Adli Para Cezasının Hapse Çevrilmesi Yargıtay Kararı

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2010/11-236

K. 2010/254

T. 7.12.2010

• SİGORTA BEDELİNİ ALMAK AMACIYLA DOLANDIRICILIK ( Suçun 01.06.2005 Tarihinden Önce İşlendiği/Sanık Hakkında Doğrudan Para Cezasına Hükmedildiği – İnfaz Aşamasında Cezanın Ödenmediği/Hapse Çevirme İşleminde 5275 S.K. Md. 106′nın Uygulanacağı )

• DOLANDIRICILIK ( Suçun 01.06.2005 Tarihinden Önce İşlendiği/Doğrudan Para Cezasına Hükmedildiği – İnfaz Aşamasında Ödenmediği/Hangi Miktar Üzerinden Paraya Çevrildiyse Aynı Miktar Üzerinden Hapse Çevirme İşlemi Yapılacağı )

• BİR HAZİRAN 2005′TEN ÖNCE İŞLENMİŞ SUÇ ( Dolandırıcılık Nedeniyle Sanık Hakkında Doğrudan Para Cezasına Hükmedildiği – İnfaz Aşamasında Ödenmediği/Hapse Çevirme İşleminde 5275 S.K. Md. 106′nın Uygulanacağı )

• DOĞRUDAN VERİLEN ADLİ PARA CEZASININ İNFAZ AŞAMASINDA ÖDENMEMESİ ( Dolandırıcılık Suçunun 01.06.2005 Tarihinden Önce İşlendiği – Hangi Miktar Üzerinden Paraya Çevrildiyse Aynı Miktar Üzerinden Hapse Çevirme İşlemi Yapılacağı )

5237/m.52, 158

5275/m.106

ÖZET : Hükümlü hakkında, işlediği “sigorta bedelini almak amacıyla dolandırıcılık” suçu nedeniyle 5237 sayılı TCY hükümleri lehe kabul edilerek verilen hükümle ilgili olarak; uyuşmazlık, 01.06.2005 tarihinden önce işlenmiş olan suçlara ilişkin olarak kurulan hükümlerde, doğrudan belirlenmiş gün para cezasının infaz aşamasında ödenmemesi halinde hangi miktar üzerinden hapse çevrilmesi gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir.

Suç tarihi ister 01 Haziran 2005 tarihinden önce, isterse sonra olsun, doğrudan verilmiş olan adli para cezalarının ödenmemesi üzerine yapılması gereken hapse çevirme işleminin, bu madde ile kurulması amaçlanan sistemin ayrılmaz bir parçası olan 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Adli Para Cezasının İnfazı” başlıklı 106. maddesi uyarınca yapılması zorunludur. Hangi miktar üzerinden paraya çevirme işlemi yapılmış ise aynı miktar üzerinden hapse çevirme işlemi yapılması gerekir.

DAVA : Hükümlü S. S.’nın, sigorta bedelini almak amacıyla dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı TCY’nın 158/1-k, 52/2 ve 62. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 25.000 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Bolu Ağır Ceza Mahkemesince 05.07.2005 gün ve 177-190 sayı ile verilen hüküm, Yargıtay 11. Ceza Dairesince 08.04.2008 gün ve 1367-2691 sayı ile onanarak kesinleşmiştir.

İnfaz sırasında “ödenmeyen adli para cezasının hangi miktar üzerinden hapse çevrileceği” konusunda duraksama yaşanması ve mahkemeden bu hususla ilgili karar istenmesi üzerine, Bolu Ağır Ceza Mahkemesince 23.01.2009 gün ve 2009/70 müteferrik sayı ile;

“… İncelenen dosya kapsamına göre; hükümlü S. S.’nın 02.11.2004 tarih ve öncesi gerçekleştirdiği nitelikli dolandırıcılık eylemi nedeniyle mahkememizin 05.07.2005 tarihli kararı ile daha lehine sonuç doğuran 5237 sayılı TCK’nun 158/1-k, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca iki yıl altı ay hapis ve 25.000,00 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilip, bu karar Yargıtay 11. Ceza Dairesince 08.04.2008 tarih 1367-2691 sayı ile onararak kesinleşmiştir. Kartal C. Başsavcılığınca hükümlü hakkında 5237 sayılı TCK’nun 52/2. maddesi uyarınca gün hesabına göre belirlenmiş adli para cezasının ödenmemesi nedeniyle hangi miktara göre hapse çevrileceğinin tespiti istenilmektedir.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun diğer hükümlerinden farklı olarak 01 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe giren geçici 1. maddesinde ‘… 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki diğer kanunlarda yer alan adli para cezasının ödenmemesi halinde, hükümlüler bir gün 100 TL hesabı ile hapsedilirler…’ düzenlemesi yapılmıştır.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun geçici 1. maddesinin amacının 5237 sayılı TCK’nun 5. maddesi ile getirilen ‘bu kanunun genel hükümleri özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında uygulanır’ yolundaki emredici düzenleme nedeniyle 5237 sayılı TCK’nun dışındaki ceza hükmü içeren kanunlara göre hükmedilmiş adli para cezalarının, özel ceza hükmü içeren yasaların 5237 sayılı TCK’nun genel hükümlerine uyumlu hale getirilmesine kadar ortaya çıkan kargaşayı önlemektir.

Dikkat edileceği üzere 01 Haziran 2005 tarihinden sonra işlenen suçlarda da özel ceza yasalarında hükmedilen gün hesabına göre belirlenmemiş adli para cezaları yönünden de hapse çevirme işlemi 5275 sayılı Yasanın geçici 1. maddesi gereğince günlüğü 100 TL üzerinden yapılacaktır.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik tedbirleri Hakkındaki Kanunun geçici 1. maddesi doğal olarak 5237 sayılı TCK’na uyumu amaçladığından, ‘… 5237 sayılı TCK’nu dışındaki …’ ibaresiyle 5237 sayılı TCK’nun hükümlerine göre belirlenecek adli para cezalarının hapse çevrilmesinde 5237 sayılı TCK ayrık tutulmuştur.

Ancak; 5237 sayılı TCK’nun 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girmesi nedeniyle bu tarihten önce işlenen suçlarda sanık lehine değerlendirme yapılması zaruri olduğundan 5275 sayılı Yasanın geçici 1. maddesinde ‘… 5237 sayılı TCK dışındaki diğer kanunlarda yer alan adli para cezasının ödenmemesi halinde, hükümlüler bir gün 100 TL hesabı ile hapsedilirler…’ hükmüyle getirilmiş istisnanın 01 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve 5237 sayılı TCK’nun 52/2. maddesi uyarınca gün hesabına göre belirlenmiş adli para cezaları yönünden uygulanması mümkün olmadığı, aksi düşüncenin ceza yargılaması sırasında lehe yasa olarak tespit edilen 5237 sayılı TCK’nun infaz aşamasında hükümlünün aleyhine sonuç doğuracağı, bunun da yasa tarafından amaçlanmadığını düşünüyoruz.

Öte yandan, 01 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen suç nedeniyle mahkememizce 5237 sayılı TCK’nun lehe olduğu tespit edilerek hürriyeti bağlayıcı ceza gün hesabı ile adli para cezasına hükmedilmiştir.

İnfaz aşamasında hürriyeti bağlayıcı ceza ve ödenmemesi halinde adli para cezasının hapse çevrilmesinden sonra şartla tahliye hükümlerinin 2148 sayılı Yasa ile değişik ek 2. maddesinin uygulanabilmesi nedeniyle 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanunun daha lehe olduğu her türlü tartışmadan uzaktır.

01 Haziran 2005 tarihinden önce işlenmiş suç yönünden lehe yasa olarak belirlenen 5237 sayılı TCK’na göre verilen cezadan sonra yapılacak infaz işlemleri sırasında tayin edilmiş adli para cezasının ödenmemesi nedeniyle hapse çevirme işlemi tamamıyla infaza ilişkin olup, maddi ceza hukuku olan 5237 sayılı TCK’nun 52/2. maddesi uyarınca gün olarak belirlenmiş para cezasının ödenmemesi üzerine hapse çevirmede temel alınan bir gün karşılığı adli para cezası miktarının ayrı bir değerlendirme olan infazda esas alınması mümkün değildir.

Olayımızda infazda 647 sayılı Yasanın daha lehe sonuç doğurduğu sabit olmakla hükümlünün 5237 sayılı TCK’nun 52/2. maddesi uyarınca belirlenmiş adli para cezasının ödenmemesi nedeniyle 647 sayılı Kanunun 5. maddesi uyarınca günlüğü 100 TL’den hapse çevrilerek ve koşulları oluştuğu takdirde 647 sayılı Kanunun 19. maddesi uygulanarak infazın yapılması gerekmektedir.

Aksi görüşe dayanak yapılan Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05.06.2007 tarih ve 113-127 sayılı içtihadındaki ‘… Hapis cezasının paraya çevrilmesinden sonra, adli para cezasının ödenmemesi nedeniyle hapsin infazına’ karar verilmesi işlemi, 50. maddedeki sistem açısından bakıldığında sırf bir infaz işlemi sayılamaz, burada maddi cezanın belirlenmesi işlemi devam etmektedir. Zaten bu yüzden de, infaz işlemlerinin infaz yasalarında düzenlemesi için özel bir gayret gösterilen yeni sistemde dahi, bu işleme ilişkin hususlar Türk Ceza Yasası içerisine dercedilmiştir.

Oysa 52. maddeye göre verilen para cezalarının ödenmemesi halinde yapılacak işlem tam anlamıyla bir infaz işlemidir, bu nedenle de buna ilişkin hususların tamamı İnfaz Yasasında düzenlenmiştir.

647 sayılı Yasaya göre ödenmeyen para cezasını hapse çevirme işlemi de tam anlamıyla bir infaz işlemidir.

50. maddeye göre yapılan işlemlerde, 50. maddenin 6. fıkrasına göre ‘hapsin infazına karar verildiği durumlarda ise, bu aşamadan sonraki işlemler tam olarak infaz işlemi sayılabilir. O yüzden, infaz aşamasında hangi yasanın daha lehe olduğuna bu aşamadan sonra bakılmalıdır…’ ibarelerinden de anlaşılacağı üzere 5237 sayılı TCK’nun 50. maddesi uyarınca tespit edilen ödenmeyen adli para cezası yönünden para cezasını hapse çevirme işleminin 5237 sayılı TCK’nun 50. maddesi gereğince yapılması gerekirken, 01 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen suçlar yönünden 5237 sayılı TCK’nun 52/2. maddesi uyarınca belirlenmiş adli para cezalarının hapse çevrilme işlemi Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 06.06.2006 tarih ve 2735-11448 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, doğrudan infazla alakalı olduğundan en lehe olacak şekilde günlüğü 100.00 TL’den hapse çevirme işleminin yapılması gerekmektedir” gerekçesine dayalı olarak, “mahkemenin 05.07.2005 tarih ve 177-190 karar sayılı dosyasında; hükümlü S. S. hakkında 5237 sayılı TCK’nun 52/2. maddesine dayanak olarak günlüğü 30.00 TL’den belirlenmiş toplam 25.000.00 YTL adli para cezasının hapse çevirme işleminin 647 sayılı Yasa hükümlerine göre günlüğü 100.00 TL’den yapılmasına…”;

Dair verilen bu karara Cumhuriyet savcısı tarafından itiraz edilmesi üzerine ise; Düzce Ağır Ceza Mahkemesince 24.02.2009 gün ve 2009/190 değişik iş sayı ile; “…itirazın reddine…” karar verilmiştir.

Bunun üzerine; Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 27.01.2010 gün ve 4471 sayılı yazısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.02.2010 gün ve 23318 sayılı ihbarnamesiyle;

“… Dosya kapsamına göre, benzer bir olay sebebiyle verilen Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 14.04.2008 tarihli ve 2008/5462-6055 sayılı ilamında da belirtildiği üzere, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 5/3 ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun geçici 1. maddelerinde öngörülen, adli para cezasının ödenmemesi nedeniyle hapse çevrilmesinde bir gün karşılığı olarak 100 Türk lirasının esas alınacağına ilişkin hükmün, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunun dışındaki diğer kanunlarda yer alan adli para cezalarının ödenmemesi durumunda geçerli olduğu, nitekim 5275 sayılı Kanunun 106/3. maddesinde, ‘Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarınca hapsedilir’ hükmünün yer aldığı cihetle, 5237 sayılı Kanun uyarınca verilen ya da diğer kanunlara göre verilip de, adli para cezasının gün karşılığı olarak miktarı belirtilen ilamlarda, mahkemece bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ne kadar ise, aynı miktar üzerinden ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesi gerektiği gözetilmeden itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir…”

Şeklindeki açıklamaya dayalı olarak yasa yararına bozma yasa yoluna başvurulmuş;

Yargıtay 11. Ceza Dairesince de 01.10.2010 gün ve 2310-10513 sayı ile;

“… Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 05.06.2007 gün ve 2007/113 esas, 2007/127 sayılı kararında da açıklandığı üzere; 01.06.2005 tarihinden önce; hürriyeti bağlayıcı cezadan paraya çevirme işlemleri 647 sayılı Yasanın 4. maddesine göre yapılmakta, bu şekilde hükmedilen para cezasının ödenmemesi halinde ise tekrar hapse çevirme işlemleri 647 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca gerçekleştirilmektedir.

647 sayılı Yasanın 5. maddesinin 7. fıkrasında; ‘Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içerisinde para cezasını ödemezse, Cumhuriyet Savcısının kararıyla bir gün üçmilyon lira sayılmak üzere hapsedilir. Artıklar nazara alınmaz. Ancak, üçmilyon liradan aşağı hükmolunan para cezaları bir gün hapse çevrilir. Haklarında Türk Ceza Kanununun 54 ve 55 inci maddeleri ile 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 12 nci maddesi uygulanmak suretiyle hüküm giyenlerin para cezaları kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezadan çevrilmiş olsa bile hapse çevrilemez. Bu takdirde maddenin son fıkrası hükümleri uygulanır’.

Anılan maddenin 8. fıkrasında; ‘Para cezasının hapse çevrileceği mahkeme ilamında yazılı olmasa bile yukarıdaki hüküm Cumhuriyet Savcılığınca uygulanır’.

Aynı maddenin 10. fıkrasında ise; ‘Hükümlü, mahpus kaldığı, her gün için yedinci, fıkra uyarınca üçmilyon lira indirildikten sonra kalan parayı öderse hapisten çıkarılır’ biçimindeki hükümler yer almakta olup, 647 sayılı Yasadaki düzenlemeye göre; paradan çevrilen hapis cezası, mahiyeti itibarıyla ‘tazyik hapsi’ olup, bir başka deyişle, amacın para cezasını tekrar hapse çevirmek değil, para cezasının tahsil edilebilmesi için hükümlüyü zorlamak olarak ortaya çıkmakta ve bu işlemi Cumhuriyet savcısı yapmaktadır. Hükümlünün, kalan para cezasını ödemesi halinde ise hapisten çıkartılması gerekmektedir. Bu uygulamada, koşullu salıverme hükümlerinin uygulanmasına bir engel bulunmamakta, bu uygulama açısından, para cezasının; hapisten çevrilmiş para cezası olması ile doğrudan verilmiş para cezası olması arasında hiçbir fark bulunmamaktadır. Para cezası, hapse çevrilse de sonuçları açısından asıl ceza, para cezası olarak kalmaktadır.

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren yasaların oluşturduğu sistemde ise para cezaları ile ilgili olarak önceki sistem terk edilerek, bu konuda yeni bir sistem oluşturulmuştur.

Ancak bu yapılırken; 5237 sayılı Yasa dışındaki yasalarda yer alan para cezalarının tamamı sisteme uygun olarak değiştirilemediği için, başlangıçta ikili bir ayrım yapılmak suretiyle, 5237 sayılı Yasada düzenlenen para cezaları ve 5237 sayılı Yasa dışındaki yasalarda düzenlenen para cezaları için farklı uygulamalar kabul edilmiştir.

5237 sayılı Yasaya göre para cezası verilmesi halinde; Yasanın 50. veya 52. maddelerinden biri ile uygulama yapılması zorunlu bulunmaktadır.

50. maddenin 1. fıkrasının ( a ) bendinde; kısa süreli hapis cezaları yerine uygulanacak tedbirlerden bir tanesi olarak adli para cezasına çevirme usulü düzenlenmiş olup, bu hükme göre; kısa süreli hapis cezası ‘…suçlunun kişiliğine, sosyal ve ekonomik durumuna, yargılama sürecinde duyduğu pişmanlığa ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre; adlî para cezasına…’ çevrilebilecek; bu durumda hesaplama, 52. maddeye göre yapılacak ve hapis cezasının her tam günü için 20 TL ile 100 TL arasında bir miktar belirlendikten sonra, bu miktar gün sayısı ile çarpılmak suretiyle sonuç adli para cezası tespit edilecektir.

Belirtilen şekilde tespit edilen adli para cezalarının ödenmemesi halinde nasıl davranılması gerektiği de aynı maddenin 6. fıkrasında; ‘Hüküm kesinleştikten sonra Cumhuriyet savcılığınca yapılan tebligata rağmen otuz gün içinde seçenek yaptırımın gereklerinin yerine getirilmesine başlanmaması veya başlanıp da devam edilmemesi halinde, hükmü veren mahkeme kısa süreli hapis cezasının tamamen veya kısmen infazına karar verir ve bu karar derhal infaz edilir. Bu durumda, beşinci fıkra hükmü uygulanmaz’ biçimindeki hüküm ile belirlenmiştir. Fıkranın son cümlesinde uygulanmayacağı belirtilen 5. fıkra ise; ‘Uygulamada asıl mahkûmiyet, bu madde hükümlerine göre çevrilen adlî para cezası veya tedbirdir’ şeklindeki düzenlemeyi içermektedir.

Yine; 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106. maddesinde, 50. madde gereğince yapılacak uygulamayı ilgilendiren bölümler yer almakta olup, 106. maddenin 9. fıkrasında; ‘Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesinin birinci fıkrasının ( a ) bendi saklı kalmak üzere, adlî para cezasından çevrilen hapsin infazı ertelenemez ve bunun infazında koşullu salıverilme hükümleri uygulanamaz. Hapse çevrilmiş olmasına rağmen hak yoksunlukları bakımından esas alınacak olan adlî para cezasıdır’ 10. fıkraya göre ise; ‘Türk Ceza Kanununun 50 nci maddesinin birinci fıkrasının ( a ) bendine göre kısa süreli hapis cezasından çevrilen adlî para cezalarının infazında, aynı maddenin altıncı ve yedinci fıkraları hükümleri saklıdır’ şeklindeki düzenlemeler mevcuttur.

50. maddedeki düzenlemenin, diğer hükümlerle birlikte değerlendirilmesine göre;

a ) Bu madde gereğince seçenek yaptırım olarak paraya çevirme işlemi, ancak kısa süreli hapis cezası yerine yapılabilecek,

b ) Paraya çevirme işlemi, 52. madde nazara alındığında; bir tam gün karşılığı 20 TL ile 100 TL arası bir miktardan hesaplanabilecek,

c ) Para cezasının tamamının veya bir kısmının tebligata rağmen ödenmemesi halinde; 50. maddenin 6. fıkrası gereğince, hükmü veren mahkeme tarafından hapsin kısmen veya tamamen infazına karar verilecek,

d ) 50. maddenin 6. fıkrasının son cümlesi gereğince hapsin infazına karar verildiğinde bu kararlar derhal uygulanacak,

e ) 50. madde gereğince paraya çevirme işlemi yapıldığında, 5. fıkraya göre asıl mahkûmiyet, artık para cezası olarak kabul edilmesi gerekecek; ancak, para cezası ödenmeyip de tekrar hapsin infazına karar verilmesi durumunda, 5275 sayılı Yasanın 106/9. maddesi gereğince asıl mahkûmiyet, tekrar hapis cezası olarak kabul olunacak,

f ) 50. madde gereğince hükmedilen para cezasının ödenmemesi nedeniyle, hapsin infazına karar verilmesi halinde, artık 647 sayılı Yasanın 5. maddesindeki gibi bir ‘tazyik hapsi’ söz konusu olamayacak,

Bu durumda, hükümlüye yapılmış olan bir iyiliğin geri alındığı, o iyilikten hükümlünün olumsuz davranışı nedeniyle vazgeçildiği, o nedenle de, geri alma işleminin ardından hükümlünün ‘ben parayı ödeyeceğim’ demesi veya parayı ödemesi, artık hapis cezasının infazını engellemeyecek,

g ) 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106/9. maddesindeki ayrık durum nedeniyle; 50. madde uyarınca ‘hapsin infazına’ karar verildiği durumlarda, koşullu salıverme hükümleri uygulanabilecektir.

Getirilen yeni sisteme göre; 5237 sayılı Yasaya göre para cezası verilebilecek ikinci durum, Yasanın 52. maddesinde yer almakta olup, buradaki düzenleme, ‘doğrudan verilen para cezası’na ilişkin bulunmakta olup, 52. madde gereğince ‘gün para cezası’ sistemine göre belirlenecek para cezalarının ne şekilde infaz edileceği, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Bu şekilde hükmedilen para cezasının ödenmemesi halinde yapılacak işlem, 647 sayılı Yasanın 5. maddesindeki işleme benzemekte, burada da, bir ‘tazyik hapsi’ söz konusu olmakta, para cezasının ödenmemesi halinde hapse çevirme işlemi Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilmekte, para cezasının hapse dönüştürülmesinin ardından ödeme yapılması halinde hükümlü hapisten çıkarılmakta, ancak, 647 sayılı Yasanın 5. maddesindeki sistemden farklı olarak, paradan hapse çevirme işlemi yapılırken, hangi miktardan çevirme yapılacak tartışması yapılmadan, baştaki gün hapis cezasına geri dönülmesi gerekmekte, ayrıca, bu durumda koşullu salıverme hükümleri uygulanamamaktadır.

Sistemde, ikinci önemli husus, 5237 sayılı TCK dışındaki yasalar uyarınca verilen para cezaları ile ilgili olup, bunların ödenmemesi halinde ne yapılacağı konusunda yol gösteren iki ayrı yasa maddesi bulunmaktadır. Bu hükümlerden ilki; 5252 sayılı Türk Ceza Yasasının Yürürlük Yasasının 5. maddesinin 3. fıkrası, diğeri ise 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun geçici 1. maddesidir.

5252 sayılı Yürürlük Yasasının 5/3 maddesinde; ‘Ağır para cezasından dönüştürülen adlî para cezasının ödenmemesi halinde, 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106 ncı maddesi hükümlerine göre hapis süresinin belirlenmesinde bir gün karşılığı olarak yüzmilyon Türk Lirası esas alınır’ 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun geçici 1. maddesinde ise; ‘26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki diğer kanunlarda yer alan adlî para cezasının ödenmemesi halinde, hükümlüler bir gün yüz Türk Lirası hesabı ile hapsedilirler’ biçimindeki hükümler yer almaktadır.

Her iki düzenleme birlikte değerlendirildiğinde;

a ) Bu tür para cezalarının infazında ( ve dolayısıyla ödenmediğinde ne yapılacağı konusunda ) da, yapılan atıf gereğince 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106. maddesinin uygulanacağı,

b ) 5237 sayılı Yasa dışındaki yasalarda öngörülen para cezaları ‘gün para cezası’ sistemine uymadıklarından, bu durumda ödenmeyen para cezalarının hangi miktar üzerinden hapse çevrileceği konusunun başlangıçta bir problemi oluşturduğu, ancak; yasal düzenlemelerle bu hususun sorun olmaktan çıkartılarak, hapse çevirme işleminin 100 TL üzeriden yapılacağının hüküm altına alındığı sonuçlarına ulaşılmaktadır.

Ayrıca adli para cezasının infazı sırasında, mahsubun nasıl yapılacağı 5237 sayılı TCK’nın 63. maddesinde; ‘Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve şahsî hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün haller nedeniyle geçirilmiş süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir. Adlî para cezasına hükmedilmesi durumunda, bir gün yüz Türk Lirası sayılmak üzere, bu cezadan indirim yapılır’ şeklinde düzenlenmiştir.

İncelenen dosya içeriğine göre; hükümlünün 01.06.2005 tarihinden önce işlediği dolandırıcılık suçundan Bolu Ağır Ceza Mahkemesinin 05.07.2005 gün ve 2004/177 esas, 2005/190 sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nın 158/1-k maddesi uyarınca 3 yıl hapis ve 1000 gün adli para cezası ile cezalandırılmasının ardından, hükmolunan gün adli para cezasının aynı Yasanın 52/2. maddesi uyarınca günlüğü takdiren 30 TL’den hesap edilmek suretiyle 30.000 TL adli para cezası ile mahkûmiyetine hükmolunduğu, aynı Yasanın 62. maddesi de uygulanmak suretiyle hükümlünün sonuç olarak 2 yıl 6 ay hapis ve 25.000 TL adli para cezası ile cezalandırıldığı,

Hükümlüye, para cezası ödeme emri çıkartılıp, ödenmemesi üzerine Bolu Cumhuriyet Başsavcılığınca ödenmeyen adli para cezasının günlüğü 100 TL’den hesap edilmek suretiyle 250 gün hapse çevrilmesini müteakip, Kartal Cumhuriyet Başsavcılığının 16.01.2009 gün ve 2009/7-136 sayılı yazısı ile hükümlü hakkındaki adli para cezasının günlüğü mahkemece belirlenen 30 TL’den mi yoksa 100 TL üzerinden mi hesap edilmek suretiyle hapse çevrileceği hususunda tereddüt oluştuğundan bahisle bir karar verilmesinin istenmesi nedeniyle Bolu Ağır Ceza Mahkemesinin 23.01.2009 gün ve 2009/70 müteferrik sayılı kararı ile ödenmeyen adli para cezasının hapse çevirme işleminin 647 sayılı Yasa Hükümlerine göre günlüğü 100 TL’den hapse çevrilerek infazının yapılmasına karar verildiği, iş bu karara vaki itirazın ise Düzce Ağır Ceza Mahkemesinin 24.02.2009 gün ve 2009/190 değişik iş sayılı kararı ile reddedildiği, ancak anılan karara karşı; 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5/3 ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un geçici 1. maddelerinde öngörülen, adlî para cezasının ödenmemesi nedeniyle hapse çevrilmesinde bir gün karşılığı olarak 100 Türk lirasının esas alınacağına ilişkin hükmün, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki diğer kanunlarda yer alan adlî para cezalarının ödenmemesi durumunda geçerli olduğu, nitekim 5275 sayılı Kanun’un 106/3. maddesinde, ‘Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adlî para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarınca hapsedilir’ hükmünün yer aldığı cihetle, 5237 sayılı Kanun uyarınca verilen ya da diğer kanunlara göre verilip de, adlî para cezasının gün karşılığı olarak miktarı belirtilen ilamlarda, mahkemece bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ne kadar ise, aynı miktar üzerinden ödenmeyen adlî para cezasının hapse çevrilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet bulunmadığı gerekçesiyle Adalet Bakanlığınca kanun yararına bozma isteminde bulunulduğu anlaşılmaktadır.

Görüldüğü üzere; 5237 sayılı Yasanın 52. maddesi uyarınca doğrudan hükmolunan para cezasının infazının, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106. maddesine göre yapılması gerekmekte ve bu şekilde hükmedilen para cezasının ödenmemesi halinde; para cezasından hapse çevirme işlemi yapılırken, hangi miktardan çevirme yapılacak tartışması yapılmadan, baştaki gün hapis cezasına geri dönülmesi ve ayrıca bu durumda koşullu salıverme hükümlerinin uygulanmaması gerektiği …” gerekçesi ile; “kanun yararına bozma istemine atfen düzenlenen ihbarname içeriği yerinde bulundu¬ğundan, Bolu Ağır Ceza Mahkemesinin 23.01.2009 gün ve 2009/70 müteferrik sayılı kararına yönelik itirazın reddine ilişkin Düzce Ağır Ceza Mahkemesinin 24.02.2009 gün ve 2009/190 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309. maddesi uyarınca bozulmasına, aynı Kanun’un 309. maddesinin 4. fıkrasının ( a ) bendi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için, dosyanın adı geçen mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na iadesine…” karar verilmiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığınca 11.10.2010 gün ve 23318 sayı ile;

“… İtirazın konusu olan uyuşmazlık; 01.06.2005 tarihinden önce işlenen suç nedeniyle lehe olduğu belirlenerek 5237 sayılı Yasa uyarınca hükmolunan adli para cezasının ödenmemesi üzerine hapse dönüştürme işleminin, mahkemece hükmedilen gün adli para cezasının, adli para cezasına çevrilmesi esnasında esas alınan bir gün karşılığı 30 YTL mi yoksa 5252 sayılı Yasanın 5/3 ve 5275 sayılı Yasanın geçici 1. maddelerinde belirtilen 100 YTL’nin mi esas alınması gerektiği hususuna ilişkindir.

5237 sayılı TCK’nın 7/2. maddesinde, ‘Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur’.

5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesinde ise ‘Lehe olan hüküm, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümleri olaya uygulanarak, ortaya çıkan sonuçların birbiriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenir’.

Biçiminde hükümler yer almaktadır.

Buna göre maddi ceza yasaları ve infaz yasaları kendi aralarında ayrı ayrı değerlendirilerek lehe yasanın belirlenmesi gerekmektedir. Burada 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddesindeki ‘bütün olarak uygulama’ ilkesi tatbik edilemez. Anılan maddedeki bütünlükten amaç, her kanunun kendi içindeki bütünlüğüdür.

01.06.2005 tarihinden önce işlenen suçlarda hapis-para cezalarının infazı 647 sayılı Yasaya göre yapılırken, 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçlar için cezaların infazı, anılan tarihte yürürlüğe giren 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanuna göre yapılması gerekmektedir. Belirtilen ikinci halde herhangi bir sorun bulunma¬maktadır. Uygulamada karışıklık yaratan ve Yargıtay Özel Ceza daireleri arasında farklılık gösteren asıl sorun, ilamdaki suç tarihinin 01.06.2005’den önce olması ve 5237 sayılı Yasaya göre adli para cezasına hükmedilmesi halinde, ödenmeyen adli para cezasının kaç lira üzerinden hapis cezasına çevrileceği hususudur.

647 sayılı Yasa döneminde para cezalarının yerine getirilmesi, anılan maddenin 5. fıkrası uyarınca gerçekleştirilmekteydi.

647 sayılı Yasanın 5. maddesinin 7. fıkrasında, ‘Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içerisinde para cezasını ödemezse, Cumhuriyet Savcısının kararı ile bir gün üç milyon sayılmak üzere hapsedilir’ 4421 sayılı Yasa ile 765 sayılı Türk Ceza Kanununa eklenen 6. madde gereğince, maddede belirtilen üç milyon, her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 04.01.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında arttırılacaktır.

Yeniden değerleme oranı 01.01.2005-31.12.2005 tarihleri arasında %11.2’dir. Buna göre, bu tarihler arasında 647 sayılı Yasa gereğince ödenmeyen adli para cezasının hapis cezasına dönüştürme işlemi 5083 sayılı Yasa hükümleri de dikkate alınmak suretiyle 24.000.000 TL’dir.

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanununun ‘Adli para cezasının infazı’ başlıklı 106. maddesinin 3. fıkrası, ‘Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet Savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarınca hapsedilir’ Biçiminde düzenlenmiştir. Bunun anlamı, mahkemece, bir gün karşılığı olarak takdir edilen miktar ne kadar ise, aynı miktar üzerinden ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesi zorunludur.

Anılan maddenin geçici 1. maddesine göre, 26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki diğer kanunlarda yer alan adli para cezasının ödenmemesi halinde, hükümlüler bir gün yüz Türk lirası hesabı ile hapsedilirler. 5275 sayılı Yasanın 123. maddesi gereğince, geçici 1. madde 01 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Geçici 1. maddede öngörülen yüz Türk lirasının, 647 sayılı Yasanın 5/7. maddesinde belirtilen hapse dönüştürme miktarına göre daha lehe olması nedeniyle infaz aşamasında dikkate alınması zorunludur.

Geçici 1. maddedeki düzenleme, sadece 5237 sayılı Yasa dışındaki diğer kanunlarda ( 765, 6136, 6831 sayılı Yasalar gibi ) yer alan adli para cezasının ödenmemesi halini kapsar gibi görünmektedir. Önceki Yasa döneminde işlenmiş olup da 5237 sayılı Yasaya göre verilen adli para cezalarını içermediği izlenimi vermektedir. Oysa ki yasa koyucunun, hükümlüler arasında bu tür bir ayrım yaptığını söylemek doğru olmaz. Geçici 1. maddenin, infaz Yasasının diğer hükümlerine göre daha önce yürürlüğe girmesinin amacı da, 5237 sayılı Yasa dışındaki diğer ceza ve özel yasalarını 5237 sayılı Yasanın genel hükümlerine uyumlu hale getirmektir. Bu nedenle ‘… 5237 sayılı TCK’nın dışındaki…’ ibaresine yer vermiştir. Ancak sonradan, bu boşluğu doldurmak ve uygulamada karşılaşılacak sorunları gidermek amacıyla 5252 sayılı Yasanın 5. maddesine 5349 sayılı Yasa ile şu eklemeyi yapmayı uygun görmüştür:

5252 sayılı Yasanın 5/3. maddesi ‘Ağır para cezasından dönüştürülen adli para cezasının ödenmemesi halinde, 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106. maddesi hükümlerine göre hapis süresinin belirlenmesinde bir gün karşılığı olarak yüz milyon Türk lirası esas alınır’ biçimindedir.

Yine 5349 sayılı Yasanın 1 ve 3. fıkralarında değişiklik yapan 5349 sayılı Yasanın gerekçesinde, Yeni Türk Ceza Kanununda, 765 sayılı Türk ceza Kanunundan farklı olarak gün para cezası sistemi getirildiği, getirilen bu yeni sistem nedeniyle diğer kanunlarda yer alan ağır para cezalarının uygulanma esaslarının 5252 sayılı Yasanın 5. maddesinde düzen¬lendiği, kanunlarda öngörülen ağır para cezalarının adli para cezasına dönüştürüldüğü, ancak bu şekilde ağır para cezasından dönüştürülen adli para cezasının ödenmemesi durumunda yapılacak işlem hususunda tereddütlerin ortaya çıktığı, uygulamada ortaya çıkabilecek sorunları gidermek amacıyla maddeyle, sözkonusu para cezasının ödenmemesi halinde hapis cezasına çevirmede bir gün karşılığı yüzmilyon Türk lirasının esas alınacağına ilişkin hükmün getirildiği belirtilmiştir.

Somut olayda, suç tarihi 01.11.2004’tür. Yapılan yargılama sonucunda sanık hakkında lehe yasa olarak 765 sayılı Yasa kabul edilip uygulanmış olsaydı, ödenmeyen adli para cezasının 100 TL üzerinden paraya dönüştürülmesinde hiçbir tartışma olmayacaktı. Yargılama aşamasındaki lehe kanun uygulanmasını bertaraf edecek biçimde infaz aşama¬sında hükümlünün aleyhine sonuç yaratmak doğru olmaz. 5237 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanması halinde de ödenmeyen adli para cezasının 100 TL üzerinden hapis cezasına dönüştürülmesi zorunludur.

‘Mahsup’ başlıklı 5237 sayılı TCK’nın 63. maddesinde de, adli para cezasına hükmedilmesi durumunda, bir gün yüz Türk Lirası sayılmak üzere, bu cezadan indirim yapılacağı belirtilmiştir.

Yargıtay Özel Dairelerinin de, 01.06.2005 tarihinden önce işlenen ve 5237 sayılı Yasanın uygulandığı durumlarda, ödenmeyen adli para cezasının 100 YTL üzerinden hapse dönüştürülmesi gerektiğine ilişkin bir çok kararı bulunmaktadır. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 14.07.2010 gün, 2010/16600-13850; 10. Ceza Dairesinin 14.04.2008 gün, 2008/5462-6055; 2. Ceza Dairesinin 29.06.2006 gün, 2006/6109-12757; 2. Ceza Dairesinin 06.06.2006 gün ve 2006/2735-11448 sayılı kararları bu doğrultudadır.

Bu açıklamalar ışığında, sanık hakkında lehe olan 5237 sayılı Yasanın 158/1-4, 52, 62. maddeleri uyarınca hükmedilen 25.000 YTL adli para cezasının ödenmemesi üzerine, para cezasının 100 YTL üzerinden hapse çevrilerek infazının yapılması gerektiğine ilişkin Bolu Ağır Ceza Mahkemesinin kararı ile bu karara yapılan itirazın reddine ilişkin Düzce Ağır Ceza Mahkemesinin kararının yerinde olduğu düşüncesindeyiz.

Açıklanan nedenlerle, yasa yararına bozma isteminde ileri sürülen neden yerinde görülmediğinden yasa yararına bozma isteminin reddi yerine yazılı biçiminde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır” gerekçeleri ile itiraz yasa yoluna başvurularak Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 01.10.2010 gün ve 2310-10513 sayılı kararının kaldırılması ve Adalet Bakanlığının yasa yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi talep edilmiştir.

Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Hükümlü S. S. hakkında, 23.12.2003-02.11.2004 tarihleri arasında işlediği “sigorta bedelini almak amacıyla dolandırıcılık” suçundan 5237 sayılı TCY hükümleri lehe kabul edilerek verilen hükümle ilgili olarak; Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, 01.06.2005 tarihinden önce işlenmiş olan suçlara ilişkin olarak kurulan hükümlerde, 5237 sayılı TCY’nın 52. maddesi uyarınca doğrudan belirlenmiş gün para cezasının infaz aşamasında ödenmemesi halinde hangi miktar üzerinden hapse çevrilmesi gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir.

İncelenen dosyada,

Hükümlü hakkında yapılan yargılama sonunda; lehe olduğu saptanan 5237 sayılı TCY’nın 158/1-k maddesi uyarınca 3 yıl hapis ve 1.000 gün karşılığı adli para cezasına hükmedildiği, aynı Yasanın 52/2. maddesi uyarınca verilen gün para cezasının günlüğü 30 YTL’den “30.000” YTL adli para cezasına dönüştürüldüğü, yine aynı Yasanın 62. maddesi uyarınca da sanığın sonuç olarak “2 yıl 6 ay hapis” ve “25.000 YTL adli para cezası” ile cezalandırılmasına karar verildiği görülmektedir.

İnfaz sırasında ödenmeyen adli para cezasının hapse çevrilmesinin gerekmesi üzerine, Cumhuriyet Başsavcılığınca duraksama yaşanmış ve hapis cezasının hangi miktar üzerinden paraya çevrileceği hususunda mahkemeden bir karar istenmesi nedeniyle de Bolu Ağır Ceza Mahkemesince, doğrudan infazla ilgili olan bu konuda daha lehe olduğu gerekçesiyle paraya çevrilme işleminin 647 sayılı Yasa uyarınca ve günlüğü 100 TL’den yapılmasına karar verilmiş, bu karara yönelik itiraz da Düzce Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmiştir.

Yasa yararına bozma talebi Bolu ve Düzce Ağır Ceza Mahkemelerince verilen kararların isabetsizliğine ilişkin olup Özel Dairece de bu istem kabul edilerek adli para cezasının 5275 sayılı Yasanın 106. maddesi uyarınca hapse çevrilmesi esası benimsenmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, bu karara karşı itiraz yasa yoluna başvurulmak suretiyle mahkemelerce verilen kararların doğru olduğu ileri sürülmüştür.

Bu durumda ortaya çıkan uyuşmazlığın çözülebilmesi için, paraya çevirme ve para cezasının ödenmemesi halinde ne yapılacağı konularında, 01.06.2005 tarihinden önce var olan ve bu tarihte ihdas edilmiş olan uygulamaların mahiyeti üzerinde durmak gerekmektedir.

01 Haziran 2005 tarihinden önce; hürriyeti bağlayıcı cezadan paraya çevirme işlemlerinin 647 sayılı Yasanın 4. maddesine göre yapıldığı, bu şekilde hükmedilen para cezasının ödenmemesi halinde ise, tekrar hapse çevirme işlemlerinin 647 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca gerçekleştirildiği görülmektedir.

647 sayılı Yasanın 5. maddesinin 7. fıkrasında; “Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içerisinde para cezasını ödemezse, Cumhuriyet Savcısının kararıyla bir gün üçmilyon lira sayılmak üzere hapsedilir. Artıklar nazara alınmaz. Ancak, üçmilyon liradan aşağı hükmolunan para cezaları bir gün hapse çevrilir. Haklarında Türk Ceza Kanununun 54 ve 55 inci maddeleri ile 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun 12 nci maddesi uygulanmak suretiyle hüküm giyenlerin para cezaları kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezadan çevrilmiş olsa bile hapse çevrilemez. Bu takdirde maddenin son fıkrası hükümleri uygulanır”.

647 sayılı Yasanın 5. maddesinin 8. fıkrasında; “ Para cezasının hapse çevrileceği mahkeme ilamında yazılı olmasa bile yukarıdaki hüküm Cumhuriyet Savcılığınca uygulanır”. 647 sayılı Yasanın 5. maddesinin 10. fıkrasında ise; “Hükümlü, mahpus kaldığı, her gün için yedinci, fıkra uyarınca üçmilyon lira indirildikten sonra kalan parayı öderse hapisten çıkarılır”.

Hükümleri yer almaktadır.

Görüldüğü üzere; 647 sayılı Yasadaki düzenlemeye göre;

a ) Paradan çevrilen hapis cezası mahiyeti itibarıyla “tazyik hapsi”dir. Bir başka deyişle, amaç para cezasını tekrar hapse çevirmek değil, para cezasının tahsil edilebilmesi için hükümlüyü zorlamaktır.

b ) Bu işlem Cumhuriyet savcısı tarafından yapılmaktadır.

c ) Hükümlü, kalan para cezasını ödemesi halinde hapisten çıkartılmaktadır.

d ) Koşullu salıverme hükümlerinin uygulanmasına bir engel bulunmamaktadır.

e ) Bu uygulama açısından, para cezasının; hapisten çevrilmiş para cezası olması ile doğrudan verilmiş para cezası olması arasında hiçbir fark yoktur.

f ) Para cezası hapse çevrilse bile, sonuçları açısından asıl ceza para cezası olarak kalmaktadır.

01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren yasalarla; para cezaları ile ilgili olarak önceki sistem terk edilerek yeni bir sistem oluşturulmuş; ancak bu yapılırken de, 5237 sayılı TCY’sı dışındaki yasalarda yer alan para cezalarının tamamı sisteme uygun olarak değiştirilemediği için, başlangıçta ikili bir ayrım yapılmak suretiyle, 5237 sayılı TCY’nda düzenlenen para cezaları ve 5237 sayılı TCY dışındaki yasalarda düzenlenen para cezaları için farklı uygulamalar kabul edilmiştir.

5237 sayılı TCY’na göre para cezası verilmesi halinde, Yasanın 50 veya 52. maddelerinden biri ile uygulama yapılması zorunludur.

Adli para cezasının 5237 sayılı TCY’nın 50. maddesine göre belirlendiği durumlarda, suç tarihi ne olursa olsun, ödenmeyen adli para cezasının yine 50. madde uyarınca hapse çevrileceği, hüküm tarihinde yürürlükte bulunan yasal düzenlemelere uygun olarak Ceza Genel Kurulu’nun 05.06.2007 gün ve 113-127 sayılı kararında açıkça kabul edilmiş, 26.02.2008 gün ve 5739 sayılı Yasanın 4. maddesiyle 5237 sayılı Yasanın 50. maddesinde yapılan değişiklik ve aynı Yasanın 5. maddesiyle 5275 sayılı Yasanın 106. maddesinin 10. fıkrasının yürürlükten kaldırılması ile 50. madde uyarınca seçenek yaptırım olarak hükmedilen adli para cezası da 5275 sayılı Yasanın 106. maddesindeki esaslara tabi kılınmıştır.

Burada çözümlenmesi gereken konu; 5237 sayılı TCY’nın 52. maddesi uyarınca “doğrudan verilen adli para cezası”nın ödenmemesi durumunda ne yapılacağı ile ilgilidir.

5237 sayılı TCY’nın 52. maddesi uyarınca “gün para cezası” sistemine göre doğrudan belirlenecek para cezalarının ne şekilde infaz edileceği, 50. maddedeki durumun aksine, 52. maddenin ve TCY’nın kendi içerisinde değil, 5275 sayılı CGTİY’nın 106. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

106. maddenin 2. fıkrası; “Adli para cezasını içeren ilam Cumhuriyet Başsavcılığına verilir. Cumhuriyet savcısı otuz gün içinde adli para cezasının ödenmesi için hükümlüye 20. maddenin 3. fıkrası uyarınca bir ödeme emri tebliğ eder”, 3. fıkrası; “Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarınca hapsedilir”, 5. fıkrası; “Adli para cezasının hapse çevrileceği mahkeme ilamında yazılı olmasa bile üçüncü fıkra hükmü Cumhuriyet Başsavcılığınca uygulanır”, 7. fıkrası; “Adli para cezası yerine çektirilen hapis süresi üç yılı geçemez. Birden fazla hükümle adli para cezalarına mahkumiyet halinde bu süre beş yılı geçemez”, 8. fıkrası; “Hükümlü, hapis yattığı günlerin dışındaki günlere karşılık gelen parayı öderse hapisten çıkartılır”, 5738 sayılı Yasa ile değişik 9. fıkrası ise; “Adli para cezasından çevrilen hapsin infazı ertelenemez ve bunun infazında koşullu salıverme hükümleri uygulanmaz. Hapse çevrilmiş olmasına rağmen hak yoksunlukları bakımından esas alınacak olan adli para cezasıdır” biçimindedir.

Görüldüğü üzere, 5237 sayılı TCY’nın 52. maddesi uyarınca doğrudan hükmedilen para cezasının ödenmemesi halinde yapılacak işlem de, 647 sayılı Yasanın 5. maddesindeki işlemle benzerlik göstermektedir. Bu anlamda, yeni düzenlemede de bir “tazyik hapsi” sözkonusu olup para cezasının ödenmemesi halinde hapse çevirme işlemi C.savcısı tarafından yapılacak, para cezasının hapse dönüştürülmesinin ardından ödeme yapılması halinde de kişi hapisten çıkarılacaktır. Ancak, 647 sayılı Yasanın 5. maddesindeki sistemden farklı olarak, paradan hapse çevirme yapılırken, hangi miktardan çevirme yapılacak tartışması yapılmadan, baştaki gün hapis cezasına geri dönülecek, ayrıca, bu durumda koşullu salıverme hükümleri de uygulana¬mayacaktır. Aynı ilke 5739 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik nedeniyle 5237 sayılı Yasanın 50. maddesi uyarınca hükmedilen adli para cezası için de geçerlidir.

Yeni kurulan sistemde, 5237 sayılı TCY dışındaki yasalar uyarınca ve 647 sayılı Yasanın sistemine göre verilmiş olan adli para cezalarının ödenmemesi halinde ne yapılacağı sorunu da, 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Yasanın 5/3 ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yasanın geçici 1. maddesinde çözüme kavuşturulmuştur.

5252 sayılı Yasanın 5/3. maddesinde; “Ağır para cezasından dönüştürülen adlî para cezasının ödenmemesi halinde, 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirle¬rinin İnfazı Hakkında Kanunun 106. maddesi hükümlerine göre hapis süresinin belirlen¬mesinde bir gün karşılığı olarak yüzmilyon Türk Lirası esas alınır” 5275 sayılı Yasanın geçici 1. maddesinde ise; “26.09.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu dışındaki diğer kanunlarda yer alan adlî para cezasının ödenmemesi halinde, hükümlüler bir gün yüz Türk Lirası hesabı ile hapsedilirler” hükümlerinin bulunduğu görülmekte olup, her iki düzenleme birlikte değerlendirildiğinde;

a ) Bu tür para cezalarının infazında ( ve dolayısıyla ödenmediğinde ne yapılacağı konusunda ) yapılan atıf gereğince 5275 sayılı İnfaz Yasasının 106. maddesinin uygulanacağı,

b ) 5237 sayılı TCY dışındaki yasalarda öngörülen para cezaları “gün para cezası” sistemine uymadıklarından, ödenmeyen para cezalarının hangi miktar üzerinden hapse çevrileceği konusunun başlangıçta bir sorun oluşturduğu düşünülebilirse de yasal düzenlemelerle bu husus çözümlenerek, hapse çevirme işleminin 100 TL üzeriden yapılacağının hüküm altına alındığı,

Sonuçlarına varılmaktadır.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olaya dönüldüğünde;

5237 sayılı TCY’nın 50/1. maddesi uyarınca verilmiş bulunan para cezalarına ilişkin olarak anılan sorunu çözmüş bulunan 05.06.2007 gün ve 113-127 sayılı Ceza Genel Kurulu kararının, 01 Haziran 2005 tarihinden önceki bir suça ilişkin olarak 52. madde uyarınca doğrudan verilmiş olan adli para cezalarının ödenmemesi halinde hangi miktar üzerinden hapse çevirme işlemi yapılacağı hususuna da ışık tuttuğu 5739 sayılı Yasa ile yapılan değişikliklerin de varılan bu sonucu doğruladığı, 5275 sayılı Yasanın 106. maddesinin de 5237 sayılı Yasanın 50 veya 52. maddeye göre hangi miktar üzerinden paraya çevirme işlemi yapılmış ise aynı miktar üzerinden hapse çevirme işlemi yapılması gerektiğini vurguladığı,

Gerçekten de; 5237 sayılı TCY’nın 50 ve 52. maddeleri ile bu maddeler uyarınca verilmiş bulunan adli para cezalarının ne şekilde infaz edileceğini düzenleyen, 5275 sayılı CGTİY’nın 106. maddesinin, “bir sistemin ayrılmaz parçaları” oldukları ve yasa koyucunun önceki sistemde var olan karmaşık durumu basitleştirmek adına böyle bir düzenlemeye gittiği görülmektedir. Her ne kadar Ceza Genel Kurulunca duraksamasız olarak kabul edilegeldiği üzere lehe yasanın belirlenmesinde, hükmün tesisi aşamasında uygulanması gereken maddi ceza hukuku normlarıyla, hükmün infazına ilişkin normların birlikte değil, ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği ile 5237 sayılı TCY’nın 52. maddesi uyarınca verilmiş olan adli para cezasının ödenmemesi üzerine yapılacak olan hapse çevrilmesi işleminin tam bir infaz işlemi olduğu hususlarında kuşku bulunmamakta ise de; lehe yasanın en sağlıklı biçimde belirlenebilmesi için kabul edilmiş olan bu çözüm yolundan hareket edilerek, biri diğerini tamamlayan ve ikisi birlikte bir sistemi oluşturan iki yasal düzenlemenin ayrı ayrı ele alınması ve maddi ceza hukuku açısından lehe olan yasanın belirlenmesi sırasında 5237 sayılı TCY’nın 52. maddesi uygulandıktan sonra, bu şekilde tayin edilen adli para cezasının, 5275 sayılı Yasanın 106. maddesi ile infazı yerine, aynı Yasanın geçici 1. maddesine göre infazına karar verilmesi olanaklı değildir.

Açıklanan nedenlerle; suç tarihi ister 01 Haziran 2005 tarihinden önce, isterse sonra olsun, 5237 sayılı TCY’nın 52. maddesi uyarınca doğrudan verilmiş olan adli para cezalarının ödenmemesi üzerine yapılması gereken hapse çevirme işleminin, bu madde ile kurulması amaçlanan sistemin ayrılmaz bir parçası olan 5275 sayılı Yasanın 106. maddesi uyarınca yapılması zorunludur. Bunun dışında, belirtilen şekilde tayin edilmiş olan adli para cezalarının, daha lehe infaz hükümleri içerdikleri gerekçesiyle, 647 sayılı Yasa uyarınca veya 5275 sayılı Yasanın geçici 1 veya 5252 sayılı Yasanın 5/3. maddelerinden biri nazara alınarak hapse çevrilmesi olanaklı değildir.

Bu itibarla, Özel Daire kararı isabetli bulunduğundan, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Genel Kurul üyesi ise; itirazın kabulü yönünde, karşıoy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.11.2010 günü yapılan ilk müzakerede gerekli çoğunluk sağlanamadığından, 07.12.2010 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

 

 

LEHE KANUN UYGULAMASI

 

T.C.

YARGITAY

10. CEZA DAİRESİ

E. 2010/20742

K. 2010/18846

T. 20.9.2010

• KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK ( Suça Konu Çek Hesabı Tüzel Kişiliğe Ait Olduğundan Suç Tarihinde Hükümlünün Tüzel Kişiliğin Yönetim Organının Mali İşlerini Yürütmekle Görevlendirilen Üyesi Olup Olmadığının Araştırılması Gerektiği )

• LEHE KANUN UYGULAMASI ( Karşılıksız Çek Keşide Etmek – 5941 S. Kanun’un Hükümlü Lehine Olup Olmadığı Yönünde Yapılacak Değerlendirmede Duruşma Açılmasına Gerek Bulunmadığı )

• DURUŞMA AÇILMASI ( Karşılıksız Çek Keşide Etmek – 5941 S. Kanun’un Hükümlü Lehine Olup Olmadığı Yönünde Yapılacak Değerlendirmede Açılmasına Gerek Bulunmadığı )

5941/m.5

3167-1/m.16/1

5237/m.7/2

ÖZET : 5941 sayılı Kanun ‘un hükümlü lehine olup olmadığı yönünde yapılacak değerlendirmede, duruşma açılmasına gerek bulunmamaktadır. Ancak, suça konu çek hesabı tüzel kişiliğe ait olduğundan suç tarihinde hükümlünün tüzel kişiliğin yönetim organının mali işlerini yürütmekle görevlendirilen üyesi olup olmadığı, bu belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan kişilerden olup olmadığı saptanıp, sonucuna göre karar verilmelidir.

DAVA : Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanığın 3167 sayılı Kanun’un 16/1. maddesi uyarınca 53.288 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin ( Ankara İkinci Asliye Ceza Mahkemesi )’nin 11.11.2005 gün ve 2003/829 esas, 2005/754 karar sayılı hükmünün infazı aşamasında, 5941 sayılı Çek Kanunu’nun yürürlüğe girmesi nedeniyle lehe olan kanunun belirlenmesi yönünden hükümlü müdafii tarafından yapılan başvuru üzerine, “tüzel kişilikler adına vekaleten çek keşide edilmesi ile ilgili 5941 sayılı Kanun’da hüküm bulunmadığından talebin reddine” dair aynı mahkemenin 31.12.2009 gün ve aynı sayılı ek kararına yönelik itiraz üzerine, itiraz mercii Ankara Sekizinci Ağır Ceza Mah- kemesi’nin 29.01.2010 tarihli ve 2010/500 değişik iş sayılı kararıyla “itirazın kabulü ile, itiraza konu kararın kaldırılmasına, 5941 sayılı Kanun hükümlerine göre hükümlünün hukuki durumunun duruşma açılmak suretiyle değerlendirilmesine, dosyanın Ankara İkinci Asliye Ceza Mahkemesi’ne iadesine” karar verildiği; itiraz merciinin kararına karşı Yüksek Adalet Bakanlığı’nın Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 08.04.2010 gün ve 3797/22018 sayılı kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.04.2010 gün ve 2010/90461 sayılı tebliğnamesi ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya ve ekleri incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Kanun yararına bozma talebi ve tebliğnamede, “5941 sayılı Çek Kanunu’nda, tüzel kişi adına çek keşide edenlerin, keşide ettikleri çekten dolayı hukuki ve cezai sorumluluklarının kaldırıldığına ilişkin düzenleme bulunmaması karşısında, itirazın reddi yerine kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilerek, Ankara Sekizinci Ağır Ceza Mahkemesi’nin anılan kararının bozulması istenmiştir.

İtiraz mercii, Ankara Sekizinci Ağır Ceza Mahkemesi’nin 29.01.2010 tarihli ve 2010/500 değişik iş sayılı kararında, 3167 sayılı Kanun’un 16/1. maddesinde çek bedeli kadar adli para cezasına hükmedileceğinin; 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5/1. maddesinde ise, hükmolunan adli para cezasının alt ve üst sınırlarının belirlenerek, çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olamayacağının öngörüldüğü; 5941 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca suça konu çekin karşılıksız kalan miktarının hesaplanması gerektiği ve aynı Kanun’un 5/2. maddesi uyarınca hükümlünün hukuki durumunun değerlendirilerek, bu değerlendirmenin duruşma açılarak yapılması gerektiği gerekçesiyle itirazın kabulüne, itiraza konu kararın kaldırılarak, hükümlünün hukuki durumunun duruşma açılarak değerlendirilmesine ve dosyanın Ankara İkinci Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir.

Somut olayda; öncelikle çözümlenmesi gereken sorun, 5941 sayılı Çek Kanunu’nun yürürlüğe girmesi nedeniyle lehe olan kanunun belirlenmesi yönünden yapılacak incelemenin duruşma açılarak yapılıp yapılmayacağı noktasında toplanmaktadır.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 98. maddesinin ( 1 ). fıkrasında, “sonradan yürürlüğe giren kanunun hükümlünün lehine olması durumunda, duraksamanın giderilmesi ve yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar isteneceği”; aynı Kanun’un 101. maddesinin ( 1 ). fıkrasında ise, “cezanın infazı sırasında, 98 ilâ 100. maddeler gereğince mahkemeden alınması gereken kararların duruşma yapılmaksızın verileceği” öngörülmüş olduğundan, 5941 sayılı Kanun’un hükümlü lehine olup olmadığı yönünde yapılacak değerlendirmede, duruşma açılmasına gerek bulunmamaktadır. Bu durum, mahkemenin yeni yasal düzenleme yönünden gerekli araştırmaları yapmasına engel değildir. İtiraz merciinin kararı bu yönden yerinde değildir.

Ankara İkinci Asliye Ceza Mahkemesi’nce, 5941 sayılı Çek Kanunu’nda, tüzel kişiler adına vekaleten çek keşide edilmesi ile ilgili hüküm bulunmadığından, hükümlü müdafiinin isteminin reddine karar verilmiştir.

Hükümden sonra 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5941 sayılı Kanun’un 5. maddesinin ( 1 ). fıkrasında, çeke karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçu öngörülmüştür. Aynı maddenin ( 2 ). fıkrasında ise, “Birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir. Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması halinde, bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür.” hükmüne yer verilerek, kimlerin çek karşılığını hesapta bulundurmakla yükümlü olduğunu açıklamıştır.

Bu durumda, 3167 sayılı Kanun’un 16/1. maddesi uyarınca karşılıksız çek keşide etmek eyleminden sorumlu olan hükümlünün, 5941 sayılı Çek Kanunu’nun lehine olup olmadığı konusunda yapılacak incelemede sırasıyla;

1 ) Aynı zamanda, çeke karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi olup olmadığının araştırılması,

2 ) Çeke karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi olduğunun saptanması durumunda, 5941 sayılı Kanun’un 5/1. maddesi hükmüne uygun olarak, hakkında suça konu her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adli para cezası belirlenmesi ve para cezası çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az ise bu miktara yükseltilerek hükmolunması, mahkemenin takdirine göre somut olarak bulunan adli para cezası ve aynı yasada öngörülen tedbirlerle birlikte, infaza konu 3167 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca verilen ceza ve tedbirin karşılaştırılıp değerlendirilmesinden sonra, lehe olan kanunun belirlenmesi,

3 ) Hükümlünün çeke karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi olmadığının saptanması durumunda ise, çeki düzenleyen olması nedeniyle 5941 sayılı Kanun’un 5. maddesinin ( 4 ). fıkrasında sadece çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı öngörüldüğünden, 3167 sayılı Kanun’un 16/1. maddesi uyarınca verilen hükmün kaldırılarak, lehine olan 5941 sayılı Kanun’un 5. maddesinin ( 4 ). fıkrası uyarınca hakkında tedbire hükmedilmesi,

Gerekmektedir.

SONUÇ : Suça konu çek hesabı, tüzel kişi B… İnşaat ve Tesisat Anonim Şirketi’ne aittir. Bu durumda, hesap sahibinin tüzel kişi olması nedeniyle, 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5. maddesinin ( 1 ). fıkrası uyarınca çek karşılığını ilgili bankada bulundurmakla yükümlü kişinin saptanabilmesi için, Ticaret Sicili Müdürlüğümden ve hesap sahibi tüzel kişiden, çekin bankaya ibraz tarihi olan suç tarihi ( 01.05.2003 ) itibariyle, hesap sahibi tüzel kişiliğin yönetim organının kimlerden oluştuğunun ve varsa bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organı üyesinin araştırılması ve dayanağı belgelerin de getirtilmesi; getirtilen belgelerden, hükümlünün, suç tarihinde, hesap sahibi şirketin yönetim organının mali işleri yürütmekle görevlendirilen üyesi, böyle bir belirleme yapılmamış ise hükümlünün yönetim organını oluşturan gerçek kişilerden olup olmadığının saptanmasından sonra, yukarıda ( 2 ) ve ( 3 ). bentlerde belirtilen şekilde işlem yapılması gerektiğinden, itiraz merciinin itirazın kabulü kararı belirtilen yönlerden yerindedir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere, hükmü veren mahkemece uyarlama yargılaması yapılırken duruşma açılması gerektiği yönündeki gerekçenin doğru olmaması nedeniyle, kanun yararına bozma talebi belirtilen değişik gerekçeyle yerinde görüldüğünden,-Ankara Sekizinci Ağır Ceza Mahkemesi’nin 29.01.2010 tarihli ve 2010/500 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince ( BOZULMASINA ); aynı Kanun’un 309. maddesinin 4. fıkrasının ( a ) bendi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için, dosyanın adı geçen mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 20.09.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

MENFİ TESPİT DAVASI

 

T.C.

YARGITAY

10. CEZA DAİRESİ

E. 2008/10583

K. 2010/11601

T. 13.5.2010

• KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK ( Çekin İbraz Tarihinden Önce veya Sonra Açılan Menfi Tespit Davası Sonucu Verilen Hükümlerin Ancak Şikayetçiye Karşı Açılmış Davalar Yönünden Bağlayıcı Olduğu – Sözü Edilen Kararın Kesinleşip Kesinleşmediğinin Araştırılması Gerektiği )

• MENFİ TESPİT DAVASI ( Karşılıksız Çek Keşide Etmek – Çekin İbraz Tarihinden Önce veya Sonra Açılan Menfi Tespit Davası Sonucu Verilen Hükümlerin Ancak Şikayetçiye Karşı Açılmış Davalar Yönünden Bağlayıcı Olduğu )

• ÇEKİN İBRAZ TARİHİNDEN ÖNCE VEYA SONRA AÇILAN MENFİ TESPİT DAVASI SONUCU VERİLEN HÜKÜMLER ( Ancak Şikayetçiye Karşı Açılmış Davalar Yönünden Bağlayıcı Olduğu – Sözü Edilen Kararın Kesinleşip Kesinleşmediğinin Araştırılması Gerektiği )

5941/m.5

ÖZET : Çekin ibraz tarihinden önce veya sonra açılan menfi tespit davası sonucu verilen hükümlerin ancak şikayetçiye karşı açılmış davalar yönünden bağlayıcı olduğu dikkate alınarak, sözü edilen kararın kesinleşip kesinleşmediği araştırılıp, sonucuna göre hüküm kurulmalıdır.

DAVA : Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Yakup hakkında ( İstanbul Onbeşinci Asliye Ceza Mahkemesi )’nce yapılan yargılama sonucu, 17.05.2007 tarihinde 2006/554 esas ve 2007/435 karar sayı ile kurulan mahkumiyet hükmünün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bozma isteyen tebliğnamesi ile 25.06.2008 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1- Sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde, suça konu çeke ilişkin olarak hesap sahibi G… Plastik Ambalaj ve Temizlik Malzemeleri Sanayi Ticaret Limited Şirketi tarafından şikayetçi şirket aleyhine açılan menfi tespit davası sonucu suça konu çekten dolayı hesap sahibi şirketin şikayetçiye borçlu olmadığının tespitine ve çekin iptaline karar verildiğini belirterek, dilekçesi ekinde İstanbul Üçüncü Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 27.03.2007 tarihli, 2005/1553 esas ve 2007/254 sayılı kararının onaysız fotokopisini eklemiş olması karşısında; ibraz tarihinden önce veya sonra açılan menfi tespit davası sonucu verilen hükümlerin ancak şikayetçiye karşı açılmış davalar yönünden bağlayıcı olduğu dikkate alınarak, sözü edilen kararın kesinleşip kesinleşmediği araştırılıp, sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gereği,

2- 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı “Çek Kanunu” ile 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun unsurları ve yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, sanığın hukuksal durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün ( BOZULMASINA ), 13.05.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

LEHE KANUN UYGULAMASI

 

YARGITAY

10. CEZA DAİRESİ

E. 2010/35456

K. 2010/24757

T. 29.11.2010

• KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK ( Lehe Yasa Belirlenirken İnfaz Kanunları Dikkate Alınmadan Sadece Maddi Ceza Kanunlarının Karşılaştırılması ve Lehe Olduğu Kabul Edilen Yasa Uyarınca Hüküm Kurulması Gerektiği )

• LEHE KANUN UYGULAMASI ( Karşılıksız Çek Keşide Etme – İnfaz Kanunları Dikkate Alınmadan Sadece Maddi Ceza Kanunlarının Karşılaştırılması ve Lehe Olduğu Kabul Edilen Yasa Uyarınca Hüküm Kurulması Gerektiği )

• İNFAZA İLİŞKİN HÜKÜMLER ( Sanık Para Cezasını Ödemediği Takdirde Yeniden Değerlendirme Yapılarak Hükümlünün Lehine Olan İnfaza İlişkin Hükümlerin Uygulanması Gerektiği )

5237/m.7/3, 52

5275/m.106/3

3167-1/m.16/1

5941/m.5/1

ÖZET : Lehe yasa belirlenirken, infaz kanunları dikkate alınmadan, sadece maddi ceza kanunlarının karşılaştırılması ve lehe olduğu kabul edilen yasa uyarınca hüküm kurulması; infaz aşamasında ise, sanık para cezasını ödemediği takdirde, yeniden değerlendirme yapılarak hükümlünün lehine olan infaza ilişkin hükümlerin uygulanması gerekir.

DAVA : Karşılıksız çek keşide etme suçundan sanık Meliha’nın mahkumiyetine ilişkin ( Kayseri İkinci Asliye Ceza Mahkemesi )’nin 24.12.2009 gün ve 2009/856 esas, 2009/1478 karar sayılı hükmüne karşı Yüksek Adalet Bakanlığı’nın 23.06.2010 gün ve 7756/41855 sayılı kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.07.2010 tarihli ihbar yazısı ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya ve ekleri incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Kanun yararına bozma talebi ve ihbar yazısında, “Dosya kapsamına göre, suça konu 30.10.2008 tarihli, Z-0070978 numaralı 4.220,00 Türk Lirası bedelli çek’in 30.08.2008 tarihinde bankaya ibrazında karşılıksız kalması sebebiyle sanık hakkında 5941 sayılı Kanun’un 5/1, 5237 sayılı Kanun’un 52/2. maddeleri uyarınca 3.785,00 Türk Lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ise de; 4.220 Türk Lirası bedelli çek’in ödenmemesi halinde 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesi dikkate alındığında 1 gün karşılığı 100 Türk Lirası hesabıyla 42 gün hapis cezası olarak infazı gerekirken, 5237 sayılı Kanun’un 52. maddesi esas alınarak gün para cezası hesabıyla hükmedilen 3.785,00 Türk Lirası adli para cezasının ödenmemesi halinde ise 5275 sayılı Kanun’un 106/3. maddesi gereğince 189 gün hapis cezasına çevrilerek infaz edilmesi gerekeceği ve bu durumun sanığın aleyhine olacağı cihetle, suçun işlendiği tarih itibarıyla 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun’un 16/1. maddesinin sanık lehine olduğunun gözetilmemesinde isabet görülmemiştir.” denilerek, belirtilen hükmün bozulması istenmiştir.

Sanık hakkında 3167 sayılı Kanun’un 16/1. maddesinde öngörülen karşılıksız çek keşide etmek suçundan kamu davası açılmıştır.

Suç konusu 4.220 TL bedelli çek süresinde bankaya ibraz edilmiş, karşılığının olmadığı belirlenmiş ve banka yükümlü olduğu 435 TL’yi hamile ödemiştir.

Öncelikle çözümlenmesi gereken sorun, suç tarihi olan “30.10.2008″ tarihi itibariyle yürürlükte olan 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun ile sonradan 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu’ndan hangisinin sanığın lehine olduğunun belirlenmesidir.

Lehe yasa belirlenirken, infaz kanunları dikkate alınmadan, sadece maddi ceza kanunlarının karşılaştırılması ve lehe olduğu kabul edilen yasa uyarınca hüküm kurulması; infaz aşamasında ise 5237 sayılı TCK’nın 7/3. maddesi uyarınca yeniden değerlendirme yapılarak hükümlünün lehine olan infaza ilişkin hükümlerin uygulanması gerekmektedir.

Mahkemece, 3167 ve 5941 sayılı Kanunların maddi ceza hukukuna ilişkin hükümlerinin ayrı ayrı ve bir bütün olarak olaya uygulandığında bulunacak sonuçlar karşılaştırılarak; 3167 sayılı Kanun uygulandığında sanığın çek bedeli tutarı olan 4.220 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve 1 yıl süreyle çek hesabı açmasının yasaklanmasına, 5941 sayılı Kanun uygulandığında ise sanığın 3.785 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verileceği ve bu durumda 5941 sayılı Kanun’un lehe olacağı kabul edilerek, 5941 sayılı Kanun’un 5/1. maddesi uyarınca sanığın 189 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına, gün para cezasının 5237 sayılı TCK’nın 52. maddesi uyarınca günlüğü 20 TL’den 3.780 TL adli para cezasına çevrilmesine, ancak çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olamayacağından sanığın sonuç olarak 3.785 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, ayrıca çek düzenlemesinin ve çek hesabı açmasının yasaklanmasına karar verilmiştir.

Mahkemenin maddi ceza hükümleri yönünden bu uygulaması doğrudur. Sanığın para cezasını ödemeyeceği varsayılarak lehe yasanın belirlenmesi mümkün değildir.

İnfaz aşamasında sanık para cezasını ödemediği takdirde, infaza ilişkin hükümlerden lehe olanın ayrıca belirlenip uygulanması gerekecektir.

SONUÇ : Sonuç olarak, mahkemenin uygulaması doğru olduğundan, yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, dosyanın adı geçen mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 29.11.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

 

KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETME

T.C.

YARGITAY

10. CEZA DAİRESİ

E. 2010/20741

K. 2010/23396

T. 1.11.2010

• KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETME ( Tek Başına Ortak Olmanın Doğrudan Yönetim Organı Üyesi Olma Sonucunu Doğurmaması Ortaklığın İdaresinin İlgili Kanun Hükümleri ve Ortaklık Sözleşmeleriyle Düzenlenmesi Nedeniyle Bu Hususun Araştırılmasına Gerek Bulunmadığı )

• İDDİANAMENİN İADESİ ( Karşılıksız Çek Keşide Etme – Suçun Sübutuna Etki Edeceği Mutlak Sayılan Mevcut Bir Delil Toplanmadan Düzenlenen İddianamenin İadesine Karar Verileceği )

• TEK BAŞINA ORTAK OLMA ( Doğrudan Yönetim Organı Üyesi Olma Sonucunu Doğurmaması Ortaklığın İdaresinin ( Yönetim Organının ) İlgili Kanun Hükümleri ve Ortaklık Sözleşmeleriyle Düzenlenmesi Nedeniyle Bu Hususun Araştırılmasına Gerek Bulunmadığı )

5271/m.170, 174

5941/m.5

ÖZET : 5271 sayılı CMK’ nın 174. maddesinin ( 1. ) fıkrasının ( b ) bendinde “Suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen iddianamenin iadesine karar verileceği” öngörülmekte olup; söz konusu araştırma, gerçek failin kim olduğunu ortaya çıkarması bakımından, suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan bir kanıt niteliğine olduğundan, Cumhuriyet Savcılığınca iddianame düzenlenmeden yapılması gerekmektedir. Bu yönden iddianamenin iadesi kararı yerindedir. Ancak iddianamenin iadesi kararında, “şüpheli olarak gösterilen kişinin, tüzel kişiliğin ortağı olup olmadığının” da araştırılması gerektiği de belirtilmiştir. Tüzel kişi ortaklıklarda, tek başına ortak olmanın, doğrudan yönetim organı üyesi olma sonucunu doğurmaması, ortaklığın idaresinin ( yönetim organının ) ilgili kanun hükümleri ve ortaklık sözleşmeleriyle düzenlenmesi nedeniyle, bu hususun araştırılmasına gerek bulunmadığından, böylelikle, iddianamenin iadesi kararı, bu yönden yerinde olmadığından, itirazın kısmen kabulü gerekir.

DAVA : Karşılıksız çek keşide etme suçundan şüpheli N. hakkında yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 14.01.2010 gün ve 2009/42169 soruşturma, 2010/739 esas, 2010/437 iddianame sayılı iddianamesinin, 5271 sayılı CMK’nın 174. maddesi uyarınca iadesine ilişkin Küçükçekmece 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 19.01.2010 gün ve 2010/106 iddianame değerlendirme sayılı kararına yönelik “itirazın reddine” dair Küçükçekmece Altıncı Asliye Ceza Mahkemesi’nin 28.01.2010 gün ve 2010/158 değişik iş sayılı kararına karşı Yüksek Adalet Bakanlığı’nın 08.04.2010 gün ve 3768/21980 tarihli kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 20.04.2010 tarihli tebliğnamesi ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya ve ekleri incelendi.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Kanun yararına bozma talebi ve tebliğnamede, “Dosya kapsamına göre, mahkemece şüphelinin karşılıksız çıkan çek hesabında, çek bedelinin bankada bulundurma zorunluluğunun bulunup bulunmadığı hususunun araştırılmadığından bahisle iddianamenin iadesine karar verilmiş ise de, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170/3. maddesinde, iddianamede nelerin gösterileceği, aynı Kanun’un 174/1. maddesinde ise iddianamenin hangi hallerde iadesine karar verileceğinin belirtildiği, iddianamenin iadesi sebepleri arasında söz konusu hususun yer almadığı, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 12/12/2005 tarihli ve 2005/6961-9421 sayılı ilâmında da belirtildiği üzere 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 170/2. maddesinde öngörülen “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenler,” hükmü uyarınca dava açılmış bulunmasına binaen, mahkemece, iddianamede gösterilen olaylarla ilgili olarak ibraz edilen deliller ve yargılama sırasında ibraz edilebilecek deliller değerlendirilerek; yargılama sonucuna göre bir karar verilebileceği dikkate alınmaksızın itirazın kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilerek,

Küçükçekmece 6. Asliye Ceza Mahkemesi’nin belirtilen kararının bozulması istenmiştir.

Küçükçekmece 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 19.01.2010 tarihli kararında, “iddianamede şüpheli olarak gösterilen kişi ile ilgili olarak, adına çek keşide edilen tüzel kişi temsilcisi ya da vekili olarak aynı zamanda tüzel kişi adına çek bedelini bankada bulundurmakla yükümlü olup olmadığı, tüzel kişi ortaklığı veya yönetiminde bulunup bulunmadığı araştırılmadan dava açıldığından” bahisle iddianamenin iadesine karar verilmiş; bu karara yönelik itirazı inceleyen Küçükçekmece 6. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 28.01.2010 tarihli kararında, bankadan gelen yazı cevabının suç tarihinden önceki çek hesabını açan özel kişinin yetki durumunu gösterdiği, suç tarihi itibariyle göstermediği ve mahkemenin gerekçesinde bir isabetsizlik bulunmadığı belirtilerek, itirazın reddine karar verilmiştir.

İddianameye konu çekler, E… Alışveriş Merkezleri Mobilya Sanayi İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi’ne ait hesaptan 11.04.2009 ve 09.05.2009 tarihlerinde düzenlenmiş, tüm yasal unsurları içeren birer çek olup, sırasıyla 13.04.2009 ve 11.05.2009 tarihlerinde bankaya ibraz edilmiştir. Bu durumda, suç tarihleri olan “13.04.2009” ve “11.05.2009” tarihleri itibariyle yürürlükte olan 3167 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun ile sonradan 20.12.2009 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5941 sayılı Çek Kanunu’ndan hangisinin lehe olduğunun belirlenmesi bakımından gerekli değerlendirmenin yapılması gerekmektedir.

Küçükçekmece 4. Sulh Ceza Mahkemesi’nce 5941 sayılı Kanun hükümlerine dayanılarak iddianamenin iadesi kararı verilmiş olup; iade nedenini aynı Kanun kapsamında incelediğimizde;

5941 sayılı Kanunun 5. maddesinin ( 1 ). fıkrasında, “Üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihine göre kanunî ibraz süresi içinde ibrazında, çekle ilgili karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi hakkında adli para cezasına hükmolunacağı” ve 2. fıkrasında ise, “Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması hâlinde, bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi ve kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür.” hükümlerine yer verilmiştir.

Bu durumda, hesap sahibinin tüzel kişi olması durumunda, 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5. maddesinin ( 1 ). fıkrası uyarınca sorumlu olan, çek karşılığını ilgili bankada bulundurmakla yükümlü kişinin saptanabilmesi için, Ticaret Sicili Müdürlüğünden ve hesap sahibi tüzel kişiden, çeklerin bankaya ibraz tarihleri olan suç tarihleri ( 13.04.2009 ve 11.05.2009 ) itibariyle, hesap sahibi tüzel kişiliğin yönetim organının kimlerden oluştuğunun ve varsa bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organı üyesinin araştırılması ve dayanağı belgelerin de getirtilmesi gerekmektedir.

5271 sayılı CMK’ nın 174. maddesinin ( 1. ) fıkrasının ( b ) bendinde “Suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan mevcut bir delil toplanmadan düzenlenen iddianamenin iadesine karar verileceği” öngörülmekte olup; söz konusu araştırma, gerçek failin kim olduğunu ortaya çıkarması bakımından, suçun sübutuna etki edeceği mutlak sayılan bir kanıt niteliğine olduğundan, Cumhuriyet Savcılığınca iddianame düzenlenmeden yapılması gerekmektedir. Bu yönden iddianamenin iadesi kararı yerindedir. Ancak iddianamenin iadesi kararında, “şüpheli olarak gösterilen kişinin, tüzel kişiliğin ortağı olup olmadığının” da araştırılması gerektiği de belirtilmiştir. Tüzel kişi ortaklıklarda, tek başına ortak olmanın, doğrudan yönetim organı üyesi olma sonucunu doğurmaması, ortaklığın idaresinin ( yönetim organının ) ilgili kanun hükümleri ve ortaklık sözleşmeleriyle düzenlenmesi nedeniyle, bu hususun araştırılmasına gerek bulunmadığından, böylelikle, iddianamenin iadesi kararı, bu yönden yerinde olmadığından, itirazın kısmen kabulüne karar vermek gerekirken tümüyle reddine karar verilmesi yasaya aykırıdır.

SONUÇ : Yukarıda belirtilen değişik gerekçeyle, kanun yararına bozma talebi yerinde görüldüğünden; Küçükçekmece 6. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.01.2010 gün ve 2010/158 değişik iş karar sayılı kararının 5271 sayılı CMK’ın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince BOZULMASINA; aynı Kanun’un 309. maddesinin 4. fıkrasının ( a ) bendi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için, dosyanın adı geçen Mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 01.11.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

YARGITAY 10.CEZA DAİRESİ

YARGITAY

10. CEZA DAİRESİ

E. 2009/14108

K. 2010/5281

T. 9.3.2010

• DİĞER KANUNLARDA YER ALAN 5237 SAYILI KANUNA AYKIRI OLAN DÜZENLEMELER ( 5252 S.K. Geçici Madde 1 Uyarınca 2918 S.K. Md. 119′un Uygulanamayacağı – Uyuşturucu Madde Ticareti Yapmak )

• SÜRÜCÜ BELGELERİNİN GERİ ALINMASI VE YERİNE GETİRİLMESİ ( 5252 S.K. Geçici Madde 1 Uyarınca 2918 S.K. Md. 119′da Yer Alan Hükmün Uygulanamayacağı – Uyuşturucu Madde Ticareti Yapmak )

• UYUŞTURUCU MADDE TİCARETİ YAPMAK ( Sanığın Suçu İşlediğine Dair Delil Bulunamadığı – Asıl Faillerle Birlikte Başka Bir Araçla Yol Kontrolü Yaptığı/Suça Yardım Eden Konumunda Olduğu )

• ASLİ FAİL ( Uyuşturucu Madde Ticareti Yapmak/Sanığın Suçu İşlediğine Dair Delil Bulunamadığı – Asıl Faillerle Birlikte Başka Bir Araçla Yol Kontrolü Yaptığı/Suça Yardım Eden Konumunda Olduğunun Kabul Edileceği )

• YARDIM ETMEK ( Uyuşturucu Madde Ticareti Yapmak – Asıl Faillerle Birlikte Başka Bir Araçla Yol Kontrolü Yaptığı/Suça Yardım Eden Konumunda Olduğunun Kabul Edileceği )

5237/m. 39, 188

ÖZET : Uyuşturucu madde ticareti yapmak suçunda, 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinde yer alan “Diğer kanunların, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun Birinci Kitabında yer alan düzenlemelere aykırı hükümleri, ilgili kanunlarda gerekli değişiklikler yapılıncaya ve en geç 31 Aralık 2008 tarihine kadar uygulanır.” hükmü gereğince sanıklar hakkında 2918 sayılı Yasa’nın 119. maddesinin “İşlenen Suçlar Nedeniyle Sürücü Belgelerinin Geri Alınması ve Yerine Getirilmesi” uygulanmasına olanak bulunmadığı dikkate alınmalıdır.

Sanığın, suç konusu uyuşturucu maddenin nakledilmesi sırasında, asıl faillerle birlikte başka bir araçla yol kontrolü yaptığı, suçun kanuni tanımında yer alan fiili gerçekleştirdiğine ilişkin delil bulunmaması nedeniyle “suçun işlenmesine yardım eden” konumunda olduğu dikkate alınmalıdır.

DAVA : Uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan sanıklar Abdulgani, Mustafa, Mahmut ve Veysi hakkında DİYARBAKIR 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucu, 17.03.2009 tarihinde 2008/331 esas ve 2009/154 karar sayı ile kurulan mahkûmiyet hükümlerinin sanıklar Mustafa ve Mahmut ile müdafiileri ve sanıklar Abdulgani ve Veysi müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzeltilerek onama isteyen tebliğnamesi ile 14.09.2009 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : A- Sanık Abdulgani hakkındaki hükmün incelenmesi:

Yargılama sürecinin yasaya uygun olarak yapıldığı; delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı; eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı; vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı; eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün istem gibi ( ONANMASINA ), suçun niteliği ile hükmolunan ceza miktarı ve tutuklu kalınan süre göz önüne alınarak sanık müdafiinin tahliye talebinin ( REDDİNE ),

B- Sanıklar Mustafa ve Veysi hakkındaki hükümlerin incelenmesi:

Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, diğer temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

5237 sayılı TCK’nın 5 ve 53. maddeleri ile 5252 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesi hükmü gereğince sanıklar hakkında 2918 sayılı Yasa’nın 119. maddesinin uygulanmasına olanak bulunmaması,

Bozmayı gerektirmiş, sanık Mustafa ve müdafii ile sanık Veysi müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün CMUK’nın 321. maddesi gereğince ( BOZULMASINA ); ancak bu durumun yeniden duruşma yapılmaksızın aynı Kanunun 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan;

Hüküm fıkrasında yer alan sanıklar hakkında 2918 sayılı Kanunun 119. maddesinin uygulanmasına ilişkin bölümün çıkarılması suretiyle, hükümlerin ( DÜZELTİLEREK ONANMASINA ),

C- Sanık Mahmut hakkındaki hükmün incelenmesi:

Sanığın, suç konusu uyuşturucu maddenin nakledilmesi sırasında, asıl faillerle birlikte başka bir araçla yol kontrolü yaptığı, suçun kanuni tanımında yer alan fiili gerçekleştirdiğine ilişkin delil bulunmaması nedeniyle “suçun işlenmesine yardım eden” konumunda olduğu dikkate alınarak, sanık hakkında TCK’nın 39. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,

SONUÇ : Yasaya aykırı sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün CMUK’nın 321. maddesi gereğince ( BOZULMASINA ), 09.03.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

ÇEKTEKİ İBRAZ TARİHİ

T.C.

YARGITAY

10. CEZA DAİRESİ

E. 2008/7401

K. 2010/3715

T. 22.2.2010

• KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK ( Suçunun Oluşması İçin İbraz Tarihinin Çek Üzerine Yazılmasının Zorunlu Olduğu – Çekte İbraz Tarihi Bulunmadığından Suçun Yasal Unsurlarının Oluşmadığı )

• ÇEKTE İBRAZ TARİHİ ( Karşılıksız Çek Keşide Etme Suçunun Oluşması İçin İbraz Tarihinin Çek Üzerine Yazılmasının Zorunlu Olduğu )

• İBRAZ TARİHİNİN YAZILMAMASI ( Karşılıksız Çek Keşide Etme Suçunun Yasal Unsurlarının Oluşmayacağı )

5941/m. 3, 5

3167-1/m. 4, 16/1

ÖZET : Karşılıksız çek keşide etme suçunun oluşması için ibraz tarihinin çek üzerine yazılması zorunlu olup, suça konu çekte ibraz tarihi bulunmadığından suçun yasal unsurlarının oluşmadığının gözetilmesi gerekir.

DAVA : Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Zübeyir hakkında ( Elmalı Asliye Ceza Mahkemesi )’nce yapılan yargılama sonucu, 13.07.2006 tarihinde 2006/140 esas ve 2006/289 karar sayı ile kurulan mahkumiyet hükmünün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın onama isteyen tebliğnamesi ile 06.05.2008 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 13.02.1989 tarih ve 1988/7-511 esas, 1989/43 karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere, karşılıksız çek keşide etme suçunun oluşması için ibraz tarihinin çek üzerine yazılmasının zorunlu olduğu; suça konu çekin dosya içinde yer alan fotokopisinde ibraz tarihinin bulunmadığı ve 13.07.2006 tarihli oturumda incelenen çek aslında da ibraz tarihinin bulunmadığının belirtildiği, bu nedenle atılı suçun yasal unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden, mahkumiyet hükmü kurulması,

SONUÇ : Yasaya aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün ( BOZULMASINA ), 22.02.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

TÜZEL KİŞİLİĞE VEKALETEN İMZA

T.C.

YARGITAY

10. CEZA DAİRESİ

E. 2010/20742

K. 2010/18846

T. 20.9.2010

 

5941/m. 3, 5

3167/m. 16

5237/m. 7

5275/m. 98, 99, 100, 101


ÖZET: Hesap sahibinin tüzel kişi olması nedeniyle, çek karşılığını ilgili bankada bulundurmakla yükümlü kişinin saptanabilmesi için, çekin bankaya ibraz tarihi olan suç tarihi itibariyle, hesap sahibi tüzel kişiliğin yönetim organının kimlerden oluştuğunun ve varsa bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organı üyesinin araştırılması ve dayanağı belgelerin de getirtilmesi, getirtilen belgelerden, hükümlünün, suç tarihinde, hesap sahibi şirketin yönetim organının mali işleri yürütmekle görevlendirilen üyesi, böyle bir belirleme yapılmamış ise hükümlünün yönetim organını oluşturan gerçek kişilerden olup olmadığının saptanmasından sonra işlem yapılması gerektiğinden, itiraz merciinin itirazın kabulü kararı belirtilen yönlerden yerindedir. Ancak, hükmü veren mahkemece uyarlama yargılaması yapılırken duruşma açılması gerektiği yönündeki gerekçenin doğru olmaması nedeniyle, kararın bozulması gerekmiştir.

DAVA : Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Z.’in 3167 sayılı Kanun’un 16/1. maddesi uyarınca 53.288 YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin (Ankara İkinci Asliye Ceza Mahkemesi)’nin 11.11.2005 gün ve 2003/829 esas, 2005/754 karar sayılı hükmünün infazı aşamasında, 5941 sayılı Çek Kanunu‘nun yürürlüğe girmesi nedeniyle lehe olan kanunun belirlenmesi yönünden hükümlü müdafii tarafından yapılan başvuru üzerine, tüzel kişilikler adına vekaleten çek keşide edilmesi ile ilgili 5941 sayılı Kanun’da hüküm bulunmadığından talebin reddine dair aynı mahkemenin 31.12.2009 gün ve aynı sayılı ek kararına yönelik itiraz üzerine, itiraz mercii Ankara Sekizinci Ağır Ceza Mahkemesi’nin 29.01.2010 tarihli ve 2010/500 değişik iş sayılı kararıyla itirazın kabulü ile, itiraza konu kararın kaldırılmasına, 5941 sayılı Kanun hükümlerine göre hükümlünün hukuki durumunun duruşma açılmak suretiyle değerlendirilmesine, dosyanın Ankara İkinci Asliye Ceza Mahkemesi’ne iadesine karar verildiği; itiraz merciinin kararına karşı Yüksek Adalet Bakanlığı’nın Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 08.04.2010 gün ve 3797/22018 sayılı kanun yararına bozma talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 20.04.2010 gün ve 2010/90461 sayılı tebliğnamesi ekinde dosyanın Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya ve ekleri incelendi. Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR: Kanun yararına bozma talebi ve tebliğnamede, 5941 sayılı Çek Kanunu‘nda, tüzel kişi adına çek keşide edenlerin, keşide ettikleri çekten dolayı hukuki ve cezai sorumluluklarının kaldırıldığına ilişkin düzenleme bulunmaması karşısında, itirazın reddi yerine kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir. Denilerek, Ankara Sekizinci Ağır Ceza Mahkemesi’nin anılan kararının bozulması istenmiştir.

İtiraz mercii, Ankara Sekizinci Ağır Ceza Mahkemesi’nin 29.01.2010 tarihli ve 2010/500 değişik iş sayılı kararında, 3167 sayılı Kanun’un 16/1. maddesinde çek bedeli kadar adli para cezasına hükmedileceğinin; 5941 sayılı Çek Kanunu‘nun 5/1. maddesinde ise, hükmolunan adli para cezasının alt ve üst sınırlarının belirlenerek, çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az olamayacağının öngörüldüğü; 5941 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca suça konu çekin karşılıksız kalan miktarının hesaplanması gerektiği ve aynı Kanun’un 5/2. maddesi uyarınca hükümlünün hukuki durumunun değerlendirilerek, bu değerlendirmenin duruşma açılarak yapılması gerektiği gerekçesiyle itirazın kabulüne, itiraza konu kararın kaldırılarak, hükümlünün hukuki durumunun duruşma açılarak değerlendirilmesine ve dosyanın Ankara İkinci Asliye Ceza Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiştir.

Somut olayda; öncelikle çözümlenmesi gereken sorun, 5941 sayılı Çek Kanunu‘nun yürürlüğe girmesi nedeniyle lehe olan kanunun belirlenmesi yönünden yapılacak incelemenin duruşma açılarak yapılıp yapılmayacağı noktasında toplanmaktadır.

5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 98. maddesinin (1). fıkrasında, sonradan yürürlüğe giren kanunun hükümlünün lehine olması durumunda, duraksamanın giderilmesi ve yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar isteneceği; aynı Kanun’un 101. maddesinin (1). fıkrasında ise, cezanın infazı sırasında, 98 ila 100. maddeler gereğince mahkemeden alınması gereken kararların duruşma yapılmaksızın verileceği öngörülmüş olduğundan, 5941 sayılı Kanun’un hükümlü lehine olup olmadığı yönünde yapılacak değerlendirmede, duruşma açılmasına gerek bulunmamaktadır. Bu durum, mahkemenin yeni yasal düzenleme yönünden gerekli araştırmaları yapmasına engel değildir. İtiraz merciinin kararı bu yönden yerinde değildir.

Ankara İkinci Asliye Ceza Mahkemesi’nce, 5941 sayılı Çek Kanunu’nda, tüzel kişiler adına vekâleten çek keşide edilmesi ile ilgili hüküm bulunmadığından, hükümlü müdafiinin isteminin reddine karar verilmiştir.

Hükümden sonra 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5941 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (1). Fıkrasında, çeke karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçu öngörülmüştür. Aynı maddenin (2). Fıkrasında ise, Birinci fıkra hükmüne göre çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlü olan kişi, çek hesabı sahibidir. Çek hesabı sahibinin tüzel kişi olması halinde, bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organının üyesi, böyle bir belirleme yapılmamışsa yönetim organını oluşturan gerçek kişi veya kişiler, çek karşılığını ilgili banka hesabında bulundurmakla yükümlüdür. hükmüne yer verilerek, kimlerin çek karşılığını hesapta bulundurmakla yükümlü olduğunu açıklamıştır.

Bu durumda, 3167 sayılı Kanun’un 16/1. maddesi uyarınca karşılıksız çek keşide etmek eyleminden sorumlu olan hükümlünün, 5941 sayılı Çek Kanunu’nun lehine olup olmadığı konusunda yapılacak incelemede sırasıyla;
1) Aynı zamanda, çeke karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi olup olmadığının araştırılması,
2) Çeke karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi olduğunun saptanması durumunda, 5941 sayılı Kanun’un 5/1. maddesi hükmüne uygun olarak, hakkında suça konu her bir çekle ilgili olarak, binbeşyüz güne kadar adli para cezası belirlenmesi ve para cezası çek bedelinin karşılıksız kalan miktarından az ise bu miktara yükseltilerek hükmolunması, mahkemenin takdirine göre somut olarak bulunan adli para cezası ve aynı yasada öngörülen tedbirlerle birlikte, infaza konu 3167 sayılı Kanun’un 16. maddesi uyarınca verilen ceza ve tedbirin karşılaştırılıp değerlendirilmesinden sonra, lehe olan kanunun belirlenmesi,
3) Hükümlünün çeke karşılıksızdır işlemi yapılmasına sebebiyet veren kişi olmadığı, çeki düzenleyen olması nedeniyle
5941 sayılı Kanun‘un 5. maddesinin (4). fıkrasında sadece çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı öngörüldüğünden, 3167 sayılı Kanun’un 16/1. maddesi uyarınca verilen hükmün kaldırılarak, lehine olan 5941 sayılı Kanun’un 5. maddesinin (4). fıkrası uyarınca hakkında tedbire hükmedilmesi,
Gerekmektedir.

Suça konu çek hesabı, tüzel kişi B… İnşaat ve Tesisat Anonim Şirketi’ne aittir. Bu durumda, hesap sahibinin tüzel kişi olması nedeniyle, 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 5. maddesinin (1). fıkrası uyarınca çek karşılığını ilgili bankada bulundurmakla yükümlü kişinin saptanabilmesi için, Ticaret Sicili Müdürlüğü’nden ve hesap sahibi tüzel kişiden, çekin bankaya ibraz tarihi olan suç tarihi (01.05.2003) itibariyle, hesap sahibi tüzel kişiliğin yönetim organının kimlerden oluştuğunun ve varsa bu tüzel kişinin mali işlerini yürütmekle görevlendirilen yönetim organı üyesinin araştırılması ve dayanağı belgelerin de getirtilmesi; getirtilen belgelerden, hükümlünün, suç tarihinde, hesap sahibi şirketin yönetim organının mali işleri yürütmekle görevlendirilen üyesi, böyle bir belirleme yapılmamış ise hükümlünün yönetim organını oluşturan gerçek kişilerden olup olmadığının saptanmasından sonra, yukarıda (2) ve (3). bentlerde belirtilen şekilde işlem yapılması gerektiğinden, itiraz merciinin itirazın kabulü kararı belirtilen yönlerden yerindedir. Ancak, yukarıda açıklandığı üzere, hükmü veren mahkemece uyarlama yargılaması yapılırken duruşma açılması gerektiği yönündeki gerekçenin doğru olmaması nedeniyle, kanun yararına bozma talebi belirtilen değişik gerekçeyle yerinde görüldüğünden,

SONUÇ : Ankara Sekizinci Ağır Ceza Mahkemesi’nin 29.01.2010 tarihli ve 2010/500 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinin 3. fıkrası gereğince BOZULMASINA; aynı Kanun’un 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca gerekli işlemlerin yapılması için, dosyanın adı geçen mahkemeye iletilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesine, 20.09.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

ERKEN İBRAZ

T.C.

YARGITAY

10. CEZA DAİRESİ

E. 2011/2995

K. 2011/2764

T. 1.3.2011

• KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK ( 5941 S.K. ve 3167 S.K. Uyarınca Adli Para Cezalarının ve Diğer Yaptırımların Tespit Edilip Karşılaştırılarak Lehe Kanunun Bütün Halinde Uygulanacağı )

• ADLİ PARA CEZASININ BELİRLENMESİ ( Karşılıksız Çek Keşide Etmek – 5941 S.K. ve 3167 S.K. Uyarınca Adli Para Cezalarının ve Diğer Yaptırımların Tespit Edilip Karşılaştırılarak Lehe Kanun Uygulamasının Belirlenmesi Gereği )

• LEHE KANUN UYGULAMASI ( Karşılıksız Çek Keşide Etmek – 5941 S.K. ve 3167 S.K. Uyarınca Adli Para Cezalarının ve Diğer Yaptırımların Tespit Edilip Karşılaştırılarak Lehe Kanun Bütün Olarak Uygulanacağı )

5941/m. 5

6136/m. 16

ÖZET : Karşılıksız çek keşide etme suçunda; suç konusu çeklerin ibrazı anında var ise çek hesabında bulunan miktarlar ile muhatap bankanın o tarih itibarıyla ödemekle yükümlü bulunduğu miktar düşüldükten sonra çeklerin karşılıksız kalan bölümünün ne olduğu tesbit edilip, 5941 sayılı kanun ile TCK’nın uyarınca 5-1500 gün arasında adli para cezası belirlenmesi ve TCK’nın gereğince bir gün karşılığının 20-100 TL arasında takdir edilerek sonuç adli para cezalarının ve ayrıca çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının saptanması, daha sonra, 3167 ve 5941 sayılı kanunlara göre belirlenen adli para cezaları ile diğer yaptırımlar karşılaştırılarak, sanığın lehine sonuç doğuran kanunun bir bütün halinde uygulanması gerekir.

DAVA : Karşılıksız çek keşide etme suçundan sanık K. Ö. hakkında GAZİANTEP 12.Asliye Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonucu, 09.02.2010 tarihinde 2008/1659 esas ve 2010/139 karar sayı ile kurulan mahkûmiyet hükmünün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, aynı mahkemenin temyiz talebinin reddine ilişkin 08.11.2010 tarihli 2008/1659 esas 2010/139 ek kararının da sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, dava dosyasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ret kararının onanmasını isteyen tebliğnamesi ile 09.02.2011 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.

GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:

KARAR : Yokluğunda verilen 09.02.2010 tarihli mahkumiyet kararının sanığa 7201 sayılı Tebligat Kanunu 35. maddesi hükmüne uygun olarak tebliğ edilmemiş olması karşısında, sanık müdafiinin 22.10.2010 tarihli dilekçesi temyiz istemi kabul edilip, süresinde olduğunun kabulüyle, 08.11.2010 tarihli ret kararı kaldırılarak yapılan incelemede;

1-24.02.2009 tarihli ek iddianame ile dava açılan suç konusu 695… ve 695… seri numaralı çekler yönünden sanığın sorgusu için CMK’nın 195. maddesine göre düzenlenen uyarılı davetiyenin 11.06.2009 tarihinde tebliğ edilemeden iade edildiği ve 5941 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği 20.12.2009 tarihinden önce, CMK’nın 195. maddesi uygulanarak yapılmış bir tebligat bulunmadığı halde, sanığın belirtilen çekler yönünden sorgusu yapılmadan 5941 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra mahkumiyet hükmü verilmesi,

2-12.09.2008, 12.07.2008 ve 10.08.2008 keşide tarihli suça konu çeklerin 20.05.2008 tarihlerinde ibraz edildiğinin anlaşılması karşısında, 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren ve 3167 sayılı “Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun’u yürürlükten kaldıran 5941 sayılı Çek Kanunu’nun Geçici 1. maddesinin 5.fıkrası ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri uyarınca üzerinde yazılı bulunan düzenleme tarihlerine göre kanuni ibraz süresinden önce ibraz edilen suça konu çekler nedeniyle sanık hakkında yaptırım uygulanmasına olanak kalmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması,

3-Kabule göre; Mahkemece, 5941 sayılı Çek Kanunu’na göre verilecek cezanın üst sınırı, infaz edilecek gün para cezası ile çek hesabı açma yasağının kaldırılacağı tarih esas alınarak, bu kanunun sanığın aleyhine olduğu kabul edilmiş ve suç tarihinde yürürlükte olan 3167 sayılı kanun uyarınca hüküm kurulmuş ise de; bu kanunların ayrı ayrı olaya uygulanarak sonuç cezaların ve diğer yaptırımların belirlenmesi, öncelikle asıl cezalar karşılaştırılarak daha az cezayı gerektiren kanunun lehe olduğunun kabul edilmesi, asıl cezalar eşit ise diğer yaptırımlar karşılaştırılarak lehe kanunun saptanması gerekmektedir.

Buna göre;

a- 3167 sayılı kanun uygulanarak sonuç yaptırımların belirlenmesi,

b- Tutarları 20.000, 20.000 ve 19.000 TL olan suç konusu çeklerin ibrazı anında var ise çek hesabında bulunan miktarlar ile muhatap bankanın o tarih itibarıyla ödemekle yükümlü bulunduğu miktar düşüldükten sonra çeklerin karşılıksız kalan bölümünün ne olduğu tesbit edilip, 5941 sayılı kanunun 5/1. maddesi ile TCK’nın 61. maddesi uyarınca 5-1500 gün arasında adli para cezası belirlenmesi ve TCK’nın 52/2. maddesi gereğince bir gün karşılığının 20-100 TL arasında takdir edilerek sonuç adli para cezalarının ve ayrıca çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağının saptanması,

c- Daha sonra, her iki kanuna göre belirlenen adli para cezaları ile diğer yaptırımlar karşılaştırılarak, sanığın lehine sonuç doğuran kanunun bir bütün halinde uygulanması,

Gerekirken, soyut karşılaştırma ile yetinilerek, belirtilen biçimde hüküm kurulması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün BOZULMASINA, hükmün infazına başlanmış ise infazın durdurulmasına, sanık bu suç nedeniyle infaz kurumuna alınmış ise, başka suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadığı takdirde serbest bırakılmasının sağlanması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına, 01.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Yoklukta yargılama

T.C.

YARGITAY

10. CEZA DAİRESİ

E. 2009/15031

K. 2009/19857

T. 28.12.2009

• KARŞILIKSIZ ÇEK KEŞİDE ETMEK ( 3167 Sayılı “ Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” Yürürlükten Kaldırıldığı – Dava Konusu Suçun Yaptırımları Farklı Biçimde Yeniden Düzenlendiği )

• ÇEKLE ÖDEMELERİN DÜZENLENMESİ VE ÇEK HAMİLLERİNİN KORUNMASI HAKKINDA KANUN’UN YÜRÜRLÜKTEN KALDIRILMASI ( Karşılıksız Çek Keşide Etmek – 5941 Sayılı “ Çek Kanunu “ İle Suçun Yaptırımları Farklı Biçimde Yeniden Düzenlendiğinden Sanığın Hukuksal Durumunun Yeniden Değerlendirilmesi Gerektiği )

• ÇEK KANUNU’NDA SUÇUN YAPTIRIMIN FARKLI DÜZENLENDİĞİ ( Karşılıksız Çek Keşide Etmek – 3167 S. “ Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” Yürürlükten Kaldırıldığı )

• LEHE KANUN UYGULAMASI ( Karşılıksız Çek Keşide Etmek – 3167 S. “ Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” Yürürlükten Kaldırıldığından Sanığın Hukuksal Durumunun Yeniden Değerlendirilmesi Gerektiği )

• DAVETİYE TEBLİĞİ ( 5271 S. CMK’nın 195. Maddesinde Yazılı Açıklamanın Yer Aldığı Davetiyenin – Sanığın Sorgusunun Yapılmasından Sonra Bir Karar Verilmesinde Zorunluluk Bulunduğu )

5271/m. 195

5941/m. 5/1

5237/m.2,7

ÖZET : 5941 sayılı “ Çek Kanunu “ ile 3167 sayılı “ Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, sanığın hukuksal durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde ve 5271 sayılı CMK’nın 195. maddesinde yazılı açıklamanın yer aldığı davetiyenin tebliğ edilerek sanığın yokluğunda hüküm kurulmasının öngörülmemiş olması nedeniyle, sanığın sorgusunun yapılmasından sonra bir karar verilmesinde zorunluluk bulunması, bozmayı gerektirmiştir.

DAVA : Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Tuncer YILDIRIM hakkında KADIKÖY 6. Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda, 28.11.2007 tarihinde, 2007 / 439 esas, 2007 / 918 karar sayı ile mahkumiyet kararı verildiği; hükmün sanık tarafından süresi içinde temyiz edildiği; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bozma isteğiyle dava dosyasının tebliğname ekinde 28.09.2009 tarihinde Dairemize gönderildiği anlaşıldı. Dosya incelendi.

Gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : 1 – Sanığın sorgusu için gönderilen çağrı kağıdında, 5271 sayılı CMK’nın 195. maddesinde öngörülen, duruşmaya gelmediği takdirde yokluğunda yargılamaya devam edileceği yönündeki yasal uyarının yer almadığı gibi; soruşturma aşamasında Cumhuriyet Savcılığına bildirdiği bilinen en son adresi yerine, muhatap banka şubesinden gönderilen resmi belgelerdeki eski iş adresine Tebligat Kanunu’nun 35. maddesindeki yöntemle tebliğ edildiğinin anlaşılması nedeniyle; sanığın usulüne uygun olarak yeniden duruşmaya çağrısının sağlanması gerektiği gözetilmeksizin, yokluğunda yargılama yapılarak hüküm kurulması suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,

2 – 20.12.2009 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5941 sayılı “ Çek Kanunu “ ile 3167 sayılı “ Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanun” yürürlükten kaldırılmış, dava konusu suçun yaptırımları farklı biçimde yeniden düzenlenmiş olduğundan; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2 ve 7. maddeleri de gözetilerek, sanığın hukuksal durumunun bu kapsamda tekrar değerlendirilip belirlenmesinde ve ayrıca, “ ( 1 ) numaralı bozma nedeni de göz önünde bulundurularak”, 5941 sayılı Kanun’da, 3167 sayılı Kanun’un aksine, 5271 sayılı CMK’nın 195. maddesinde yazılı açıklamanın yer aldığı davetiyenin tebliğ edilerek sanığın yokluğunda hüküm kurulmasının öngörülmemiş olması nedeniyle, sanığın sorgusunun yapılmasından sonra bir karar verilmesinde zorunluluk bulunması,

3 – Kabule göre; adli para cezasının, 5083 sayılı Kanun’un 1. maddesi ile hükümden sonra 01.01.2009 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu’nun 04.04.2007 tarih ve 2007 / 11963 sayılı kararın 1. maddesi uyarınca Türk Lirası ( TL ) olarak belirlenmesinde zorunluluk bulunması,

SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün istem gibi BOZULMASINA, İNFAZIN DURDURULMASINA sanığın başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu değil ise serbest bırakılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına, 28.12.2009 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.