinci müzakerede önsorunun çözümü bakımından gerekli oy çoğunluğuna ulaşılmaması nedeniyle, 19.12.2006 günü gerçekleştirilen ikinci müzakerede önsorun yönünden oyçokluğu, esasa ilişkin husus yönünden oybirliği ile tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak karar verildi.

5237 SAYILI TCK MADDE 207 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2008/11-139

K. 2008/148

T. 27.5.2008

• SAHTE EVRAK DÜZENLEMEK VE KULLANMAK ( Kararın Sanıklara Tebliğ Edilmiş Olması Nedeniyle Dilekçenin Üzerindeki Havale Tarihi Nazara Alındığında Sanık Açısından Temyizin Süresinde Olduğu )

• TEMYİZ DİLEKÇESİNİN SÜRESİNDE OLUP OLMAMASI ( Kararın Sanıklara Tebliğ Edilmiş Olması Nedeniyle Dilekçenin Üzerindeki Havale Tarihi Nazara Alındığında Sanık Açısından Temyizin Süresinde Olduğu )

765/m.80345

5237/m.43207208

ÖZET : Her iki sanığın birlikte imzalayarak, Ankara Asliye Ceza Mahkemesi aracılığıyla Yargıtay’a sunulmak üzere Kadıköy 5. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderdikleri dilekçenin Yargıtay’a gelen imzalı nüshasındaki havale tarihinin 29.06.2007 olduğu görülmektedir. Temyiz defterine kayıt numarası ise 2007/138 dir. Gerçekten de; kararın sanık A. A. K.’a 11.06.2007, diğer sanığa ise 26.06.2007 tarihinde tebliğ edilmiş olması nedeniyle, dilekçenin üzerindeki havale tarihi olan 29.06.2007 nazara alındığında sanık açısından temyiz süresindedir.

DAVA : Sanık A. A. K.ve bir arkadaşı hakkında S. G. ve A. G. isimli kişilerin şirketlerinin işleriyle ilgili olarak kendilerine verdikleri vekaletnamelere istinaden 23.02.2000 ve 01.02.2000 tarihlerinde sahte evrak düzenlemek ve kullanmak suçlarından Kadıköy C.Başsavcılığınca 15.11.2002 gün ve 3691-4200 sayı ile açılan kamu davaları sonunda; Kadıköy 5. Asliye Ceza Mahkemesince 15.05.2007 gün ve 877-266 sayı ile; her iki sanık hakkında “765 sayılı Yasanın 345/1 ve 80. maddeleri uyarınca 1 yıl 2 ay hapis cezasına” hükmedilmiş olup, kendilerini müdafii ile de temsil ettirmeyen sanıkların yokluğunda verilen hüküm, sanık A. A. K.’a 11.06.2007 tarihinde, diğer sanığa ise 26.06.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Her iki sanık müdafiinin Ankara Asliye Ceza Mahkemesi kanalı ile Yargıtay ( ) Ceza Dairesi Başkanlığına sunulmak üzere Kadıköy 5. Asliye Ceza Mahkemesi Hakimliğine gönderdikleri temyiz dilekçesi üzerine, Yargıtay 11. Ceza Dairesince 28.02.2008 gün ve 9028-1165 sayı ile;

“… 1-Sanık A. A. K.’un temyizi yönünden yapılan incelemede:

Yokluğunda verilerek usulüne uygun olarak 11.06.2007 tarihinde tebliğ edilen hükmü bir haftalık yasal süre geçtikten sonra 29.06.2007 havale tarihli dilekçesiyle temyiz eden sanığın vaki temyiz isteminin 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK nun 317. maddesi uyarınca istem gibi reddine,

2- ( diğer sanık hakkındaki hükmün bozulmasına ve zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına )…” karar verilmiştir.

Sanık A. A. K. müdafiinin 24.01.2008 tarihli dilekçe ile talep etmesi nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 13.05.2008 gün ve 107806 sayı ile; “sanık A. A. K.’un temyiz isteminin süresinde olduğundan bahisle” Yargıtay 11. Ceza Dairesinin temyiz isteminin reddine ilişkin kararının kaldırılmasına karar verilmesi için itiraz yasa yoluna başvurulması üzerine dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Ceza Genel Kurulu’ndaki inceleme sanık A. A. K.hakkındaki hükme hasren yapılmıştır.

Sanık A. A. K.ve bir arkadaşı tarafından S. G. ve A. G. isimli kişilerin şirketlerinin işleriyle ilgili olarak kendilerine verilen vekaletnamelere istinaden 23.02.2000 ve 01.02.2000 tarihlerinde sahte evrak düzenlenmesi ve kullanılması tarzında gerçekleşen olayla ilgili olarak itiraza konu edilen uyuşmazlık “temyiz dilekçesinin süresinde olup, olmadığına” ilişkin olduğundan bu hususun ön mesele olarak görüşülmesi gerekmiştir.

Olayla ilgili olarak yargılanmış bulunan iki sanığın da gıyabında verilen mahkumiyet hükümleri sanıklara farklı zamanlarda tebliğ edilmiştir.

Her iki sanığın birlikte imzalayarak, Ankara Asliye Ceza Mahkemesi aracılığıyla Yargıtay’a sunulmak üzere Kadıköy 5. Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderdikleri dilekçenin Yargıtay’a gelen imzalı nüshasındaki havale tarihinin 29.06.2007 olduğu görülmektedir. Temyiz defterine kayıt numarası ise 2007/138 dir.

Gerçekten de; kararın sanık A. A. K.’a 11.06.2007, diğer sanığa ise 26.06.2007 tarihinde tebliğ edilmiş olması nedeniyle, dilekçenin üzerindeki havale tarihi olan 29.06.2007 nazara alındığında sanık A. A. K.açısından temyiz süresinin dolduğu yönünde bir kanaat oluşmaktadır.

Buna karşılık, Özel Daire kararından sonra, sanık A. A. K.müdafiinin başvurusu üzerine yapılan inceleme sonunda ortaya çıkan duruma göre;

1-Sanıkların müşterek imza ile verdikleri söz konusu dilekçenin Ankara 11. Asliye Ceza Mahkemesine 15.06.2007 tarihinde verildiği ve taşra temyiz defterinin 2007/31 numarasına kaydedildiği, Ankara 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.01.2008 gün ve 2007/31 taşra temyiz sayılı yazısı ile taşra temyiz defterinin 31. sırasındaki kayıttan,

2-Söz konusu dilekçenin 19.06.2007 tarihinde Ankara’dan Kadıköy 5. Asliye Ceza Mahkemesine iletilmek üzere postaya verildiği, Ankara 11. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.06.2007 tarihli posta listesinin 23. sırasındaki kayıttan,

3-Ankara Asliye Ceza Mahkemesine verilen dilekçenin 15.06.2007 tarihinde taşra defterinin 2007/31 sırasına kaydedilmek üzere havale edildiği, dilekçenin dosyaya sunulan diğer suretleri üzerindeki kaşe ve imzadan,

Kesin olarak anlaşılmaktadır.

Bu itibarla; temyiz isteminin süresinde yapıldığı tespit edildiğinden, itirazın kabulü ile Özel Dairenin “sanık A. A. K.’un temyizinin süresinden sonra olması nedeniyle reddine” ilişkin kararının kaldırılmasına ve temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,

1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,

2-Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 28.02.2008 gün ve 9028-1165 sayılı kararının, “sanık A. A. K.’un temyiz isteminin reddine” ilişkin olan kısmı itibarıyla KALDIRILMASINA,

3-Sanık A. A. K.’un süresinde olduğu belirlenen temyiz istemi nedeniyle temyiz davası açılması ve karar verilmesi için dosyanın Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 27.05.2008 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.

5237 SAYILI TCK MADDE 206 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

4. CEZA DAİRESİ

E. 2009/22494

K. 2011/21330

T. 16.11.2011

• BAŞKASINA AİT KİMLİK BİLGİLERİNİ KULLANMAK ( Belirtilen Kimlik Bilgilerinin Gerçekte Var Olan Bir Kişiye Ait Olduğu Belirlenirse İftira Gerçek Bir Kişiye Ait Olmadığı Saptandığı Takdirde Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçu Kapsamında Hüküm Kurulacağı )

• İFTİRA ( Başkasına Ait Kimlik Bilgilerini Kullanmak – Belirtilen Kimlik Bilgilerinin Gerçekte Var Olan Bir Kişiye Ait Olduğu Belirlenirse İftira Suçu Kapsamında Hüküm Kurulacağı )

• RESMİ BELGENİN DÜZENLENMESİNDE YALAN BEYANDA BULUNMAK ( Başkasına Ait Kimlik Bilgilerini Kullanmak – Belirtilen Kimlik Bilgilerinin Gerçekte Var Olmayan Bir Kişi Üzerinde Verilmişse Resmi Belgenin Düzenlenmesinde Yalan Beyan Suçu Kapsamında Değerlendirileceği )

• ETKİN PİŞMANLIK ( Bakasına Ait Kimlik Belgelerinin Kullanılması/Sanığın Karakolda Hiçbir Araştırmaya Başlanmadan Gerçek Kimlik Bilgilerini Verdiği – Etkin Pişmanlık Hükmünün Uygulanacağı )

5237/m.206267268

ÖZET : Başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma suçunda; sanığın görevli polis memurlarına bildirdiği bir kişi olup olmadığının araştırılması ve sonucuna göre, belirtilen kimlik bilgilerinin; gerçekte var olan bir kişiye ait olduğu belirlenirse Başkasına Ait Kimlik veya Kimlik Bilgilerinin Kullanılması suçundaki gönderme ile iftira gerçek bir kişiye ait olmadığı saptandığı takdirde resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçu kapsamında hüküm kurulacağı dikkate alınmalıdır.

Görevlilere karakolda henüz hiçbir araştırmaya başlanmadan gerçek kimlik bilgilerini veren sanık hakkında , TCY.nın 269.maddesindeki etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırıdır.

DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:

KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.

Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede ;

A )Yargılama ve olayın kanıtlanmasına ilişkin gerekçe: Sanığa yükletilen yasak silah taşıma eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Yasaya uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı; böylece olaylara ilişkin sorunlarda gerekçenin yeterli bulunduğu,

Hukuksal tanı: Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Yasada öngörülen suç tipine uyduğu,

Yaptırım: Cezanın yasal bağlamda uygulandığı,

Yasal koşulları bulunmasına karşın, TCY.nın 58.maddesi uygulanmamış ise de, karşı temyiz olmadığından bozma yapılamayacağı,

Sanığa verilen cezanın ertelenmesine yer olmadığına karar verilirken, suç tarihinde yürürlükte bulunmayan 647 sayılı Yasanın 6.maddesi dayanak olarak gösterilmiş ise de, TCY.nın 51.maddesi uyarınca sanığın hem adli para cezasının hem de daha önce 3 aydan fazla hapis cezasına mahkumiyetinden dolayı 1 yıl hapis cezasının ertelenmesine yasal olanak bulunmadığı ve sonuca etkili görülmeyen bu hususun bozmayı gerektirmediği,

Anlaşıldığından sanık Ceyhun Tüncü müdafiinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye uygun olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA,

B )Başkasına ait kimlik bilgilerini kullanma suçuna ilişkin mahkumiyet hükmüne yönelik temyize gelince;

Başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.

Ancak;

1 )Sanığın görevli polis memurlarına bildirdiği “C. oğlu, 1976 İzmir doğumlu C. T.” adında bir kişi olup olmadığının araştırılması ve sonucuna göre, belirtilen kimlik bilgilerinin;

a )Gerçekte var olan bir kişiye ait olduğu belirlenirse TCY.nın 268.maddesi göndermesiyle 267/1,

b )Gerçek bir kişiye ait olmadığı saptandığı takdirde TCY.nın 206,

Maddeleri uyarınca hüküm kurulması gerekirken, eksik soruşturma ve yetersiz gerekçeyle karar verilmesi,

2 )Kabule göre;

a )Görevlilere karakolda henüz hiçbir araştırmaya başlanmadan gerçek kimlik bilgilerini veren sanık hakkında , TCY.nın 269.maddesindeki etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

b )Yasal koşulları bulunmasına karşın, TCY.nın 58.maddesinin uygulanmaması,

c )Cezanın ertelenmesine yer olmadığına karar verilirken, suç tarihinde yürürlükte bulunmayan 647 sayılı Yasanın 6.maddesinin dayanak gösterilmesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı ve sanık müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, yeniden hüküm kurulurken 1412 sayılı CYY.nın 326/son.maddesinin gözetilmesine, 16.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

5237 SAYILI TCK MADDE 206 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

5. CEZA DAİRESİ

E. 2007/6615

K. 2011/23748

T. 16.11.2011

• KAMU KURUMUNA KARŞI MÜTESELSİLEN DOLANDIRICILIK (Okulda Görev Yapan Sanıkların Okullar Arası Spor Yarışmalarına Ait Ücret Ödemeleri İle İlgili Olarak Listelerde Sahtecilik Yaparak Ücretleri Kendileri Aldıkları ve Maçlarda Görev Almayan Kişilere Mal Edindirdikleri)

• RESMİ BELGEDE SAHTECİLİK (Okulda Görev Yapan Sanıkların Okullar Arası Spor Yarışmalarına İlişkin Listede Yaptıkları Sahte Belgelerin İğfal Kabiliyetlerinin Tespit Edileceği – Aldatma Yeteneği Bulunuyorsa Kamu Kurumuna Karşı Müteselsilen Dolandırıcılık ve Bu Suçun Oluşacağı)

• GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMAK (Okulda Görev Yapan Sanıkların Okullar Arası Spor Yarışmalarına İlişkin Listede Yaptıkları Sahte Belgelerin İğfal Kabiliyetlerinin Tespit Edileceği – İğfal Kabiliyeti Olmaması Durumunda Kamu Kurumuna Karşı Müteselsilen Dolandırıcılık ve Bu Suçun Oluşacağı)

• OKULLAR ARASI SPOR YARIŞMALARINA AİT ÜCRET ÖDEMELERİNİ ALMAK (Okulda Görev Yapan Sanıkların Listelerde Bulunan Bazı İsimleri Kapatarak Yerlerine Başka İsimleri Yazarak Ücretleri Aldıkları/Kamu Kurumuna Karşı Dolandırıcılık Suçunun Oluştuğu – Belgelerin İğfal Kabiliyetine Göre Resmi Belgede Sahtecilik Suçu veya Görevi Kötüye Kullanmak Suçu Oluşacağı)

• SAHTE BELGELERİN İĞFAL KABİLİYETİ (Varsa Resmi Belgede Sahtecilik Suçu Oluşacağı – Yoksa Görevi Kötüye Kullanma Suçu Oluşacağı)

• SAHTE EVRAKLARIN MÜSADERESİ (Adli Emanete Alınan Evraklardan Sahte Olanlarının Delil Olarak Dosyada Saklanması Gerektiği – Müsaderelerine Karar Verilemeyeceği)

5237/m.435262206247

ÖZET : Okulda görev yapan sanıkların okullar arası spor yarışmalarına ait ücret ödemeleri ile ilgili; listelere, görevlendirilenlerle hiç ilgisi olmayan kişilerin isimlerini yazmak, listelerde bulunan bazı isimleri kapatarak yerlerine müsabakalarla ilgisi olmayan başka isimleri yazarak yapıştırıp bu kişiler adına tahakkuk ettirdikleri ücretleri kendileri almak suretiyle, resmi bir görevi ve bilgisi olmayan kişiye ve okul ve spor müsabakalarında görevli göstererek maçlarda hiç görev almadığını belirten kişilere .. TL mal edinmeleri şeklinde gerçekleşen eylemleri nedeniyle, sahte belgelerin iğfal kabiliyetlerinin olup olmadıklarının tespitiyle, aldatma yeteneği bulunduğunun saptanması halinde bunlarla suça konu paraları almalarının kamu kurumuna karşı müteselsilen dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik, iğfal kabiliyetlerinin olmaması durumunda ise, eylemlerinin kamu kurumuna karşı müteselsilen dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanmak suçlarını oluşturacağı gözetilmeden zimmet suçundan beraat, diğer eylemlerinin sahte belge düzenlenmesi sırasında yalan beyanda bulunmak olarak kabulüyle mahkumiyetlerine karar verilmesi hukuka aykırıdır.

Adli emanete alınan evraklardan sahte olanlarının delil olarak dosyada saklanması yerine, yazılı biçimde ayrıca müsaderelerine karar verilmesi de hukuka aykırıdır.

DAVA : Zimmet ve resmi evrakta sahtecilik suçlarından sanıklar Mehmet ve Aytekin ‘nın yapılan yargılanmaları sonunda; zimmet suçundan beraatlerine ve diğer eylemlerinin sahte belge düzenlenmesi sırasında yalan beyanda bulunmak olarak kabulüyle mahkümiyetlerine dair, Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 28.02.2006 gün ve 2004/95 Esas, 2006/68 Karar sayılı hükümlerin süresi içinde Yargıtay’ca incelenmesi katılan vekili ve sanıklar müdafiileri tarafından istenilmiş olduğundan dava evrakı C.Başsavcılığından tebliğname ile daireye gönderilmekle incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 10.03.2009 gün ve 2009/2-43-56 sayılı ilamında açıklandığı üzere; sanıklar haklarında sahte belge düzenlenmesi sırasında yalan beyanda bulunmak olarak kabul edilen eylemleriyle ilgili olarak 5237 sayılı TCK.nun 206/1, 43, 62. maddeleri uyarınca hükmolunan 83 gün adli para cezalarının aynı Kanunun 52/2.maddesi gereğince 20 TL.den paraya çevrilmesi sonucu hükmolunan 1.660 TL. adli para cezaları kesinlik sınırı içinde kalıyor ise de, katılan vekilinin kesinlik sınırını aşar nitelikte suç vasfına yönelik temyizinin bulunduğu da gözetilerek yapılan incelemede;

Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Adana Milli Eğitim Müdürlüğü okul içi beden eğitimi spor ve izcilik şubesinde vekaleten şef olarak görev yapan sanık Aytekin ile aynı yerde mutemet-memur olarak görevli olan sanık Mehmet’in, okullar arası spor yarışmalarına ait ücret ödemeleri ile ilgili olarak; listelere, görevlendirilenlerle hiç ilgisi olmayan kişilerin isimlerini yazmak, listelerde bulunan bazı isimleri kapatarak yerlerine müsabakalarla ilgisi olmayan başka isimleri yazarak yapıştırıp bu kişiler adına tahakkuk ettirdikleri ücretleri kendileri almak suretiyle, resmi bir görevi ve bilgisi olmayan Ahmet ‘e 114.120.000 TL, okul ve spor müsabakalarında görevli göstererek maçlarda hiç görev almadığını belirten Ali ye 233.870.000 TL, Halil’e 38,240.000 TL ve M.Tufan ‘a 50.650.000 TL olmak üzere toplam 436.860.000 TL’yi mal edinmeleri şeklinde gerçekleşen eylemleri nedeniyle sanıklar hakkında resmi evrakta sahtecilik suçu dışında zimmet suçundan kamu davaları açılmış ise de; TCK.nun 247. maddesinde düzenlenen zimmet suçunun oluşması için “kamu görevlisinin görevi nedeniyle zilyetliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesi” gerektiği, olayımızda ise suça konu paraların görevi dolayısıyla sanıklara teslim edilmediği, ödemelere esas bordroları düzenlemek suretiyle hileli ve yasal olmayan yollarla fazla para ödenmesini sağladıkları gözetilerek; sahte belgelerin iğfal kabiliyetlerinin olup olmadıklarının tespitiyle, aldatma yeteneği bulunduğunun saptanması halinde bunlarla suça konu paraları almalarının kamu kurumuna karşı müteselsilen dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik, iğfal kabiliyetlerinin olmaması durumunda ise, eylemlerinin kamu kurumuna karşı müteselsilen dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanmak suçlarını oluşturacağı gözetilmeden yazılı şekilde zimmet suçundan beraet, diğer eylemlerinin sahte belge düzenlenmesi sırasında yalan beyanda bulunmak olarak kabulüyle mahkumiyetlerine karar verilmek suretiyle hükümler kurulması,

Adli emanete alınan evraklardan sahte olanlarının delil olarak dosyada saklanması yerine, yazılı biçimde ayrıca müsaderelerine karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, katılan vekili ve sanıklar müdafiilerin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gözetilerek CMUK.nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 16.11.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.