2004 SAYILI İİK MADDE 20 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

23. HUKUK DAİRESİ

E. 2012/3085

K. 2012/4654

T. 5.7.2012

• SIRA CETVELİNDEKİ SIRAYA İLİŞKİN ŞİKAYET ( Şikayetçinin Haczinin Şikayet Olunanın Kesinleşen Haczinden Daha Önce Kesinleştiği – Şikayet Olunan Yönünden 2004 S.K. Md.268 Koşulları da Bulunmadığından Kabulüne Karar Verileceği )

• BORÇLUNUN BORCU KABUL EDİP LEHİNE OLAN YASAL SÜRELERDEN FERAGATİ ( Şikayetçinin Haczi Şikayet Olunanın Kesinleşen Haczinden Daha Önce Kesinleştiğinden Şikayetin Kabul Edileceği – Sıra Cetvelindeki Sıraya İlişkin Şikayet )

• ARAÇ ÜZERİNE DAHA SONRA KONAN İHTİYATİ HACİZLER ( Şikayetçinin Haczinin Şikayet Olunanın Kesinleşen Haczinden Daha Önce Kesinleştiği – Şikayet Olunan Yönünden 2004 S.K. Md.268 Koşulları da Bulunmadığından Kabulüne Karar Verileceği )

2004/m.16, 20, 268

ÖZET : Şikayet, sıra cetvelindeki sıraya ilişkindir. Şikayetçinin haczi, şikayet olunanın kesinleşen haczinden daha önce kesinleşmiş olmasına göre, şikayet olunan yönünden İİK’nun 268. maddesi koşulları da bulunmadığından, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayetin yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayetçi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Şikayetçi, Merzifon İcra Müdürlüğü’nün 2011/1 sayılı takip dosyasında borçluya ait araç üzerine 05.01.2011 tarihinde ihtiyati haciz uygulanarak 17.01.2011 tarihinde ödeme emrinin tebliğ edildiğini, borçlunun feragati ve itiraz etmemesi üzerine takibin 17.01.2011 tarihinde kesinleştiğini, araç üzerine daha sonra konan ihtiyati hacizlerin birinci sıradaki hacze iştirak koşullarının oluşmadığını ileri sürerek, sıra cetvelinin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.

Şikayet olunan borçlu F.Ç., cevap vermemiştir.

Yargılamaya dahil olan alacaklı Y.A. vekili, sıra cetvelinde usul ve yasaya aykırılık olmadığını savunarak, şikayetin reddini talep etmiştir.

Mahkemece, iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; şikayetçi tarafından borçlular hakkında yürütülen icra takibinde 05.01.2011 tarihinde ihtiyati haciz konulduğu, 17.01.2011 tarihinde borçlu F.Ç.’nin borcunu kabul edip, lehine olan yasal sürelerden feragat ettiği, İİK’nun 20. maddesi kapsamında borçlunun sürelerden feragat beyanının ihtiyati haczi üçüncü kişiler bakımından kesin hacze dönüştürmeyeceği, bu nedenle şikayetçinin ihtiyati haczinin borçlu F.Ç. hakkında İcra Müdürlüğü’nün 2011/279 sayılı dosyası kapsamında 18.01.2011 tarihinde yapılan ihtiyati hacizden önce kesinleştiği, dolayısıyla 17.06.2011 tarihli sıra cetvelinin bu yönden usule aykırı olduğu iddiasının yerinde olmadığı gerekçesiyle, şikayetin reddine karar verilmiştir.

Karar, şikayetçi tarafından temyiz edilmiştir.

Şikayet, sıra cetvelindeki sıraya ilişkindir.

Şikayetçinin haczi, şikayet olunanın 04.02.2011 tarihinde kesinleşen haczinden daha önce yani 28.01.2011 tarihinde kesinleşmiş olmasına göre, şikayet olunan yönünden İİK’nun 268. maddesi koşulları da bulunmadığından, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı gerekçeyle şikayetin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayetçinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün şikayetçi yararına BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 05.07.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 20 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

11. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/5360

K. 2011/5596

T. 9.5.2011

• İHTİYATİ HACİZ ( Alacağın Vadesinin Gelmesi ve Rehinle Temin Edilmemiş Olmasının Yeterli Olduğu – Alacağın Kabiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu ile Takip Edilebileceği Gerekçesiyle İhtiyati Haciz İsteminin Reddinin Hatalı Olduğu )

• YETKİ İTİRAZI ( Kamu Düzenine İlişkin Haller Müstesna Olmak Üzere Mahkemenin Yetkili Olup Olmadığını Re’sen İnceleme Görevi Bulunmadığı – Alacak Çeke Dayalı Olduğundan Kamu Düzenine İlişkin Bir Yetki Hali Bulunmadığı Halde Re’sen Yetkisizlik Kararı Verilmesinin Hatalı Olduğu )

2004/m. 20, 257

ÖZET : İhtiyati haciz istenebilmesi için alacağın vadesinin gelmesi ve rehinle temin edilmemiş olması yeterlidir.

DAVA : Taraflar arasında görülen davada Karşıyaka 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nce verilen 15.12.2010 tarih ve 2010/129-2010/129 Sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi alacaklı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Mehmet Alper Bostancı tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:

KARAR : Alacaklı vekili, borçlu tarafından keşide edilen çekin bankaya ibrazında karşılığının bulunmaması nedeni ile tahsil edilemediğini ileri sürerek alacakları için borçlunun taşınır, taşınmaz ve 3. şahıslardaki hak ve alacaklarının ihtiyaten haczine karar verilmesini istemiştir.

Mahkemece, karşı tarafa tebligat yapılmaksızın, yetki ve talep edenin kambiyo senetlerine mahsus takip yolu ile takip yapacağı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmiştir. Karar alacaklı vekilince temyiz edilmiştir.

Talep, çeke dayalı ihtiyati haciz istemine ilişkin olup, ihtiyati haciz talepleri hakkında, İ.İ.K.m. 258 ve 50. maddeleri gereğince yetkili mahkeme tarafından karar verileceği düzenlenmiş ve bu konuda H.U.M.K.nun yetkiye ilişkin hükümlerine atıf yapılmıştır. Buna göre kamu düzenine ilişkin yetki halleri müstesna olmak üzere mahkemenin yetkili olup olmadığını re’sen inceleyip değerlendirmesi mümkün değildir. Yetki itirazının borçlunun hazır olduğu hallerde borçlu tarafından yapılması, borçlunun yokluğunda verilen kararlarda ise İ.İ.K.m. 265 gereğince borçlunun yaptığı itirazda ileri sürülmesi gerekmektedir. Somut olayda ise borçlunun bu yönde bir beyanı ya da itirazı söz konusu olmamasına karşın yetki hususu mahkemece kendiliğinden gözetilmiştir. Oysa ki isteme konu olan alacak çeke dayalı olduğundan kamu düzenine ilişkin bir yetki hali mevcut değildir. Ayrıca İ.İ.K.257 nci maddesinde ihtiyati haciz talep edebilmenin koşulları sayılmıştır. Hükme göre ihtiyati haciz istenebilmesi için alacağın vadesinin gelmesi ve rehinle temin edilmemiş olması yeterli olup, sırf kambiyo senetlerine mahsus yolla takip yapılacağı gerekçesiyle hem yetki ve hem de esas bakımından istemin reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu sebeplerle bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeple alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle kararın alacaklı yararına BOZULMASINA, ödenen temyiz peşin harcın istemi halinde temyiz edene iadesine, 9.5.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 20 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 1999/19-233

K. 1999/249

T. 28.4.1999

• MUACCEL OLMAYAN ALACAĞIN TAKİBİ ( Borçlunun Yasal Sürelerden Vazgeçerek Muaccel Olmayan Alacağa Yönelik Takibi Kesinleştirmesi Sonucu Yapılan Haciz Üçüncü Kişi Alacaklılar Açısından Hüküm İfade Edeceği Tarihin Haciz Tarihine Yasal Süreler Eklenerek Belirlenmesi )

• SIRA CETVELİNE İTİRAZ ( Davalı Tarafından Muaccel Olmayan Alacağa Dayalı Yapılan İcra Takibini Borçlunun Yasal Sürelerden Vazgeçerek Kesinleştirmesi Halinde Sıra cetvelinde Alt Sıralara Düşen Diğer Alacaklıların Sıra Cetveline İtiraz Edebileceklerinin Kabulü )

• BORÇLUNUN YASAL İTİRAZ SÜRELERİNDEN VAZGEÇMESİ ( İcra İflas Yasasında Öngörülen İtiraz Sürelerinden Vazgeçen Borçlunun Bu Vazgeçmesinin Ancak Kendi Yönünden Hüküm İfade Etmesi-Bu Vazgeçmenin Üçüncü Şahıslara Tesir Etmemesi )

• İCRA TAKİBİNİN KESİNLEŞMESİ ( Yasada Kabul Edilmiş Sürelerden Vazgeçen Borçlunun Bu Vazgeçmesinin Üçüncü Kişilere Tesir Etmemesi )

• SIRA CETVELİNİN DÜZENLENMESİ ( Borçlunun Yasal Sürelerden Vazgeçerek Takibi Kesinleştirme Sonucu Yapılan Haczin Davacı Üçüncü Kişi Alacaklı Açısından Hüküm İfade Edeceği Tarih Muacceliyet Tarihine İlamsız Takiplerdeki Yasal İtiraz Süresinin Eklenmesiyle Belirlenir )

2004/m.20,142

ÖZET : İİK.nun 20. maddesi gereği; muaccel olmayan alacağı için takibe girişen herhangi bir alacaklının takibini yasal sürelerden vazgeçerek kabul eden borçlunun bu takibin kesinleşmesini sağlayarak diğer alacaklılarının aynı borçlu aleyhine giriştikleri takiplerin bu takip nedeniyle sıra cetvelinde alt sıralara düşmelerine yol açabileceklerinden, alacağını tahsili güçleşen ve hatta imkânsızlaşan alacaklının muaccel olmamış alacağa ilişkin takibe dayanılarak düzenlenen derece kararına itiraz hakkı bulunmaktadır.

Haczin davacı üçüncü kişi alacaklı açısından hükmün ifade edeceği tarih, muacceliyet tarihi olan tarihine ilamsız takiplerdeki itiraz süresi olan 7 günlük sürenin eklenmesi yoluyla bulunan tarihidir. Bu tarihte üçüncü kişilere karşı icra takibi kesinleşmiş olur ve konulan haciz de yine bu tarihte hüküm ifade eder. Sıra cetvelinin düzenlenmesinde de bu tarih esas alınır.

DAVA : Taraflar arasındaki “”sıra cetveline itiraz”” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kartal 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nce davanın kabulüne dair verilen 29.05.1997 gün ve 1996/717 E-1997/351 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekilleri tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 29.05.1998 gün ve 1998/3138-3803 sayılı ilamı ile; ( …Davacı vekili, borçluya ait aranan satışından sonra düzenlenen sıra cetvelinde davalı alacaklıya 1. sırada yer verildiğini, davalının takip tarihi itibariyle borçludan isteyebileceği muaccel bir alacağı bulunmadığını ileri sürerek sıra cetveline itiraz etmiştir.

Davalı vekili cevabında müvekkili bankadan otomobil kredisi alan borçlunun taksitlerinin ödenmediğini belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece iddia, savunma ve toplanan delillere göre, davalı bankadan takside bağlanan kredi borcunun ilk taksidi ödeme süresi gelmeden yaptığı takibin haklı olmadığı, geçerli bir takip bulunmadığından bu takibe dayanarak uygulanan haciz işleminin geçerli kabul edilemiyeceği gerekçesiyle sıra cetveline itiraz kabul edilmiş davalı vekilince temyiz edilen karar Dairemizin 12.02.1998 tarih ve 1998/62-814 sayılı kararıyla onanmış, taraf vekillerince karar düzeltme talebinde bulunulmuştur.

Borçluya ait mahcuzun satış bedelinin bütün alacaklıların alacağını karşılamaması halinde düzenlenecek sıra cetveline karşı şikayet yoluyla tetkik merciinde, dava yoluyla mahkemede itiraz edilebilir, itiraz alacağın sırasına yönelikse ( İİK. madde 142/son ) şikâyet yoluyla tetkik merciinde, esas ve miktarına yönelikse dava yoluyla mahkemede ileri sürülmelidir. Davacı, davalı bankanın borçludan muaccel bir alacağı bulunmadığını ileri sürerek itiraz etmiştir.. Bu itirazın alacağın esasına yönelik bir itiraz olarak kabulü mümkün değildir. Zira, davalı bankanın borçludan kredi ilişkisinden kaynaklanan bir alacağı mevcuttur. Alacağın muaccel olmadığına yönelik itiraz takip borçlusu ve alacaklısının hukukunu ilgilendirdiğinden üçüncü şahısların bu yönde itiraz yapamayacağının kabulü gerekir. Davalı alacaklı bedeli paylaşıma konu mahcuzun 25.01.1996, 14.08.1996 ve 23.08.1996 tarihlerinde satışını talep ettiğinden 11.04.1995 tarihli haczi düşmemiştir.

Bu durumda düzenlenen sıra cetvelinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından davanın reddi gerekir. Açıklanan nedenlerle Dairemizin 12.02.1998 tarihli, 1998/62-824 sayılı onama kararının kaldırılarak hükmün bozulması gerekmiştir… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : İcra İflas Kanununun “”Cetvele itiraz”” başlıklı 142. maddesinde, borçluya ait mahcuzun bütün alacaklıların alacağını karşılamaması durumunda düzenlenecek sıra cetveline karşı alacaklıların başvurabileceği iki yol düzenlenmiştir. Bunlardan birisi alacağın sırasına yönelik olarak tetkik merciine şikâyet, diğeri ise esas ve miktarına yönelik olarak genel mahkemeye dava yoluyla itirazdır.

Davacı, genel mahkemede dava yoluyla itirazda bulunmuş ve davalı bankanın borçlunun muaccel olmamış borcuna dayanarak yaptığı takip ve haczin üçüncü kişi alacaklı olarak kendisi bakımından geçersiz olduğunu, sıra cetvelinin iptali ile yeniden düzenlenerek birinci sırada kendi alacak ve haczine yer verilmesini istemiştir.

Davalı, alacağının muaccel olduğu tarih esas alınsa dahi kendi takip ve haczinin davacınınkinden önce olduğunu, davanın reddini savunmuştur.

Yerel Mahkeme; Davalı bankanın takip ve haczinin borç muaccel olmadan takip yapılması nedeniyle geçersiz olduğuna, sıra cetvelinin iptali ile davacı alacağının 1. sıraya alınarak yeniden düzenlenmesine karar vermiştir.

Davalı banka vekilinin temyizi üzerine Özel Daire önce mahkemenin kararını değişik gerekçe ile onamış, davalı banka vekilinin esasa, davacı vekilinin de onama gerekçesinin düzeltilmesine yönelik karar düzeltme talepleri üzerine de; yukarıda açıklanan ilamdaki gerekçelerle davalı lehine bozmuştur.Yerel mahkeme; “”muacceliyet iddiasının tamamen alacağın esasına yönelik olduğu, sadece alacaklı ve borçluyu ilgilendirmeyip, üçüncü kişi durumundaki alacaklı davacının da hukukunu ilgilendirdiği, alacaklı davalı bankanın muaccel olmamış alacağın tahsiline yönelik geçersiz olan takibinin sonradan geçerli olamayacağı, aksine kabul şeklinin kötüye kullanmaya açık olup, bir takım kötüniyetli kişilerin anlaşarak muaccel olmamış alacağı takip ve buna itiraz etmeme yoluyla iyi niyetli üçüncü kişilerin sıralamada alt sıralara atabileceği, bunun da hukukça korunmasının mümkün olmadığı”” gerekçesiyle önceki kararında direnmiştir.

Muaccel olmayan bir alacağın takibe konu olması durumunda borçlu bu hususu ileri sürerek takibe itiraz edebilir. Borçlu, İİK.’nun 20. maddesi gereğince yasal sürelerden vazgeçerek itiraz yolunu seçmemiş ise bu vazgeçme üçüncü kişilere tesir etmez. Dolayısıyla aynı borçlunun üçüncü kişi durumundaki diğer bir alacaklısı yönünden takip ve haciz yasal sürelerin geçmesiyle hüküm ifade eder. Bu şekildeki bir takipten düzenlenen ve kendisine tebliğ olunan sıra cetveli ile haberdar olan alacaklı muacceliyete dolayısıyla takiple talep edilebilir bir alacağın yokluğuna ilişkin itirazını dava yoluyla mahkemede ileri sürebilir.

Esasen bu kabul şekli İİK.’nun 20. maddesinde yer alan “”bu Kanunun tayin ettiği müddetleri değiştiren bütün mukaveleler hükümsüzdür. Ancak, herhangi bir müddetin geçmesinden istifade hakkı olan borçlu bu hakkından vazgeçebilir. Bu vazgeçme üçüncü şahıslara tesir etmez”” şeklindeki hükme de uygun düşmektedir. Bu hüküm ile bir yandan takip alacaklısına borçluyla anlaşarak kısa sürede takibini kesinleştirme ve haciz koyma yetkisi tanınırken öte yandan bazı alacaklıların borçlu ile anlaşarak diğer alacaklıların önüne geçmesi önlenmiştir.

Bu durumda muaccel olmayan alacağı için takibe girişen herhangi bir alacaklının takibini yasal sürelerden vazgeçerek kabul eden borçlunun bu takibin kesinleşmesini sağlayarak diğer alacaklılarının aynı borçlu aleyhine giriştikleri takiplerin bu takip nedeniyle sıra cetvelinde alt sıralara düşmelerine yol açabilecekleri, alacağını tahsili güçleşen ve hatta imkânsızlaşan alacaklının muaccel olmamış alacağa ilişkin takibe dayanılarak düzenlenen derece kararına itiraz hakkı bulunduğu ve bunun da alacağın esasına yönelik bir itiraz olarak kabul edilmesi zorunludur. Somut olayda da; Davacı alacaklı, davalı bankanın takip tarihinde henüz talep edilebilir, bir alacağının olmadığını, alacağın bu nedenle sıra cetvelinde yer almaması gerektiğini öne sürmektedir. Bu doğrultuda davacı itirazı incelendiğinde takip tarihinde gerçekleşmediği ileri sürülen muaceliyetin süre unsurunun kapsamı içinde olduğu ve buna dayanan itirazın alacağın esasına hatta dolayısıyla miktarına da ilişkin olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

Buna göre, üçüncü kişi durumundaki alacaklı davacı, alacağın unsurları arasında yer alan muacceliyet iddiasını borçlu tarafından takibe itiraz konusu yapılmasa dahi sıra cetvelindeki konumuna etkisi ve alacağını tahsili ile yakından ilişkili olması nedeniyle üçüncü kişi olarak ileri sürebilir.

Kaldı ki; taraflar arasında da, davacının davalının alacağının muaccel olmadığına ilişkin itirazının alacağın esasına yönelik bir itiraz olduğu ve üçüncü kişi durumundaki davacı alacaklının bu hususu İİK.’nun 142/1. maddesi gereğince itiraz konusu edebileceği hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır ve bu husus temyize de konu edilmemiştir.

Bu yönleriyle Mahkemenin direnme kararında yer alan gerekçesi uygun bulunmuş ise de takibin tamamen geçersiz olduğuna ve sıra cetvelinin iptali ile davacının 1. sıraya alınmasına ilişkin gerekçesi ve varılan sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.

Burada muaccel olmayan alacak nedeniyle girişilen takibin davalı alacaklı banka ile lehine olan sürelerden vazgeçerek buna itiraz etmeyen borçlu yönünden geçerli olduğu şüphesizdir. Bu takip nedeniyle borçlu, alacaklı bankaya haciz isteme yetkisini temin etmiş ve alacaklı borçlunun mallarına haciz koymuştur. Başka bir alacak nedeniyle borçlu hakkında takibe girişen davacı alacaklının da borçluya ait mala haciz koyması karşısında bu iki hacizden hangisinin daha önce konulmuş sayılacağının belirlenmesi gerekir.

Davalı banka ile borçlu arasında kredi sözleşmesinden kaynaklanan borç taksitle ödeme koşuluna bağlanmış ve ilk taksitin ödenme tarihi olarak 07.05.1995 tarihi belirlenmiştir. Davalı bankanın takibi ise bu tarihten önce 11.04.1995 tarihini taşımaktadır ve aynı tarihte İİK.’nın 20. madde anlamında borçlunun kabulü ile kesinleşmiştir ve haciz de aynı tarihte uygulanmıştır. Borçlu kredi sözleşmesinde belirlenen ödeme planını icra müdürü önünde de kabul etmiş, ilk 5 taksiti ödemiştir. 07.10.1995 tarihinde ödenmesi gereken taksiti ise ödememiştir. Buna göre alacak 07.10.1995 tarihinde muaccel hale gelmiştir. Bu tarih de yine takip ve haczin kesinleşme tarihinden sonradır. Bu takibin tarafları açısından geçerli olduğu kabul edildiğine göre, haczin davacı üçüncü kişi alacaklı açısından hükmün ifade edeceği tarih, muacceliyet tarihi olan 07.10.1995 tarihine ilamsız takiplerdeki itiraz süresi olan 7 günlük sürenin eklenmesi yoluyla bulunan 14.10.1995 tarihidir. Bu tarihte üçüncü kişilere karşı icra takibi kesinleşmiş olur ve konulan haciz de yine bu tarihte hüküm ifade eder. Sıra cetvelinin düzenlenmesinde de bu tarih esas alınır. Davacının haczi 27.10.1995 tarihli olup, davalının üçüncü kişiler yönünden geçerli olan 14.10.1995 tarihli haczinden sonradır. Buna göre, alacaklı davalının sıra cetvelinde 1. sırada yer almasında usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Açıklanan bu gerekçelerle usul ve yasaya uygun bulunmayan direnme kararının bozulması gerekmiştir.

SONUÇ : Davalı banka vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının iadesine, 28.04.1999 gününde oybirliği ile karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 19 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

19. HUKUK DAİRESİ

E. 2010/14456

K. 2011/3650

T. 2.3.2011

• İTİRAZIN İPTALİ DAVASI ( Takip Talebine İtiraz Edilen Alacaklı Tarafından İtirazın Tebliğ Tarihinden İtibaren Bir Sene İçerisinde Açılacağı/Bir Yıllık Hak Düşürücü Sürenin Dava Şartı Olduğu – Resen Dikkate Alınacağı )

• HAK DÜŞÜRÜCÜ SÜRE ( İtirazın İptali Davası/İtirazın Tebliğ Tarihinden İtibaren Bir Sene İçerisinde Açılacağı – Bir Yıllık Hak Düşürücü Sürenin Dava Şartı Olduğu/Resen Dikkate Alınması Gerekeceği )

• DAVA ŞARTI ( İtirazın İptali Davası/Takip Talebine İtiraz Edilen Alacaklı Tarafından İtirazın Tebliğ Tarihinden İtibaren Bir Sene İçerisinde Açılacağı – Sürenin Resen Dikkate Alınacağı )

6762/m.589

2004/m.19, 67

ÖZET : Davacı vekili, davaya konu bonoda müvekkilinin hamil olduğunu, kendinden önceki cirantalardan biri olan davalı ve diğer borçlulara ilamsız takip başlattığını ileri sürerek, bu takibe davalının yaptığı itirazın iptalini talep etmiştir. İtirazın iptali davasının, takip talebine itiraz edilen alacaklı tarafından itirazın tebliğ tarihinden itibaren bir sene içerisinde açılması gerekir. İtirazın iptali davasının dava şartlarından olan ve hak düşürücü süre niteliğinde bulunan re’sen dikkate alınması gereken 1 yıllık sürede davanın açılmamış olduğu gözetilerek karar verilmelidir.

DAVA : Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükümün süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Davacı vekili, davaya konu 20.000.-YTL.lik bonoda müvekkilinin hamil olduğunu, kendinden önceki cirantalardan biri olan davalı ve diğer borçlulara ilamsız takip başlattığını ileri sürerek, bu takibe davalının yaptığı itirazın iptalini talep ve dava etmiştir.

Davalı vekili, davacı alacaklı tarafından başlatılan takibe daha önce müvekkilinin borç yönünden kendinden önceki ciranta dava dışı M.A’nın imza yönünden itirazı üzerine icra Tetkik Merciince lehlerine takiplerin durdurulmasına karar verildiğini, ancak davacının bu sefer ilamsız takip yoluna geçtiğini, davacıya borç olmadığı gibi, davacının müvekkiline süresi içinde ödememe protestosu çekmediğini, genel haciz yoluyla takibin protesto şartını kaldıramayacağını belirterek davanın reddini istemiştir.

Mahkemece, takibe konu senette davalının ciranta konumunda olduğu gibi, T.T.K.nun 589. maddesi gereği önceki cirantanın imza inkarı olsa dahi davalının imzası inkar edilmediğinden ciranta sıfatı ile borçlu bulunduğu ve İ.İ.K.na göre bu itiraz takibi durdurmayacağından, davanın kabulüne, icra takibine vaki itirazın iptaline, takibin devamına, itiraz yasal dayanaktan yoksun ve kötüniyetle yapıldığı kanaatine varıldığından asıl alacak üzerinden hesaplanan % 40 icra inkar tazminatı olan 8.000.00.-YTL.nin davalıdan tahsiline karar verilmiş, hüküm davalı vekilince temyiz edilmiştir.

İtirazın iptali davasının, takip talebine itiraz edilen alacaklı tarafından itirazın tebliğ tarihinden itibaren bir sene içerisinde açılması gerekir. Bu sürenin hesaplanmasında İ.İ.K.nun 19. maddesi hükmü dikkate alınmalıdır. İ.İ.K.nun 67. maddesinde gösterilmiş olan bu süre hak düşürücü süredir. Somut olayda, davalı borçlunun itirazının ve itiraz dilekçesinin davacı’alacaklıya 6.10.2005 tarihinde tebliğ edildiği çekişmesizdir. Hatta davacı vekilinin 28.3.2008 havale tarihli temyizce cevap dilekçesinde, davalının itiraz dilekçesini 6.10.2005 tarihinde taraflarınca tebliğ alındığını da belirtmiştir. İtirazın iptali davasının açılma tarihi 31.10.2006’dir. Bu durumda itirazın iptali davasının dava şartlarından olan ve hak düşürücü süre niteliğinde bulunan re’sen dikkate alınması gereken 1 yıllık sürede davanın açılmamış olduğu gözetilerek bir karar verilmesi gerekirken, bu yönün gözardı edilerek işin esasına girilip hüküm kurulması doğru görülmemiştir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan sebeplerle hükümün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre diğer yönlerin şimdilik incelenmesine yer olmadığına, peşin harcın istenmesi halinde iadesine, 2.3.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 19 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

12. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/4308

K. 2011/20584

T. 27.10.2011

• KAMBİYO SENETLERİNE MAHSUS HACİZ YOLUYLA TAKİP ( Yasal Beş Günlük Ödeme Süresinin Son Gününün Kurban Bayramının 1. Gününe Rastladığı – Borçlunun Resmi Tatili Takip Eden Günde Yaptığı Başvurusunun Süresinde Olduğu )

• SÜRELERİN HESAPLANMASI ( Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yoluyla Takip – Beş Günlük Sürenin Hesabında Tebligatın Yapıldığı İlk Gün Dikkate Alınmayacağı ve Sürenin Son Günü Resmi Tatil Gününe Rastlarsa Süre Tatili Takip Eden Günde Biteceği )

• SÜRENİN SON GÜNÜNÜN RESMİ TATİL GÜNÜNE RASTLAMASI ( Süre Tatili Takip Eden Günde Biteceği – Ödeme Süresinin Son Gününün Kurban Bayramının 1. Gününe Rastladığı/Borçlunun Resmi Tatili Takip Eden Günde Yaptığı Başvurusunun Süresinde Olduğu )

• TATİLE RASTLAYAN SON ÖDEME GÜNÜ ( Borçlunun Resmi Tatili Takip Eden Günde Yaptığı Başvurusunun Süresinde Olduğu – ( Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yoluyla Takip )

• ÖDEME SÜRESİNİN HESAPLANMASI ( Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yoluyla Takip – Beş Günlük Sürenin Hesabında Tebligatın Yapıldığı İlk Gün Dikkate Alınmayacağı ve Sürenin Son Günü Resmi Tatil Gününe Rastlarsa Süre Tatili Takip Eden Günde Biteceği )

2004/m.19,168

ÖZET : İ.İ.K. nun 19. maddesine göre de, beş günlük sürenin hesabında, tebligatın yapıldığı ilk gün dikkate alınmaz ve sürenin son günü resmi tatil gününe rastlarsa süre, tatili takip eden günde biter. Somut olayda, ödeme emrinin borçluya 11.11.2010 tarihinde tebliğ edildiği, yasal beş günlük sürenin son günü olan 16.11.2010 tarihinin Kurban Bayramının 1. gününe rastladığı ve tatilin 21.11.2010 pazar günü bittiği, buna göre, borçlunun, resmi tatili takip eden günde yaptığı 22.11.2010 tarihli başvurusunun süresinde olduğu görülmektedir. Mahkemece, itirazın esasının incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir.

DAVA : Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olmakla okundu ve gereği düşünüldü:

KARAR : Alacaklı tarafından bonoya dayalı olarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla başlatılan takibe karşı borçlunun, icra müdürlüğünün yetkisine ve borca itirazlarını bildirerek icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece, itirazın süresinde yapılmadığı gerekçesiyle reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.

İ.İ.K. nun 168/3-5. maddesi gereğince, borçlunun, borçlu olmadığına veya borcun itfa edildiğine veya mehil verildiğine veya alacağın zamanaşımına uğradığına veya yetkiye ve imzaya dair itirazlarını ödeme emri tebliğinden itibaren beş gün içinde icra mahkemesine bildirmesi zorunludur.

İ.İ.K. nun 19. maddesine göre de, beş günlük sürenin hesabında, tebligatın yapıldığı ilk gün dikkate alınmaz ve sürenin son günü resmi tatil gününe rastlarsa süre, tatili takip eden günde biter.

Somut olayda, ödeme emrinin borçluya 11.11.2010 tarihinde tebliğ edildiği, yasal beş günlük sürenin son günü olan 16.11.2010 tarihinin Kurban Bayramının 1. gününe rastladığı ve tatilin 21.11.2010 pazar günü bittiği, buna göre, borçlunun, resmi tatili takip eden günde yaptığı 22.11.2010 tarihli başvurusunun süresinde olduğu görülmektedir.

O halde, mahkemece, itirazın esasının incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle istemin süre aşımından reddi isabetsizdir.

SONUÇ : Borçlunun temyiz itirazlarının kabulüyle mahkeme kararının yukarda yazılı sebeplerle İ.İ.K. 366 ve H.U.M.K.nun 428 inci maddeleri uyarınca ( BOZULMASINA ), 27.10.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 19 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

23. HUKUK DAİRESİ

E. 2011/802

K. 2011/2407

T. 7.12.2011

• SIRA CETVELİNİN İPTALİ ( Sıra Cetvelinde Şikayet Olunanlara Ayrılmış Olan Miktarın Şikayetçiye Ödenmesi İstemi – Sıra Cetveline Yönelik İtirazlar Sıra Cetvelinin Tebliğinden İtibaren Yedi Gün İçinde Yapılacağı)

• İTİRAZ SÜRESİ ( Sıra Cetveline Yönelik İtirazlar Sıra Cetvelinin Tebliğinden İtibaren Yedi Gün İçinde Yapılacağı – Bu Sürenin Son Günü Kurban Bayramının 4. Günü Olup Resmi Tatile Rastladığı/Bu Tarihi Takip Eden İlk İş Gününde Yapılan Şikayetin Süresinde Olduğu)

• SIRA CETVELİNE YÖNELİK İTİRAZLAR ( Sıra Cetvelinin Tebliğinden İtibaren Yedi Gün İçinde Yapılacağı)

• ŞİKAYET SÜRESİ ( Sıra Cetveline Yönelik İtirazlar Sıra Cetvelinin Tebliğinden İtibaren Yedi Gün İçinde Yapılacağı – Bu Sürenin Son Günü Kurban Bayramının 4. Günü Olup Resmi Tatile Rastladığı/Bu Tarihi Takip Eden İlk İş Gününde Yapılan Şikayetin Süresinde Olduğu)

2004/m.19,141,142

2429/m.2

ÖZET : Talep, sıra cetvelinin iptali ve sıra cetvelinde şikayet olunanlara ayrılmış olan miktarın şikayetçiye ödenmesi istemine ilişkindir. Sıra cetveline yönelik itirazlar sıra cetvelinin tebliğinden itibaren yedi gün içinde yapılır. 2429 Sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunu’nun 2. maddesinde resmi ve dini bayram günleriyle yılbaşı gününün genel tatil günleri olduğu açıklanmıştır. Somut olayda, sıra cetveli şikayetçi vekiline 12.11.2010 günü tebliğ edilmiş, şikayet başvurusu ise 22.11.2010 günü yapılmıştır. Yedi günlük şikayet süresinin son günü olan 19.11.2010 Cuma günü kurban bayramının 4. günü olup resmi tatile tesadüf etmektedir. İcra ve İflas Kanunu’nun 19. maddesinin 2. fıkrası gereğince bu tarihi takip eden ilk iş günü olan 22.11.2010 tarihinde yapılan şikayet başvurusu süresindedir. Bu durumda mahkemece şikayetin esasına girilerek, tarafların delillerinin toplanmasından sonra sonucuna göre hüküm kurulması gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki sıra cetveline şikayet davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı şikayetin reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde şikayetçi vekilince temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

KARAR : Şikayetçi vekili, şikayet dışı borçlu hakkında yaptıkları icra takibi kapsamında borçlunun marka haklarına haciz konulduğunu, aynı markalara şikayet olunanların alacaklı oldukları başka bir icra takipleri kapsamında da haciz konulduğunu, satış bedelinin sıra cetvelindeki ilk beş sıradaki alacaklılara ödenmesine karar verildiğini, ancak satış isteme süresini geçirmiş olan ilk dört sıradaki alacaklıları da kapsayacak şekilde sıra cetveli düzenlenmesinin doğru olmadığını ileri sürerek, sıra cetvelinin iptaline ve şikayet olunanlara ayrılan miktarın müvekkiline ödenmesine karar verilmesini istemiştir.

Şikayet olunan M. Z. ve diğerleri vekili, şikayetin süresinde yapılmadığını ve doğru olmadığını ileri sürerek reddine; diğer şikayet olunan Mevlüde vekili de şikayetin doğru olmadığını ileri sürerek reddine karar verilmesini istemişlerdir. Mahkemece, iddia, savunma, toplanan kanıtlar ve tüm dosya kapsamına göre, şikayetin yedi günlük sürede yapılmadığı gerekçesiyle reddine karar verilmiştir. Kararı, şikayetçi vekili temyiz etmiştir.

Talep, sıra cetvelinin iptali ve sıra cetvelinde şikayet olunanlara ayrılmış olan miktarın şikayetçiye ödenmesi istemine ilişkindir.

Sıra cetveline yönelik itirazlar sıra cetvelinin tebliğinden ( İ.İ.K. 141. m.) itibaren yedi gün içinde yapılır ( İ.İ.K. 142. m.). 2429 Sayılı Ulusal Bayram ve Genel Tatiller Hakkında Kanunu’nun 2 nci maddesinde resmi ve dini bayram günleriyle yılbaşı gününün genel tatil günleri olduğu açıklanmıştır. Buna göre genel tatil günleri, 1 Ocak, 23 Nisan, 19 Mayıs. 30 Ağustos günleriyle Arife günü saat 13.00’da başlanan 3.5 günlük Ramazan Bayramı ve Arife günü saat 13.00’de başlayan 4.5 günlük Kurban Bayramı günlerinden oluşur. Somut olayda, sıra cetveli şikayetçi vekiline 12.11.2010 günü tebliğ edilmiş, şikayet başvurusu ise 22.11.2010 günü yapılmıştır. Yedi günlük şikayet süresinin son günü olan 19.11.2010 Cuma günü kurban bayramının 4. günü olup resmi tatile tesadüf etmektedir. İcra ve İflas Kanunu’nun 19. maddesinin 2. fıkrası gereğince bu tarihi takip eden ilk iş günü olan 22.11.2010 tarihinde yapılan şikayet başvurusu süresindedir. Bu durumda mahkemece şikayetin esasına girilerek, tarafların delillerinin toplanmasından sonra sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken süre geçtiğinden bahisle şikayetin reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle, şikayetçi vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün, şikayetçi yararına BOZULMASINA, peşin harcın istenmesi halinde iadesine, 07.12.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

2004 SAYILI İİK MADDE 19 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2002/6-23

K. 2002/94

T. 13.2.2002

• İKTİSAP VE İŞYERİ İHTİYACI NEDENİYLE TAHLİYE DAVASI ( İhtarnamenin İktisaptan İtibaren Bir Ay İçinde Tebliğinin Gerekmesi )

• İHTİYAÇ NEDENİYLE TAHLİYE DAVASI ( İhtarnamenin İktisaptan İtibaren Bir Ay İçinde Tebliğinin Gerekmesi )

• TAHLİYE DAVASI ( İktisap Nedeniyle Açılan Davada İhtarnamenin İktisaptan İtibaren Bir Ay İçinde Tebliğinin Gerekmesi )

• İHTARNAMENİN TEBLİĞİ ( İktisap Nedeniyle Açılan Davada İhtarnamenin İktisaptan İtibaren Bir Ay İçinde Tebliğinin Gerekmesi )

1086/m.161,162

818/m.76

2004/m.19

6570/m.7/d

ÖZET : 6570 sayılı Yasanın 7/d maddesine dayanan tahliye davasında ihtarnamenin iktisaptan itibaren bir ay içinde tebliği şarttır. Ancak bir ayın son günü resmi bir tatil gününe rastladığında sürenin, tatili takip eden ilk iş günü tatil saatinde biteceği unutulmamalıdır.

DAVA : Taraflar arasındaki “İhtiyaç nedeniyle tahliye ve aktin feshi” davasrndan dolayı yapılan yargılama sonunda; ( Beyoğlu İkinci Sulh Hukuk Mahkemesi )nce davanın kabulüne dair verilen 7.6.2001 gün ve 2000/747 E. 2001/326 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekil tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Altıncı Hukuk Dairesinin 20.9.2001 gün ve 2001/6697 E. 6841 K, sayılı ilamı ile; ( … Dava iktisap ve işyeri ihtiyacı nedeniyle kiralanın tahliyesi istemine ilişkin olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hükmü davalı vekili temyiz etmiştir.

6570 sayılı Yasa kapsamına giren kiralananı iktisap eden kimse dilerse eski malik ile kiracının yaptığı sözleşmeye dayanarak aktin hitamında, isterse 6570 sayılı Yasanın 7/d maddesindeki sürelerden yararlanarak kiracı hakkında ihtiyaç rıedeniyle dava açabilir. Bu iki yoldan hangisi yararına ise onu seçmek yeni malikin hakkıdır. Dava 6570 sayılı Yasanın 7/d maddesine dayanılıyorsa yeni malikin dava açabilmesi için iktisaptan itibaren bir ay içinde kiralananı satın aldığı ihtiyacında kullanacağını kiracıya bildirmesi yine iktisaptan itibaren 6 ayın geçmesini beklemesi gerekir. İhtarın iktisaptan itibaren 1 ay içinde kiracıya keşidesi değil tebliği şarttır. Davanın iktisabı izleyen 8 ay geçtikten sonra açılması süreye bağlı değildir. Aktin sonuna kadar dava ikamesi mümkündür. 1 ayın ve 6 ayın hesabında iktisap edilen günün de hesaba dahil edilmesi gerekir. 6 aylık süre dolmadan açılması nedeniyle dava reddedilirse bu süre dolduktan sonra aynı nedenle ikinci dava açılabilir. Birinci davanın derdestliği ve kesin hüküm sayılması söz konusu değildir. Ancak iktisabı izleyen 1 ay içinde ihtar tebliğ edilmemişse sonradan bunun giderilmesi mümkün değildir.

Olayımızda; davacı Latife taşınmazı 2.4.2000 tarihinde iktisap etmiş; 22.5.2000 tarihinde keşide ve tebliğ tarihli ihtarname ile davalının tahliyesini talep etmiş ve 6 aylık sürenin sonunda iş bu davayı açmış ise de iktisaptan itibaren 1 ay geçtikten sonra iktisap ve tahliye iradesi davalıya bildirildiğinden süre yönünden davanın reddi gerekirken bu durum göz önünde tutulmadan işin esasına girilerek tahliye kararı verilmesi hatalı olduğundan hükmün bozulması gerekmiştir… ) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Dava, yeni malikin işyeri ihtiyacı nedeniyle tahliye ve aktin feshi istemine ilişkindir.

Mahkemenin davanın kabulüne ilişkin olarak verdiği karar Özel Dairece yukarıdaki gerekçe ile bozulmuştur.

Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlığın ihtarnamenin süresi içerisinde tebliğ edilip edilmediği ve bu uyuşmazlıkla uygulanacak hükümlerin nelerden ibaret olduğu noktasında toplandığı anlaşılmaktadır.

HUMK.nun 161-162 BK. 76, İİK.19. maddelerinde gün ve hafta olarak tayin olunan sürelerin hesaplanmasında gün olarak tayin olunan sürelerde, tefhim veya tebliğ günû olan ilk günün hesaba katılmayacağı, sürelerin son günün tatil saatinde biteceği, hafta veya ay olarak tayin edilen sürelerde ise sürenin başladığı güne son haftada veya ayda tekabül eden günün tatü saatinde biteceği, ay olarak tayin edilmiş olan bir sürenin hesabında başladığı güne tekabül eden bir gün yoksa, bittiği ayın son günü tatil saatinde sona ereceği belirtilmiştir.

Öte yandan resmi tatil günlerinin de süreye dahil olduğu, ancak bir sürenin sonuncu günü resmi bir tatil gününe ( örneğin Pazara ) rastlarsa, süre tatili takip eden ilk iş günü ( örnekte Pazartesi ) tatil saatinde biteceği ifade edilmiştir.

Bununla birlikte Tebligat Kanununun 33. maddesi, Tebligat Tüzüğünün 53. maddesi ve Tebligat Rehberinin 43. maddelerinde; Resmi ve adli tatil günlerinde de tebligat yapılabileceği öngörülmüştür.

Tebligat Yasasında açıklanan bu ilke yapılan tebligatın geçerliliğine ilişkin olup sürelerin hesabı söz konusu olduğunda HUMK.nun 161-162. BK.76 ve İİK.19. maddelerinde açıklanan genel ilkeye göre hesaplama yapılması gereği açıktır.

Diğer taraftan Medeni Yasa ile diğer yasalardaki usule ilişkin sürelerin hesaplanmasında da HUMK. m.161-162 hükümleri uygulanır ( İİK. m. 19, İYUK. m. 8, AYİMK.M.56, CMUK.m.39-40, BK.m.75-77.353 sayılı Yasasının 53. hükümleri de benzer şekilde düzenlenmiştir. ) ( Bkz. Prof.Dr.Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü Altıncı Baskı Cilt V. sayfa 5456-5463 ).

Davacı tarafından dava konusu taşınmaz 21.5.2000 tarihinde iktisap edilmiş ihtar, davalıya 22.5.2000 tarihinde teblığ edilmiştir.

Yukarıda açıklanan ilkeler ışığında somut olaya baktığımız da; 21.4.2000 günü başlayan 1 aylık süre, 21.5.2000 günü sona ermektedir. Ancak 21.5.2000 günü resmi tatil ( olayımızda Pazar ) gününe rastladığından süre 22.5.2000 günü ( olayımızda Pazartesi ) mesai saati bitimine kadar uzamış olup, ihtarnamenin süresi içinde yapıldığının kabulü gerekir. Nitekim dairenin yerleşik uygulamasının da, sürelerin hesabında Usul Yasasının 161-162. maddelerinin uygulanacağı yönünde olduğu anlaşılmaktadır ( Bkz.Y.6.H.D. 17.2.1987 T. 15862-1647 sayılı kararı, 19:11.1985 tarih 1985/11305 E. 1985/12552 K. sayılı ilamları ).

Bu nedenle yerel mahkemenin ihtarnamenin süresi içinde tebliğ edildiğine ilişkin direnmesi yerindedir. Ne var ki, davalı vekilinin temyiz itirazları Dairesince incelenmediğinden, bu yönlerin incelenmesi için dosya Özel dairesine gönderilmelidir.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı yerel mahkemenin direnmesi yerinde ise de işin esasına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 6. Hukuk Dairesine gönderilmesine, 13.2.2002 gününde oybirliği ile karar verildi.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 43 takipçiye katılın