2004 SAYILI İİK MADDE 17 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

12. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/136

K. 2010/13224

T. 31.5.2010

• ŞİKAYET ( Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve Türkiye-Irak Ham Petrol Boru Hattı Anlaşmalarına Aykırı Olduğu İleri Sürülen Petrol Haczine Karşı Şikayette Bulunan A.Ş.nin Yapılan Hacizle İlgili Olarak Irak Devletine Karşı Sorumluluğunun ve Dolayısıyla da Şikayette Hukuki Yararının Bulunduğu )

• TÜRKİYE-IRAK HAM PETROL BORU HATTI ANLAŞMALARINA AYKIRI OLDUĞU İLERİ SÜRÜLEN PETROL HACZİNE KARŞI ŞİKAYET ( Şikayette Bulunan A.Ş.nin Yapılan Hacizle İlgili Olarak Irak Devletine Karşı Sorumluluğunun ve Dolayısıyla da Şikayette Hukuki Yararının Bulunduğu )

• HUKUKİ YARAR ( Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı ve Türkiye-Irak Ham Petrol Boru Hattı Anlaşmalarına Aykırı Olduğu İleri Sürülen Petrol Haczine Karşı Şikayette Bulunan A.Ş.nin Yapılan Hacizle İlgili Olarak Irak Devletine Karşı Bulunduğu )

2004/m.16, 17

ÖZET : Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararı ve Türkiye-Irak Ham Petrol Boru Hattı anlaşmalarına aykırı olduğu ileri sürülen petrol haczine karşı, şikayette bulunan Botaş Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş. ‘nin yapılan hacizle ilgili olarak Irak Devletine karşı sorumluluğunun ve dolayısıyla da şikayette hukuki yararının bulunduğunun kabulü ile şikayetin esasının incelenmesi gerekir.

DAVA : Mahalli mahkemece verilen kararın onanmasını mutazammın 27.10.2009 tarih, 12012-20636 sayılı Daire ilamının müddeti içinde tashihen tetkiki şikayetçi vekili tarafından istenmesi üzerine, bu işle ilgili dosya mahallinden Daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği görüşülüp düşünüldü:

KARAR : Alacaklılar tarafından borçlu Irak Petrol Bakanlığı Oil Marketing Co.Somo hakkında yapılan ilamsız takibin kesinleşmesinden sonra, Irak Devletine ait ham petrolün ve petrol ürünlerinin haczedilmesi üzerine, şikayetçi Botaş-Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş., bu haczin 07.02.1975 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Türkiye-Irak Ham Petrol Boru Hatları Antlaşmaları ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 22.05.2003 tarihli kararlarına aykırı olması nedeniyle haczin kaldırılmasını talep etmiş, mahkemece şikayetçinin sıfatı olmadığı gibi süresinde de başvurulmadığından şikayetin reddine karar verildiği görülmüştür.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 22.05.2003 tarihli kararlarına göre, borçlu Irak Devletine ait ham petrolün ve petrol ürünlerinin haczi mümkün olmayıp, bu yöndeki koruma 31 Aralık 2009 tarihine kadar uzatılmıştır.

Borçlu Irak Devletine ait ham petrol ve petrol ürünleri 06.01.2009 tarihinde haczedilmiş ve 12.01.2009 tarihinde antrepodaki petrol yurtdışı edilmemek üzere muhafaza altına alınmış, 22.01.2009 tarihinde ise kıymet takdiri yapılarak “27.924 varil” ham petrolün değeri 1.751.298.73 TL olarak tespit edilmiştir.

Borçlu Irak Devleti ile birlikte Dışişleri ve Adalet Bakanlıkları da yapılan bu haczin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarının ihlali anlamına geldiğini bildirmişlerdir.

Şikayetçi Botaş-Boru Hatları ile Petrol Taşıma A.Ş.’nin yapılan bu hacizle ilgili olarak Irak Devletine karşı sorumluluğunun ve dolayısıyla şikayette hukuki yararının bulunduğunun kabulü gerekir ( Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, İ.İ. Hukuku, s. 70 ). Bu nedenle mahkemenin şikayetin husumet yokluğundan reddine ilişkin gerekçesinde isabet bulunmadığı gibi, bir hakkın yerine getirilmemesine ilişkin olması nedeniyle şikayet süreye de tabi olmadığından süreden ret kararı da doğru değildir.

Mahkemece yapılacak iş, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararları ve 07.02.1975 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Türkiye-Irak Ham Petrol Boru Hattı Antlaşmaları çerçevesinde şikayetin esasını incelemek ve oluşacak sonuca göre bir karar vermekten ibarettir. Bu gerekçe ile mahkeme kararının bozulması gerekirken onandığı anlaşıldığından şikayetçinin karar düzeltme isteminin kabulü gerekmiştir.

SONUÇ : Şikayetçi vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 27.10.2009 tarih ve 2009/12012-20636 sayılı onama kararının kaldırılmasına ve mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenlerle İİK 366 ve HUMK’nın 428. maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 31.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 17 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 1989/11-160

K. 1989/247

T. 5.4.1989

• HACİZ YOLU ( Takibin Semeresiz Kalması Halinde Doğruca İflas Davası Açılması )

• İFLAS DAVASI ( Haciz Yoluyla Takibin Semeresiz Kalması Halinde )

2004/m.17,34

ÖZET : Haciz yoluyla yapılan icra takibinin semeresiz kalması durumunda, takibin iflas yoluna çevrilmesine gerek kalmadan ticaret mahkemesinden iflas istenebilir.

DAVA : Taraflar arasındaki “iflas” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Asliye 7. Hukuk Ticaret Mahkemesi`nce davanın reddine dair verilen 12.2.1988 gün ve 481-34 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi`nin 27.6.1988 gün ve 3867/4279 sayılı ilamı ile; ( …. İcra İflas Yasası 37 ve 177/4 maddesi hükümleri gereğince haciz yolu ile ilamlı alacağın takibi halinde ve borcun ödenmemesi durumunda takibin iflas yoluna çevrilmesine gerek olmadan doğrudan doğruya Ticaret Mahkemesi`nde iflasın istenebileceğine göre ( Prof.Dr. B.K., İcra ve İflas Hukuku, 1983 , Sayfa 480 ) mahkemenin anılan Yasa hükümlerinin bu şekilde yorumlanması ve borcu varsa istek gibi davalının iflasına karar verilmesi gerekirken anılın Yasa hükümlerini yanlış yorumlayarak davanın reddine karar verilmesi yolsuzdur … ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

KARAR : Hukuk Genel Kurulu`nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldaktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Haciz yolu ile yapılan icra takibinin semeresiz kalması halinde takibin iflas yoluna çevrilmeden ticaret mahkemesinde iflas istenebilir ( İcra ve İflas K. m.177/4 ) ( H.G.K. ) 15.9.1976 gün ve 865/2511 sayılı karar ). ( 1 ) Bu nedenle Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 5.4.1989 gününde oybirliğiyle karar verildi.

( 1 )- Anılan HGK Kararı için, bu bölümün Gn.Sh.33-34. sayfalarına bkz. ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bozulmalıdır.

2004 SAYILI İİK MADDE 17 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 1991/12-416

K. 1991/528

T. 23.10.1991

• RÜCU HAKKININ KAZANILMASI ( Alacaklının Müşterek Borçlu Olarak Borcu Alacaklıya Ödemesi Sonucu)

• MÜŞTEREK BORÇLU OLARAK BORCUN ALACAKLIYA ÖDENMESİ ( Rücu Hakkının Kazanılması)

• İLAMLI YOLLA TAKİP EDİLEMEME ( Rücu Hakkının İlama Bağlanmaması Nedeniyle)

• İCRA EMRİNİN İPTALİ ( Rücu Belgesi İle İlamlı Yolla Takip Edilememe)

2004/m.17,38,146

ÖZET : Alacaklı, müşterek borçlu olarak borcu alacaklıya ödemek suretiyle BK. hükümlerine göre rücu hakkı kazanmıştır. Bu hakkını ilama bağlatmadan, sadece rücu belgesi ile ilamlı yolla takip edemez. Tetkik mercii, borçlu hakkında çıkarılan icra emrini iptalle yetinmek durumunda iken başvuruyu esasta inceleyip, takibin iptaline ilişkin bir talepte yokken, takibin iptaline karar vermesi usul ve yasaya aykırıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki “şikayet ve itiraz” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; AFYON İcra Tetkik Merciince davanın kabulüne dair verilen 19.1.1990 gün ve 101-15 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine; Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 25.9.1990 gün ve 2267-9035 sayılı ilamı: ( …Alacaklı, müşterek borçlu olarak borcu alacaklıya ödemek suretiyle BK. hükümlerine göre rücu hakkı kazanmıştır. Bu hakkını ilama bağlatmadan, sadece rücu belgesi ile ilamlı yolla takip edemez. Tetkik mercii, borçlu hakkında çıkarılan icra emrini iptalle yetinmek durumunda iken başvuruyu esasta inceleyip, takibin iptaline ilişkin bir talepte yokken, takibin iptaline karar vermesi usul ve yasaya aykırıdır…) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle, dava dilekçesinde takibin iptali de talep edilmişse de, uyuşmazlığın niteliğine göre bu aşamada merci tarafından takibin iptaline karar verilemeyeceği cihetle Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 23.10.1991 gününde oybirliğiyle karar verildi.

2004 SAYILI İİK MADDE 17 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2005/12-714

K. 2005/765

T. 21.12.2005

• İHALENİN FESHİ DAVASI ( Davalı “Şikayet Olunan” Tarafın da İİK. nun 360. Maddesi Uyarınca Verilen Yetkisizlik Kararı Üzerine HUMK. nun 193. Maddesindeki 10 Günlük Süre İçerisinde Dosyanın Yetkili Mahkemeye Gönderilmesini İsteyebileceği )

• ŞİKAYET ( Davalı “Şikayet Olunan” Tarafın da İİK. nun 360. Maddesi Uyarınca Verilen Yetkisizlik Kararı Üzerine HUMK. nun 193. Maddesindeki 10 Günlük Süre İçerisinde Dosyanın Yetkili Mahkemeye Gönderilmesini İsteyebileceği )

• KESİN YETKİ ( Davalı “Şikayet Olunan” Tarafın da İİK. nun 360. Maddesi Uyarınca Verilen Yetkisizlik Kararı Üzerine HUMK.nun 193. Maddesindeki 10 Günlük Süre İçerisinde Dosyanın Yetkili Mahkemeye Gönderilmesini İsteyebileceği )

1086/m.193, 429

2004/m.16, 17, 22, 34, 50,360

ÖZET : Şikayetin bir dava olmayıp takip hukukuna özgü bir yasa yolu olması, İİK’nın 360. maddesinde düzenlenen yetkinin ise “kesin yetki” niteliğinde olup kamu düzenine ilişkin bulunması hususu birlikte değerlendirildiğinde; mahkemece verilen yetkisizlik kararı üzerine davalının süresi içerisinde dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesini isteyemeyeceğini söylemek şikayetin niteliği ve kamu düzenine ilişkin olan kesin yetki kuralı ile bağdaşmaz ve yasanın amacına aykırı düşer. Kaldı ki somut olayda davacı ( şikayetçi ), davalının yapmış olduğu işlemi benimseyerek yetkili mahkemeden taraflara duruşma gününün tebliği isteminde de bulunmuştur. Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, davalı ( şikayet olunan ) tarafın da İİK. nun 360. maddesi uyarınca verilen yetkisizlik kararı üzerine, HUMK. nun 193. maddesindeki 10 günlük süre içerisinde dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesini isteyebileceği sonucuna varılmıştır.

DAVA : Taraflar arasındaki “ihalenin feshi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ş. 4. İcra Mahkemesince davanın açılmamış sayılmasına dair verilen 20.12.2004 gün ve 2003/84 E. 2004/617 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 9.5.2005 gün ve 2005/6199-10 123 sayılı ilamı ile;

( …Borçlu şirket vekili K. 2. İcra Müdürlüğünün 2002/970 E. sayılı dosyasından talimat üzerine Ş. 4. İcra Müdürlüğünün 2002/735 T. sayılı dosyası ile satışları yapılan Ş. 4. İlçesi 2. Bölge M. Mah. 9941 ada 18 parseldeki 5 adet taşınmazın ihalelerinin feshini K. İcra Mahkemesinden istemiş ilgili mahkeme bu yöndeki istemin Ş. İcra Mahkemesine yapılması gerektiğinden bahisle 24.9. 2003 tarih ve 2003/1018 E. 2003/961 K. sayı ile yetkisizlik kararı vermiştir.

Alacaklı vekili K. İcra .Mahkemesine 23.9.2003 ( 6.10.2003 ) tarihinde başvurarak dosyanın yetkili Ş. İcra Mahkemesine gönderilmesini talep etmiştir. Bu talep üzerine dosya Ş. İcra Mahkemesine gönderilmiş, Ş. 1. İcra Mahkemesince 10.10.2003 tarih ve 2003/1675 E. 2003/1556 K. sayılı kararı ile HUMK. nun 193. maddesi uyarınca dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesi hakkının davacıya ait olduğundan bahisle bu dosyayı K. İcra Mahkemesine geri gönderilmiştir. Yeniden K. İcra Mahkemesine dosya 23.10.2003 tarih ve 2003/1018 E. 2003/961 K. sayı ile dosyanın Ş. İcra Mahkemesine gönderilmesi yönünde karar oluşturulmuştur. Bu karar üzerine alacaklı vekili 23.10.2003 tarihinde K. İcra Mahkemesine dilekçe vererek yeniden dosyanın Ş. İcra Mahkemesine gönderilmesini talep etmiş ve dosya Ş. İcra Mahkemesine gönderilmiş ve Ş. 4. İcra Mahkemesinin 2003/84 E. sayısına kaydedilmiştir.

Borçlu vekili 9.3.2004 tarihli dilekçesi ile bu işlemleri benimseyerek davalı tarafa duruşma gününün tebliğ edilmesini Ş. 4. İcra Mahkemesinden istemiştir.

K. İcra Mahkemesince verilen yetkisizlik kararı ihalenin feshinin istendiği tarih ( 2.9.2003 ) gözetildiğinde 4949 Sayılı Kanunla değişik İİK. nun 134/3 maddesi uyarınca kesin nitelikte olup temyiz kabiliyeti bulunmamaktadır. Dairemizin süreklilik kazanan içtihatlarında açıklandığı üzere, ihalenin feshi davasının niteliğine takip alacaklısının icra takibini sürdürmesinde ve borçlunun açmış olduğu ihalenin feshi davasını sonuçlandırmasında hukuki yararı bulunmasına göre yetkili mahkemede takip yetkisi bulunmaktadır. ( H.G.K.nun 19.3.1969 tarih 1/633-183 sayılı kararı Prf. Dr. Baki Kuru’nun Hukuk Muhakemeleri Usuli kitabının 2001 baskı ı. cilt sayfa 355, Pr.f. Dr Hakan Pekcanıtez, Doç. Dr. Oğuz Atalay, Yrd. Doç. Dr. Muhammet Ozekes’in Medeni Usul Hukuku 2001 baskı sayfa 98 )

Açıklanan nedenlerle, işin esası incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın açılmamış sayılması yönünde hüküm kurulması isabetsizdir… )

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : A- DAVA KONUSU: Şikayet yoluyla ihalenin feshi istemine ilişkindir.

B- DAVACI ( ŞİKAYETÇİ ) NIN İSTEMİNİN ÖZETİ: Davacı ( borçlu ) V. Ltd. Şti. vekili 2.9.2003 tarihli dava dilekçesinde;Davacı şirketin borcundan dolayı ipotek verilmiş olan 5 adet taşınmazın K. 2. İcra Müdürlüğünün 2002/735 E. sayılı dosyası tarafından yazılan talimat üzerine Ş. 4. İcra Müdürlüğünün 2002/735 T. sayılı dosyası ile satışının yapıldığını, davalının organize ettiği olaylar nedeniyle satışın geciktirildiğini bu nedenle borcunun katlanarak büyüdüğünü ve taşınmazların değerinin çok altında satıldığını ileri sürerek ihalenin feshini istemiştir.

C- DAVALI ( ŞİKAYET OLUNAN ) NIN CEVABININ ÖZETİ: Davalı alacaklı İ. Bankası Bostancı Şb. vekili 23.9.2002 tarihli cevap dilekçesinde; İhale işleminin talimatla Ş. 2. İcra Müdürlüğünde yapıldığını bu nedenle ihalenin feshi davasının da Ş. İcra Tetkik Merciinde görülmesi gerektiğini belirterek yetkisizlik kararı verilmesini talep etmiştir.

D- YEREL MAHKEME KARARININ ÖZETİ: Yerel Mahkeme; “HUMK 193. maddesi uyarınca yetkisizlik kararı üzerine, yetkili mahkemeye başvurma ve davaya devam edilmesini isteme yetkisinin yalnızca davacıya tanınmış olduğu halde davacı borçlu şirketin değil davalı alacaklının başvuruda bulunduğundan usulünce açılmış bir davanın varlığından söz edilemeyeceği” gerekçesiyle, davanın açılmamış sayılmasına karar vermiştir.

D- TEMYİZ EVRESİ, BOZMA VE DİRENME: Davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire yukarıda açıklanan nedenlerle hükmü bozmuş, yerel mahkemece “Davacı borçlu tarafın yetkisizlik kararı üzerine HUMK 193. maddesi uyarınca 10 günlük hak düşürücü süre içinde yapılmış bir başvurusu olamadığı, alacaklı davalı tarafın talebi üzerine dosyanın yetkili mahkemeye gönderildiği, bu durumun HUMK 193. maddesi hükmüne aykırı olduğu” gerekçesiyle direnme kararı verilmiş, direnme kararı davacı vekilince temyiz edilmiştir.

E- UYUŞMAZLIK: Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, mahkemece verilen yetkisizlik kararı üzerine HUMK. nun 193. maddesinde düzenlenen 10 günlük süre içerisinde dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesinin davalı tarafından da istenip istenemeyeceği buna bağlı olarak dosyanın esasına girilip girilemeyeceği noktasındadır.

F- MADDİ OLAY: Alacaklı banka 28.1.2002 tarihinde, ( borçlu ) V. Ltd. Şti. ve lehine ipotek veren M. aleyhine K. İcra Müdürlüğünün 2002/976 E. sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip yapmış, satışa konusu 5 adet taşınmazın 26.8.2003 tarihinde K. 2. İcra Müdürlüğü tarafından yazılan talimata istinaden Ş. 4. İcra Müdürlüğünün 2002/735 T. sayılı dosyası ile davalı alacaklı bankaya satışı yapılmıştır. Yapılan ihalenin usulsüz olduğunu ileri süren borçlu şirket, K. İcra Tetkik. Merciinden şikayet yoluyla ihalenin feshini talep etmiş ise de mahkemece Ş. İcra Tetkik Mercii yetkili olduğundan bahisle yetkisizlik kararı verilmiştir. Verilen yetkisizlik kararı üzerine dayalı ( şikayet olunan ) tarafından 10 günlük süre içerisinde dosyanın yetkili İcra Mahkemesine gönderilmesi talep edilmiş ve borçlu tarafından bu işlem benimsenerek taraflara duruşma günü tebliğ edilmiştir.

G-GEREKÇE:

a-Ön sorun değerlendirilmesi;

Yukarıda da açıklandığı üzere dava şikayet yoluyla ihalenin feshi istemine ilişkin olup, bozma sonrasında yapılan yargılamada taraflar açıkça Özel Dairenin bozma kararına uyulmasını istemelerine rağmen yerel mahkemece uyma kararı verilmeyerek ilk kararda direnilmiştir.

Bu durumda her iki tarafın uyma kararı verilmesini istemeleri halinde, yerel mahkemece direnme kararı verilip verilemeyeceği hususu öncelikle çözümlenmesi gereken bir ön sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bilindiği gibi H.U.M.K.nun 429. maddesi hükmüne göre, Yargıtay bozma kararı üzerine hakim, tarafları duruşmaya davet edip dinledikten sonra bozma ilamına uyulup uyulmayacağına karar verir. Görülüyor ki hakim, kural olarak Yargıtay bozma ilamına uymak ya da bu karara karşı direnme kararı vermek konusunda tarafların istekleri ile bağlı olmayıp serbest takdir yetkisine sahiptir. Eş anlatımla hakim bozma ilamına uymak zorunda olmayıp eski kararında direnebilir.

Ana kural bu olmakla birlikte bozma nedenlerinin kamu düzenine ilişkin ve dolayısıyla hakimin kendiliğinden ( re’sen ) göz önünde bulundurması gereken hususlardan olmaması halinde, taraflar veya vekilleri, bozma kararına uyulmasını istemişlerse, artık mahkeme bu bozmaya uymak zorunda olup, direnme kararı veremez. Yargıtay’ın çekişmeli yargıda yerleşmiş ve kurallaşmış uygulaması bu doğrultudadır ( Hukuk Genel Kurulu’nun 25.06.1997 gün 313-569, 18.10.1989 gün 541-534, 21.02.1990 gün 10-117, 19.02.1992 gün 635-82, 23.02.1994 gün 936-94,27.01.1999 gün 26-4,25.6.2003 gün 428-426 sayılı kararları ).

Somut olayda; icra müdürlüğünce yapılan ihale işleminin şikayet yoluyla iptali istenmektedir. Şikayetteki amaç, hatalı olan İcra işlemlerinin düzeltilmesi olduğundan burada bilinen anlamda bir dava bulunmamaktadır. Şikayet; İcra ve iflas hukukuna özgü bir yasa yoludur. Dolayısıyla şikayette davalı ve davacı değil şikayet eden ve şikayet olunan bulunur. Buna rağmen uygulamada şikayet eden yerine davacı, şikayet olunan yerine davalı denilmektedir. Sadece alacaklı ve borçlu değil hukuki yararı olan herkes şikayet yoluna başvurabilir.

İcra İflas Kanununun 16., 17. ve 22. maddelerinde düzenlenen bu yasa yolunun özel niteliği ve İİK.nun 360. maddede düzenlenen kesin yetki kuralına ilişkin bozma nedeninin de kamu düzenine ilişkin olması göz önüne alınarak Hukuk Genel Kurulu’nca, taraflar uyma talebinde bulunmuş olsalar bile, Yerel Mahkemece bu konuda direnme kararı verilebileceği sonucuna varılmış ve bu nedenle işin esasının incelenmesine geçilmiştir.

b- Esasın Değerlendirilmesi:

İİK.nun 360. maddesinde; mallar başka yerde ise, satışın istinabe yoluyla yapılması; artırma ve ihaleye ilişkin uyuşmazlıkların da, istinabe olunan icra dairesinin bulunduğu yer Tetkik Merciince çözümlenmesi öngörülmüştür ( HGK. 11/2/1977 gün, 1976/12-1709 E., 1977/137 K., 13.11.1982 gün, 1981/12-263 E., 1982/16 K., 13.02.2002 gün, 2002/12-44 E., 2002/74 K. ).

Olayımızda satış, takip yapılan K. 2. İcra Müdürlüğü tarafından yazılan talimata istinaden Ş. 4. İcra Müdürlüğü tarafından yapılmış olduğuna göre, ihalenin feshi davasının da Ş. İcra Tetkik Merciinde görülmesi az yukarıda sözü edilen yasa hükmü gereğidir.

Takip Hukukunda yetkiyi belirleyen kurallar İİK.nun 34 ve 50. maddelerinde düzenlenmiştir. Ne var ki, genel nitelikteki bu hükümlerden ayrı olarak sevkedilen ve olayımızda da uygulanması gereken İİK.nun 360. madde hükmü; araştırma ve ihaleye ilişkin uyuşmazlıkların çözümünde, istinabe olunan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesini yetkili kılmıştır. Çünkü, bu gibi uyuşmazlıkların ihale olunan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde çözümlenmesi zorunludur. Gerçekten, ihalenin feshi için ileri sürülen sebeplerin en çabuk ve en iyi şekilde incelenmesi, delillerin kolayca toplanıp isabetli olarak değerlendirilmesi, ancak ihaleyi yapan memurun ve ihalesi yapılan taşınmazın bulunduğu yer mahkemesince yapılabilir. Buna karşın, istinabe yoluyla delil toplanması, uyuşmazlığın çözümünü geciktireceği gibi, bu yolla toplanan delillerin değerlendirilmesinde de yanlışa düşülmesi mümkündür.

İşte, bu gibi sakıncalar ve tarafların yararı gözetilerek, genel yetki kurallarından ayrık olarak İİK.nun 360. maddesi hükmü getirilmiştir. Böyle bir düzenlemenin, kamu düzeni düşüncesinden kaynaklandığı ise hiçbir kuşku ve duraksamayı gerektirmeyecek derecede açıktır. Görülüyor ki İİK.nun 360. maddesindeki yetki kuralı, kamu düzeni düşüncesiyle sevkedilmiş kesin yetki kuralıdır. Mahkemece davaya bakmaya yetkili olunup olunmadığı hususu kendiliğinden ( re’sen ) değerlendirilmelidir.

Yukarıda da açıklandığı gibi şikayetin bir dava olmayıp takip hukukuna özgü bir yasa yolu olması, İİK.nun 360. maddesinde düzenlenen yetkinin ise “kesin yetki” niteliğinde olup kamu düzenine ilişkin bulunması hususu birlikte değerlendirildiğinde; mahkemece verilen yetkisizlik kararı üzerine davalının süresi içerisinde dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesini isteyemeyeceğini söylemek şikayetin niteliği ve kamu düzenine ilişkin olan kesin yetki kuralı ile bağdaşmaz ve yasanın amacına aykırı düşer. Kaldı ki somut olayda davacı ( şikayetçi ), davalının yapmış olduğu işlemi benimseyerek yetkili mahkemeden taraflara duruşma gününün tebliği isteminde de bulunmuştur.

Yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda, davalı ( şikayet olunan ) tarafın da İİK.nun 360. maddesi uyarınca verilen yetkisizlik kararı üzerine, HUMK.nun 193. maddesindeki 10 günlük süre içerisinde dosyanın yetkili mahkemeye gönderilmesini isteyebileceği sonucuna varılmıştır.

O halde, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429. Maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 21.12.2005 gününde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 16 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

23. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/3089

K. 2012/4540

T. 2.7.2012

• ŞİKAYET ( Satışa Konu Araçlar Yönünden Vergi Dairesinin Alacağının Araçların Aynından Kaynaklanıp Kaynaklanmadığı Belirlenerek Konusunda Uzman Bilirkişiden Sıra Cetvelinin Ne Şekilde Düzenlenmesi Gerektiği Hususunda Rapor Alınacağı )

• VERGİ ALACAĞI ( Eşya ve Taşınmazın Aynından Doğan Vergi Alacağının Rehinli Alacaklardan da Önce Ödeneceği – Satışa Konu Araçlar Yönünden Vergi Dairesinin Alacağının Araçların Aynından Kaynaklanıp Kaynaklanmadığının Belirleneceği )

• SIRA CETVELİNİ ŞİKAYET ( Satışa Konu Araçlar Yönünden Vergi Dairesinin Alacağının Araçların Aynından Kaynaklanıp Kaynaklanmadığı Belirlenerek Bilirkişiden Sıra Cetvelinin Ne Şekilde Düzenlenmesi Gerektiği Hususunda Rapor Alınacağı )

• ARAÇ SATIŞI ( Sıra Cetvelini Şikayet/Toplam Vergi Dairesi Alacağını Esas Alarak Hesaplama Yapan Bilirkişi Raporuna Dayanılarak Hüküm Kurulamayacağı – Eşya ve Taşınmazın Aynından Doğan Vergi Alacağının Rehinli Alacaklardan Önce Ödeneceği )

6183/m.21/2

2004/m.16, 206

ÖZET : Şikayet sıra cetveline ilişkindir. Eşya ve taşınmazın aynından doğan vergi alacağının rehinli alacaklardan da önce ödeneceği hükme bağlanmıştır. Satışa konu her araç yönünden Vergi Dairesi’nin alacağının araçların aynından kaynaklanıp kaynaklanmadığı, araçların trafik kayıtları ve vergi borçlarının ayrıntılı dökümü de dosyaya celbedilmek suretiyle belirlenerek konusunda uzman bilirkişiden her araç yönünden üzerlerinde bulunan hacizler de dikkate alınarak sıra cetvelinin ne şekilde düzenlenmesi gerektiği hususunda rapor alınması ve karar verilmesi gerekirken satışa konu her iki araç yönünden toplam vergi dairesi alacağını esas alarak hesaplama yapan bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulması hukuka aykırıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayet olunan SGK vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Şikayetçi vekili, müvekkili tarafından üçüncü şahıs aleyhine yapılan icra takibi neticesinde satılarak paraya çevrilen iki adet araçtan sadece birisinin kaydında şikayet olunan SGK’nun haczi olduğunu, diğerinde haczi olmadığı halde her iki aracın toplam satış bedeli üzerinden yapılan sıra cetvelinde şikayet olunan SGK’ya pay ayrılmasının yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek, sıra cetvelinin iptalini talep etmiştir.

Şikayet olunan SGK vekili, müvekkili kurumun alacaklarının rüçhanlı olduğunu, araçların satış bedelinden önce Vergi Dairesi’nin alacağının verilmesi, kalan paranın da şikayetçi ile müvekkili arasında garameten paylaştırılması gerektiğini savunarak, şikayetin reddini istemiştir.

Şikayet olunan Y… Vergi Dairesi Müdürlüğü, davaya cevap vermemiştir.

Mahkemece, dosya kapsamı ve benimsenen bilirkişi ek raporuna göre; sıra cetveline esas olan ve satılarak paraya çevrilen araçlardan 01…994 plakalı aracın satış bedelinden tüm masraflar ve aracın aynından doğan vergi borçları düşüldükten sonra kalan paranın ilk haciz sahibi Y… Vergi Dairesi’ne ayrılması, diğer alacaklılara para kalmadığından şikayetçiye ve SGK’ya pay ayrılmaması, SGK’nun haczi bulunmayan 01… 533 plakalı araç yönünden ise aracın aynından doğan vergi borçları ve masrafları düştükten sonra kalan paranın ilk haciz sahibi Y… Vergi Dairesine, kalanın şikayetçiye ödenmesi gerektiği değerlendirilerek şikayetin kabulüne, sıra cetvelinin iptaline karar verilmiştir.

Kararı, şikayet olunan SGK vekili temyiz etmiştir.

1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, şikayet olunan SGK vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.

2- Şikayet sıra cetveline ilişkindir. 6183 sayılı Kanun’un 21/2 ve İİK’nun 206. maddelerinde, eşya ve taşınmazın aynından doğan vergi alacağının rehinli alacaklardan da önce ödeneceği hükme bağlanmıştır.

Y… Vergi Dairesi Müdürlüğü’nün 06.09.2011 tarihli yazısında satılan her iki aracın plaka numarası belirtilerek toplam vergi alacağının 6.465.02 TL olduğu bildirilmiş, ancak 07.09.2011 tarihli yazıda ise alacağın 74.135,00 TL olduğu belirtmiştir.

Mahkemece, satışa konu her araç yönünden Vergi Dairesi’nin alacağının araçların aynından kaynaklanıp kaynaklanmadığı, araçların trafik kayıtları ve vergi borçlarının ayrıntılı dökümü de dosyaya celbedilmek suretiyle belirlenerek konusunda uzman bir bilirkişiden her bir araç yönünden üzerlerinde bulunan hacizler de dikkate alınarak sıra cetvelinin ne şekilde düzenlenmesi gerektiği hususunda rapor alınması ve oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken satışa konu her iki araç yönünden toplam vergi dairesi alacağını esas alarak hesaplama yapan bilirkişi raporuna dayanılarak yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda ( 1 ) No’lu bentte açıklanan nedenlerle, şikayet olunan SGK vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, ( 2 ) No’lu bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün şikayet olunan SGK yararına BOZULMASINA, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 02.07.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 16 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

23. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/3085

K. 2012/4654

T. 5.7.2012

• SIRA CETVELİNDEKİ SIRAYA İLİŞKİN ŞİKAYET ( Şikayetçinin Haczinin Şikayet Olunanın Kesinleşen Haczinden Daha Önce Kesinleştiği – Şikayet Olunan Yönünden 2004 S.K. Md.268 Koşulları da Bulunmadığından Kabulüne Karar Verileceği )

• BORÇLUNUN BORCU KABUL EDİP LEHİNE OLAN YASAL SÜRELERDEN FERAGATİ ( Şikayetçinin Haczi Şikayet Olunanın Kesinleşen Haczinden Daha Önce Kesinleştiğinden Şikayetin Kabul Edileceği – Sıra Cetvelindeki Sıraya İlişkin Şikayet )

• ARAÇ ÜZERİNE DAHA SONRA KONAN İHTİYATİ HACİZLER ( Şikayetçinin Haczinin Şikayet Olunanın Kesinleşen Haczinden Daha Önce Kesinleştiği – Şikayet Olunan Yönünden 2004 S.K. Md.268 Koşulları da Bulunmadığından Kabulüne Karar Verileceği )

2004/m.16, 20, 268

ÖZET : Şikayet, sıra cetvelindeki sıraya ilişkindir. Şikayetçinin haczi, şikayet olunanın kesinleşen haczinden daha önce kesinleşmiş olmasına göre, şikayet olunan yönünden İİK’nun 268. maddesi koşulları da bulunmadığından, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayetçi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Şikayetçi, Merzifon İcra Müdürlüğü’nün 2011/1 sayılı takip dosyasında borçluya ait araç üzerine 05.01.2011 tarihinde ihtiyati haciz uygulanarak 17.01.2011 tarihinde ödeme emrinin tebliğ edildiğini, borçlunun feragati ve itiraz etmemesi üzerine takibin 17.01.2011 tarihinde kesinleştiğini, araç üzerine daha sonra konan ihtiyati hacizlerin birinci sıradaki hacze iştirak koşullarının oluşmadığını ileri sürerek, sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Şikayet olunan borçlu F.Ç., cevap vermemiştir.

Yargılamaya dahil olan alacaklı Y.A. vekili, sıra cetvelinde usul ve yasaya aykırılık olmadığını savunarak, şikayetin reddini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; şikayetçi tarafından borçlular hakkında yürütülen icra takibinde 05.01.2011 tarihinde ihtiyati haciz konulduğu, 17.01.2011 tarihinde borçlu F.Ç.’nin borcunu kabul edip, lehine olan yasal sürelerden feragat ettiği, İİK’nun 20. maddesi kapsamında borçlunun sürelerden feragat beyanının ihtiyati haczi üçüncü kişiler bakımından kesin hacze dönüştürmeyeceği, bu nedenle şikayetçinin ihtiyati haczinin borçlu F.Ç. hakkında İcra Müdürlüğü’nün 2011/279 sayılı dosyası kapsamında 18.01.2011 tarihinde yapılan ihtiyati hacizden önce kesinleştiği, dolayısıyla 17.06.2011 tarihli sıra cetvelinin bu yönden usule aykırı olduğu iddiasının yerinde olmadığı gerekçesiyle, şikayetin reddine karar verilmiştir.

Karar, şikayetçi tarafından temyiz edilmiştir.

Şikayet, sıra cetvelindeki sıraya ilişkindir.

Şikayetçinin haczi, şikayet olunanın 04.02.2011 tarihinde kesinleşen haczinden daha önce yani 28.01.2011 tarihinde kesinleşmiş olmasına göre, şikayet olunan yönünden İİK’nun 268. maddesi koşulları da bulunmadığından, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle şikayetin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün şikayetçi yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.07.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 16 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2011/12-850

K. 2012/147

T. 14.3.2012

• İNKAR TAZMİNATININ KESİNLEŞMEDEN İCRAYA KONULMASINA DAİR ŞİKAYET ( Şikayetçi Borçlu Şirketin İflas Ettiği ve Ticaret Sicil Memurluğu’ndaki Kaydının Silindiği – Ehliyet Yokluğu Nedeniyle Şikayetin Reddine Karar Verileceği )

• AKTİF DAVA EHLİYETİ YOKLUĞU ( Şikayetçi Borçlu Şirketin İflas Ettiği ve Ticaret Sicil Memurluğu’ndaki Kaydının Silindiği – Tüzel Kişiliği ve Dava Ehliyeti Sona Erdiğinden Şikayet Davasının Reddedileceği )

• İFLAS EDEN ŞİRKETİN TİCARET SİCİL MEMURLUĞUNDAN KAYDININ SİLİNMESİ ( Şikayetçi Borçlu Şirketin İflas Ettiği ve Ticaret Sicil Memurluğu’ndaki Kaydının Silindiği – Tüzel Kişiliği ve Dava Ehliyeti Sona Erdiğinden Şikayet Davasının Reddedileceği )

• TÜZEL KİŞİLİĞİN VE DAVA EHLİYETİNİN SONA ERMESİ ( Şikayetçi Borçlu Şirketin İflas Ettiği ve Ticaret Sicil Memurluğu’ndaki Kaydının Silindiği – Şikayet Davasının Aktif Husumet Yokluğundan Reddine Karar Verileceği )

2004/m.16, 365

ÖZET : Borçlu vekili icra hakimliklerince verilen inkar tazminatlarına ilişkin kararların icraya konulabilmesi için kesinleşmesi gerektiğini belirterek takibin iptalini istemiştir. Şirket hakkında iflas kararı verilmesi ve hatta bu kararın kesinleşmesi ile taraf sıfatı hemen sona ermemekte, şirketin tüzel kişiliği tasfiye amacıyla sınırlı olarak devam etmekte; ancak iflas kapanış onayı yapılarak Ticaret Sicil Memurluğu’ndaki kaydının silinmesi durumunda ve bu tarih itibariyle tüzel kişiliği ve dava ehliyeti sona ermektedir. Mahkemece, açıklanan yönler göz ardı edilerek ve şikayetçi/borçlu şirketin iflas ettiği ve tasfiye kapanış onayı yapılarak Ticaret Sicil Memurluğu’ndaki kaydı da silindiğinden aktif dava -dolayısıyla da şikayet başvurusunda bulunma- ehliyetinin yokluğu nedeniyle şikayetin reddine karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki “şikayet” kanun yolundan dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 11. İcra Hukuk Mahkemesince şikayetin kabulüne dair verilen 25.02.2010 gün ve 226 E. 261 K. sayılı kararın incelenmesi karşı taraf/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 28.09.2010 gün ve 8589 E. 21574 K. sayılı ilamı ile;

( … İcra mahkemesince verilen kararların İİK. 365/2. maddesi uyarınca kesinleşmeden infazı mümkün bulunduğundan mahkemece şikayetin reddi yerine yazılı gerekçe ile kabulüne karar verilmesi isabetsizdir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : İstek, memur işlemini şikayete ilişkindir.

Şikayetçi/borçlu/şirket vekili, müvekkili borçlu ile karşı taraf/takip alacaklısı arasındaki bir başka icra takibi nedeniyle karşı taraf/alacaklı tarafça ödeme emri gönderilmeden, müvekkilinin borca itiraz ettiğini, yapılan yargılama sonucunda alacaklının talebi kabul edilerek müvekkilinin % 20 icra inkar tazminatı ve yargılama giderleri ile sorumlu tutulduğunu, anılan kararın müvekkili tarafından temyiz edildiğinden kesinleşmediğini, icra hakimliklerince verilen inkar tazminatlarına ilişkin kararların icraya konulabilmesi için kesinleşmesi gerektiğini belirterek takibin iptalini istemiştir.

Yerel Mahkemece, şikayetçi aleyhine İcra Hukuk Mahkemesince hükmedilen inkar tazminatı ve vekalet ücreti alacağının kesinleşmeden icra takibine konu edilemeyeceği, kabul edilerek şikayetin kabulü ile takibin iptaline karar verilmiştir.

Karşı taraf/alacaklı taraf vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece; yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; yerel mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Direnme kararını, karşı taraf/alacaklı vekili temyize getirmiştir.

Dosya kapsamından, şikayetçi/borçlu şirket hakkında şikayet tarihinden önce 18.12.2008 tarihinde iflas kararı verilerek tasfiyeye girdiği ve yargılama aşamasında da 19.01.2010 tarihinde de tasfiye kapanış onayı yapılarak Ticaret Sicil Memurluğu’ndaki kaydının silindiği anlaşılmakla, Hukuk Genel Kurulu’nda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasına girilmeden önce, bu olgu karşısında , şikayetçi/borçlu şirketin eldeki kanun yolunda aktif husumet ehliyetinin bulunup bulunmadığı hususu ön sorun olarak incelenmiştir.

Ön sorunun çözümüne yönelik olarak, öncelikle, “dava ehliyeti” ve “taraf sıfatı” kurum ve kavramları üzerinde durulmalıdır;

Dava ehliyeti, kişinin bizzat veya vekili aracılığıyla bir davayı davacı veya davalı olarak takip etme ve usuli işlemleri yapabilme ehliyetidir. Dava ehliyeti, medeni hakları kullanma ehliyetinin usul hukukunda büründüğü şekildir; dolayısıyla, medeni hakları kullanma ehliyetine ( fiil ehliyetine ) sahip gerçek ve tüzel kişiler dava ehliyetine de sahiptirler.

Taraf sıfatına gelince; bir hakkı dava etme yetkisi ( dava hakkı ) kural olarak o hakkın sahibine aittir. Bir hakkın sahibinin kim olduğu, dolayısıyla o hakkı dava etme yetkisinin kime ait olduğu, ( o davada davacı sıfatının kime ait olacağı ) tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın davacısının o dava yönünden davacı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi halinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır.

Eş söyleyişle, sıfat, dava konusu sübjektif hak ( dava hakkı ) ile taraflar arasındaki ilişkidir. Taraf ehliyeti, dava ehliyeti ve davayı takip yetkisi, davanın taraflarının kişilikleriyle ilgili olduğu halde, taraf sıfatı dava konusu sübjektif hakka ilişkindir ( Baki Kuru- Ramazan Arslan- Ejder Yılmaz, Medeni Usul Hukuku, 7. baskı, Ankara 1995, s. 231 ).

Bu nedenle davanın tarafları, taraf ehliyetine sahip olmalıdır. Yani bir davada taraf olabilmek için, ya hakiki şahıs; ya da hükmi şahıs olmak gerekir. Zira taraf ehliyeti, medeni hukukun haklardan istifade ehliyetine tekabül eder ( Saim Üstündağ, Medeni Yargılama Hukuku, C. I-II, 7. Baskı, İstanbul 2000, s. 288 ).

Ticaret şirketlerinin taraf ehliyetinin son bulması konusuna gelince;

6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu ( TTK )’nun “hükmü şahsiyetin devamı” başlıklı 208. maddesine göre; “Tasfiye haline giren şirket, ortaklarla olan münasebetlerinde dahi tasfiye sonuna kadar ve ehliyeti 232 nci madde hükmü mahfuz kalmak kaydiyle, tasfiye gayesiyle mahdut olarak hükmi şahsiyetini muhafaza ve ticaret unvanını ( Tasfiye halinde ) ibaresini ilave suretiyle kullanmakta devam eder.”

Yine, aynı Kanunun “şirket unvanının sicilden terkini” başlıklı 449. maddesine göre; “Tasfiyenin sona ermesi üzerine şirkete ait ticaret unvanının sicilden terkini tasfiye memurları tarafından sicil memurluğundan talep olunur. İşbu talep üzerine terkin keyfiyeti tescil ve ilan olunur.” hükmünü içermektedir.

Bir ticaret şirketinin taraf bulunduğu bir dava devam ederken şirket tasfiye haline girerse, şirketin taraf ehliyeti son bulmaz. Zira, şirketin tüzel kişiliği tasfiye amacıyla sınırlı olmak üzere devam eder ( TTK m. 208, 449 ). Şirket davada taraf olarak kalmayı sürdürür; yalnız, şirket davada tasfiye memurları tarafından temsil edilir ( TTK m. 219, 450; Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. I, İstanbul 2001, s. 935, aynı yönde görüş için bkz. İlhan E. Postacıoğlu, Medeni Usul Hukuku Dersleri, 6. Bası, İstanbul 1975, s. 209 ). Ancak ortaklık, ticaret sicilinden kaydı silininceye kadar tüzel kişiliğini korur. Bu nedenle, gerek infisah gerekse fesih kararı, anonim ortaklığın sonunu değil, tasfiye işlemlerinin başlangıcını ifade eder ( Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Temel Esaslar, 10. Baskı, 2011, s. 511; İsmail Doğanay, Türk Ticaret Kanunu Şerhi, C. II, 4. Baskı, 2004, s. 1309 ).

Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.06.2009 gün ve 2009/11-173 E. -2009/247 K sayılı ilamında da; iflas eden şirketin ticaret sicilinden kaydı silinmekle dava ve taraf ehliyetinin sona ereceği kabul edilmiştir.

Somut olayın açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde:

Şikayetçi/borçlu şirket hakkında 18.12.2008 tarihinde iflas kararı verilerek şirket tasfiyeye girmiş; bu tarihten sonra 23.02.2010 tarihinde şikayetçi/borçlu şirket tarafından eldeki şikayet başvurusu yapılarak, icra hakimliklerince verilen inkar tazminatlarına ilişkin kararların icraya konulabilmesi için kesinleşmesi gerektiği belirtilerek, takibin iptaline karar verilmesi istenmiştir.

Yargılama sırasında 19.01.2010 tarihinde şikayetçi/borçlu şirketin tasfiye kapanış onayı yapılarak Ticaret Sicil Memurluğu’ndaki kaydı silinmiştir.

Yukarıda da belirtildiği üzere şirket hakkında iflas kararı verilmesi ve hatta bu kararın kesinleşmesi ile taraf sıfatı hemen sona ermemekte, şirketin tüzel kişiliği tasfiye amacıyla sınırlı olarak devam etmekte; ancak iflas kapanış onayı yapılarak Ticaret Sicil Memurluğu’ndaki kaydının silinmesi durumunda ve bu tarih itibariyle tüzel kişiliği ve dava ehliyeti sona ermektedir.

Hal böyle olunca; Mahkemece, açıklanan yönler göz ardı edilerek ve şikayetçi/borçlu şirketin iflas ettiği ve tasfiye kapanış onayı yapılarak Ticaret Sicil Memurluğu’ndaki kaydı da silindiğinden aktif dava -dolayısıyla da şikayet başvurusunda bulunma- ehliyetinin yokluğu nedeniyle şikayetin reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Direnme kararı açıklanan bu değişik nedenlerle bozulmalıdır.

SONUÇ : Karşı taraf/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen değişik nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde peşin alınan harcın yatırana iadesine, 14.03.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.

yarx

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 43 takipçiye katılın