2004 SAYILI İİK MADDE 107 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2000/19-1610

K. 2000/1703

T. 15.11.2000

• SIRA CETVELİNE İTİRAZ ( Aynı Dereceye Dahil Alacaklılardan Birinin Satış İstemesi )

• AYNI DERECEYE DAHİL ALACAKLILARDAN BİRİNİN SATIŞ İSTEMESİ ( Diğer Alacaklının Satış İstemesine Gerek Olmaması )

• SATIŞ İSTEME ( Aynı Dereceye Dahil Alacaklılardan Birinin Satış İstemesi Durumunda Diğer Alacaklının Satış İstemesine Gerek Olmaması )

2004/m.106,107,140,261,268

ÖZET :Dava, borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde haczin düştüğü gerekçe gösterilerek paylaştırma harici tutulma gerekçesiyle sıra cetvelinin iptali talebine ilişkindir. Uyuşmazlık, şikayetçi alacaklının satış istemesine gerek olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. Aynı dereceye dahil olan alacaklılardan birinin satış istemesi halinde, diğer alacaklının satış istemesine gerek yoktur. İhtiyaten haczedilen mallar üzerindeki haciz kesin hacze dönüşmeden diğer alacaklı tarafından haczedilirse, ihtiyati haciz sahibi bu hacze kendiliğinden iştirak eder. Somut olayda, borçlunun taşınmazına iki ayrı dosyadan aynı tarihte ihtiyati haciz konulmuştur. Hangi haczin evvel konulduğu belli değildir. Bu durum karşısında her iki alacaklı aynı dereceye sahiptir. Bu alacaklılardan birinin satış talebinde bulunması halinde diğerinin satış istemesine gerek yoktur.

DAVA : Taraflar arasındaki “sıra cetveline itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İskenderun İcra Tetkik Mercünce, şikayetin kabulüne dair verilen 27/2/1997 gün ve 579-60 sayılı kararın incelenmesi Mehmet ve Bahattin vekilleri tarfından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 12/3/1998 gün ve 216-1791 sayılı ilamıyle; ( …Davacı vekili, borçluya ait taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde müvekkilinin haczinin düştüğü gerekçesiyle paylaştırma harici tutulduğunu, bu işlemin usul ve yasaya aykırı olduğunu, ihtiyati haczin uygulanmasından sonra başlatılan ilamsız takibin itiraz nedeniyle kesinleşmediğini, bu durumda satış işleme sürelerinin işlemeyeceğini ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar şikayetin reddini istemişlerdir.

Mercii Hakimliğince, davacının haczinin düşmediği gerekçesiyle sıra cetvelinin iptaline karar verilmiş, karar davalılardan Mehmet vekili ile diğer davalı Bahattin tarafından temyiz edilmiştir.

İİK.’nun 106. maddesine göre alacaklı, haczedilen mal gayrimenkul ise, hacizden nihayet iki sene içinde satılmasını isteyebilir. Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmezse haciz kendiliğinden kalkar ( İİK. mad. 110 ). Anılan hükümlere göre alacaklının haczin düşmesini önlemek için gayrimenkullerde hacizden itibaren iki yıl içinde satış istemesi gerekir. Davacı bankanın 3/11/1993 tarihli talebinin satış talebi olarak kabulü mümkün değildir. Kaldı ki bu talebin yapıldığı tarih itibariyle 13/9/1993 tarihinde yapılan itiraz nedeniyle ( itiraz 10/11/1993′de geri alınmıştır ) talep tarihinde takip durduğundan satışı istenmesi de mümkün değildir. Mercii Hakimliğince bu yönler gözetilerek şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle kabulünde isabet görülmemiştir… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Davaya şikayet yoluyla sıra cetveline itiraza ilişkindir.

İİK.’nun 140. maddesine göre, borçlunun haczedilen mallarının satış tutarı bütün alacaklıların alacağını tamamen ödemeye yetmezse icra dairesi, paranın paylaştırılmasına esas olmak üzere sıra cetveli yapar.

Olayda, borçlu Ahmet aleyhine 1993/2859 sayılı icra takibinde haczedilen taşınmazın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde şikayetçi alacaklının 1993/2858 sayılı dosyadaki haczi birinci sırada gösterilmiş, ancak 106 ve 110. maddesi gereğince süresinde satış istenmediğinden düştüğü gerekçesiyle paylaştırma dışı bırakılmıştır.

Uyuşmazlık; borçluya ait taşınmazın, 1993/2859 sayılı bir başka icra dosyasında yapılan satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde şikayetçi alacaklının haczinin düştüğü gerekçesiyle paylaştırma harici bırakılmasının doğru olup olmadığı, başka bir anlatımla müştekinin haczinin gerçekten düşüp düşmediği noktasında toplanmaktadır.

İİK.’nun 106. maddesine göre kural olarak alacaklının, haczolunan taşınmazın 2 sene içinde satışını istemesi gerekir. Aynı Kanunun 110. maddesinde ise, taşınmazın satışı 2 yıl içinde istenmezse, hacizin kalkacağı hükme bağlanmıştır.

Müşteki vekilinin 1993/2858 sayılı kendi takip dosyasındaki 3/11/1994 tarihli talebi; “Dosyamızdan hacizli bulunan gayrimenkullerin Müdürlüğümüzün 1993/2859 sayılı dosyasından satışının yapılacağı ve satışına esas olmak üzere kıymet takdirinin yaptırıldığını haricen öğrenmiş bulunmaktayız. Zira adı geçen dosyadan bizim dosyamızın haczi olduğu tapu kayıtlarından belli olmasına rağmen tarafımıza ve dosyamıza bu hususta herhangi bir bilgi verilmemiştir. Bu itibarla adı geçen dosyaya tezkere yazılarak DOSYAYA BİZİM DE HACZİMİZİN OLDUĞUNUN VE BİZİM DOSYAMIZIN GÖZ ÖNÜNDE TUTULARAK GEREKLİ BİLGİNİN VERİLMESİNİN İSTENMESİNİ talep ederim” şeklindedir.

Merci Hakimliği bu talebin İİK.’nun 106. maddesinde öngörülen “satış istemi” anlamında olduğunu, Yüksek Yargıtay 12.H.D.’nin 23/5/1988 tarih 1987/9076, 1988/6982 sayılı içtihadında da bu görüşün benimsendiğini belirterek, şikayetin kabulüne karar vermiş ve aynı gerekçe ile direnmiştir.

Özel Dairece ise bozma kararında açıklandığı üzere bu talebin “satış isteği” olmadığı görüşündedir.

Şu durum karşısında öncelikle olayda İİK.’nun 107. maddesine göre müşteki alacaklının satış istemesinin gerekli olup olmadığı yönü çözümlenmelidir.

İİK.’nun 107. maddesinde “her alacaklı mensup olduğu derece namına satış talebinde bulunabilir” hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla aynı dereceye dahil alacaklılardan birinin satış istemesi halinde haciz, bahis konusu derece için düşmeyip, hüküm ve tesirini icra edeceğinden, müşteki alacaklının ayrıca satış istemesine gerek olmayacaktır.

Bu bağlamda; Olayda müşteki alacaklının 1993/2858 sayılı dosyada borçlunun 163 parsel sayılı taşınmazına, 6/9/1993 tarihinde koydurduğu ihtiyati haciz, borçlu vekilinin itirazdan feragatı nedeniyle 10/11/1993 tarihinde kesin hacze dönüşmüştür.

Satışın yapıldığı 1993/2859 sayılı dosyada ise, borçlunun aynı taşınmazına 6/9/1993 tarihinde haciz konulmuş, mahkemece borçlunun itirazının iptaline karar verildiği 9/2/1994 tarihinde haciz kesinleşmiştir.

İİK.’nun 268. maddesinde “261′nci maddeye göre ihtiyaten haczedilen mallar haciz yolu ile takip hükümlerine göre, icrai hacze inkılap etmezden evvel bir diğer alacaklı tarafından haczedilirse ihtiyati haciz sahibi bu hacze kendiliğinden ve muvakkaten iştirak edeceği” öngörülmüştür. Olayda, borçlunun taşınmazına her iki takip dosyasından 6/9/ 1993 tarihinde ihtiyati haciz konmuş olup, hangi haczin daha önce konulduğu belli olmadığından ve 1993/2858 sayılı dosyadaki ihtiyati haczin önce kesin hacze dönüşmüş olması nedeniyle 1993/2859 sayılı dosyadaki haciz alacaklısı İİK.’nun 268. maddesine göre bu hacze kendiliğinden iştirak eder. Hal böyle olunca her iki alacaklı aynı dereceye mensup olduklarından, İİK.’nun 107. maddesine göre her alacaklı, mensup olduğu derece namına satış talebinde bulunabilir.

Bu durumda, 1993/2858 sayılı dosya alacaklısı davacı mensup olduğu derece namına satış talebinde bulunmuş olduğundan, müşteki alacaklının ayrıca satış isteğinde bulunmasına gerek bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle; Mercün, şikayetin kabulüne dair ısrar kararı bu değişik gerekçe ile onanmalıdır.

SONUÇ : Davalı Mehmet’in temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle ve değişik gerekçeyle ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı ( 710.000 ) lira bakiye temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 15/11/2000 gününde, oybirliği ile karar verildi.

2004 SAYILI İİK MADDE 107 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2002/4-300

K. 2002/432

T. 17.12.2002

• YEDİEMİNLİK GÖREVİNİ KÖTÜYE KULLANMAK ( Hacizden Sonra Satış Talebinde Bulunulmasına Rağmen Menkul Malların Getirilmemesi Sonucu Satışın Düşürülmesi Neden Olan Yediemin )

• HACİZLİ MENKUL MALLARIN GETİRİLMEMESİ ( Yedieminin Satışın Düşürülmesine Neden Olması Nedeniyle Görevini Kötüye Kullanma Suçunu İşlediğinin Kabulü )

• SATIŞIN DÜŞMESİ ( Hacizli Menkul Malların Satış İstenmesine Rağmen Yediemin Tarafından Getirilmemesi Nedeniyle Görevi Kötüye Kullanma Suçunu İşlediğinin Kabulü )

765/m.276

2004/m.106,107,108,109,110

ÖZET : Hacizden sonra yasal bir yıllık süre içerisinde satış talebinde bulunulduğundan, hacizli menkul malları getirmemesi nedeniyle satışın düşürülmesine neden olan yedieminin görevini kötüye kullanma suçunu işlediğinin kabulü gerekir.

DAVA : Yedieminlik görevini kötüye kullanmak suçundan sanık A.G.’in TCY.nın 276/1, 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 365.040.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ve bu cezasının 647 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca ertelenmesine ilişkin Senirkent Asliye Ceza Mahkemesince 30.03.2000 gün ve 5-14 sayı ile verilen hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 19.09.2001 gün ve 9444-10160 sayı ile;

“1- Davaya ve hükme dayanak yapılan işlemleri içeren 30.3.2000 tarihli oturumu belgeleyen tutanağın ikinci sayfasının tutanak yazmanınca imzalanmayarak belgelendirilmemesi,

2- Haciz tarihinden itibaren yasal süre olan bir yıl içinde satış isteğinde bulunulmaması halinde İcra ve İflas Yasasının 106-110 maddeleri uyarınca haczin kalkacağı ve suçun hukuka aykırılık öğesinin oluşmayacağı gözetilerek, yedieminlik yükümlülüğüne uymama suçunun oluşup oluşmadığının belirlenmesi yönünden bu hususun araştırılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması” isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

Yerel Mahkeme ise 24.01.2002 gün ve 141-5 sayı ile; ( 1 ) nolu bozma nedenine uyarak gereğini yerine getirmiş, ( 2 ) nolu bozma nedeni yönünden ise;

“1999/104 talimat sayılı icra dosyasında haczin 8.10.1999 tarihinde yapıldığı, satış talebinde ise 30.11.1999 tarihinde bulunulduğu, satışın da 11.1.2000 tarihinde yapıldığı, İİY.nın 106 ve 11. maddeleri uyarınca hacizden itibaren yasal süre olan bir yıllık süre içerisinde satış isteğinde bulunulduğu” gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının “onama” istekli 14.11.2002 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Sanığın yedieminlik görevini kötüye kullanmak suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, haciz tarihinden itibaren yasal süre içinde satış istenmiş olup olmadığının belirlenmesi bakımından soruşturmanın genişletilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

İncelenen dosya içeriğine göre;

Senirkent İcra Müdürlüğü 11.01.2000 günlü yazı ile sanık hakkında yedieminlik görevini yerine getirmediğinden bahisle suç duyurusunda bulunulurken, haczin 08.10.1999 tarihinde yapıldığı ve 30.11.1999 tarihinde de satış istendiği hususu vurgulannııştır.

Senirkent İcra Müdürlüğünün 1999/104 talimat sayılı takip dosyasının incelenmesinde;

Antalya 1. İcra Müdürlüğünce 24.09.1999 günlü talimat yazısı ile alacaklı Y.K.B. AŞ.nin borçlu R.G.’den alacağı için yürütülen takip gereğince borçlunun adresinde borca yeterli taşınmaz mallarıyla üçüncü kişilerdeki hak ve alacaklarının haczedilmesi ve haciz tutanağının bir örneğinin gönderilmesi istenmiş olup, Senirkent İcra Müdürlüğünce 08.10.1999 tarihinde borçlu R.G.’in, Senirkent İlçesi Büyük Kabaca kasabasında bulunan işyerinde televizyon, buzdolabı, masa, sandalye ve bilardo masası gibi menkul eşyasının haczedilip, alacaklı vekilinin talebi ile borçlunun babası A.G.’e yediemin olarak teslim edildiği ve yedieminliğin cezai ve hukuki sorumluluğunun sanık A.G. e anlatıldığı;

Antalya 1. İcra Müdürlüğünce bu kez 30.11.1999 günlü yazı ile borçlunun haczedilen mallarının satışına karar verildiğinden, mahcuz malların satışının gerçekleştirilerek bilgi verilmesinin istendiği;

Senirkent İcra Müdürlüğünce 13.12.1999 tarihinde, hacizli menkul malların 11.01.2000 tarihinde satışına ilişkin karar alınarak gerekli ilanların yapıldığı ve menkulün açık artırma ilanı ile mahcuz malların satış gün ve saatinde satış yerinde hazır bulundurulması, aksi takdirde hakkında yedieminlik görevini suistimal suçundan dolayı suç duyurusunda bulunulacağı ihtarını içeren muhtıranın sanık A.G.’e 17.12.1999 tarihinde bizzat tebliğ edildiği;

11.01.2000 tarihinde düzenlenen tutanağa göre, satış yerinde satış saatinin’ sonuna kadar beklenmesine rağmen yediemin tarafından hacizli menkul malların getirilmemesi nedeniyle satışın düşürülmesine, yediemin hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.

Görüldüğü gibi 08.10.1999 tarihinde uygulanan hacizden sonra yasal bir yıllık süre içerisinde 30.11.1999 tarihinde satış talebinde bulunulduğu açıktır. O halde Yerel Mahkemenin cezalandırma kararı ve direnme gerekçesi yasaya uygun ve isabetlidir.

Bu itibarla diğer yönleri de usul ve yasaya uygun olan Yerel Mahkeme direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 17.12.2002 tarihinde tebliğnamadeki isteme uygun olarak oybirliğiyle karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 107 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

12. HUKUK DAİRESİ

E. 2005/2873

K. 2005/5972

T. 22.3.2005

• SÜRESİNDE SATIŞ İSTENMEMESİ ( Nedeniyle Haczin Kalkması Halinde Yeniden Haciz Uygulanabilmesi İçin Borçluya Yenileme Tebliğine Ve Harç Alınmasına Gerek Olmadığı – Şikayetin Kabulü Gereği )

• HACZİN KALKMASI ( Süresinde Satış İstenmemesi Nedeniyle – Yeniden Haciz Uygulanabilmesi İçin Borçluya Yenileme Tebliğine Ve Harç Alınmasına Gerek Olmadığı )

• ŞİKAYET ( Süresinde Satış İstenmeyerek Haczin Kalkması Halinde Yeniden Haciz Uygulanabilmesi İçin Borçluya Yenileme Tebliğine Ve Harç Alınmasına Gerek Olmadığı – Şikayetin Reddine Karar Verilemeyeceği )

• YENİLME TEBLİĞİ VE HARÇ ( Süresinde Satış İstenmeyerek Haczin Kalkması Halinde Yeniden Haciz Uygulanabilmesi İçin Tebliğe Ve Harç Alınmasına Gerek Olmadığı – Şikayet )

2004/m. 16, 17, 78, 106, 107

ÖZET : Borçlu şirkete ait araçların trafik kaydına haciz konulmuştur. Ancak yasal süre içinde satış istenmediğinden haciz kalkmıştır. Bu durumda yeniden haciz uygulanabilmesi için borçluya yenileme dilekçesi tebliğine ve yenileme harcı alınmasına gerek yoktur. Açıklanan nedenlerle alacaklı vekilinin haciz talebinin reddine ilişkin memurluk işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken şikayetin reddine karar verilmesi hatalıdır.

DAVA : Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı vekili tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Alacaklı İstanbul 8. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 13.04.2001 tarih ve 2001/1591 D. İş sayılı ihtiyati haciz kararına dayanarak İcra takibine başlamış ve 16.04.2001 tarihinde borçlu şirkete ait araçların trafik kaydına haciz konulmuştur. Daha sonra, 18.04.2001 tarihli takip talebi ile borçlu şirket hakkında esas takibe geçilmiş ve borçluya 163 örnek ödeme emri 05.09.2001 tarihinde tebliğ edilmiştir. Böylece, borçluya ait araçlara uygulanan ihtiyati haciz kesin hacze çevrilmek sureti ile İİK.’nun 78/2. maddesinde düzenlenen “haciz isteme hakkı” süresi içinde yerine getirilmiştir.

Bu olgu, mahkemenin de kabulündedir. Ancak, yasada öngörülen zamanda satış istenmediğinden İİK.’nun 106 ve 110. maddeleri gereğince haciz kalkmıştır. Bu durumda, yeniden haciz uygulanabilmesi için borçluya yenileme tebliğine ve yenileme harcı alınmasına gerek yoktur. O halde, şikayetin kabulü ile alacaklı vekilinin 21.10.2004 tarihli talebinin reddine dair 22.10.2004 tarihli memurluk işleminin iptaline karar verilmesi gerekirken şikayetin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.

SONUÇ : Alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, 22.03.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 106 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

23. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/420

K. 2011/1025

T. 13.10.2011

• SIRA CETVELİNE İTİRAZ (SGK Alacakların Tabi Olduğu Zamanaşımı Süresi ve Bunların Hesap Tarzı 93. Maddede Gösterildiği – Aynı Yasa’nın 88. Md.sine Göre Kurum Alacaklarının Takip ve Tahsilinde 6183 S.K’nun 102. Md. Dışındaki Hükümlerinin Uygulanacağı)

• ZAMANAŞIMI (Sıra Cetveline İtiraz – SGK Alacakların Tabi Olduğu Zamanaşımı Süresi ve Bunların Hesap Tarzı 93. Maddede Gösterildiği/Aynı Yasa’nın 88. Md.sine Göre Kurum Alacaklarının Takip ve Tahsilinde 6183 S.K’nun 102. Md. Dışındaki Hükümlerinin Uygulanacağı)

• SGK ALACAKLARIN TABİ OLDUĞU ZAMANAŞIMI SÜRESİ VE BUNLARIN HESAP TARZI (93. Maddede Gösterildiği – Aynı Yasa’nın 88. Md.sine Göre Kurum Alacaklarının Takip ve Tahsilinde 6183 S.K’nun 102. Md. Dışındaki Hükümlerinin Uygulanacağı)

5510/m.88,93

2004/m.106,110

ÖZET : Dava, sıra cetveline itiraz istemidir. 5198 Sayılı Kanunun 11. maddesiyle tahakkuk eden kurum alacakları için zamanaşımının 10 yıl olduğunu, somut olay bakımından bu sürenin 5 yıl olarak hesaplanması gerektiğini, kaldı ki, S.G.K.Başkanlığı’nın bu alacağı başka satışlarla tahsil ettiğini savunarak, şikayetin reddini istemiştir.

.G.K.alacakların tabi olduğu zamanaşımı süresi ve bunların hesap tarzı, SSGSSK.nun 93. maddesinde gösterilmiştir. Öte yandan aynı Yasa’nın 88. maddesine göre kurum alacaklarının takip ve tahsilinde AATUHK’un 102. maddesi dışındaki hükümlerinin uygulanacağı da belirtilmiştir. Bu durumda mahkemece, kurum kayıtları üzerinde, alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı, zamanaşımını kesen bir sebebin bulunup bulunmadığı hususlarında bilirkişi incelemesi yaptırılıp, varılacak uygun sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin reddine yönelik olarak verilen hükümün süresi içinde şikayetçi vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Şikayetçi vekili, borçluya ait geminin satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde, kurum alacaklarının 5 yıllık tahsil zamanaşımına uğradığı ve geçerli haciz kalmadığı gerekçesiyle müvekkiline pay ayrılmadığını, oysa SSK.nun 80. maddesine göre zamanaşımının 10 yıl olduğunu, aksi düşünülse dahi taksitlendirme ve ödeme ile zamanaşımının kesildiğini, ayrıca 2004/11246 Sayılı dosyadan konulan haczin de dikkate alınmadığını ileri sürerek, sıra cetveli kararının kaldırılmasına ve satış bedelinden S.G.K.Başkanlığına ödeme yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Şikayet olunan vekili, 5198 Sayılı Kanunun 11. maddesiyle 4.7.2004′ten sonra tahakkuk eden kurum alacakları için zamanaşımının 10 yıl olduğunu, somut olay bakımından bu sürenin 5 yıl olarak hesaplanması gerektiğini, kaldı ki, S.G.K.Başkanlığı’nın bu alacağı başka satışlarla tahsil ettiğini savunarak, şikayetin reddini istemiştir.

İcra Mahkemesi’nce, dosya kapsamına göre şikayetçi kurum alacaklarının AATUHK.nun 102. maddesi uyarınca 5 yıllık tahsil zamanaşımına tabi olduğu ve İ.İ.K.nun 106 ve 110. maddeleri kapsamında haczinin düştüğü gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir. Kararı, şikayetçi vekili temyiz etmiştir.

S.G.K.alacakların tabi olduğu zamanaşımı süresi ve bunların hesap tarzı, SSGSSK.nun 93. maddesinde gösterilmiştir. Öte yandan aynı Yasa’nın 88. maddesine göre kurum alacaklarının takip ve tahsilinde AATUHK’un 102. maddesi dışındaki hükümlerinin uygulanacağı da belirtilmiştir. Bu durumda mahkemece, kurum kayıtları üzerinde, alacağın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı, zamanaşımını kesen bir sebebin bulunup bulunmadığı hususlarında bilirkişi incelemesi yaptırılıp, varılacak uygun sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

Öte yandan şikayetçi vekilinin 2004/11246 Sayılı dosyadan konulan haczin de dikkate alınmadığı yönündeki itirazının incelenmemesi ve olayda uygulama kabiliyeti olmayan İ.İ.K.nun 106 ve 110. maddelerine atfen haczin düştüğünün kabulü de isabetsizdir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle şikayetçi S.G.K.Başkanlığı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükümün şikayetçi yararına BOZULMASINA, 13.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 106 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

12. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/8308

K. 2011/26324

T. 5.12.2011

• BANKADAKİ MEVDUATIN HACZİ (Doğrudan İ.İ.K Md. 78 Anlamında Haciz Yazısı Gönderildiği – Haciz Yazısının İcra Dairesinde Yazıldığı Tarihte Haciz Tamamlanmış Olacağından 3. Kişi Durumundaki Bankanın Haciz Yazısına Karşı İstihkak İddiası Niteliğinde Olduğu)

• İSTİHKAK İDDİASI (Bankadaki Mevduatın Haczi – Doğrudan İ.İ.K Md. 78 Anlamında Haciz Yazısı Gönderildiği/Haciz Yazısının İcra Dairesinde Yazıldığı Tarihte Haciz Tamamlanmış Olacağından 3. Kişi Durumundaki Bankanın Haciz Yazısına Karşı İstihkak İddiası Niteliğinde Olduğu)

• HACİZ YAZISININ İCRA DAİRESİNDE YAZILDIĞI TARİHTE HACİZ TAMAMLANMIŞ OLACAĞI (Bankadaki Mevduatın Haczi – 3. Kişi Durumundaki Bankanın Haciz Yazısına Karşı İstihkak İddiası Niteliğinde Olduğu)

2004/m.78,88,89,99,106

ÖZET : Somut olayda icra dairesinin borçlunun bankadaki mevduatının haczi için doğrudan İ.İ.K Md. 78 anlamında haciz yazısı gönderdiği tespit edilmiştir. Haciz yazısının icra dairesinde yazıldığı tarihte haciz tamamlanmış olacağından 3. kişi durumundaki bankanın haciz yazısına karşı (mevduat üzerinde rehin ve hapis hakkının olduğunu ileri sürmesi) (istihkak iddiası) niteliğindedir. Bu durumda icra müdürünün İİK’nun 99. maddesindeki kurallara göre işlem yapması gerekirken paranın bankadan istenmesi yasaya aykırıdır. O halde, bu aşamada icra müdürlüğünce İİK.nun 99. maddeye göre işlem yapılmaksızın bankadan haczedilen paranın istenmesi doğru değildir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü :

KARAR : Borçlunun 3 kişi Bankadaki alacağı- mevduatı İ.İ.K.’nun 106/2.maddesi gereğince menkul hükmündedir. Bu nedenle bankadaki mevduatın haczi menkul haczi gibi icra müdürlüğünce Bankaya yazılacak yazı ile de haczedilebilir (H.G.K. 1.12.1999 tarih 1999/12-1003/1017 sayılı kararı). İ.İ.K.’nun 88.maddesinin üst başlığında da açıkça belirtildiği gibi bankaya haciz ihbarnamesi gönderilmesi bankadaki mevduatın borçluya ödenmesini önleyen muhafaza tedbiridir. Bu nedenle mevduatın haczi için haciz yazısı dışında bankaya ayrıca İ.İ.K.’nun 89.maddesi gereğince haciz ihbarnamesi tebliği şart değilse de mevduatın 3.kişi nezdinde alacak niteliğini de arz etmesi sebebi ile sözü edilen madde doğrultusunda haciz ihbarnamesi gönderilmesi sureti ile haczedilmesine de yasal bir engel bulunmamaktadır. Bu işlem yapıldığı taktirde İ.İ.K.’nun 89 ve bunu izleyen maddelerindeki hukuki sonuçlar doğar. İ.İ.K.’nun 89.maddesindeki koşulları taşımayan haciz yazısı gönderilmesi halinde ise anılan maddedeki sonuçlar doğmaz ve borç bankanın zimmetinde sayılmaz.

Somut olayda icra dairesinin borçlunun bankadaki mevduatının haczi için doğrudan İ.İ.K Md. 78 anlamında haciz yazısı gönderdiği tespit edilmiştir. Haciz yazısının icra dairesinde yazıldığı tarihte haciz tamamlanmış olacağından 3. kişi durumundaki bankanın haciz yazısına karşı (mevduat üzerinde rehin ve hapis hakkının olduğunu ileri sürmesi) (istihkak iddiası) niteliğindedir. Bu durumda icra müdürünün İİK’nun 99. maddesindeki kurallara göre işlem yapması gerekirken paranın bankadan istenmesi yasaya aykırıdır. O halde, bu aşamada icra müdürlüğünce İİK.nun 99. maddeye göre işlem yapılmaksızın bankadan haczedilen paranın istenmesi doğru değildir.

SONUÇ : Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK. 366. ve HUMK.’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), 05.12.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 106 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

12. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/8914

K. 2011/26720

T. 6.12.2011

• HACİZ İHBARNAMESİNİN İPTALİNİ İSTEMİ ( Mahkemece İ.İ.K.nun 358. Md.sindeki Şartların Somut Olayda Oluşup Oluşmadığı İncelenerek Şikayet Konusu Hakkında Bir Karar Verilmesi Gerektiği)

• ŞİKAYET ( Hakkında Herhangi Bir Karar Verilmeden Şikayetçi 3. Kişinin Talebi İle İ.İ.K.nun 106.ve 110. Md. leri Uyarınca Bir Karar Verilemeyeceğinden Bahisle Şikayetin Reddine Dair Karar Verilmesinin İsabetsiz Olduğu – Haciz İhbarnamesinin İptali İstemi)

• MENKUL HACZİ ( İ.İ.K.nun 106. ve 110. Md. Uyarınca Düştüğü İddiasıyla Haciz İhbarnamesinin İptali İstemi – Mahkemece İ.İ.K.nun 358. Md.sindeki Şartların Somut Olayda Oluşup Oluşmadığı İncelenerek Şikayet Konusu Hakkında Bir Karar Verilmesi Gerektiği)

2004/m.106,110,358

ÖZET : Alacaklının menkuller üzerindeki haczinin İ.İ.K.nun 106.ve 110. maddeleri uyarınca düştüğünü, bu sebeple hacizli menkullerin icraya teslimine dair muhtıranın ve sonrasında bu menkuller icraya teslim etmemiz sebebiyle İ.İ.K.nun 358. maddesi uyarınca Yapı Kredi Bankası Anadolu yakası şubesindeki hesaba gönderilen İ.İ.K.nun 89/1 maddesine göre düzenlenen haciz ihbarnamesinin iptalini istemektedir. Mahkemece İ.İ.K.nun 358. maddesindeki şartların somut olayda oluşup oluşmadığı incelenerek şikayet konusu hakkında bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeyle şikayet hakkında herhangi bir karar verilmeden, şikayetçi üçüncü kişinin talebi ile İ.İ.K.nun 106.ve 110. maddeleri uyarınca bir karar verilemeyeceğinden bahisle şikayetin reddine dair karar verilmesi isabetsizdir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği düşünüldü:

KARAR : Şikayetçi üçüncü kişi, icra mahkemesinden, alacaklı şirket tarafından başlatılan Bakırköy 9. İcra Müdürlüğünün 2005/96 ve 2005/95 esas sayılı dosyalarından haczedilen menkullere dair olarak İstanbul 14. Ticaret Mahkemesi’nin 2005/438 D:İş, sayılı dosyasından verilen ihtiyati tedbir kararıyla yediemin değişikliğine gidilerek yediemin sıfatıyla malları teslim aldıklarını, alacaklının menkuller üzerindeki haczinin İ.İ.K.nun 106.ve 110. maddeleri uyarınca düştüğünü, bu sebeple hacizli menkullerin icraya teslimine dair 3.5.2010 tarihli muhtıranın ve sonrasında bu menkuller icraya teslim etmemiz sebebiyle İ.İ.K.nun 358. maddesi uyarınca Yapı Kredi Bankası Anadolu yakası şubesindeki hesaba gönderilen İ.İ.K.nun 89/1 maddesine göre düzenlenen haciz ihbarnamesinin iptalini istemektedir.

Mahkemece İ.İ.K.nun 358. maddesindeki şartların somut olayda oluşup oluşmadığı incelenerek şikayet konusu hakkında bir karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeyle şikayet hakkında herhangi bir karar verilmeden, şikayetçi üçüncü kişinin talebi ile İ.İ.K.nun 106. ve 110. maddeleri uyarınca bir karar verilemeyeceğinden bahisle şikayetin reddine dair karar verilmesi isabetsizdir.

SONUÇ : Şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.nun 428 inci maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA), 06.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 106 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

23. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/4599

K. 2012/1838

T. 9.3.2012

• SIRA CETVELİNİN İPTALİ ( Şikayet Olunan Alacaklının Satış Tarihi İtibariyle Haczinin ve Takibinin Düştüğü İddiasıyla/Taşınmaz Üzerine Konulan Hacizden İtibaren İki Yıl İçinde Satış İstenmediğinden Haczin Düştüğü – Yeniden Haciz İsteyebilmek İçin Yenileme Talebinde Bulunulması Gerektiği )

• SATIŞ TARİHİ İTİBARİYLE HACZİN VE TAKİBİN DÜŞMESİ ( Sıra Cetvelinin İptali Talebi/Taşınmaz Üzerine Konulan Hacizden İtibaren İki Yıl İçinde Satış İstenmediğinden Haczin Düştüğü – Yeniden Haciz İsteyebilmek İçin Yenileme Talebinde Bulunulması Gerektiğinin Gözetileceği )

• TAŞINMAZ ÜZERİNDEKİ HACZİN DÜŞMESİ ( Şikayet Olunan Alacaklının Satış Tarihi İtibariyle Haczinin ve Takibinin Düştüğü İddiasıyla Sıra Cetvelinin İptali Talebi – Yeniden Haciz İsteyebilmek İçin Yenileme Talebinde Bulunulması Gerektiği )

2004/m.16, 78/5, 106, 110

ÖZET : İstem, sıra cetvelinin şikayet yoluyla iptaline ilişkindir. Şikayet olunan, borçlunun bedeli paylaşıma konu taşınmazına haciz koymuştur. Alacaklı tarafından taşınmaz üzerine konulan hacizden itibaren iki yıl içinde satış istenmediğinden haciz düşmüştür. Takip dosyasının işlemden kaldırılması üzerine, alacaklı yeniden haciz isteyebilmek için, yenileme talebinde bulunulmalıdır. Bu ilkeler çerçevesinde değerlendirilerek karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetvelindeki sıraya itiraz davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayetçi vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Şikayetçi vekili, müvekkilinin Eskişehir 1. İcra Müdürlüğü’nün 2010/2881 sayılı dosyasındaki alacağı nedeniyle 17.05.2010 tarihinde borçlunun taşınmazlarının haczedildiğini, satış sonrası düzenlenen sıra cetvelinde dağıtıma konu bedelin tamamının şikayet olunana ait Eskişehir 2. İcra Müdürlüğü’nün 2006/10527 sayılı dosyasına ödenmesine karar verildiğini, ancak satış tarihi itibariyle şikayet olunanın haciz ve takibinin düştüğünü ve takibini yenilemeksizin sadece haciz yenilemesinin mümkün olmadığını ileri sürerek, şikayet olunanın 2006/10527 sayılı takip dosyasının sıra cetvelinden çıkartılarak satış bedelinin müvekkilinin dosyasına aktarılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

Şikayet olunan vekili, takip talebinin yenilenmesine gerek olmaksızın haczin yenilenmesinin istenebileceğini savunarak, şikayetin reddini istemiştir.

İcra mahkemesince, İİK.nun 106. ve 110. maddeleri gereğince süresinde satış istenmediğinden şikayet olunanın taşınmazlar üzerine koyduğu hacizler kalkmış ise de, aynı yasanın 78/son maddesi uyarınca taşınmazların yeniden haczi için takibin yenilenmesine ve yenileme harcına gerek olmadığı, şikayet olunanın takibi yenilemeksizin bedeli paylaşıma konu taşınmazın haczedilmesinin geçerli olduğu, yenilenen haczin şikayetçinin haczinden önce olduğu gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiştir.

Kararı, şikayetçi vekili temyiz etmiştir.

İstem, sıra cetvelinin şikayet yoluyla iptali istemine ilişkindir. Şikayet olunan borçlu aleyhine, kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile 02.11.2006 tarihinde takibe geçmiş ve borçlu adına çıkartılan ödeme emri usulüne uygun olarak tebliğ edilerek borçlunun bedeli paylaşıma konu taşınmazına 07.11.2006 tarihinde haciz konulmuştur. Alacaklının dosyadaki son işlem tarihi 01.11.2007 tarihi olup bu tarihten sonra takip dosyası alacaklı tarafından işlemsiz bırakılmıştır. Alacaklı tarafından bedeli paylaşıma konu taşınmaz üzerine konulan hacizden itibaren iki yıl içinde satış istenmediğinden taşınmaz üzerindeki haciz İİK nun 106. maddesi uyarınca düşmüştür.

İİK nun 78/5. maddesi uyarınca, takip dosyasının işlemden kaldırılması üzerine, alacaklı yeniden haciz isteyebilmek için, yenileme talebinde bulunulmalıdır. İlama dayanmayan takiplerde yenileme istemi üzerine yeniden harç alınır. Mahkemece, uyuşmazlığın bu ilkeler çerçevesinde değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle şikayetçi vekilinin temyiz isteminin kabulü ile kararın şikayetçi yararına BOZULMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 106 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2007/5-97

K. 2007/154

T. 19.6.2007

• RÜŞVET ALMAK ( Açılan Kamu Davası Sonunda Rüşvet Suçunun Unsurlarının Oluşmaması Buna Karşılık Görevi İhmal Suçunun Unsurlarının Oluşması Durumunda Yeni Bir Davaya Gerek Kalmaksızın Davanın Görevi İhmal Suçuna Dönüştürülebileceği )

• GÖREVİ İHMAL ( Rüşvet Almak Suçundan Kamu Davası Sonunda Rüşvet Suçunun Unsurlarının Oluşmaması Buna Karşılık Görevi İhmal Suçunun Unsurlarının Oluşması Durumunda Yeni Bir Davaya Gerek Kalmaksızın Davanın Görevi İhmal Suçuna Dönüştürülebileceği )

• İCRA MÜDÜRÜNÜN GÖREVİ İHMALİ ( Tapu Sicil Müdürlüğüne Yazı Yazmak Suretiyle Borçlunun Taşınmazları Üzerindeki Haczin Kaldırılmasını Sağladığı ve Bu Suretle Alacaklının Zarar Etmesine Neden Olduğu Anlaşıldığından Görevi İhmal Suçunu İşlediği )

• ALACAKLILARI ZARARA UĞRATAN İCRA MÜDÜRÜ ( Gayrimenkuller İçin Öngörülen 2 Yıllık Sürenin Henüz Geçmediğini de Göz Önünde Bulundurmayarak Tapu Sicil Müdürlüğüne Yazı Yazmak Suretiyle Haczin Kaldırılmasını Sağladığı – Görevi İhmal Suçunu İşlediği )

2004/m.106

ÖZET : Her ne kadar rüşvet almak suçundan kamu davası açılmış ise de, sanıkla borçlu arasında bir rüşvet anlaşmasının olmadığı, dolayısıyla rüşvet suçunun unsurlarının oluşmadığı açıktır. Bu nedenle, rüşvet suçundan açılan kamu davası sonunda, rüşvet suçunun unsurlarının oluşmaması, buna karşılık görevi ihmal suçunun unsurlarının oluşması durumunda, yeni bir davaya gerek kalmaksızın davanın görevi ihmal suçuna dönüştürülebileceği konusunda Genel Kurulda tam bir görüş birliği oluşmuştur.

İcra Müdürü olan sanığın Kocaeli 1. İcra Müdürlüğü tarafından borçlunun eline verilerek kendisine gönderilen talimat üzerine hiçbir araştırma yapmadan ve İcra İflas Yasasının 106. maddesinde gayrimenkuller için öngörülen 2 yıllık sürenin henüz geçmediğini de göz önünde bulundurmayarak, Tapu Sicil Müdürlüğüne yazı yazmak suretiyle borçlunun taşınmazları üzerindeki haczin kaldırılmasını sağladığı ve bu suretle alacağın bir kısmının tahsil edilemez hale gelmesi nedeniyle, alacaklının zarar etmesine neden olduğu anlaşıldığından, görevi ihmal suçunu işlediği kabul edilmelidir.

DAVA : Körfez İcra Müdürü olan sanık Erdal K. hakkında 29.04.2003 tarihinde rüşvet almak suçunu işlediği iddiasıyla yapılan yargılama sonunda; Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesince 20.05.2004 gün ve 2-124 sayı ile; sanığın müsnet suçu işlediği yönünde müdahilin soyut iddialarından başka her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğinden beraata hükmedilmiş, bu hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine de Yargıtay 5. Ceza Dairesince 14.03.2006 gün ve 16924-1822 sayı ile; hüküm “…sanığın eyleminin görevi ihmal suçunu oluşturduğu gözetilmeden beraat kararı verilmesi…” isabetsizliğinden bozulmuştur.

Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesince 30.11.2006 gün ve 162-340 sayı ile beraat kararında direnilmesi ve bu hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.04.2007 gün ve 36416 sayılı bozma istemli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : İnceleme sanık Erdal K. hakkındaki hükme hasren yapılmıştır.

A- Yargılama konusu maddi olayın;

“Sanığın olay tarihinde Körfez İlçesi İcra Müdürü olarak görev yaptığı, incelememize konu edilmeyen ve yargılama sonunda beraat eden sanık Nedim Sezgiç’ten alacağını tahsil edemeyen katılan Yusuf Aydın’ın mahkeme ilamına bağlanmış olan alacağını tahsil edebilmek için avukatı vasıtasıyla Kocaeli 1. İcra Müdürlüğünde icra takibine giriştiği, bu takibin Kocaeli 1. İcra Dairesinin 2001/2929 sayılı esasına kaydedildiği, bunun ardından; 18.06.2001 tarihinde Kocaeli 1. İcra Müdürlüğü tarafından Körfez İcra Müdürlüğüne bir yazı yazılarak borçlunun gayrimenkullerine, menkullerine ve hak/alacaklarına haciz konulmasının istenildiği ve Körfez İcra Müdürlüğü tarafından talimat gereğinin yerine getirildiği, daha sonra, 11.09.2001 tarihinde iki ayrı talimat yazılarak, bu yazılardan birisiyle daha önce kayden haczedilmiş olan gayrimenkullerin değer tespitinin yapılmasının, diğeriyle de daha önce kayden haczedilmiş olan otomobilin fiilen haczedilmesinin talep edildiği, Körfez İcra Müdürlüğünce bu talimatların da aynen yerine getirildiği, aradan bir buçuk yıl geçtikten sonra bu kez 29.04.2003 tarihli yazı ile 11.09.2001 tarihinde yapılan haczin İcra ve İflas Yasasının 106. maddesi gereğince kaldırılması talimatının verildiği, Körfez İcra Müdürlüğünün de borçlu tarafından elden getirilen bu yazıya dayanmak suretiyle gayrimenkuller ve otomobil üzerindeki hacizlerin kaldırılması için yazı yazdığı ve hacizlerin kaldırıldığı, böylece alacağın tahsil edilemez hale geldiği” tarzında gerçekleştiği,

B- Yargıtay 5. Ceza Dairesi ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nca çözümlenmesi gereken hukuki ihtilafın;

Sanığın eyleminin Özel Dairece kabul edildiği gibi görevi ihmal suçunu mu oluşturduğu, yoksa Yerel Mahkemenin ısrar ettiği şekilde delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı mı verilmesi gerektiği noktasında toplandığı,

C- Genel Kurul’ca yapılan değerlendirmede;

Dosya incelendiğinde;

Sanık Erdal K.’nın olay tarihinde Körfez İcra Müdürü olarak görev yaptığı,

Beraat eden sanık Nedim Sezgiç’ten olan alacağını tahsil edemeyen, katılan Yusuf Aydın’ın mahkeme ilamına bağlanmış olan alacağını tahsil edebilmek için avukatı vasıtasıyla Kocaeli 1. İcra Müdürlüğünde icra takibine giriştiği, bu takibin Kocaeli 1. İcra Dairesinin 2001/2929 sayılı esasına kaydedildiği,

Bunun ardından; 18.06.2001 tarihinde Kocaeli 1. İcra Müdürlüğü tarafından Körfez İcra Müdürlüğüne bir yazı yazılarak ( aynen ) :

“Alacaklı Yusuf Aydın vekili Av. Nazmi Ali Soykan’a oraca yapılacak masraflar hariç olmak üzere 99.975.710.000 lira ödemeye borçlular

1- Mim-sa Mimarlık Mühendislik San. Tah. Ve Tic. Ltd. Şti.

2- Nedim Sezgiç’in işbu borçlar sebebi ile adlarına kayıtlı bulunan Körfez tapusunda 728 ada, 17 parsel 19 J.1 pafta, 278 ada, 1 parselde kooperatif hisseleri, 100 ada 4 parselde kayıtlı kat mülkiyetli daire, 1450 ada 5 parselde bulunan gayrimenkuller üzerine daha önce Körfez Asliye Hukuk Mahkemesinin 199/241 esası ile konulan ihtiyati tedbir bu defa karara bağlanmış olmakla; iş bu gayrimenkuller üzerine haciz konulmasına ihtiyaten karar verilmiş olup, ayrıca borçluların alacaklı vekilince gösterilecek adreslerinde menkul mallarının ihtiyaten haczi ile muhafazasına, 3. şahıslardaki hak ve alacaklarının haczine karar verilmiş olup, masraf mahallen tediye edileceğinden talimatın infazı rica olunur.” şeklinde talimat verildiği,

Körfez İcra Müdürlüğünün, bu yazı üzerine 2001/541 tal. numaralı dosyayı açmak suretiyle talimat gereğini yerine getirerek; 18.06.2001 tarihinde Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğüne ve Tapu Sicil Müdürlüğüne yazdığı iki ayrı yazı ile kayden haciz şerhini koydurduğu,

Bu kez; Kocaeli 1. İcra Müdürlüğünce; 11.09.2001 tarihinde Körfez İcra Müdürlüğüne iki ayrı talimat yazıldığı,

Bunlardan birincisinde; ( aynen )

“Alacaklı Yusuf Aydın vekilleri Av. Nazmi Ali Soykan ve Av. Gül Çetin’e 99.775.000.000 lira ödemeye borçlu bulunan Mim-sa Mimarlık Müh. San. Tan. Ve Tic. Ltd. Şti. ve Nedim Sezgiç’in işbu borçları sebebi ile borçlulardan Nedim Sezgiç’in adına kayıtlı bulunan 41 … 2060 plakalı vasıtanın fiilen haczi ile muhafaza altına alınmasına, masraf mahallen tediye edileceğinden talimatın infazı rica olunur.”

İkincisinde ise; “Alacaklı Yusuf Aydın vekili Av. Nazmi Ali Soykan’a 99.775.000.000 lira ödemeye borçlu bulunan Mim-sa Mimarlık Müh. San. Tan. Ve Tic. Ltd. Şti. ve Nedim Sezgiç’in işbu borçları sebebi ile İzmit Yarımca pafta 19 J. ta, ada 728, parsel 17.de kayıtlı bulunan ayrıca Yarımca 1450 ada 5 parsel ile 278 ada 1 parselde kayıtlı bulunan gayrimenkulün kıymet takdirlerinin yapılarak kıymet takdir örneklerinin birer suretinin gönderilmesi rica olunur.”

Denilmek suretiyle; 11.09.2001 tarihli yazılarla, daha önce 18.06.2001 tarihli yazıya istinaden yapılmış bulunan iki ayrı kayden haciz işlemi ile ilgili olarak yeni işlemlerin yapılmasının istendiği,

Nitekim; Körfez İcra Müdürlüğünün hiç vakit kaybetmeksizin 12.09.2001 tarihinde bu yazıların gereğini de yerine getirdiği,

Görülmektedir.

Bu aşamaya kadar yapılan işlemlerle ilgili olarak herhangi bir problem bulunmamaktadır.

Bu arada başka mallarla ilgili bazı işlemler de yapılmış olmakla birlikte, otomobil ve anılan gayrimenkullerin hacizleri ile ilgili olarak 11.09.2001 tarihli yazıya istinaden yapılan işlemlerden sonra 1,5 yıla yakın bir süre satış yapılmadan geçirilmiştir.

İcra ve İflas Yasasının 106. maddesinde bulunan; “Alacaklı haczolunun mal taşınır ise hacizden nihayet bir sene ve taşınmaz ise nihayet iki sene içinde satılmasını isteyebilir.” hükmüne dayanan borçlu Nedim Sezgiç, Kocaeli 1. İcra Müdürlüğünden haczin kaldırılmasını istemiş, Kocaeli 1. İcra Müdürlüğü de talebi kabul ederek. 29.04.2003 tarihinde Körfez İcra Müdürlüğüne şu şekilde bir talimat yazmıştır. ( aynen ) : “İlgi sayılı dosya ve 11.09.2001 tarihli yazımızla borçlu Nedim Sezgiç adına kayıtlı bulunup kaydına konulan haczin İ.İf.K.nun 106 ve 110 Md. Gereği bu dosyamıza şamil olmak üzere kaldırılmasına karar verilmiştir. Talep gereği ve karar gereği işlem yapılarak neticeden bilgi verilmesi rica olunur.”

Belirtilen yazı “elden takipli” olarak borçlunun eline verilerek Kocaeli 1. İcra Müdürlüğünce Körfez İcra Müdürlüğüne gönderilmiştir.

Körfez İcra Müdürlüğü de aynı gün Trafik Tescil ve Denetleme Şube Müdürlüğüne ve Tapu Sicil Müdürlüğüne yazdığı yazılarla, hacizlerin kaldırılmasını istemiş ve hacizler kaldırılmıştır.

Hacizlerin kaldırılması ile ilgili olarak yapılan işlemlerden; otomobil üzerindeki haczin kaldırılması yönünden bir sorun bulunmamaktadır. Çünkü, İcra ve İflas Yasasının 106. maddesinde menkul hacizleri için öngörülen 1 yıllık süre içerisinde satış yapılmamıştır. Oysa, gayrimenkuller üzerindeki hacizlerin kaldırılması usulsüzdür. Zira, 106. maddeye göre, menkuller için 1 yıl olan süre, gayrimenkuller için 2 yıldır.

Yapılan yanlışlık alacaklı vekillerince fark edilipte Kocaeli 1. İcra Dairesine bildirildiğinde; Kocaeli 1. İcra Müdürlüğü 12.05.2003 tarihli 2 yazı ile Körfez İcra Müdürlüğü’ne kaldırılması istenen hacizlere gayrimenkullerin dahil olmadığını bildirip, söz konusu gayrimenkullere eski hale getirme yoluyla 1. sıradan haciz konulmasını talimat yoluyla istemiştir.

Aynı gün Körfez İcra Müdürlüğü, Tapu Sicil Müdürlüğüne yazdığı yazı ile gayrimenkullerle ilgili haczin eski hale getirilmesini talep etmiş ise de; geçen süre içerisinde gayrimenkuller başkasına satılmış ve üzerlerine yeni hacizler konulmuş olduğundan bu mümkün olmamış ve durum Kocaeli 1. İcra Müdürlüğüne bildirilmiştir.

Körfez Tapu Müdürü Kasım Balcı’nın ifadesinden anlaşıldığı kadarıyla; Nedim Sezgiç sözkonusu hacizli gayrimenkulleri, 25.04.2003 tarihinde üzerlerindeki hacizler ve tüm vecibeleri ile birlikte İbrahim Kaya’ya satmış, Körfez İcra Müdürlüğünün 29.04.2003 tarihli yazısı üzerine 01.05.2003 tarihinde bu gayrimenkuller üzerindeki haciz kaldırılmış, aynı gayrimenkuller üzerine 05.05.2003 tarihinde Mustafa Akgül isimli kişi haciz koydurmuş ve yine 05.05.2003 tarihinde aynı taşınmazlar bu kez İbrahim Kaya tarafından üzerlerindeki hacizle birlikte Ercan Yaylalı’ya satılmıştır.

Bu kez; Kocaeli 1. İcra Müdürlüğü 13.05.2003 tarihli yazı ile Körfez İcra Müdürlüğünden; 11.09.2001 tarihinde yapılan haciz işleminin otomobil haczi ile ilgili olduğunu, 29.04.2003 tarihli haciz terkin yazısında ise 11.09.2001 tarihinde yapılan haczin kaldırılmasının istendiğini, bu durumda, gayrimenkuller üzerindeki hacizlerin neye dayanarak kaldırıldığını sormuş; ardından da sehven yapılan işlem sonucunda meydana gelen durumun eski hale getirilmesini istemelerine rağmen, haczin eski hale getirilmediğini, 1. sıradaki haczin ikinci sıraya düşürüldüğünü ifade ederek, eski hale getirme talimatını yinelemiştir.

Bu talimat gereğince Körfez İcra Müdürlüğünce aynı Tapu Sicil Müdürlüğüne yeniden yazı yazılmıştır.

Ayrıca, Körfez İcra Müdürlüğünce 23.05.2003 tarihli bir yazı ile Kocaeli 1. İcra Müdürlüğüne, gayrimenkul haczinin 29.04.2003 tarihli talimat üzerine gerçekleştirildiği, zira bu talimatta atıf yapılan 11.09.2001 tarihinde hem gayrimenkullere ilişkin, hem de otomobile ilişkin işlemlerle ilgili olmak üzere iki ayrı talimatın geldiği, bu nedenle haciz kaldırma yazısının her iki durumu da kapsar şekilde yorumlandığı belirtilmiştir.

Körfez Tapu Sicil Müdürlüğü 26.05.2003 tarihli yazı ile; daha önce de bildirilen sebeplerle eski hale getirmenin mümkün olmadığını bildirmiştir.

Yusuf Aydın, 11.06.2003 tarihinde verdiği dilekçeler ile İcra Müdürlüğü çalışanları, Tapu Müdürlüğü çalışanları ve Nedim Sezgiç’i şikayet ederek, şikayet dilekçesinde bir kısım gayrimenkuller üzerindeki haczin usulsüz olarak kaldırılması nedeniyle alacağının tahsil edilemez hale geldiğini, buna sebep olanların bu işi rüşvet karşılığı yapmış olabileceklerini ifade etmiştir.

Yargılama sırasında ifadelerine başvurulanlardan;

Katılan Yusuf Aydın; dilekçesini tekrar ederek, rüşvet alınıp alınmadığını bilmediğini söylemiştir.

Alacaklının ( Katılanın ) avukatı olan Av.Nazmi Ali Soykan ise; icra takip sürecini yukarıda da ayrıntılı olarak bahsedildiği şekilde dosya kapsamına uygun olarak anlattıktan sonra, hacizden itibaren 2 yıllık süre geçmediği için gayrimenkuller üzerindeki haczin kaldırılmasının usulüne uygun olmadığını, bu işlemi de tesadüfen öğrendiklerini, hatta otomobil ile ilgili olarakta kendisinin 1 yıllık süre içerisinde talep açarak bu süreyi kestiğini, ancak talebin yer aldığı sayfanın daha sonra dosyadan kaybolduğunu, borçlunun talebinin sadece otomobil üzerindeki haczin kaldırılmasını kapsadığını, talep olmadığı halde gayrimenkuller üzerindeki hacizlerin de kaldırılmasının ve birkaç gün içerisinde gayrimenkullerin iki el değiştirmesinin kötü niyeti gösterdiğini iddia etmiştir.

Sanık Erdal K. tüm aşamalardaki savunmalarında; usulsüz bir işlem yapmadığını, talimatlara uygun hareket ettiğini, 11.09.2001 tarihinde hem otomobil ile ilgili hem de gayrimenkul ile ilgili talimatlar geldiğini, 29.04.2003 tarihli haciz kaldırma yazısında ise bir açıklık bulunmamakla birlikte 11.09.2001 tarihinde konulan hacizlerin kaldırılmasının istendiğini, bu şekilde yorum yaparak her iki haczin de kaldırılması için yazı yazıldığını ifade ettikten sonra, borçlunun kötüniyetli olarak gayrimenkulleri derhal satmış olmasının kendisi ile ilgili olmadığını belirtmiştir.

Beraat eden sanık Nedim Sezgeç; kendisinin bir suçu olmadığını, otomobil üzerindeki haczin konulmasının ardından 1 yıl içerisinde satış yapılmayınca, bunun kaldırılması için Kocaeli 1. İcra Müdürlüğüne başvurduğunu, oradan yazılan yazıyı elden Körfez İcra Müdürlüğüne getirdiğini, kendisinin sadece otomobil üzerindeki haczin kaldırılacağını zannettiğini, ancak Körfez İcra Müdürlüğünün gayrimenkuller üzerindeki haczin kaldırılması için de yazı yazdığını görünce ses çıkartmadığını, bu şekilde hacizleri kaldırttığını, yazıda teknik terimler yer aldığı için tam olarak ne yazdığını hatırlamadığını beyan etmiştir.

Kocaeli 1. İcra Müdürlüğünde Müdür Yardımcısı olan Mehmet Yılmaz; gayrimenkul haczi üzerinden 2 yıl geçmediği için, talimatı yazarken Körfez İcra Müdürlüğünün gayrimenkul üzerindeki haczi de kaldırabileceğini düşünmediklerini, niyetlerinin sadece otomobilin üzerindeki haczin kaldırılmasına yönelik olduğunu, yazının da esas itibarıyla sadece bu hususu içerdiğini söylemiştir. Kocaeli 1. İcra Müdürlüğünde Müdür olarak görev yapan Mustafa Artıkbay da aynı şekilde ifade vermiştir.

Körfez Tapu Sicil Müdürü Kasım Balcı da; dosyaya da yansıyan yasal süreci ayrıntılı şekilde anlattıktan sonra, yasalara aykırı bir işlem yapmadıklarını söylemiştir.

Sanık müdafi tarafından Kadir Has Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Koca’dan alınan 28.11.2006 tarihli hukuki mütalada; rüşvet suçunun unsurlarının oluşmadığı gibi, görevi ihmal suçunun da kasten işlenebilen suçlardan olduğu, taksirle işlenemeyeceği, bununla birlikte hem sanığın taksirle hareket ettiğinin kabul edilip, hem de bu suçun oluştuğunun söylenemeyeceği belirtilerek, suçun unsurlarının oluşmadığı kanaati belirtilmiştir.

Görüldüğü gibi; her ne kadar rüşvet almak suçundan kamu davası açılmış ise de, sanıkla borçlu arasında bir rüşvet anlaşmasının olmadığı, dolayısıyla rüşvet suçunun unsurlarının oluşmadığı açıktır. Bu nedenle, rüşvet suçundan açılan kamu davası sonunda, rüşvet suçunun unsurlarının oluşmaması, buna karşılık görevi ihmal suçunun unsurlarının oluşması durumunda, yeni bir davaya gerek kalmaksızın davanın görevi ihmal suçuna dönüştürülebileceği konusunda Genel Kurulda tam bir görüş birliği oluşmuştur.

Yukarıda açıklandığı şekilde; İcra Müdürü olan sanığın Kocaeli 1. İcra Müdürlüğü tarafından borçlunun eline verilerek kendisine gönderilen talimat üzerine hiçbir araştırma yapmadan ve İcra İflas Yasasının 106. maddesinde gayrimenkuller için öngörülen 2 yıllık sürenin henüz geçmediğini de göz önünde bulundurmayarak, Tapu Sicil Müdürlüğüne yazı yazmak suretiyle borçlunun taşınmazları üzerindeki haczin kaldırılmasını sağladığı ve bu suretle alacağın bir kısmının tahsil edilemez hale gelmesi nedeniyle, alacaklının zarar etmesine neden olduğu anlaşıldığından, görevi ihmal suçunu işlediği kabul edilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Başkanı O.Şirin; “Açıkça görüldüğü üzere; sanığın görevi ihmal suçunu işlediğinden çok, ortada bir yanlış anlamanın bulunduğu söylenebilir. Daha da ötesi, bu yanlış anlamaya sanık değil, bizzat Kocaeli 1. İcra Müdürlüğü neden olmuştur.

Çünkü; haciz işlemlerinin asıl dayanağı Kocaeli 1. İcra Müdürlüğünün 18.06.2001 tarihli talimat yazısıdır. Nitekim, Körfez İcra Müdürlüğü bu yazıya dayanmak suretiyle kayıtlar üzerinde olmak üzere, hem gayrimenkullerin, hem de otomobilin haciz işlemlerini yapmıştır.

Kocaeli 1. İcra Müdürlüğü tarafından yazılan 11.09.2001 tarihli talimat yazılarında ise; daha önceden kayden haczedilmiş olan otomobilin fiilen haczedilmesi ile yine daha önceden kayden haczedilmiş olan gayrimenkullerin kıymet takdirlerinin yaptırılması istemleri yer almaktadır. Bunların gerekleri de yerine getirilmiştir.

Hal böyle iken; Kocaeli 1. İcra Müdürlüğünün 29.04.2003 tarihli yazısı ile haczin kaldırılması istenirken, hangi haczin kaldırılması gerektiği konusunda açık bir ifadeye yer verilmediği gibi, Körfez İcra Müdürlüğünü de yanıltacak şekilde 11.09.2001 tarihinde yapılan hacizlerin kaldırılması talep edilmiştir.

İcra ve İflas Yasasının 106. maddesi gereğince menkul hacizlerinde 1 yıl, gayrimenkul hacizlerinde ise 2 yıl süreyle satışın yapılmaması halinde haczin kaldırılacağı muhakkaktır. Körfez İcra Müdürünün bu kuralı bilmediği de söylenemez. Ancak, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 13.06.2005 gün ve 8622-12735 sayılı kararında da açıkça ifade edildiği gibi, “talimat icra dairesinin görevi yazılan talimat gereğini aynen yerine getirmekten ibarettir.” Talimatın içerdiği hukuka aykırılıkları kontrol etmek veya gidermek talimat icra dairesi müdüründen beklenemez. İcra işlerine ilişkin işlemler mahiyetleri itibarıyla acele olarak yapılması gereken işlerdir. İcra dairelerinin iş yoğunluğu da düşünüldüğünde sanığı; neden dikkat etmedin, bu hususu neden görmedin şeklinde sorgulama ve bu karışıklıktan sorumlu tutma şeklindeki bir davranış hukuka uygun bir tavır değildir. Zira, dosyada bunun dışında sanığın rüşvet aldığı ya da bilerek ve isteyerek borçlunun lehine, alacaklının da aleyhine hareket ettiği yönünde bırakalım delili, somut bir iddia dahi yoktur. İddialar tahminden öteye geçmemektedir. Dosya kapsamına bakıldığında da, sanığın kastı değil, taksiri dahi bulunmamaktadır.

Ceza Genel Kurulunun 07.10.2003 gün ve 4MD-228-248/27.01.2004 gün ve 4MD-318-19 ve daha birçok kararında da vurgulandığı gibi; belli bir kamu hizmeti veya görevi yapan memurun yapmakla görevli olduğu işi yapmaması veya yasaya göre yapılması gereken biçimde yerine getirmemesi veya geciktirmesi suç sayılmıştır. Bu suç kasten işlenebilen suçlardan olup, oluşması için memurun görevini bilerek ve isteyerek savsaması gerekir. 5237 sayılı Yasanın 257/2. maddesi uyarınca, sadece bunlar da yetmemekte olup, suçun oluşabilmesi için “kişilerin mağduriyeti” veya “kamunun zararı” da gereklidir. Olayımızda, alacaklının mağdur olduğu söylenebilirse de, sanığın gayrimenkuller üzerindeki hacizleri bilerek ve isteyerek talimata aykırı şekilde kaldırttığını söylemek mümkün değildir.

Bu nedenlerle, direnme kararının yerinde olduğunu düşünüyorum.” gerekçesi ile karşı oy kullanmıştır.

Çoğunluk görüşüne katılmayan diğer bir kısım Genel Kurul üyeleri de benzer gerekçe ile muhalefet oyu vermişlerdir.

Ayrıca; sanığa ait sabıkasızlık kaydında yer alan “soyad” ve “baba adı”, nüfus kaydı ile uyumlu değildir.

Bu itibarla; isabetli bulunmayan direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.11.2006 gün ve 162-340 sayılı direnme kararının BOZULMASINA,

2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 12.06.2007 tarihli müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 19.06.2007 günü yapılan 2. müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 106 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2009/19-256

K. 2009/300

T. 1.7.2009

• SIRA CETVELİNE İTİRAZ DAVASI ( Taşınır Malların Satışının Hacizden İtibaren 1 Yıllık Süre İçerisinde İstenilmesi Gerektiği/Aksi Takdirde Haczin Kalkacağı – Somut Olayda Süre Geçtiğinden Davanın Dinlenemeyeceği )

• TEMYİZDEN VAZGEÇMİŞ SAYILMA ( Yargıtayın Geri Çevirme Kararı/İlgili Yerlere Yazı Yazılarak Dosyadaki Eksiklerin Mahkemece Tamamlanması Gerektiği – Harç ve Gideri Yatırmama Halinde Tarafların Vazgeçmiş Sayılacağı/Taraflara Bu Durumda Yükümlülük Yüklenemeyeceği )

• GERİ ÇEVİRME KARARI ( Dosyadaki Eksiklik Nedeniyle/Yerel Mahkemece İlgili Yerlere Yazı Yazılarak Dosyadaki Eksiklerin Tamamlanacağı – Tarafların Temyizden Vazgeçmiş Sayılmasına Karar Verilemeyeceği )

• TEMYİZ HARCI VE GİDERİ ( Yatırılmadığı Takdirde Tarafların Temyizden Vazgeçmiş Sayılmasına Karar Verilebileceği – Eksikler Nedeniyle Geri Çevrilen Dosya Hakkında Verilemeyeceği )

• TAŞINIR MAL SATIŞI ( Hacizden İtibaren 1 Yıllık Süre İçerisinde İstenilmesi Gerektiği/Aksi Takdirde Haczin Kalkacağı – Süre Geçtiğinden Davanın Dinlenenebilir Nitelikte Olmadığının Kabul Edileceği )

• DAVANIN DİNLENEBİLİR NİTELİKTE OLMAMASI ( Taşınır Mal Satışı/Hacizden İtibaren 1 Yıllık Süre İçerisinde Talep Edilmediği – Davanın Dinlenemeyeceği )

2004/m.106

1086/m.434

ÖZET : Dava, sıra cetveline itiraza ilişkindir. Yerel Mahkemenin Dairenin geri çevirme kararı üzerine yapması gereken işlem, dosyanın Yargıtay’a gönderildiği aşamada dava dosyasının içerisinde bulunması gerekirken, kendisinin ihmali nedeniyle bulunmayan dosyaların ve evrakın, ilgili icra müdürlüklerinden yazıyla istenilmesidir. Bu işlemleri yapma görevi bütünüyle Yerel Mahkemeye aittir. Mahkemelerin, kendilerine ait görevlerle ilgili olarak taraflara yükümlülük ve sorumluluk yüklemelerine usulen olanak yoktur. Söz konusu durumun temyizden vazgeçme olarak sayılması hukuka aykırıdır.

Haczolunan taşınır malların satışının hacizden itibaren bir yıllık süre içerisinde istenilmesi gerekir. Bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya talep geri alınıp da bu müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar. Somut olayda, satışın gerçekleştiği tarihten önce, davacı tarafın satışa konu taşınır mallar üzerindeki haczi kalkmış olduğundan, eldeki dava ( sıra cetveline itiraz ) mesmu ( dinlenilebilir ) nitelikte değildir.

DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 9.İcra Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 02.06.2006 gün ve 2006/489-919 sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 15.02.2007 gün ve 2006/10182-2007/1295 sayılı ilamı ile;

( … Davacı vekili dava dışı borçluya ait uçağın satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde ilk haciz müvekkiline ait dosyadan konulmuş olmasına rağmen davalılara pay ayrıldığını ileri sürerek sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.

Davalılar vekili, müvekkillerinin alacaklarının işçi alacağı niteliğinde olduğunu ve sıra cetvelinde öne alınmalarının doğru olduğunu bildirerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.

İcra Mahkemesi’nce davalıların 28.11.2002 tarihli hacizlerinin davacı yanca konulan hacizden sonra olduğu, ayrıca davalıların 13.11.2003 tarihinde haczi yeniledikleri; öte yandan işçi alacaklarına imtiyaz tanınması için aynı derecede hacze iştirak edilmesi gerektiğinden bahisle davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Sıra cetveline itiraz eden alacaklının ( davacı ), bedeli paylaşıma konu mal üzerinde haczinin satış tarihi itibariyle ayakta olup olmadığının incelenmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, sıra cetveline itiraza ilişkindir.

Davacı S… Havacılık Hizmetleri A.Ş.vekili, davacı şirketin 76.648,00 USD tutarındaki alacağı nedeniyle borçlu Bosphorus Avrupa Hava Yolları Tur. ve Tic. A.Ş. ne ait hava aracının sicil kaydı üzerine 28.11.2002 tarihinde haciz konulduğunu, 03.12.2002 tarihinde fiili haczin de uygulandığını; düzenlenen sıra cetvelinde belirtilen davalılara ait hacizlerin davacının haczinden hem kayden hem de fiilen daha sonra yapıldığını, esasen bu alacaklara yönelik hacizlerin süresi içerisinde satış talep edilmemesi nedeniyle İ.İ.K.nun 106-110. maddeleri gereğince düştüğünü, dosya alacaklıları tarafından 13.11.2003 tarihinde yenilendiğini, davacı alacağının birinci sırada ve birinci derecede olduğunu; sonra gelen hacizlerin İ.İ.K. nun 100. ve sonraki maddelerinde düzenlenen hacze iştirak prosedürü çerçevesinde dikkate alınmasının ve sıra cetvelinin buna göre yapılmasının gerektiğini, ancak, İcra dairesince yapılan sıra cetvelinde bu prosedüre uyulmayarak, işçilik alacaklarına ilişkin bulundukları gerekçesiyle, davalıların ve dava dışı 103 kişinin alacakları öne alınmak suretiyle davacı sırasının 108 olarak belirlendiğini ve davacıya her hangi bir ödeme yapılmamasına karar verildiğini, bu kararın hukuka aykırı olduğunu, davacı alacağı birinci sıraya alınmak suretiyle yeni bir sıra cetveli düzenlenmesi gerektiğini ileri sürerek, sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini istemiştir.

Davalılar M… M…, S… A… A…, M… Y… Y…, İ… H… Ç… vekili, davalıların takip borçlusundan olan alacaklarının işçilik alacağı niteliğinde bulunduğunu, bu nedenle öne alınmalarının doğru olduğunu, iptal istemine konu sıra cetvelinin yasaya uygun şekilde düzenlendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.

Yerel Mahkeme; davalıların haczinin davacı haczinden sonra gerçekleştirildiği, İ.İ.K.’nun 106 ve 110. maddeleri gereğince düşen bu haczin bilahare 13.11.2003 tarihinde yenilendiği, davalıların İ.İ.K. nun 206. maddesinde belirtilen imtiyazdan yararlanmalarının da mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne, taraflarla sınırlı olarak sıra cetvelinin iptaline, yeni bir sıra cetveli düzenlenmesine karar vermiş; bu karar Özel Dairece metni yukarıda bulunan ilamla bozulmuş; Yerel Mahkeme önceki kararında direnmiştir.

Direnme kararının davalılar vekilince temyiz edilmesi üzerine, dosya, Hukuk Genel Kurulu’nun 08.10.2008 gün ve 2008/19-581-584 sayılı kararıyla; İstanbul 3.İcra Müdürlüğünün 2002/18570 esas sayılı takip dosyası içerisinde bulunması gereken sıra cetvelinin tam metni ile, Şişli 4. İcra Müdürlüğünün 2002/17458 esas, Şişli 6.icra müdürlüğünün 2002/16006 esas sayılı takip dosyalarının ve Bakırköy 8. İcra Müdürlüğünün 2004/803 Talimat ve 2002/4173 Talimat sayılı dosyalarının eklenerek gönderilmesi için mahalline geri çevrilmiştir.

Yerel Mahkeme bu geri çevirme kararı üzerine, geri çevirme kararında sözü edilen dosyaların ve sıra cetvelinin gönderilmesi istemiyle ilgili icra müdürlüklerine 21.10.2008 tarihli yazıları yazmış; ayrıca, davalılar vekiline aynen “Eki: 8.10.2008 tarihli Yargıtay ilamı. Dosyamız Yargıtay’dan ikmali muamele dönmüş olup, tebliğden itibaren 7 ( Yedi ) gün içinde gelerek ekli olarak gönderilen Yargıtay ilamındaki noksanlıkları ikmal ettirerek dosyanın Yargıtay’a sevkinin sağlanması, aksi halde HUMK.nun 434. maddesine göre temyiz talebinden vazgeçmiş sayılacağınız tebliğ ve ihtar olunur.” şeklindeki meşruhatı içeren bir davetiye göndermiş, bu davetiyenin davalılar vekiline 04.11.2008 tarihinde tebliğ edilmesinden sonra, evrak üzerinden yaptığı inceleme sonucunda, 23.12.2008 tarih ve 2007/661-937 sayılı Ek Kararla, “…Davetiyenin 04.11.2008 tarihinde tebliğine rağmen davalı vekili tarafından takiple dosyaların getirtilmesi için gerekli işlemlerin yapılmadığı, noksanlıkların tamamlanmadığı ve gerekli gider verilerek dosyanın Yargıtay’a sevkinin sağlanmadığı anlaşılmakla…” şeklindeki gerekçeyle, HUMK.nun 434. maddesi uyarınca davalı vekilinin temyiz talebinden vazgeçmiş sayılmasına karar vermiştir. Bu karar davalı vekiline 31.12.2008 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Davalı vekili, 09.01.2009 tarihli dilekçesiyle, tebliğ edilen muhtıranın içerik açısından usulüne ve yasaya uygun bulunmadığı, mevcut uygulamaya da aykırı olduğu gerekçesiyle, temyiz talebinden vazgeçmiş sayılmaya ilişkin hükmü temyiz etmiş; iş bu kararın kaldırılması suretiyle, önceki temyiz dilekçesinde belirtilen nedenlerle direnme kararının bozulmasını istemiştir.

Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşmede, işin esasına geçilmeden önce, Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen 23.12.2008 tarih ve 2007/661-937 sayılı ek kararının kaldırılmasının gerekip, gerekmediği hususu ön sorun olarak incelenmiştir.

Yerel Mahkemenin, ön sorunun konusunu oluşturan, davalılar vekilinin temyiz talebinden vazgeçmiş sayılmasına ilişkin 23.12.2008 tarih ve 2007/661-937 sayılı ek kararının dayandırıldığı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 434/3. maddesi, aynen “Temyiz dilekçesi verilirken gerekli harç ve giderlerin tamamı ödenir. Bunların eksik ödenmiş olduğu sonradan anlaşılırsa, kararı veren hakim veya mahkeme başkanı tarafından verilecek yedi günlük kesin süre içinde tamamlanması, aksi halde temyizden vazgeçmiş sayılacağı hususu temyiz edene yazılı olarak bildirilir. Verilen süre içinde harç ve giderler tamamlanmadığı takdirde, mahkeme kararının temyiz edilmemiş sayılmasına karar verir. Bu kararın da temyiz edilmesi halinde 432 inci maddenin son fıkrası hükmü kıyasen uygulanır.” Hükmünü taşımaktadır. Bu hükümde 432. maddenin son fıkrasına yapılan atıf karşısında, kararın temyiz edilmemiş sayılmasına dair hükmün temyiz süresi, tebliğden itibaren yedi gündür.

Yukarıda açıklandığı üzere, söz konusu karar davalı vekiline 31.12.2008 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalı vekilinin bu karara yönelik temyiz dilekçesi ise, yedi günlük temyiz süresi geçtikten sonra 09.01.2009 tarihinde verilmiştir.

Hemen belirtilmelidir ki; Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 434/3. maddesi, “Temyiz dilekçesi verilirken…” söz diziniyle başlamasından da açıkça anlaşılacağı üzere, bir mahkeme kararının temyizine ilişkin dilekçenin ilgili mahkemeye sunulduğu aşamayla ilgili bir yükümlülüğü ( harç ve giderlerin tamamını ödeme yükümlülüğünü ) öngörmekte, bunun yerine getirilmemesi halinde o mahkemece yapılması gereken işlemlerin neler olduğunu ve sonuçta hangi kararın verileceğini düzenlemektedir. Kısaca, bu hüküm, mahkeme kararının temyiz edilmesi aşamasına ilişkin ve onunla sınırlı bir düzenlemeyi içermektedir ve gerekli yükümlülükler yerine getirilmek suretiyle bir hükmün temyizinden sonra, dosyanın Yargıtay tarafından eksiklikler nedeniyle geri çevrildiği aşamalarda uygulama yeri yoktur.

Somut olayda; Yerel Mahkemenin 04.10.2007 tarihli direnme kararını temyiz eden davalılar vekili, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 434/3. maddesinde öngörülen yükümlülükleri yerine getirip, gerekli harç ve giderlerin tamamını ödemiş ve bu yönlerden herhangi bir eksiklik bulunmadığı için, dosya temyiz incelemesi yapılmak üzere Yerel Mahkemece Hukuk Genel Kurulu’na gönderilmiştir. Hukuk Genel Kurulu’nun dosyayı Yerel Mahkemeye geri çevirmesinin nedeni de harç eksikliği değil; temyiz incelemesinin yapılabilmesi için gerekli görülen bazı dosyaların ve evrakın dava dosyası içerisinde bulunmamasıdır. Açıklanan bu duruma göre, somut olayda, temyiz süreci davalı tarafça yasal yükümlülüklerin tamamı yerine getirilmek suretiyle usulüne uygun şekilde başlatılmıştır. Geri çevirme nedeni oluşturan eksiklikler, hükmü temyiz eden davalı tarafın değil, Yerel Mahkemenin görev ve sorumluluk alanı içerisindedir.

Yerel Mahkemenin geri çevirme kararı üzerine yapması gereken işlem, dosyanın Yargıtay’a gönderildiği aşamada dava dosyasının içerisinde bulunması gerekirken, kendisinin ihmali nedeniyle bulunmayan dosyaların ve evrakın, ilgili icra müdürlüklerinden yazıyla istenilmesidir. Bu işlemleri yapma görevi bütünüyle Yerel Mahkemeye aittir. Mahkemelerin, kendilerine ait görevlerle ilgili olarak taraflara yükümlülük ve sorumluluk yüklemelerine usulen olanak yoktur.

Nitekim, Yerel Mahkemenin geri çevirme kararından sonraki aşamada, eksik dosyaların ve sıra cetvelinin tamamlanması amacıyla ilgili icra müdürlüklerine ( tarihleri sonradan el yazısıyla 09.01.2009 olarak düzeltilen ), tümü 21.10.2008 tarihini taşıyan yazıları yazdığı anlaşılmaktadır. Bu yazıların gönderilmesi için gerekli masrafların o aşamada dosya içerisinde bulunmadığı yönünde herhangi bir tespit ve değerlendirme de yoktur.

Yerel Mahkemenin önceden yatırılmış masrafları kullanarak, geri çevirme kararında belirtilen eksiklikleri tamamlaması mümkün olduğu, üstelik bunu yerine getirmek bütünüyle kendisinin görev ve yükümlülüğü altında bulunduğu ve esasen bu doğrultuda gerekli yazıları da yazmış olduğu halde; direnme kararını temyiz eden davalı vekiline aynı konularda görev ve sorumluluk yükleyen bir muhtırayı tebliğ etmesi, yasaya aykırıdır. Öte yandan, anılan muhtırada yerine getirilmesi istenilen görevler ve özellikle ödenecek giderler konusunda tam bir açıklık da bulunmamaktadır.

Yukarıda belirtildiği üzere; temyiz eden tarafça gerekli harç ve masraflar ödenmek suretiyle usulüne uygun şekilde başlatılmış bir temyiz sürecinde, dava dosyasındaki eksiklikler nedeniyle dosyanın Yargıtay’ca geri çevrilmesinden sonra; hükmün temyizi sırasındaki yükümlülüklere ilişkin ve onunla sınırlı bir düzenlemeyi içeren ve dolayısıyla geri çevirme kararından sonraki aşamada uygulama yeri bulunmayan Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 434/3. maddesi çerçevesinde davalı vekiline muhtıra gönderilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Böylesi bir muhtıranın gereklerinin yerine getirilmediği gerekçesine dayalı olarak, direnme kararının temyiz edilmemiş sayılması yönünde oluşturulan ek karar yok hükmünde bulunduğundan; yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olup, olmadığına bakılmaksızın kaldırılması gerekeceği hususu üçte ikiyi geçen bir nisapla oyçokluğuyla kararlaştırılıp, ön sorun bu şekilde aşıldıktan sonra, işin esası incelenmiştir.

Esasa yönelik olarak yapılan temyiz incelemesinde:

Eldeki davanın davacısı S… Havacılık Hizmetleri A.Ş. vekili tarafından dava dışı B… Avrupa Hava Yolları Tur.ve Tic.A.Ş. aleyhine 17.10.2002 tarihli takip talebiyle başlatılan ve İstanbul 3.İcra Müdürlüğünün 2002/18570 esas sayılı dosyası üzerinden yürütülen ilamsız icra takibi sırasında, 22.11.2002 tarihinde borçlu adına kayıtlı üç adet hava aracının kayıtlarına haciz konulmasına karar verildiği, bu konuda aynı gün Ulaştırma Bakanlığı Sivil Havacılık Genel Müdürlüğüne yazı yazıldığı, 28.11.2002 tarihinde haciz şerhinin işlendiği, Bakırköy 8.İcra Müdürlüğü’nün 2002/4173 Talimat sayılı dosyası ile 03.12.2002 günü borçluya ait uçaklar üzerine fiili haciz uygulandığı; İcra Müdürlüğünün 09.01.2003 günü uçakların kıymet takdirlerinin yapılmasına, bu konuda talimat yazılmasına karar verdiği, talimat doğrultusunda kıymet takdir raporunun alındığı, alacaklı vekilinin talebiyle 03.11.2003 tarihinde mahcuzların satılarak paraya çevrilmesine, ilgili icra müdürlüğüne talimat yazılmasına karar verildiği, bu doğrultuda talimatın yazıldığı; eldeki davanın davacısı olan alacaklı vekili ile dava dışı borçlu vekillinin 25.03.2004 tarihinde takip dosyasına birlikte müracaat ettikleri, borçlu vekilinin borcu 30.06.2004 tarihinde ödeyeceğine dair taahhütte bulunduğu, bu taahhüdün alacaklı vekilince kabul edildiği, alacaklı vekilinin talebiyle icra müdürlüğünün aynı gün satışın düşürülmesine karar verdiği, alacaklı vekilinin 07.07.2004 günü, mahcuz malların satılarak paraya çevrilmesi için talimat icra müdürlüğüne satış avansı gönderilmesini talep ettiği, İcra Müdürlüğünün aynı gün, borçlunun taahhüdünü ihlal etmesi nedeniyle eski karar dairesinde mahcuzun satılmasına karar verdiği; 03.08.2005 günü, alacaklı üçüncü kişilerin ( davalıların ) vekili sıfatıyla Av. F… Y…’ın, son işlem tarihinden itibaren bir yıl geçtiğini bildirerek, durumu açıklayan bir yazının kendisine verilmesini istediği, bilahare, hacizli uçakların Bakırköy 8. İcra Müdürlüğünün 2004/803 talimat sayılı dosyasından 25.08.2004 tarihinde satıldığı, dosya kapsamından anlaşılmaktadır.

İcra ve İflas Kanunu’nun 106. maddesine göre, haczolunan taşınır malların satışının hacizden itibaren bir yıllık süre içerisinde istenilmesi gerekir. Aynı Kanunun 110. maddesi uyarınca da, bir malın satılması kanuni müddet içinde istenmez veya talep geri alınıp da bu müddet içinde yenilenmezse o mal üzerindeki haciz kalkar.

Yukarıda açıklanan olgular çerçevesinde, somut olayda, satışın gerçekleştiği 25.08.2004 tarihinden önce, davacı tarafın satışa konu taşınır mallar üzerindeki haczi kalkmış olduğundan, eldeki dava ( sıra cetveline itiraz ) mesmu ( dinlenilebilir ) nitelikte değildir.

Yerel Mahkemece davanın bu gerekçeyle reddi gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu değişik gerekçeyle bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile,direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçeyle H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 01.07.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 105 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

17. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/8922

K. 2011/9874

T. 27.10.2011

• TASARRUFUN İPTALİ İSTEMİ ( Elinde Kat’i ya da Geçici Aciz Belgesi Bulunan Alacaklılar Tarafından Açılabileceği )

• ACİZ BELGESİ ( Tasarrufun İptali İstemi – Elinde Kat’i ya da Geçici Aciz Belgesi Bulunan Alacaklılar Tarafından Açılabileceği )

• BORÇLUNUN BORCUNA YETECEK HACZİ KABİL MALININ BULUNMAMASI ( Borçluya Ait Olup Haciz Konulan Taşınmazların Bilirkişiler Tarafından Belirlenen Değerlerine Göre Borcu Karşılamayacakları – Borçlunun Aciz Halinin Kabulü Gereği )

2004/m.105,143,277

ÖZET : Dava, İİK.nun 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Bu tür davaları elinde kat’i ( İİK.nun 143.md )yada geçici ( İİK.nun 105.md )aciz belgesi bulunan alacaklılar tarafından açılabilir. Bu husus davanın görülebilme koşulu olup mahkemece re’sen ( kendiliğinden )gözönüne alınması gerekir. Aciz belgesinin dava açılmadan dava açıldıktan sonra veya temyiz aşamasında ve hatta hükmün Yargıtay’ca onanmasından veya bozulmasından sonra bile sunulma olanağı vardır. Somut olayda borçlu davalının adresinde yapılan hacizler sırasında tutulan tutanaklardan borçlunun borcuna yetecek haczi kabil malının bulunmadığı, borçluya ait olup haciz konulan taşınmazların bilirkişiler tarafından belirlenen değerlerine göre borcu karşılamayacakları anlaşılmaktadır. Bu durumda borçlunun aciz halinin kabulü ile dava şartının gerçekleştiği düşünülerek işin esasına girilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ile davalı .. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili davalının müvekkiline olan borcu nedeniyle hakkında yaptıkları icra takibi sırasında borcuna yetecek haczi kabil malının bulunmadığını ancak alacaklılardan mal kaçırma amacı ile kendisine ait taşınmazı diğer davalıya sattığını öne sürerek yapılan tasarrufun iptalini talep etmiştir.

Davalı .. davanın reddini savunmuş, diğer davalı cevap vermemiştir.

Mahkemece aciz belgesi ibraz edilmemesi nedeniyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili ile davalı .. vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Dava, İİK.nun 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkin olup, bu tür davaları elinde kat’i ( İİK.nun 143.md )yada geçici ( İİK.nun 105.md )aciz belgesi bulunan alacaklılar tarafından açılabilir. Bu husus davanın görülebilme koşulu olup mahkemece re’sen ( kendiliğinden )gözönüne alınması gerekir. Aciz belgesinin dava açılmadan dava açıldıktan sonra veya temyiz aşamasında ve hatta hükmün Yargıtay’ca onanmasından veya bozulmasından sonra bile sunulma olanağı vardır. Somut olayda borçlu davalının adresinde 31.03.2010 ve 03.06.2010 tarihlerinde yapılan hacizler sırasında tutulan tutanaklardan borçlunun borcuna yetecek haczi kabil malının bulunmadığı, borçluya ait olup haciz konulan taşınmazların bilirkişiler tarafından belirlenen değerlerine göre borcu karşılamayacakları anlaşılmaktadır. Bu durumda borçlunun aciz halinin kabulü ile dava şartının gerçekleştiği düşünülerek işin esasına girilmesi, tarafların delillerinin toplanması ondan sonra hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmiş olması doğru bulunmamıştır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekili ile davalı .. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacı ve davalıya geri verilmesine, 27.10.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 39 takipçiye katılın