5237 SAYILI TCK MADDE 315 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2007/9-282

K. 2008/44

T. 4.3.2008

• SUÇ İŞLEMEK AMACIYLA ÖRGÜT KURMA ( Örgüte Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşleyen Kişi Ayrıca Örgüte Üye Olmak Suçundan Dolayı Cezalandırılacağı )

• ÖRGÜTE ÜYE OLMAMAK ( Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşleyen Kişi Ayrıca Örgüte Üye Olmak Suçundan Dolayı Cezalandırılacağı )

• ÖRGÜT ADINA SUÇ İŞLEME ( Örgüte Üye Olmamakla Birlikte Örgüt Adına Suç İşleyen Kişi Ayrıca Örgüte Üye Olmak Suçundan Dolayı Cezalandırılacağı )

• YARDIM ETME ( Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma – Örgütün Faaliyetleri Doğrultusunda İşlenen Suçlardan da Ayrıca Sorumluluk Esası Kabul Edildiği/Yardım Etme Fiilleri de Örgüt Üyeliği Kapsamında Değerlendirildiği )

• ÖRGÜTE SİLAH SAĞLAMA ŞEKLİNDEKİ YARDIM FİİLLERİ ( 5237 Sayılı TCY’nın 315. Maddede Bağımsız Olarak Diğer Yardım Fiilleri İse Örgütün Niteliğine Göre Anılan Yasanın 220 İle 314. Maddeleri Kapsamında Yaptırıma Bağlandığı )

• ÖRGÜTE AİT YAYIN ORGANLARININ YAYINLARI VE ÇAĞRILARI ( Bu Çağrının Belirli Bir Kişiye Yapılmış Olmasına Gerek Bulunmadığı – Örgütün Bilgisi ve İstemi Doğrultusunda Gerçekleştiren Bu Eylemlerin Örgüt Adına Gerçekleştiğinin Sabit Olduğu )

• GÖREVLİ MAHKEME ( Örgüt Adına Suç İşleme – Örgüt Faaliyeti Kapsamında İşlenen Suçlardan İse Davaya Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemesince Bakılacağı )

• ÖRGÜT FAALİYETLERİ KAPSAMINDA İŞLENEN SUÇ ( Anılan Suçlar Örgüte Üyelik veya Bu Mahkemelerin Görev Alanında Bulunan Suçların Kanıtını ve Dayanağını Oluşturmakta İse Davaya Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemesince Bakılacağı )

5237/m.220/6,314/2-3,315

3713/m.5,7

2911/m.32/3

5271/m.250,252/1-g

ÖZET : 1- 5237 sayılı TCY’nın, 314. maddesinin 3. fıkrasında; “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.” hükmüne yer verilip, örgüt kurma suçuna ilişkin 220. maddenin 6. fıkrasında ise “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı” cezalandırılacağı belirtilmiş, anılan normun konuluş amacı gerekçesinde; “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır.” şeklinde açıklanmış, 765 sayılı TCY’nın sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla düzenlenen maddede, örgütün faaliyetleri doğrultusunda işlenen suçlardan da ayrıca sorumluluk esası kabul edilmiş, yardım etme fiilleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir şekilde örgüte yardım suçuna yer verilmemiş, gösterdiği vahamet dikkate alınarak örgüte silah sağlama şeklindeki yardım fiilleri 315. maddede bağımsız olarak, diğer yardım fiilleri ise örgütün niteliğine göre anılan Yasanın 220 ile 314. maddeleri kapsamında yaptırıma bağlanmıştır.

İnceleme konusu somut olayda; örgütün genel çağrısı, örgüte ait yayın organlarının yayınları ve çağrıları ile somutlaşmış olup, bu çağrının belirli bir kişiye yapılmış olmasına gerek bulunmamaktadır. Örgütün bilgisi ve istemi doğrultusunda gerçekleştiren bu eylemlerin, örgüt adına gerçekleştiği sabittir. Örgüt adına gerçekleştirilen bu eylemlere katılan sanığın eylemi diğer suçların yanında 5237 sayılı TCY’nın 314/3 ve 220/6. maddeleri yollamasıyla 314/2. maddesine de aykırılık oluşturmaktadır.

2- Anılan suçlar, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan ise veya anılan suçlar örgüte üyelik veya bu mahkemelerin görev alanında bulunan suçların kanıtını ve dayanağını oluşturmakta ise, bu suçlara da aralarındaki zorunlu irtibat nedeniyle, Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemesince bakılması zorunludur.

DAVA : Sanık Felat Özer’in, 5237 sayılı TCY’nın 314/3, 220/7-6. maddeleri yollamasıyla aynı Yasanın 314/2, 53, 63, 58/9 ve 3713 sayılı TMY’nın 5. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında;

Sanığın 3 ayrı tarihte gerçekleştirdiği eylemlerinin örgüte yardım etmek suçunu oluşturmayıp, bağımsız 3 ayrı suç oluşturduğu gerekçeleriyle;

1- 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 7/2, 5237 sayılı TCY’nın 62/1 maddeleri uyarınca on ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,

2- 2911 sayılı Yasanın 32/3, 5237 sayılı TCY’nın 62/1. maddeleri uyarınca üç yıl dört ay hapis cezası ile cezalandırılmasına,

3- 2911 sayılı Yasanın 32/1, 5237 sayılı TCY’nın 62/1. maddeleri uyarınca bir yıl sekiz ay hapis ve 500.-YTL adli para cezası ile cezalandırılmasına;

Her suç yönünden ayrı ayrı olmak üzere, 5237 sayılı TCY’nın 53/1. maddesi gereğince hüküm olunan hapis cezasının yasal sonucu olarak; fıkranın ( a ), ( b ), ( c ), ( d ) ve ( e ) bendlerindeki haklardan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar yoksun bırakılmasına, ( c ) bendinde belirtilen güvenlik tedbirinin aynı Yasanın 53/3 maddesi gereğince koşullu salıverilme süresine kadar uygulanmasına,

4- 5237 sayılı TCY’nın 63. maddesi gereğince sanığın tutuklulukta ve gözetim altında geçirdiği sürenin mahkumiyetinden indirilmesine ve tutukluluk halinin devamına, ilişkin Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 29.09.2006 gün ve 199-195 sayılı hüküm;

O Yer C.Savcısı ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 21.02.2007 gün ve 8821-1380 sayı ile;

“… 5237 sayılı TCK.nun 314. maddesinin 3.fıkrasında “suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler bu suç açısından aynen uygulanır” denilmekte anılan Yasanın 220. maddesinin 6.fıkrasında ise “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır” hükmünü taşımaktadır.

Anılan yasa maddelerinin amaç kapsam ve gerekçesi birlikte nazara alındığında, 5237 sayılı TCK.nun suçların içtimaı bakımından gerçek içtima kurallarını benimsediği suç oluşturan kaç eylem varsa o kadar suç ve kaç suç varsa o kadar ceza vardır, ilkesi doğrultusunda düzenlendiği anlaşılmaktadır.

Bu ilkeler ışığında somut olay incelendiğinde; sanığın silahlı terör örgütü PKK.nın amacı doğrultusunda ve yaptığı eylem çağrısı üzerine organize edilen 26.2.2006, 21.3.2006 ve 28-31.3.2006 tarihlerindeki korsan gösterilere katılmak, örgüte ait amblem ve işaretlerle Abdullah Öcalan’ın posterlerini taşıyan göstericilerin önünde yer alıp polise saldırmaları için talimat vermek ve bizzat polise saldırmak, örgütçe yapılan çağrıya uygun olarak güvenlik güçlerinin operasyonlarında öldürülen örgüt mensuplarının cenazelerini teslim alan grup içerisinde yer almak, zafer işareti yapıp “Öcalan siyasi irademizdir” “Başkan siyasi irademizdir” “Gerilla vuruyor, Kürdistanı kuruyor” şeklinde sloganlar atmak, ateş yakarak yolu trafiğe kapatan grubu yönlendirmek suretiyle, örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlediği tüm dosya kapsamından anlaşılmakla hem silahlı örgüt üyesi olmak suçundan hem de suç oluşturan fiilleri nedeniyle ayrı ayrı cezalandırılması gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde hüküm tesisi,

2- Kabule göre de;

a- 5271 sayılı CMK.nun 250. maddesinde sayılan suçlara bakmak üzere kurulan mahkemenin anılan Yasanın 252/1-g. maddesindeki istisna hükmü de nazara alındığında, 2911 sayılı Yasaya aykırılık suçu ile ilgili olarak açılan davaya bakmasına yasal olanak bulunmadığından bu konuda görevsizlik kararı verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,

b- Atılı suçun niteliği ve olayda doğrudan zararının söz konusu olmayan Hazinenin davaya katılma talebinin reddi yerine kabulüne karar verilerek lehine vekalet ücretine hükmedilmesi…” isabetsizliğinden bozulmuştur.

Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesince 31.05.2007 gün ve 163-218 sayı ile; kabule göre yapılan bozmanın ( b ) bendine uyulmak suretiyle gereği yapılmış, diğer bozma nedenlerine karşı ise;

“Mahkememizce sanığın örgütün yararına olan, örgütün hareketlerini kolaylaştıran, bir başka deyimle örgütün hareketlerini teshil edici nitelikteki bu eylemlere katılmasının örgüte yardım suçunu oluşturmayacağı, yardım suçunun maddi unsurunun silahlı terör örgütü mensubunun konumunu bilerek yakalanmasını ve cezai kovuşturmaya uğramasını önlemek amacıyla bir yerden bir yere götürmek, sınırdan geçirmek, sahte kimlik temin etmek, barındırmak, saklamak, tedavi ettirmek, örgüte eleman kazandırmak, silah sağlamak gibi somut ve doğrudan doğruya fiiller olabileceği, olayda ise sanığın bu şekilde örgüte doğrudan doğruya bir yardımının sözkonusu olmaması nedeniyle eylemlerinin bütününün yardım suçunu oluşturmayacağı kanaatine varılmıştır.

Olayda tartışılması gereken ikinci konu; sanığın sabit kabul edilen iki ayrı 2911 sayılı Kanuna Muhalefet ve terör örgütünün propagandasını yapmak suçlarının “örgüt adına” işlenip işlenmediğidir.

5237 sayılı TCY’nın 220/6. maddesinde örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı da cezalandırılacağı belirtilmiştir.

Ancak, gerek madde metninde gerekse gerekçesinde “örgüt adına suç işlemek” tabiri ile ilgili herhangi bir açıklık bulunmamaktadır.

Kanaatimizce, 5237 sayılı TCY’nın 220/6. maddesi ile amaçlanan husus, taşeron olarak örgüt adına suç işleyen kişilerin hem işledikleri suçtan hem de adına suç işledikleri örgütün üyesi olmak suçundan dolayı cezalandırılmalarını sağlamaktır. Sözgelimi, örgüt adına bombalama, adam öldürme, yol kesme gibi suçları işleyen kişiler örgüt adına suç işlemiş olup bu kişilerin ayrıca örgüt üyesi olarak cezalandırılmaları doğaldır.

Buna karşılık örgütün soyut ve genel çağrısı üzerine bir terör örgütü mensubunun cenazesine veya nevruz kutlamalarına katılma ve slogan atarak örgüt propagandası yapılması halinde bu suçların örgüt adına işlendiğini söylemek mümkün değildir. Örgüt adına suç işlendiğinin söylenebilmesi için örgütün eylem çağrısının muhatabı belirsiz bir topluluğa değil, doğrudan doğruya fiili icra edecek kişiye yöneltilmiş olması gerekir.

Anayasa Mahkemesinin 31/03/1992 tarih ve E. 1991/18; K. 1992/20 sayılı kararında da ( RG 27 Ocak 1993/21478 Mükerrer, sh. 31 ); örgüt adına suç işlemekten söz edilebilmesi için suçun örgütün bilgisi ve istemi dahilinde işlenmesi gerektiği açıklanmıştır.

Bu nedenle olayda 5237 sayılı TCY’nın 220/6. maddesi anlamında “örgüt adına suç işleme” durumu sözkonusu olmadığından sanık Felat Özer’in ayrıca örgüt üyesi olmak suçundan dolayı cezalandırılması mümkün değildir.

Olayda tartışılması gereken üçüncü konu; sanığın sabit kabul edilen ancak mahkememizin görev alanına girmeyen 2911 sayılı Yasaya aykırılık suçlarından dolayı görevsizlik kararı verilmesinin zorunlu olup olmadığıdır.

Her ne kadar kabule göre yapılan bozmalara karşı uyma yada direnme kararı verilmesi mümkün değil ise de burada görev konusu üzerinde durulması gereklidir.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi bozma ilamında 5271 sayılı CMY’nın 252/1-g maddesindeki istisna hükmü nazara alındığında 2911 sayılı Yasaya aykırılık suçu ile ilgili olarak görevsizlik kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir.

Bu durumda; Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bozma ilamına uyulduğu takdirde sanık Felat Özer, örgüt adına 2911 sayılı Yasaya aykırılık suçu işlediği için örgüt üyesi gibi cezalandırılacak ancak sanığın işlediği kabul edilen 2911 sayılı Yasaya aykırılık suçları ile ilgili olarak görevsizlik kararı verilecektir. Yani sanık görevsizlik kararı ile Asliye Ceza Mahkemesine gönderilen bir suçu işlediği için örgüt üyesi gibi cezalandırılacaktır. Bu durumda karşımıza şöyle bir sorun çıkmaktadır: Asliye Ceza Mahkemesi sanığın beraatine karar verirse yani sanığın örgüt adına işlediği iddia olunan suçu sabit görmez ise ortaya çıkacak olan çelişki nasıl giderilecektir?

Bu sorunun çözümü için yapılması gereken şey bağlantılı davalarda üst dereceli mahkemenin alt dereceli mahkemelerin görev alanına giren suçlara bakmakla da görevli olduğunu kabul etmektir.

Ancak mahkememizce direnme kararı verildiği için böyle bir durumun ortaya çıkması söz konusu değildir. Zira mahkememizce sanık Felat Özer’in “örgüt adına suç işleyen” konumunda olmadığı kabul edilmiş ve hakkında örgüt üyeliği suçundan hüküm kurulmamıştır. Mahkememizce, davanın başlangıçta görev alanında olan örgüt üyeliği suçundan açılmış olması nedeniyle değişen suç vasfına göre 2911 sayılı Yasada yazılı suçlardan dolayı hüküm kurulmasının mümkün olduğu, görevsizlik kararı verilmesinin alt dereceli mahkemeyi suç vasfını kabule zorlamak anlamına geleceği kanaatine varılmıştır” gerekçesiyle ilk hükümde oyçokluğuyla direnilmiştir.

Bu hükmün de, O Yer C.Savcısı, sanık müdafii ve katılan idare vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya Yargıtay C.Başsavcılığının “bozma” istekli 07.12.2007 gün ve 231041 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği görüşülüp, konuşuldu:

KARAR : Sanık Felat Özer’in, 5237 sayılı TCY’nın 314/3, 220/7-6. maddeleri yollamasıyla aynı Yasanın 314/2, 53, 63, 58/9 ve 3713 sayılı TMY’nın 5. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında;

Sanığın 3 ayrı tarihte gerçekleştirdiği eylemlerinin örgüte yardım etmek suçunu oluşturmayıp,

3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 7/2, 2911 sayılı Yasanın 32/3 ve aynı Yasanın 32/1. maddelerinde düzenlenen suçları oluşturduğu gerekçesiyle cezalandırılmasına karar verilen somut olayda;

Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar,

1- Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır” hükmü uyarınca sanığın üç ayrı eyleminin oluşturduğu suçların ayrıca örgüt adına işlenen suçlar kapsamında değerlendirilip, değerlendirilemeyeceği,

2- Yerel Mahkemece 2911 sayılı Yasaya aykırılık kapsamında değerlendirilen eylemler nedeniyle Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemesince hüküm verilip verilemeyeceği,

Konularıyla ilişkilidir.

Dosyadaki kanıt manzumesinin değerlendirilmesi suretiyle çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklara geçmeden önce kararlaştırılan usuli sorunlar ise şu şekildedir.

1- Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme istemi;

5320 sayılı Yasanın 8. maddesi uyarınca halen temyize ilişkin hükümleri yürürlükte bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 318. maddesinde duruşmalı incelemenin koşulları, 319. maddesinde ise duruşmalı incelemenin usulü düzenlenmiş bulunup, anılan düzenlemeler Yargıtay Ceza Dairelerine yöneliktir.

Ceza Genel Kurulunda duruşmalı inceleme yapılacağına ilişkin bir usul hükmü bulunmayıp, verilen hüküm de duruşmalı inceleme kapsamında yer alan hükümlerden değildir.

Bu nedenle, sanık müdafinin duruşmalı inceleme isteminin reddi ile incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verilmiştir.

2- Hazine vekilinin temyiz istemi;

5271 sayılı CYY’nın 260. maddesinde yasa yollarına başvuru hak ve yetkisine sahip olanlar açıkça belirtilmiştir.

Yerel Mahkemece, bozmadan önceki yargılamada, yanılgılı bir değerlendirme ile davaya katılma hak ve yetkisi bulunmayan Hazine’nin kamu davasına katılmasına karar verilmiş ise de, bozmadan sonra, bozma doğrultusunda, hazinenin katılan sıfatının kaldırılmasına karar verilmek suretiyle bu usul yanılgısı giderilmiştir.

Katılan sıfatı bulunmayan, kamu davasına katılmasına yasal olanak da bulunmayan hazinenin, vekilince yapılan temyiz isteminin reddi ile temyiz incelemesinin, sanık müdafii ve O Yer C.Savcısının temyiz istemiyle sınırlı olarak yapılmasına karar verilmiştir.

İncelemeye konu dosyadaki özel ve örgütle ilgili kamu davaları dosyalarından edinilen genel bilgilerin ulaştırdığı kanaate göre;

Amacı Türkiye Cumhuriyetinin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını silahlı mücadele vererek devlet idaresinden ayırıp bu bölgede Marksist-Leninist ilkelere dayalı bir Kürt devleti kurmak olan PKK terör örgütü, elebaşının yakalanması üzerine yurtdışında faaliyet gösteren yandaşları ve üyeleri ile yeni politikalar üretme yoluna gitmiş, bu amaçla silahlı terör örgütünün sözde Başkanlık Konseyi tarafından 02-23 Ocak 2000 tarihinde 7.Kongre yapılmış ve bu kongrede amaçlarına ulaşabilmek için “Demokratikleşme ve Barış Projesi” ismini verdikleri yeni bir eylem tarzını benimsemiş, ayrıca Merkez Komite-Parti Meclisi, ARGK-HPG ( Kürdistan halk savunma kuvvetleri ), ERNK-YDK ( Kürdistan Demokratik Halk Birlikleri ) olarak değiştirilmiş ve yeni parti tüzüğü hazırlanıp, örgüt amblemi değiştirilmiştir.

7.Kongrede alınan kararların uygulamaya geçirilmesi amacıyla 05-22-Ağustos 2001 tarihinde 6. Ulusal Konferans ismini verdikleri konferans gerçekleştirilmiş, örgütün nihai amacına ulaşması için geliştirdiği yeni stratejisi gereği, şiddete dayalı olmayan ancak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yasalarına aykırı şekilde devlet güçlerini ve devleti uluslararası alanda zor durumda bırakmak için “Sivil itaatsizlik-Serhildan ( Başkaldırı )” adı verilen yeni bir eylem tarzı uygulamaya konulmuştur.

Bu kapsamda;

1- Örgüt sempatizanı ve üyesi öğrencilerin organizesinde Kürtçe dersinin seçmeli dersler kapsamında Üniversite bünyesinde okutulmasına ilişkin Üniversite Rektörlüklerine matbu dilekçe verilmesi,

2- İlk ve Orta Öğretim öğrenci velileri tarafından “Çocuğuma Kürtçe Eğitim verilmesini istiyorum” şeklinde Milli Eğitim Müdürlüklerine dilekçeler verilerek kitlesel baskı oluşturulması,

3- Sempatizan teşkilatları organizesinde kadınlar tarafından yöresel kıyafetler giyilmesi,

4- Nüfus Müdürlüklerine veya Mahkemelere “Kimliğime Kürt yazdırmak istiyorum” talepleriyle başvurulması

5- “Bende PKK’lıyım ve PKK’nın yeni strate£isini destekliyorum” şeklinde başvurular yapılması,

6- Örgüt sempatizanı üniversite öğrencileri tarafından sürdürülen Kürtçe eğitim kampanyasının PKK sözde başkanlık konseyince Lise ve İlköğretim okullarında da yaygınlaştırılması yeni bir eylem tarzı olarak benimsenip uygulamaya konulmuştur.

04-10 Nisan 2002 tarihinde gerçekleştirilen 8.Kongrede PKK ismi KADEK ( Kongra Azadi U Demokrasi A Kürdistane-Kürdistan Özgürlük Ve Demokrasi Kongresi ) olarak değiştirilmiş ve bu kongre 1. Kuruluş Kongresi olarak ilan edilmiştir.

Bu kongreden sonra özellikle bazı sivil toplum örgütleri tarafından “Anadilde eğitim, İdamın kaldırılması, Genel Af ve Kürtçe Yayın” gibi konular her platformda dile getirilmeye başlanmış,

26 Ekim-15 Kasım 2003 tarihinde yapılan 9. Kongrede KADEK ismi bu kez KONGRA-GEL ( Kürt Halk Kongresi ) olarak değiştirilip, bu kongre 1. Kuruluş Kongresi olarak ilan edilmiş,

Bu kongreden sonra, 2003 yılı içerisinde Siyasi Serhildan hareketi kapsamında yukarıda belirtilen kampanyalar sürdürülmüş,

Bu bağlamda;

1- 16-26 Mayıs 2004 tarihinde Kuzey Irak’ta bulunan Kandil dağında 2. Olağanüstü Kongre olarak adlandırılan 10. kongre gerçekleştirilmiş ve örgüt içinde yaşanan hizipleşmeler nedeniyle Abdullah Öcalan’ın liderliğinin zafiyete uğraması, Avrupa Birliğinin sözde siyasal açılımlara itibar etmeyerek KONGRA-GEL’i terör örgütleri listesine alması, örgütün son beş yıl içinde hedeflenen başarıya ulaşamaması ile genel af, siyasi faaliyetlerin yasallaştırılması, kültürel kimliğin anayasal düzeyde kabulü gibi istekler güncelleştirilerek tabandaki dağınıklığın giderilmesi amacıyla örgütün silahlı savunma gücü HPG ( Halk Savunma Gücü ) militanlarının pasif durumdan aktif duruma geçirilmesi ve güvenlik güçlerince örgüt mensuplarına yönelik olarak gerçekleştirilen operasyonlarda verilen kayıplara misilleme olarak eylemler gerçekleştirilmesi ve örgüte sempati duyan kişi ve sivil toplum örgütleri aracılığıyla.

1- Ayrımsız genel bir af çıkarılması,

2- Terör örgütü elebaşının serbest bırakılması,

3- Kürt halkına anayasal yurttaşlık hakkının tanınması,

4- İki taraflı ateşkes yapılması ve barışın sağlanması,

5- Çatışmasız ortamın devam etmesi için devletin Kürt sorunu ve Abdullah Öcalan’ın serbest bırakılması ile ilgili somut adımlar atması,

Konuları, her platformda gündeme getirilip kamuoyu yaratılmaya ve uluslararası alanda devlet aleyhine baskı oluşturulmaya çalışılmış, 04.04.2005 tarihinde, halen cezaevinde olan Abdullah Öcalan’ın doğum gününde örgüt adı tekrar PKK ( Partiye Karkerani Kürdistan- Kürdistan İşçi Partisi ) olarak değiştirilip kamuoyuna duyurulmuştur.

2- 24.03.2006 tarihinde 49. İç Güvenlik Piyade Tugayı ve Bingöl İl Jandarma Komutanlığına bağlı güvenlik güçlerince yasadışı PKK terör örgütü mensuplarına yönelik Bingöl ili ile Muş ili sınırlarını kapsayan bölgede yapılan operasyon sonucunda Şenyayla mıntıkası olarak bilinen ve Solhan ilçesi kırsalına yakın yerde 14 örgüt militanı ölü ele geçirilmiş, otopsi ve adli işlemleri Malatya’da yapılarak, ölen militanlardan 4’ünün cenazesinin Diyarbakır’da gömülmesine karar verilmiştir. Cenazeler yakınları tarafından teslim alınarak 28.03.2006 tarihinde defnedilmek üzere Diyarbakır’a getirilmiş, saat 07:00 sıralarında 4 örgüt mensubunun cenazeleri Bağlar Medine bulvarı üzerinde bulunan Şerif Efendi camiine götürülmüş, burada yolu da trafiğe kapatmak suretiyle toplanan yaklaşık 1500-2000 civarında kişi cenazeleri taşıyıp, örgüt ve örgüt elebaşısı lehine bölücü ve şiddet içerikli Türkçe ve Kürtçe sloganlar atmış, örgütün sözde gençlik marşı olan “Hernepeş-İleri” marşını söylemiş, ayrıca yol üzerinde lastik yakmak suretiyle ateşler yakılmış, grup içerisinde maskeli ve maskesiz bazı göstericiler kalın sopalara takılmış vaziyette örgütü simgeleyen flamalar ve Abdullah Öcalan’a ait posterler açmış, ayrıca 2×1 metre ebadında büyük harflerle üzerinde “Şehitler Onurumuzdur” ve “PKK” yazılı pankart taşınmıştır.

Güvenlik güçlerinin yasadışı slogan atmamaları, örgüt propagandası yapmamaları ve yasadışı bayrak açmamaları hususunda kitleyi uyarmasına rağmen, kalabalık galeyana gelerek öncelikle görevli polis memurlarını taşlamış, pek çok polis memurunu yaralamış, sokağa dağılan göstericilerin tekrar toplanarak güvenlik güçlerine, kamu binalarına, banka şubelerine ve vatandaşlara ait çok sayıda iş yeri, resmi ve sivil otoya, taş ve molotof kokteyl atarak saldırıda bulunmaları sonucunda büyük çaplı maddi hasarlar meydana gelmiştir.

Çok sayıda aracın kundaklanarak yakıldığı, bazı işyerlerinden hırsızlık yapıldığı, taşlı ve molotof kokteylli saldırıların özellikle açık bulunan işyerlerine yöneldiği, göstericilerin yolu trafiğe kapatarak polislere ve polis panzerlerine taşlı, sopalı ve molotof kokteyli saldırıda bulundukları, bir banka şubesinin molotof kokteyli atılmak suretiyle kundaklandığı ve Türk Bayrağının indirilip yakıldığı eylemler 29, 30 ve 31 Mart tarihlerinde de sürdürülmüştür.

Bu eylemler öncesi örgütün yayın organları olan;

Fırat Haber Ajansının internet sayfasında PKK Halk Savunma Komitesi adına örgütün üst düzey yöneticisi Turan Kalkan’ın “… Kürt halkı özgürlük ve demokrasi taleplerinde Önder Apo’yu sahiplenmede ne kadar kararlı, ısrarlı olduğunu bütünlüklü olduğunu netçe, herkesin görebileceği biçimde ortaya koydu. Bu direnişi yıl boyu çok değişik biçimlerde sürdüreceğinden kuşku duyulamaz. Başta Kürt gençliği ve kadınları olmak üzere tüm emekçi halkın 2006 yılını Önder Apo’ya özgürlük ve kürt sorununa demokratik çözüm şiarıyla boydan boya bir serhildan yılı haline getirme kararlılığı içinde olduğu bilinmelidir. Nevroz bunun en önemli, en görkemli zirvelerinden biri olmuştur. Şimdi kahramanlık günümüz, haftamız dolayısıyla her alanda halkın şehitlerimizi anma, sahiplenme, anlama temelinde demokratik eylemlerini geliştirmesi sürüyor. Nisan ayı boyunca önderlik gününden işçi ve emekçilerin 1 Mayıs bayramına kadar uzanan süreçte bu devam edecektir…”,

HPG’nin internet sitesinde benzer şekilde halkı sivil itaatsizlik adı verdikleri serhildan eylemlerine katılması için “Ey Amed … Sana karşı top yekun savaş başlatmışlar, uyuşturucusundan, fuhuşçusuna, tinercisinden, kapkaççısına, jopundan işkencesine, kurşunundan soykırımına kadar tüm kirli savaş yöntemleri devreye sokulmuştur… bil bunları, bil ve isyana dur, ordu, polis, mit, jitemi hepsi birer cellat örgütleri…”,

Örgüte yakınlığı ile bilinen Komalen Civan’in internet sayfasında “…Kürt halkı Nevroz Bayramı’nı barış çağrıları içinde kutlarken, savaşta ısrar eden güçler halkımıza karşı katliamlarını kimyasal silahlarla devam ettirmektedirler. Son olarak Muş Şenyayla’da halkımızın kahraman evlatlarından 14 gerillanın katledilmesi ile sarsılmış bulunmaktayız. Acımız derindir. Bu katliamı şiddetle protesto etmek ve Kürt halkının yiğit direnişçilerine sahip çıkmak, tüm kürt halkının ve Amed halkının onur borcudur. Bu amaçla 28 Mart günü, tam da tarihimizdeki kahramanlık haftasına yakışır bir şekilde, Amed’e gelen 6 şehidimize sahip çıkmak amacıyla tüm halkımıza o gün kepenklerini kapatma, işe gitmeme, cenaze törenine kitlesel bir şekilde katılma çağrısında bulunuyoruz…” şeklinde halkı kitlesel eylemlere yönlendirme çağrısı yapılmış,

27.03.2006 tarihinde Diyarbakır’da aynı ifadelerin yazılı olduğu bildiriler değişik yerlerde halka dağıtılmıştır.

Örgütün yayın organı niteliğindeki bu internet siteleri ile ayrıca örgütün sesi konumundaki Roj tv olay öncesinde sık sık yapmış olduğu yayınlarla ortamı germiş, halkın işe gitmemesini, kepenklerini kapatmasını, çocukların okula gitmemesini sağlamış, eylem çağrıları ve provaktif yayınlar sonucu ölen örgüt mensuplarının cenaze törenlerine katılan kişiler belirtilen eylemleri gerçekleştirmiş, aynı şekilde başta Batman, Siirt, İstanbul ve Mersin olmak üzere pek çok il ve ilçeye de olaylar yayılmış, yurt çapındaki bu olaylar esnasında 200’ün üzerinde polis yaralanmış, pek çok araç kullanılmayacak şekilde kundaklanmış, sayısı tespit edilemeyen yüzlerce işyerinin camları kırılmış, pek çok kamu binası kundaklanmış, meydana gelen bu olaylarda 9 kişi ölmüş, 41 kişi de yaralanmıştır.

Diyarbakır’daki olaylar ile ilgili olarak yakalanan 400 civarındaki kişinin arşiv kayıtları incelendiğinde belirli bir bölümünün daha önce PKK terör örgütüne üyelik, yardım, örgüt lehine propaganda yapmak gibi suçlar kapsamında soruşturma geçirmiş kişiler, bir bölümünün ise gasp, hırsızlık gibi suçlardan mahkum olan kişiler oldukları ve bu kişilerin 3-4 gün süren kaos ortamını fırsat bulup değerlendirmeye çalıştıkları saptanmış, olaylara karıştıkları tespit edilen 26’sı 18 yaşından küçük toplam 77 kişi gözaltına alınmış,

PKK terör örgütünün çağrısı ve talimatları doğrultusunda gerçekleştirilen gösterilere katıldığı saptanan Felat Özer de olayların sona ermesinden sonraki günlerde 05.05.2006 tarihinde yakalanmıştır.

Sanığın 28-31.03.2006 tarihli Diyarbakır olaylarının haricinde;

26.02.2006 tarihinde ölü ele geçirilen PKK terör örgütü mensubu Engin Ekinci’nin Diyarbakır İl Merkezindeki cenaze törenine katılıp, bu cenazede ölen teröristin tabutunu taşıdığı, PKK terör örgütünün sözde marşı hepnepeş adlı marşı söyleyen grup içerisinde yer aldığı, yine PKK terör örgütü ve sözde lideri lehine slogan atan grubun içerisinde bulunup grubu yönlendirdiği ve “Öcalan, Öcalan, Öcalan siyasi irademizdir, Kürdistan faşizme mezar olacak, gerilla vuruyor, Kürdistanı kuruyor” şeklinde sloganlar attığı,

Ayrıca 21.03.2006 tarihinde Diyarbakır’da fuar alanında yapılan nevruz bayramı kutlamalarına katıldığı, fuar alanına girişte kurulan polis arama kontrol noktalarında görevli polis memurlarına karşı saldırıya geçen, bariyerleri yıkan ve ellerinde PKK terör örgütünü simgeleyen bayraklar ve sözde liderinin posterlerini taşıyan grup içerisinde onları yönlendirdiği, bu olaylarda 10 polis memurunun yaralandığı,

Olay tutanağı, teşhis tutanakları, CD izleme tutanakları, CD görüntüleri ve olay esnasında çekilen fotoğraflar ile kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmıştır.

Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, PKK terör örgütünün genel eylem çağrısı ve yeni stratejisi doğrultusunda, 26.02.2006, 21.03.2006 ve 28.03.2006 tarihlerinde anılan örgütün yayın organları tarafından özel olarak gerçekleştirilen eylem çağrıları üzerine organize edilip gerçekleştirilen korsan gösterilere katılarak, örgüte ait amblem ve işaretlerle Abdullah Öcalan’ın posterlerini taşıyan göstericilerin önünde yer alan, polise saldırmaları için talimat veren ve bizzat polise saldıran, örgütçe yapılan çağrıya uygun olarak güvenlik güçlerinin operasyonlarında öldürülen örgüt mensuplarının cenazelerini teslim alan grup içerisinde yer alıp, zafer işareti yapıp “Öcalan siyasi irademizdir” “Başkan siyasi irademizdir” “Gerilla vuruyor, Kürdistanı kuruyor” şeklinde sloganlar atan, ateş yakarak yolu trafiğe kapatan grubu yönlendiren sanığın eylemlerinin, oluşturduğu bağımsız suçlar dışında ayrıca örgüt adına işlenen suçlar kapsamında değerlendirilip, değerlendirilemeyeceğine ilişkindir.

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nın, 314. maddesinin 3. fıkrasında; “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler, bu suç açısından aynen uygulanır.” hükmüne yer verilip, örgüt kurma suçuna ilişkin 220. maddenin 6. fıkrasında ise “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı” cezalandırılacağı belirtilmiş, anılan normun konuluş amacı gerekçesinde; “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır.” şeklinde açıklanmış, 765 sayılı TCY’nın sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla düzenlenen maddede, örgütün faaliyetleri doğrultusunda işlenen suçlardan da ayrıca sorumluluk esası kabul edilmiş, yardım etme fiilleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir şekilde örgüte yardım suçuna yer verilmemiş, gösterdiği vahamet dikkate alınarak örgüte silah sağlama şeklindeki yardım fiilleri 315. maddede bağımsız olarak, diğer yardım fiilleri ise örgütün niteliğine göre anılan Yasanın 220 ile 314. maddeleri kapsamında yaptırıma bağlanmıştır.

İnceleme konusu somut olayda; örgütün genel çağrısı, örgüte ait yayın organlarının yayınları ve çağrıları ile somutlaşmış olup, bu çağrının belirli bir kişiye yapılmış olmasına gerek bulunmamaktadır. Örgütün bilgisi ve istemi doğrultusunda gerçekleştiren bu eylemlerin, örgüt adına gerçekleştiği sabittir. Örgüt adına gerçekleştirilen bu eylemlere katılan sanığın eylemi diğer suçların yanında 5237 sayılı TCY’nın 314/3 ve 220/6. maddeleri yollamasıyla 314/2. maddesine de aykırılık oluşturduğundan, direnme kararının bozulmasına karar verilmelidir.

Sanık tarafından 23.02.2006 ve 21.03.2006 tarihlerinde gerçekleştirilip, Yerel Mahkemece 2911 sayılı Yasaya aykırılık suçu kapsamında değerlendirilen suçlarla ilgili olarak Özel Yetkilere Haiz Ağır Ceza Mahkemesince görevsizlik kararı verilmesi gerekip, gerekmediğine ilişkin uyuşmazlık konusuna gelince,

Kabule göre yapılan bozmalar, öğretici ve yol gösterici nitelikte olmaları itibariyle direnmeye konu olamayacak ise de, uygulamada doğan tereddüt nedeniyle bu hususun da değerlendirilmesi zorunluluk arz etmektedir.

5271 sayılı CMY’nın 250. maddesinde, bu madde kapsamına giren suçların kovuşturmasının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca görevlendirilen ve yargı yetkisi birden fazla ili kapsayan Ağır Ceza Mahkemelerince yapılacağı belirtilmiş, 1. fıkrada, mahkemenin görev alanındaki suçlar tahdidi olarak belirtilmiş, Yasanın 251. maddesinde soruşturma, 252. maddesinde ise kovuşturma ile ilgili hususlara yer verilmiştir. Bu genel düzenleme yanında 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 3. maddesinde terör suçları, 4. maddesinde ise terör amacı ile işlenen suçlar tanımlanmak suretiyle bu suçlara da 5271 sayılı CYY’nın 250. maddesi uyarınca kurulmuş Ağır Ceza Mahkemelerince bakılacağı anılan Yasanın 9. maddesinde hüküm altına alınmış, ayrıca bir kısım Özel Yasalarda da, örneğin 6831 sayılı Orman Yasasının 110. maddesinde bu mahkemenin görev alanında yer alan suçlarla ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Anılan bu normlar uyarınca belirtilen bu suçların yargılamalarının Özel ve sınırlı görevli Ağır Ceza Mahkemesince yapılıp sonlandırılması zorunlu olup, bu konuda herhangi bir ayrıksı düşünce de bulunmamaktadır. Sorun, anılan maddelerde belirtilmeyen suçların, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi nedeniyle örgüt üyeliği suçunun kanıtını ve alt yapısını oluşturduğu ahvalde, bu araç suçun yargılamasının da Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemesince yapılıp yapılmayacağına ilişkindir. Anılan suçlar, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlardan ise veya anılan suçlar örgüte üyelik veya bu mahkemelerin görev alanında bulunan suçların kanıtını ve dayanağını oluşturmakta ise, bu suçlara da aralarındaki zorunlu irtibat nedeniyle, Özel Görevli Ağır Ceza Mahkemesince bakılması zorunludur. Ancak sabit kabul edilen eylemler örgütsel suç kapsamında değerlendirilmeyip, somut olayda olduğu gibi bağımsız suçlar olarak değerlendirildiği takdirde, Özel Ağır Ceza Mahkemesinin yargılama yönteminin kendine özgü ve belli suçlarla sınırlı olması gerçeği karşısında, yapılması gereken işlem 5271 sayılı CYY’nın 252/1-g bendi hükmü de dikkate alınmak suretiyle, görevsizlik kararı verilerek, dosyanın görevsizlik kararı ile görevli ve yetkili mahkemeye gönderilmesinden ibarettir.

Somut olayda, 2911 sayılı Yasa kapsamında değerlendirilen eylemler, Yerel Mahkemece, örgüt faaliyeti kapsamında değerlendirilmediğinden, Özel Dairenin bu ayrıntıya Yerel Mahkemenin dikkatini çekmek yönündeki görevsizlik kararı verilmesini öneren bozması anılan doğrultudaki kabul ve vasıflandırma ölçü alındığında ilkesel düzeyde isabetlidir.

Direnme kararından sonraki hukuki gelişmeler;

Yerel Mahkemece direnme kararının verildiği 31.05.2007 tarihinden sonra yürürlüğe giren, 5728 sayılı Yasanın 426. maddesiyle 2911 sayılı Yasanın 32/1. maddesinde yapılan değişiklik ile fıkrada yer alan ağır para cezası yürürlükten kaldırılmış, 5728 sayılı Yasanın 562. maddesi ile 5271 sayılı CYY’nın 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikler ile de hükmün açıklanmasının kapsamı genişletilip, maddedeki hapis cezası sınırı iki yıla yükseltilmiş, ayrıca 14. fıkradaki şikayete tabi suçlarla sınırlı olma koşulu kaldırılmıştır. Her ne kadar, 01.03.2008 tarihinde yürürlüğe giren 5739 sayılı Yasanın 3. maddesi ile 3713 sayılı Yasanın 13. maddesi değiştirilmek suretiyle, terör suçları yönünden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemeyeceği kabul edilmiş ise de, aleyhe olduğunda kuşku bulunmayan bu düzenlemenin geçmişe yürümeyeceği izahtan varestedir.

Bu itibarla, Yerel Mahkemece 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 7/2, 2911 sayılı Yasanın 32/1. maddesi kapsamında değerlendirilen eylemler hakkında tesis edilen hükümlerin ayrıca bu nedenle de bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Kurul Üyesi, Yerel Mahkeme kararında belirtilen gerekçelerin isabetli olduğu görüşüyle hükümlerin onanması yönünde oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- Yerel Mahkeme direnme hükmünün, BOZULMASINA,

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, tebliğnamedeki isteme uygun olarak, 04.03.2008 günü oyçokluğuyla karar verildi.

yarx

5237 SAYILI TCK MADDE 315 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2008/9-78

K. 2009/39

T. 24.2.2009

• SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLMA ( Örgütün Faaliyetleri Doğrultusunda İşlenen Suçlardan Ayrıca Sorumluluk Esası Kabul Edilmiş Yardım Etme Eylemleri de Örgüt Üyeliği Kapsamında Değerlendirilerek Bağımsız Bir Yardım Suçuna Yer Verilmediği )

• ÖRGÜTÜN FAALİYETLERİ DOĞRULTUSUNDA İŞLENEN SUÇLAR ( Ayrıca Sorumluluk Esası Kabul Edilmiş Yardım Etme Eylemleri de Örgüt Üyeliği Kapsamında Değerlendirilerek Bağımsız Bir Yardım Suçuna Yer Verilmediği )

• YARDIM ETME EYLEMİ ( Yasa Dışı Örgüt Üyesi Olmak – Örgütün Faaliyetleri Doğrultusunda İşlenen Suçlardan Ayrıca Sorumluluk Esası Kabul Edilmiş Yardım Etme Eylemleri de Örgüt Üyeliği Kapsamında Değerlendirilerek Bağımsız Bir Yardım Suçuna Yer Verilmediği )

• SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTLERİNE SİLAH SAĞLAMA ( Bağımsız Bir Suç Olarak Düzenlendiği )

• SUÇUN MANEVİ UNSURU ( Örgüte Silah Sağlama – Söz Konusu Eylemlerin Örgütün Amaçlarını Bilerek Gerçekleştirilmesi Yani Kast Olduğu )

5237/m.174,314/3,315

3713/m.2/2,5

ÖZET : 5237 sayılı Yasa’da, örgütün faaliyetleri doğrultusunda işlenen suçlardan da ayrıca sorumluluk esası kabul edilmiş, yardım etme eylemleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir yardım suçuna kural olarak yer verilmemiştir.

Ancak, gösterdiği vahamet dikkate alınarak örgüte silah sağlama şeklindeki yardım eylemleri, bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. 5237 sayılı Yasa’nın 315. maddesinde, Devletin güvenliğine, toprak bütünlüğüne, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere, bunların amaçlarını bilerek üretmek, satın almak ve ülkeye sokmak suretiyle silah, cephane veya nitelik ve nicelik yönünden vahim olan benzeri maddelerin temin edilmesi, nakledilmesi ve depolanması bağımsız bir suç olarak düzenlenmiş ve daha ağır bir yaptırıma bağlanmıştır. Bu suçun oluşması için failin, örgütün faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek “üretmek, satın almak, ülkeye sokmak suretiyle silah temin etmek” veya “nakletmek” ya da “depolamak” şeklinde sayılan, seçimlik eylemlerden birisini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Suçun manevi unsuru ise, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, söz konusu eylemlerin, örgütün amaçlarını bilerek gerçekleştirilmesi, yani kasttır.

DAVA : Yasa dışı örgüt üyesi olmak ve patlayıcı madde bulundurmak suçlarından sanıklar Mehmet ve Ziyaının 5237 sayılı TCY’nin 220/6. maddesi yollamasıyla 314/2, 3713 sayılı Yasa’nın 5 ve TCY’nin 62. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 6 yıl 3’er ay, 5237 sayılı TCY’nin 174/1-2 ve 62. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 3 yıl 9’ar ay hapis ve 25 gün karşılığı 500 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına, haklarında 53. maddenin uygulanmasına ilişkin, ( İstanbul Dokuzuncu Ağır Ceza Mahkemesi )’nce verilen 28.12.2006 gün ve 220-355 sayılı hükümler sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi’nce 18.06.2007 gün ve 4669-5385sayı ile;

“… Tüm dosya kapsamına göre silahlı terör örgütünün faaliyetlerinde kullanılmak üzere temin edilen 1 adet el bombası ile 5.670 gr plastik patlayıcı 4 adet elektrikli kapsül, 8 adet elektrikli bomba düzeneğini örgütün amaçlarını bilerek bulunduran sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nın 315. maddesinde tamlanan suçu oluşturacağı/ hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi…” isabetsizliğinden bozulmuştur.

Yerel mahkeme ise, 20.11.2007 gün ve 340-392 sayı ile;

“… 5237 sayılı TCK’nın 315. maddesinde yazılı suç 765 sayılı TCK’da karşılığı bulunmayan ve yeni ihdas olunan bir suçtur. Buna göre örgüt faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silah temin eden, nakleden veya depolayan kişi 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır. Madde gerekçesinde söz konusu maddelerin kullanılması suretiyle ve örgütün faaliyeti çerçevesinde çeşitli suçların işlenmesi halinde, bu silah ve cephaneyi temin eden kişilerin aslında bu suçların işlenmesine yardım eden olarak sorumlu tutulmaları gerektiği ancak söz konusu fiillerin bu madde kapsamında müstakil bir suç olarak tamlandığı için sadece bu suçtan dolayı cezaya hükmetmek gerekeceği belirtilmiştir.

3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 2/2. maddesinde terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağı ve örgüt mensubu gibi cezalandırılacağı belirtilmiştir.

5237 sayılı TCK’nın 314/3. maddesinde suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümlerin silahlı örgütle ilgili suç açısından aynen uygulanacağı/aynı Yasanın suç örgütü ile ilgili 220/6. maddesinde ise örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılacağı belirtilmiştir. Görüldüğü gibi 3713 sayılı Yasa’nın 2/2 ile TCK’nın 220/6. maddeleri birbirine paralel ve uyumlu düzenlemelerdir.

5237 sayılı TCK’nın tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi başlıklı 174/1. maddesinde ” … patlayıcı, yakıcı, aşındırıcı, … maddeleri imal ithal veya ihraç eden, ülke içinde nakleden, muhafaza eden, satan, satın alan veya işleyen kişinin” 3 yıldan 8 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir. 174/2. maddede bu eylemin örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hali ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmiş, 174/3. maddede ise, önemsiz tür ve miktarda patlayıcı madde bakımdan hafif ve niteliksiz hal yaptırıma bağlanmıştır.

Bozma ilamda örgüt üyeliği bakımdan herhangi bir ibare olmamakla birlikte bozma gerekçesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanıkların eylemlerinin bir bütün ve tek suç olarak TCK’nın 315. maddesinde yazılı suç olarak değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Buna göre ayrıca 314/2. maddesi gereğince hüküm kurulmayacaktır. 315. maddede örgütle herhangi bir bağlantısı olmamakla birlikte örgüt amacını bilerek silah temin etmeyi düzenlemiştir. Mahkememiz kararı gerekçesinde 3713 sayılı Yasa’nın 2/2 ve TCK’nın 220/6. maddeleri nedeniyle sanıkların silahlı terör örgütü adına bu suçu işledikleri belirtilmiştir. Silahlı terör örgütü adına suçu işlemek, aynı zamanda örgütle bağlantıyı da göstermektedir. 3713 sayılı Yasa’nın 2/2. maddesinde de bu amaçla, bu suçun da terör suçu ve suçlunun da terör suçlusu olduğuna hükmedilmiştir. TCK’nın 315. maddesinde yazılı suç, 5532 sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile terör suçlan kapsamına alınmış olup, 5532 sayılı Yasa yürürlüğe girmeden önceki 315. maddede yazılı suçlan işleyenler bakımdan 3713 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin de uygulanma yeri bulunmamaktadır. Diğer yandan TCK’nın 174/1-2. maddesinde örgüt faaliyetleri çerçevesinde patlayıcı madde bulundurmayı ağırlaştırıcı bir suç olarak düzenlenmiş olup, 174/3. madde dikkate alındığında patlayıcı maddenin nitelik ve nicelik bakımdan az olması hali hafifletici bir neden olarak öngörülmüştür. Bu durumda mahkememizin gerekçesinde de belirtildiği gibi sanıkların eylemleri 3713 sayılı Yasa’nın 2/2 ve TCK’nın 220/6. maddeleri gereğince silahlı terör örgütü üyeliği ve aynı zamanda 174/1-2. maddesi kapsamda örgüt faaliyeti çerçevesinde örgüt adına patlayıcı madde bulundurmak suçlanın oluşturmaktadır. Eylemin tek olarak 315. maddede yazılı suç olarak belirlenmesi halinde, suç tarihi bakımından 3713 sayılı Kanunun 5. maddesinin uygulama yeri de olmadığından bozma ilamında belirtildiği gibi kazanılmış hak da söz konusu olmayacaktır. Patlayıcı maddenin miktarına bakılarak eylemin 174/1-2 veya 315. maddesinde yazılı suçlan oluşturabileceği düşünülebilir. Bu durumda 174/3. madde dikkate alındığında niteliksiz hal ayrıca belirtildiğinden 174/1-2. maddesinde yazılı yaptırımdaki alt ve üst sınırlar arasında bir ceza belirlemesi gerekecektir.

Tüm bu nedenler dikkate alındığında her iki sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Yasa’nın 5, 174/1-2, 53, 63 ve 58/son maddesi kapsamında örgüt adına patlayıcı madde bulundurmak suçlarından kurulan mahkumiyet hükmü usul ve yasaya uygun olduğundan ve her iki sanığın üzerine atılı bu suçlar sabit olduğundan direnme kararı verilerek her iki atılı suçtan cezalandırılmaları gerektiği sonuç ve kanısına varılmıştır…” gerekçeleriyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığı’nın “bozma” istekli 21.03.2008 gün ve 46771 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulun’ca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Özel Daire ile yerel mahkeme arasında, sanıklara ait evin kömürlüğünde patlayıcı maddelerin yakalandığı ve eylemlerinin sabit olduğu hususlarında bir uyuşmazlık ve dosya içeriğine bir aykırılık bulunmamakta olup, çözümlenmesi gereken sorun, sanıklara atılı eylemin 5237 sayılı TCY’nin 314/2 ve 174/1-2. maddelerindeki suçları mı, yoksa 315. maddesindeki suçu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.

765 sayılı TCY’nin silahlı çetenin sair efradı olmak suçunu ve yaptırımını düzenleyen 168/2 ve silahlı çete mensuplarının hal ve sıfatlarını bilerek yardım ve yataklık etmek suçunu ve yaptırımını öngören 169. maddeleri kaldırılmış, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’de örgütlü suçlar yönünden yeni ve farklı bir düzenleme benimsenmiştir. Bu yasada suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin hükümlere 220. maddede yer verilip, Devletin güvenliğine, toprak bütünlüğüne, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurma, yönetme ve üye olma suçları ise, 314. maddenin 1 ve 2. fıkralarında tanımlanıp yaptırıma bağlanmış, 314. maddenin 3. fıkrasında; “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler” in, bu suç açısından da aynen uygulanacağı belirtilmiştir.

Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin 220. maddenin 6. fıkrasında, “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı” cezalandırılacağı hükmüne yer verilip, anılan normun konuluş amacı gerekçesinde; “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır” şeklinde açıklanmış, aynı maddenin 7. fıkrasında da; “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi” nin örgüt üyesi olarak cezalandırılacağı belirtilmiş, böylece örgüt mensubu olmasa bile örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmiş olanlar ile örgüt adına suç işleyenlerin örgüt üyesi olarak cezalandırılacakları hüküm altına alınmıştır.

Görüldüğü gibi, 765 sayılı TCY’nin sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla yapılan bu düzenlemelerde örgütün faaliyetleri doğrultusunda işlenen suçlardan da ayrıca sorumluluk esası kabul edilmiş, yardım etme eylemleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir yardım suçuna kural olarak yer verilmemiştir.

Ancak, gösterdiği vahamet dikkate alınarak örgüte silah sağlama şeklindeki yardım eylemleri, bağımsız bir suç olarak düzenlenmiş, 5237 sayılı TCY’nin, “Silah sağlama” başlığını taşıyan 315. maddesinde, “Yukarıdaki maddede tamlanan örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silah temin eden, nakleden veya depolayan kişi on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmüne yer verilmiştir.

Maddede düzenlenen suç, örgüte yardımın özel bir şekli olup, Devletin güvenliğine, toprak bütünlüğüne, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere, bunların amaçlarını bilerek, üretmek, satın almak ve ülkeye sokmak suretiyle silah, cephane veya nitelik ve nicelik yönünden vahim olan benzeri maddelerin temin edilmesi, nakledilmesi ve depolanması bağımsız bir suç olarak düzenlenmiş ve daha ağır bir yaptırıma bağlanmıştır.

Nitekim madde gerekçesinde, “Madde metninde, silahlı örgüt suçu kapsamına giren örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere silah, cephane veya benzeri maddelerin sağlanmasını, imal veya icat veya bunların naklini veya bu maddelerin hazırlanmasını veya bu maksatla yabancı memleketlerden Türkiye’ye söz konusu maddelerin sokulmasını veya saklanması ve taşınmasını ayrıca cezalandırmaktadır.

Suçun manevi unsuru, söz konusu fiillerin, örgütlerin amaçları bilinerek gerçekleştirilmesidir.

Söz konusu maddelerin kullanılması suretiyle ve örgütün faaliyeti çerçevesinde çeşitli suçların işlenmesi halinde; bu silah ve cephaneyi temin eden kişiler, aslında bu suçların işlenişine yardım eden olarak sorumlu tutulmaları gerekir. Ancak, söz konusu fiiller bu madde kapsamda müstakil bir suç olarak tamlandığı için, sadece bu suçtan dolayı cezaya hükmetmek gerekecektir” açıklamasına yer verilmiştir.

Bu suçun oluşması için failin, örgütün faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek “üretmek, satın almak, ülkeye sokmak suretiyle silah temin etmek” veya “nakletmek” ya da “depolamak” şeklinde sayılan, seçimlik eylemlerden birisini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Suçun manevi unsuru ise, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, söz konusu eylemlerin, örgütün amaçlarını bilerek gerçekleştirilmesi, yani kasttır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

İstanbul Emniyet Müdürlüğü istihbarat Şube Müdürlüğü’nce, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne hitaben yazılan 04.10.2005 ve 05.10.2005 günlü yazılarda, E … ilçesi T … Mahallesinde, PKK/KONGRA-GEL terör örgütü adına faaliyet gösteren Mehmet, Yavuz ve Ayşe ad ya da kod adlı örgüt mensuplarına, kırsal alandan patlayıcı madde gönderildiği ve ileriki günlerde eylem gerçekleştirme hazırlığı içinde oldukları, Mehmet adlı örgüt mensubunun T … Mahallesi … Sokak No: 33 Daire 8 sayılı yerde barındığı ve söz konusu patlayıcı maddeyi de burada sakladığı istihbaratının elde edildiği bildirilmiş;

Bu durumun, 5271 sayılı CYY’nin 250. maddesi uyarınca kurulmuş İstanbul Özel Görevli Ağır ceza Mahkemesi C.Savcılığı’na bildirilmesi üzerine, 05.10.2005 tarihinde söz konusu adreste ve eklentilerinde arama yapılması ve suç eşyası elde edilirse el konulması kararı verilmiş, bu kararlar İstanbul Onbirinci Ağır ceza Mahkemesi hakimi tarafından 06.10.2005 tarihinde onaylanmıştır.

05.10.2005 tarihinde düzenlenen yakalama tutanağı içeriğine göre de; anılan adreste arama yapılmadan önce saat 08.00 sıralarında evde bulunanlardan iki kişinin minibüs durağında olduğunun bildirilmesi üzerine yakalandıkları, Mehmet’in görevlilere Mustafa adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı ibraz ettiği ve yanında bulunan Abdullah adlı kişiyle birlikte gözaltına alındıkları anlaşılmaktadır.

Aynı tarihte saat 11.00 sıralarında düzenlenen ev arama tutanağında, Mehmet’in ailesi ile birlikte kaldığı babası Ziya’ya ait evde, mahalle muhtarı Mustafa’nın da katılımıyla yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı, bu sırada Mehmet’in kendisinde bulunan malzemenin bodrum katta kömürlükte olduğunu bildirmesiyle bodrum katta 13. kömürlüğe gidildiğinde, Mehmet’in yer göstermesi ile 1 adet Rus yapımı F 1 model el bombası ele geçirildiği belirtilmiş, tutanak sanık Mehmet tarafından da imzalanmıştır.

Ayrıca, İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü’nce, Terörle Mücadele şube Müdürlüğü’ne hitaben yazılan 07.10.2005 günlü yazıda daha önce yazılan yazı üzerine el bombası ele geçirilen adreste, istihbarat bilgisinde yer alan diğer patlayıcı malzemenin ele geçirilemediği, bu malzemenin de aynı adreste Ziya tarafından kömürlüklerden birisinde saklanmakta olduğu bilgisinin elde edildiği bildirilmiş;

Aynı tarihte İstanbul Onbirinci Ağır Ceza Mahkemesi hakimi tarafından verilen arama izni ile söz konusu adreste, mahalle muhtarı Mustafa ve apartman sakinlerinden Erol’un huzurunda ikinci kez yapılan aramada 13. kömürlükte eski eşyalar arasında yer alan siyah bir poşet içerisinde yaklaşık 5,5 kilo ağırlığında plastik patlayıcı, 4 adet elektrikli kapsül, 8 adet kart üzerine hazırlanmış elektronik bomba düzenekleri ile 1 adet metal sigara tabakası elde edilerek el konulmuş ve Ziya da yakalanarak gözaltına alınmıştır.

Sanıklar, aşamalardaki savunmalarında yüklenen suçu işlemediklerini, yakalanan malzemelerden haberlerinin olmadığını beyan etmişlerdir.

Görüldüğü gibi, dosya kapsamında sanıkların örgüt üyesi olduklarına ilişkin, İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü’nün mücerret iddiadan öteye gitmeyecek yazısı dışında herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Ancak, sanıkların evinin kömürlüğünde suça konu patlayıcı madde ve malzemelerin yapılan arama sonucunda bulunduğu ve yakalanan bu malzemelerin yasa dışı PKK/KONGRA-GEL örgütüne ait olduğu konusunda kuşku yoktur. sanıkların savunmalarından da, bu örgütün amacını bildikleri açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu nedenle sanıkların, amacını bildikleri yasa dışı silahlı örgüte ait vahim miktardaki patlayıcı maddeleri saklamak eylemleri, silahlı örgütler bakımından “yardım eden” kavramı ile ilgili özel bir düzenleme olan 5237 sayılı TCY’nin 315. maddesinde düzenlenen suça uymaktadır. Özel Daire’nin, sanıkların eylemlerinin bu suça uyduğuna ilişen bozma kararı isabetli olup, yerel mahkemece, dosya kapsamına uymayan gerekçelerle direnme kararı verilmesi isabetsizdir.

Öte yandan, TCY’nin 315. maddesinin uygulandığı halde, suç tarihi itibariyle 3713 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin uygulanamayacağına ilişkin direnme gerekçesi de isabetsizdir. 5252 sayılı Yasa’nın 3. maddesi uyarınca, mevzuatta 765 sayılı TCY’nin maddelerine yapılan yollamaların 5237 sayılı TCY’nin aynı konuyu düzenleyen maddelerine yapılmış sayılacağı nazara alındığında, 315. maddenin karşılığını oluşturan 765 sayılı TCY’nin 150 ve 169. maddelerinin, 3713 sayılı Yasa’nın 4. maddesinde yer alması karşısında, aynı Yasa’nın 5. maddesinin uygulanacağı da açıktır.

Bu itibarla isabetsiz bulunan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılamayan Kurul Üyesi Şerafettin İste; “1- Olayda 5237 sayılı TCK’nın 315. maddesinin unsurları yoktur.

2- İstanbul Özel Yetkili Dokuzuncu Ağır Ceza Mahkemesi’nin direnme kararı yerindedir.

5237 sayılı TCK’nın 315. maddesinde” Yukarıki maddede tamlanan örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlanın bilerek bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silah temin eden, nakleden veya depolayan kişi on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” denilmektedir.

315. maddenin GEREKÇESİ: Madde metninde, silahlı örgüt suçu kapsamına giren örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere silah, cephane veya benzeri maddelerin sağlanmasını imal veya icat veya bunların naklini veya bu maddelerin hazırlanmasını veya bu maksatla yabancı memleketlerden Türkiye’ye söz konusu maddelerin sokulması veya saklanması ve taşınmasını ayrıca cezalandırmaktadır. Suçun manevi unsuru, söz konusu fiillerin, örgütlerin amaçlan bilinerek gerçekleştirilmesidir. Söz konusu maddelerin kullanılması suretiyle ve örgütün faaliyeti çerçevesinde çeşitli suçların işlenmesi halinde, bu silah ve cephaneyi temin eden kişiler aslında bu suçların işlenişine yardım eden olarak sorumlu tutulmaları gerekir. Ancak, söz konusu fiiller bu madde kapsamında müstakil bir suç olarak tamlandığı için, sadece bu suçtan dolayı cezaya hükmetmek gerekecektir. ” şeklindedir.

5237 sayılı TCK’nın 220/6. maddesi:

“Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır. “

220/1. maddesi;

“Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi örgüt üyesi olarak cezalandırılır.

220/1. maddenin GEREKCESİ:

“Yedinci fıkrada örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişinin, örgüt üyesi kabul edilerek cezalandırılması öngörülmüştür. Bu nedenle örgüte yardım ve yataklık-adıyla ayrı bir suç tamlaması yapılmamıştır. Bu kavram altında söz konusu edilen fiiller, nitelik bakımından örgüte üye olmak dolayısıyla sorumluluğu gerektirmektedir” şeklindedir.

765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu zamanda, 169. maddede örgüte yardım ve yataklık suçu, 168/2. maddesinde ise örgüt üyeliği suçu ayrı ayrı yaptırıma bağlanmıştı. Yine 765 sayılı Ceza Kanunu uygulamasında, örgüte ait patlayıcıların bulunması, örgüt üyeliğinin içinde eritiliyordu. Örneğin, olayımızda sanıklar 01.06.2005 tarihinden önce bu suçu işlemiş olsalardı, 765 sayılı TCK’nın 168/2. maddesi gereğince tek bir ceza verilecek, 3713 sayılı Yasa’nın 5. maddesi gereğince de bu ceza yan nisbetinde artırılacaktı.

Ancak, 5237 sayılı TCK’nın uygulamasında, her suç özelliğini koruduğundan, sanıklara hem patlayıcı madde bulundurmaktan 174. madde gereğince, hem de terör örgütünün patlayıcı maddelerini geçici olarak saklayarak, örgüte yardımcı olduklarından TCK’nın 220/7. maddesi aracılığı ile 314. maddeden ceza verilecektir.

TCK’nın 315. maddesini yukarıda belirtilen maddelerle birlikte mütalaa etmek, değerlendirmek gerekir.

Aksi takdirde TCK’nın 220/7. maddesinin uygulama alanı kalmaz, 5237 sayılı Yasa terör örgütüne yardım etmeyi suç kabul etmiş, ancak, bu kişilerin, 314/2. maddedeki örgüt üyeleri gibi cezalandırılacağını hüküm altına almıştır.

O halde TCK’nın 315. maddesi ne zaman uygulanacaktır? şeklinde bir soru akla gelebilir. Madde metni açıktır. Örgütlere, bilerek silah ve patlayıcı madde sağlayanlar. 315. madde gereğince; esasen örgüte ait olup, örgüt mensuplarınca her nasılsa elde edilmiş patlayıcı maddeleri, silahları onların uygun zamanda, belirlenen yerlerde patlatılana kadar geçici olarak muhafaza eden, yardımcı olan kişilere de 220/7. maddesi aracılığı ile 314/2. maddeden ceza verilecektir.

Sonuç olarak Özel Yetkili İstanbul Dokuzuncu Ağır Ceza Mahkemesi’nin DİRENME kararı yerindedir.

Açıkladığını nedenlerle, sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.” görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- İsabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün ( BOZULMASINA ),

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 24.02.2009 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak, oyçokluğu ile karar verildi.

yarx

5237 SAYILI TCK MADDE 315 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2008/9-78

K. 2009/39

T. 24.2.2009

• SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLMA ( Örgütün Faaliyetleri Doğrultusunda İşlenen Suçlardan Ayrıca Sorumluluk Esası Kabul Edilmiş Yardım Etme Eylemleri de Örgüt Üyeliği Kapsamında Değerlendirilerek Bağımsız Bir Yardım Suçuna Yer Verilmediği )

• ÖRGÜTÜN FAALİYETLERİ DOĞRULTUSUNDA İŞLENEN SUÇLAR ( Ayrıca Sorumluluk Esası Kabul Edilmiş Yardım Etme Eylemleri de Örgüt Üyeliği Kapsamında Değerlendirilerek Bağımsız Bir Yardım Suçuna Yer Verilmediği )

• YARDIM ETME EYLEMİ ( Yasa Dışı Örgüt Üyesi Olmak – Örgütün Faaliyetleri Doğrultusunda İşlenen Suçlardan Ayrıca Sorumluluk Esası Kabul Edilmiş Yardım Etme Eylemleri de Örgüt Üyeliği Kapsamında Değerlendirilerek Bağımsız Bir Yardım Suçuna Yer Verilmediği )

• SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTLERİNE SİLAH SAĞLAMA ( Bağımsız Bir Suç Olarak Düzenlendiği )

• SUÇUN MANEVİ UNSURU ( Örgüte Silah Sağlama – Söz Konusu Eylemlerin Örgütün Amaçlarını Bilerek Gerçekleştirilmesi Yani Kast Olduğu )

5237/m.174,314/3,315

3713/m.2/2,5

ÖZET : 5237 sayılı Yasa’da, örgütün faaliyetleri doğrultusunda işlenen suçlardan da ayrıca sorumluluk esası kabul edilmiş, yardım etme eylemleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir yardım suçuna kural olarak yer verilmemiştir.

Ancak, gösterdiği vahamet dikkate alınarak örgüte silah sağlama şeklindeki yardım eylemleri, bağımsız bir suç olarak düzenlenmiştir. 5237 sayılı Yasa’nın 315. maddesinde, Devletin güvenliğine, toprak bütünlüğüne, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere, bunların amaçlarını bilerek üretmek, satın almak ve ülkeye sokmak suretiyle silah, cephane veya nitelik ve nicelik yönünden vahim olan benzeri maddelerin temin edilmesi, nakledilmesi ve depolanması bağımsız bir suç olarak düzenlenmiş ve daha ağır bir yaptırıma bağlanmıştır. Bu suçun oluşması için failin, örgütün faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek “üretmek, satın almak, ülkeye sokmak suretiyle silah temin etmek” veya “nakletmek” ya da “depolamak” şeklinde sayılan, seçimlik eylemlerden birisini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Suçun manevi unsuru ise, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, söz konusu eylemlerin, örgütün amaçlarını bilerek gerçekleştirilmesi, yani kasttır.

DAVA : Yasa dışı örgüt üyesi olmak ve patlayıcı madde bulundurmak suçlarından sanıklar Mehmet ve Ziyaının 5237 sayılı TCY’nin 220/6. maddesi yollamasıyla 314/2, 3713 sayılı Yasa’nın 5 ve TCY’nin 62. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 6 yıl 3’er ay, 5237 sayılı TCY’nin 174/1-2 ve 62. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 3 yıl 9’ar ay hapis ve 25 gün karşılığı 500 YTL adli para cezasıyla cezalandırılmalarına, haklarında 53. maddenin uygulanmasına ilişkin, ( İstanbul Dokuzuncu Ağır Ceza Mahkemesi )’nce verilen 28.12.2006 gün ve 220-355 sayılı hükümler sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi’nce 18.06.2007 gün ve 4669-5385sayı ile;

“… Tüm dosya kapsamına göre silahlı terör örgütünün faaliyetlerinde kullanılmak üzere temin edilen 1 adet el bombası ile 5.670 gr plastik patlayıcı 4 adet elektrikli kapsül, 8 adet elektrikli bomba düzeneğini örgütün amaçlarını bilerek bulunduran sanıkların eylemlerinin 5237 sayılı TCK’nın 315. maddesinde tamlanan suçu oluşturacağı/ hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi…” isabetsizliğinden bozulmuştur.

Yerel mahkeme ise, 20.11.2007 gün ve 340-392 sayı ile;

“… 5237 sayılı TCK’nın 315. maddesinde yazılı suç 765 sayılı TCK’da karşılığı bulunmayan ve yeni ihdas olunan bir suçtur. Buna göre örgüt faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silah temin eden, nakleden veya depolayan kişi 10 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacaktır. Madde gerekçesinde söz konusu maddelerin kullanılması suretiyle ve örgütün faaliyeti çerçevesinde çeşitli suçların işlenmesi halinde, bu silah ve cephaneyi temin eden kişilerin aslında bu suçların işlenmesine yardım eden olarak sorumlu tutulmaları gerektiği ancak söz konusu fiillerin bu madde kapsamında müstakil bir suç olarak tamlandığı için sadece bu suçtan dolayı cezaya hükmetmek gerekeceği belirtilmiştir.

3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası’nın 2/2. maddesinde terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağı ve örgüt mensubu gibi cezalandırılacağı belirtilmiştir.

5237 sayılı TCK’nın 314/3. maddesinde suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümlerin silahlı örgütle ilgili suç açısından aynen uygulanacağı/aynı Yasanın suç örgütü ile ilgili 220/6. maddesinde ise örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılacağı belirtilmiştir. Görüldüğü gibi 3713 sayılı Yasa’nın 2/2 ile TCK’nın 220/6. maddeleri birbirine paralel ve uyumlu düzenlemelerdir.

5237 sayılı TCK’nın tehlikeli maddelerin izinsiz olarak bulundurulması veya el değiştirmesi başlıklı 174/1. maddesinde ” … patlayıcı, yakıcı, aşındırıcı, … maddeleri imal ithal veya ihraç eden, ülke içinde nakleden, muhafaza eden, satan, satın alan veya işleyen kişinin” 3 yıldan 8 yıla kadar hapis ve 5000 güne kadar adli para cezası ile cezalandırılacağı belirtilmiştir. 174/2. maddede bu eylemin örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hali ağırlaştırıcı neden olarak düzenlenmiş, 174/3. maddede ise, önemsiz tür ve miktarda patlayıcı madde bakımdan hafif ve niteliksiz hal yaptırıma bağlanmıştır.

Bozma ilamda örgüt üyeliği bakımdan herhangi bir ibare olmamakla birlikte bozma gerekçesi bir bütün olarak değerlendirildiğinde, sanıkların eylemlerinin bir bütün ve tek suç olarak TCK’nın 315. maddesinde yazılı suç olarak değerlendirildiği anlaşılmaktadır. Buna göre ayrıca 314/2. maddesi gereğince hüküm kurulmayacaktır. 315. maddede örgütle herhangi bir bağlantısı olmamakla birlikte örgüt amacını bilerek silah temin etmeyi düzenlemiştir. Mahkememiz kararı gerekçesinde 3713 sayılı Yasa’nın 2/2 ve TCK’nın 220/6. maddeleri nedeniyle sanıkların silahlı terör örgütü adına bu suçu işledikleri belirtilmiştir. Silahlı terör örgütü adına suçu işlemek, aynı zamanda örgütle bağlantıyı da göstermektedir. 3713 sayılı Yasa’nın 2/2. maddesinde de bu amaçla, bu suçun da terör suçu ve suçlunun da terör suçlusu olduğuna hükmedilmiştir. TCK’nın 315. maddesinde yazılı suç, 5532 sayılı Yasa’nın 2. maddesi ile terör suçlan kapsamına alınmış olup, 5532 sayılı Yasa yürürlüğe girmeden önceki 315. maddede yazılı suçlan işleyenler bakımdan 3713 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin de uygulanma yeri bulunmamaktadır. Diğer yandan TCK’nın 174/1-2. maddesinde örgüt faaliyetleri çerçevesinde patlayıcı madde bulundurmayı ağırlaştırıcı bir suç olarak düzenlenmiş olup, 174/3. madde dikkate alındığında patlayıcı maddenin nitelik ve nicelik bakımdan az olması hali hafifletici bir neden olarak öngörülmüştür. Bu durumda mahkememizin gerekçesinde de belirtildiği gibi sanıkların eylemleri 3713 sayılı Yasa’nın 2/2 ve TCK’nın 220/6. maddeleri gereğince silahlı terör örgütü üyeliği ve aynı zamanda 174/1-2. maddesi kapsamda örgüt faaliyeti çerçevesinde örgüt adına patlayıcı madde bulundurmak suçlanın oluşturmaktadır. Eylemin tek olarak 315. maddede yazılı suç olarak belirlenmesi halinde, suç tarihi bakımından 3713 sayılı Kanunun 5. maddesinin uygulama yeri de olmadığından bozma ilamında belirtildiği gibi kazanılmış hak da söz konusu olmayacaktır. Patlayıcı maddenin miktarına bakılarak eylemin 174/1-2 veya 315. maddesinde yazılı suçlan oluşturabileceği düşünülebilir. Bu durumda 174/3. madde dikkate alındığında niteliksiz hal ayrıca belirtildiğinden 174/1-2. maddesinde yazılı yaptırımdaki alt ve üst sınırlar arasında bir ceza belirlemesi gerekecektir.

Tüm bu nedenler dikkate alındığında her iki sanık hakkında 5237 sayılı TCK’nın 314/2, 3713 sayılı Yasa’nın 5, 174/1-2, 53, 63 ve 58/son maddesi kapsamında örgüt adına patlayıcı madde bulundurmak suçlarından kurulan mahkumiyet hükmü usul ve yasaya uygun olduğundan ve her iki sanığın üzerine atılı bu suçlar sabit olduğundan direnme kararı verilerek her iki atılı suçtan cezalandırılmaları gerektiği sonuç ve kanısına varılmıştır…” gerekçeleriyle önceki hükümde direnmiştir.

Bu hükmün de sanıklar müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığı’nın “bozma” istekli 21.03.2008 gün ve 46771 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığı’na gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulun’ca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Özel Daire ile yerel mahkeme arasında, sanıklara ait evin kömürlüğünde patlayıcı maddelerin yakalandığı ve eylemlerinin sabit olduğu hususlarında bir uyuşmazlık ve dosya içeriğine bir aykırılık bulunmamakta olup, çözümlenmesi gereken sorun, sanıklara atılı eylemin 5237 sayılı TCY’nin 314/2 ve 174/1-2. maddelerindeki suçları mı, yoksa 315. maddesindeki suçu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.

765 sayılı TCY’nin silahlı çetenin sair efradı olmak suçunu ve yaptırımını düzenleyen 168/2 ve silahlı çete mensuplarının hal ve sıfatlarını bilerek yardım ve yataklık etmek suçunu ve yaptırımını öngören 169. maddeleri kaldırılmış, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’de örgütlü suçlar yönünden yeni ve farklı bir düzenleme benimsenmiştir. Bu yasada suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin hükümlere 220. maddede yer verilip, Devletin güvenliğine, toprak bütünlüğüne, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suç işlemek amacıyla silahlı örgüt kurma, yönetme ve üye olma suçları ise, 314. maddenin 1 ve 2. fıkralarında tanımlanıp yaptırıma bağlanmış, 314. maddenin 3. fıkrasında; “Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin diğer hükümler” in, bu suç açısından da aynen uygulanacağı belirtilmiştir.

Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçuna ilişkin 220. maddenin 6. fıkrasında, “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişinin, ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı” cezalandırılacağı hükmüne yer verilip, anılan normun konuluş amacı gerekçesinde; “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır” şeklinde açıklanmış, aynı maddenin 7. fıkrasında da; “örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi” nin örgüt üyesi olarak cezalandırılacağı belirtilmiş, böylece örgüt mensubu olmasa bile örgüte bilerek ve isteyerek yardım etmiş olanlar ile örgüt adına suç işleyenlerin örgüt üyesi olarak cezalandırılacakları hüküm altına alınmıştır.

Görüldüğü gibi, 765 sayılı TCY’nin sistematiğinden tamamen farklı bir anlayışla yapılan bu düzenlemelerde örgütün faaliyetleri doğrultusunda işlenen suçlardan da ayrıca sorumluluk esası kabul edilmiş, yardım etme eylemleri de örgüt üyeliği kapsamında değerlendirilerek, bağımsız bir yardım suçuna kural olarak yer verilmemiştir.

Ancak, gösterdiği vahamet dikkate alınarak örgüte silah sağlama şeklindeki yardım eylemleri, bağımsız bir suç olarak düzenlenmiş, 5237 sayılı TCY’nin, “Silah sağlama” başlığını taşıyan 315. maddesinde, “Yukarıdaki maddede tamlanan örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlarını bilerek, bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silah temin eden, nakleden veya depolayan kişi on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” hükmüne yer verilmiştir.

Maddede düzenlenen suç, örgüte yardımın özel bir şekli olup, Devletin güvenliğine, toprak bütünlüğüne, anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçları işlemek amacıyla kurulan silahlı örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere, bunların amaçlarını bilerek, üretmek, satın almak ve ülkeye sokmak suretiyle silah, cephane veya nitelik ve nicelik yönünden vahim olan benzeri maddelerin temin edilmesi, nakledilmesi ve depolanması bağımsız bir suç olarak düzenlenmiş ve daha ağır bir yaptırıma bağlanmıştır.

Nitekim madde gerekçesinde, “Madde metninde, silahlı örgüt suçu kapsamına giren örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere silah, cephane veya benzeri maddelerin sağlanmasını, imal veya icat veya bunların naklini veya bu maddelerin hazırlanmasını veya bu maksatla yabancı memleketlerden Türkiye’ye söz konusu maddelerin sokulmasını veya saklanması ve taşınmasını ayrıca cezalandırmaktadır.

Suçun manevi unsuru, söz konusu fiillerin, örgütlerin amaçları bilinerek gerçekleştirilmesidir.

Söz konusu maddelerin kullanılması suretiyle ve örgütün faaliyeti çerçevesinde çeşitli suçların işlenmesi halinde; bu silah ve cephaneyi temin eden kişiler, aslında bu suçların işlenişine yardım eden olarak sorumlu tutulmaları gerekir. Ancak, söz konusu fiiller bu madde kapsamda müstakil bir suç olarak tamlandığı için, sadece bu suçtan dolayı cezaya hükmetmek gerekecektir” açıklamasına yer verilmiştir.

Bu suçun oluşması için failin, örgütün faaliyetlerinde kullanılacağını bilerek “üretmek, satın almak, ülkeye sokmak suretiyle silah temin etmek” veya “nakletmek” ya da “depolamak” şeklinde sayılan, seçimlik eylemlerden birisini gerçekleştirmesi gerekmektedir. Suçun manevi unsuru ise, madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, söz konusu eylemlerin, örgütün amaçlarını bilerek gerçekleştirilmesi, yani kasttır.

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

İstanbul Emniyet Müdürlüğü istihbarat Şube Müdürlüğü’nce, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne hitaben yazılan 04.10.2005 ve 05.10.2005 günlü yazılarda, E … ilçesi T … Mahallesinde, PKK/KONGRA-GEL terör örgütü adına faaliyet gösteren Mehmet, Yavuz ve Ayşe ad ya da kod adlı örgüt mensuplarına, kırsal alandan patlayıcı madde gönderildiği ve ileriki günlerde eylem gerçekleştirme hazırlığı içinde oldukları, Mehmet adlı örgüt mensubunun T … Mahallesi … Sokak No: 33 Daire 8 sayılı yerde barındığı ve söz konusu patlayıcı maddeyi de burada sakladığı istihbaratının elde edildiği bildirilmiş;

Bu durumun, 5271 sayılı CYY’nin 250. maddesi uyarınca kurulmuş İstanbul Özel Görevli Ağır ceza Mahkemesi C.Savcılığı’na bildirilmesi üzerine, 05.10.2005 tarihinde söz konusu adreste ve eklentilerinde arama yapılması ve suç eşyası elde edilirse el konulması kararı verilmiş, bu kararlar İstanbul Onbirinci Ağır ceza Mahkemesi hakimi tarafından 06.10.2005 tarihinde onaylanmıştır.

05.10.2005 tarihinde düzenlenen yakalama tutanağı içeriğine göre de; anılan adreste arama yapılmadan önce saat 08.00 sıralarında evde bulunanlardan iki kişinin minibüs durağında olduğunun bildirilmesi üzerine yakalandıkları, Mehmet’in görevlilere Mustafa adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanı ibraz ettiği ve yanında bulunan Abdullah adlı kişiyle birlikte gözaltına alındıkları anlaşılmaktadır.

Aynı tarihte saat 11.00 sıralarında düzenlenen ev arama tutanağında, Mehmet’in ailesi ile birlikte kaldığı babası Ziya’ya ait evde, mahalle muhtarı Mustafa’nın da katılımıyla yapılan aramada herhangi bir suç unsuruna rastlanmadığı, bu sırada Mehmet’in kendisinde bulunan malzemenin bodrum katta kömürlükte olduğunu bildirmesiyle bodrum katta 13. kömürlüğe gidildiğinde, Mehmet’in yer göstermesi ile 1 adet Rus yapımı F 1 model el bombası ele geçirildiği belirtilmiş, tutanak sanık Mehmet tarafından da imzalanmıştır.

Ayrıca, İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü’nce, Terörle Mücadele şube Müdürlüğü’ne hitaben yazılan 07.10.2005 günlü yazıda daha önce yazılan yazı üzerine el bombası ele geçirilen adreste, istihbarat bilgisinde yer alan diğer patlayıcı malzemenin ele geçirilemediği, bu malzemenin de aynı adreste Ziya tarafından kömürlüklerden birisinde saklanmakta olduğu bilgisinin elde edildiği bildirilmiş;

Aynı tarihte İstanbul Onbirinci Ağır Ceza Mahkemesi hakimi tarafından verilen arama izni ile söz konusu adreste, mahalle muhtarı Mustafa ve apartman sakinlerinden Erol’un huzurunda ikinci kez yapılan aramada 13. kömürlükte eski eşyalar arasında yer alan siyah bir poşet içerisinde yaklaşık 5,5 kilo ağırlığında plastik patlayıcı, 4 adet elektrikli kapsül, 8 adet kart üzerine hazırlanmış elektronik bomba düzenekleri ile 1 adet metal sigara tabakası elde edilerek el konulmuş ve Ziya da yakalanarak gözaltına alınmıştır.

Sanıklar, aşamalardaki savunmalarında yüklenen suçu işlemediklerini, yakalanan malzemelerden haberlerinin olmadığını beyan etmişlerdir.

Görüldüğü gibi, dosya kapsamında sanıkların örgüt üyesi olduklarına ilişkin, İstanbul Emniyet Müdürlüğü İstihbarat Şube Müdürlüğü’nün mücerret iddiadan öteye gitmeyecek yazısı dışında herhangi bir kanıt bulunmamaktadır. Ancak, sanıkların evinin kömürlüğünde suça konu patlayıcı madde ve malzemelerin yapılan arama sonucunda bulunduğu ve yakalanan bu malzemelerin yasa dışı PKK/KONGRA-GEL örgütüne ait olduğu konusunda kuşku yoktur. sanıkların savunmalarından da, bu örgütün amacını bildikleri açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu nedenle sanıkların, amacını bildikleri yasa dışı silahlı örgüte ait vahim miktardaki patlayıcı maddeleri saklamak eylemleri, silahlı örgütler bakımından “yardım eden” kavramı ile ilgili özel bir düzenleme olan 5237 sayılı TCY’nin 315. maddesinde düzenlenen suça uymaktadır. Özel Daire’nin, sanıkların eylemlerinin bu suça uyduğuna ilişen bozma kararı isabetli olup, yerel mahkemece, dosya kapsamına uymayan gerekçelerle direnme kararı verilmesi isabetsizdir.

Öte yandan, TCY’nin 315. maddesinin uygulandığı halde, suç tarihi itibariyle 3713 sayılı Yasa’nın 5. maddesinin uygulanamayacağına ilişkin direnme gerekçesi de isabetsizdir. 5252 sayılı Yasa’nın 3. maddesi uyarınca, mevzuatta 765 sayılı TCY’nin maddelerine yapılan yollamaların 5237 sayılı TCY’nin aynı konuyu düzenleyen maddelerine yapılmış sayılacağı nazara alındığında, 315. maddenin karşılığını oluşturan 765 sayılı TCY’nin 150 ve 169. maddelerinin, 3713 sayılı Yasa’nın 4. maddesinde yer alması karşısında, aynı Yasa’nın 5. maddesinin uygulanacağı da açıktır.

Bu itibarla isabetsiz bulunan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılamayan Kurul Üyesi Şerafettin İste; “1- Olayda 5237 sayılı TCK’nın 315. maddesinin unsurları yoktur.

2- İstanbul Özel Yetkili Dokuzuncu Ağır Ceza Mahkemesi’nin direnme kararı yerindedir.

5237 sayılı TCK’nın 315. maddesinde” Yukarıki maddede tamlanan örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak maksadıyla bunların amaçlanın bilerek bu örgütlere üretmek, satın almak veya ülkeye sokmak suretiyle silah temin eden, nakleden veya depolayan kişi on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır” denilmektedir.

315. maddenin GEREKÇESİ: Madde metninde, silahlı örgüt suçu kapsamına giren örgütlerin faaliyetlerinde kullanılmak üzere silah, cephane veya benzeri maddelerin sağlanmasını imal veya icat veya bunların naklini veya bu maddelerin hazırlanmasını veya bu maksatla yabancı memleketlerden Türkiye’ye söz konusu maddelerin sokulması veya saklanması ve taşınmasını ayrıca cezalandırmaktadır. Suçun manevi unsuru, söz konusu fiillerin, örgütlerin amaçlan bilinerek gerçekleştirilmesidir. Söz konusu maddelerin kullanılması suretiyle ve örgütün faaliyeti çerçevesinde çeşitli suçların işlenmesi halinde, bu silah ve cephaneyi temin eden kişiler aslında bu suçların işlenişine yardım eden olarak sorumlu tutulmaları gerekir. Ancak, söz konusu fiiller bu madde kapsamında müstakil bir suç olarak tamlandığı için, sadece bu suçtan dolayı cezaya hükmetmek gerekecektir. ” şeklindedir.

5237 sayılı TCK’nın 220/6. maddesi:

“Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işleyen kişi ayrıca örgüte üye olmak suçundan dolayı cezalandırılır. “

220/1. maddesi;

“Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişi örgüt üyesi olarak cezalandırılır.

220/1. maddenin GEREKCESİ:

“Yedinci fıkrada örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişinin, örgüt üyesi kabul edilerek cezalandırılması öngörülmüştür. Bu nedenle örgüte yardım ve yataklık-adıyla ayrı bir suç tamlaması yapılmamıştır. Bu kavram altında söz konusu edilen fiiller, nitelik bakımından örgüte üye olmak dolayısıyla sorumluluğu gerektirmektedir” şeklindedir.

765 sayılı TCK’nın yürürlükte olduğu zamanda, 169. maddede örgüte yardım ve yataklık suçu, 168/2. maddesinde ise örgüt üyeliği suçu ayrı ayrı yaptırıma bağlanmıştı. Yine 765 sayılı Ceza Kanunu uygulamasında, örgüte ait patlayıcıların bulunması, örgüt üyeliğinin içinde eritiliyordu. Örneğin, olayımızda sanıklar 01.06.2005 tarihinden önce bu suçu işlemiş olsalardı, 765 sayılı TCK’nın 168/2. maddesi gereğince tek bir ceza verilecek, 3713 sayılı Yasa’nın 5. maddesi gereğince de bu ceza yan nisbetinde artırılacaktı.

Ancak, 5237 sayılı TCK’nın uygulamasında, her suç özelliğini koruduğundan, sanıklara hem patlayıcı madde bulundurmaktan 174. madde gereğince, hem de terör örgütünün patlayıcı maddelerini geçici olarak saklayarak, örgüte yardımcı olduklarından TCK’nın 220/7. maddesi aracılığı ile 314. maddeden ceza verilecektir.

TCK’nın 315. maddesini yukarıda belirtilen maddelerle birlikte mütalaa etmek, değerlendirmek gerekir.

Aksi takdirde TCK’nın 220/7. maddesinin uygulama alanı kalmaz, 5237 sayılı Yasa terör örgütüne yardım etmeyi suç kabul etmiş, ancak, bu kişilerin, 314/2. maddedeki örgüt üyeleri gibi cezalandırılacağını hüküm altına almıştır.

O halde TCK’nın 315. maddesi ne zaman uygulanacaktır? şeklinde bir soru akla gelebilir. Madde metni açıktır. Örgütlere, bilerek silah ve patlayıcı madde sağlayanlar. 315. madde gereğince; esasen örgüte ait olup, örgüt mensuplarınca her nasılsa elde edilmiş patlayıcı maddeleri, silahları onların uygun zamanda, belirlenen yerlerde patlatılana kadar geçici olarak muhafaza eden, yardımcı olan kişilere de 220/7. maddesi aracılığı ile 314/2. maddeden ceza verilecektir.

Sonuç olarak Özel Yetkili İstanbul Dokuzuncu Ağır Ceza Mahkemesi’nin DİRENME kararı yerindedir.

Açıkladığını nedenlerle, sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.” görüşüyle karşı oy kullanmıştır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1- İsabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün ( BOZULMASINA ),

2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığı’na TEVDİİNE, 24.02.2009 günü yapılan müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak, oyçokluğu ile karar verildi.

yarx

5237 SAYILI TCK MADDE 315 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2009/9-103

K. 2010/22

T. 9.2.2010

• SİLAHLI ÖRGÜT ÜYELİĞİ (Suçunu Aşan ve Devlet Topraklarından Bir Kısmını Devlet İdaresinden Ayırma Amacına Yönelik Matuf Fiil Niteliğinde Bulunduğundan Eylem Kül Halinde 765 S. TCY’nın 125. Md.sindeki Suçu Oluşturduğu)

• DEVLETİN BİRLİĞİNİ VE ÜLKE BÜTÜNLÜĞÜNÜ BOZMA (765 S. TCY’nın 168. Md.sindeki “Silahlı Örgüt Üyeliği” Suçundan Ceza Verilmesi Olanağı Bulunmadığı – 5237 S. TCY’nın 302. Md.sinde Düzenlenmiş Bulunan Suçu Oluşturduğu)

• TERÖR SUÇLARINDA CEZALARIN ARTTIRILMASI (Silahlı Örgüt Üyeliği Suçunu Aşan ve Devlet Topraklarından Bir Kısmını Devlet İdaresinden Ayırma Amacına Yönelik Matuf Fiil Niteliğinde Bulunduğundan Eylem Kül Halinde 765 S. TCY’nın 125. Md.sindeki Suçu Oluşturduğu)

5237/m.7,302, 314, 315

765/m.125, 168, 169, 264

2709/m.3, 13, 14

3713/m.5

4721/m.471

ÖZET : Türkiye topraklarından bir kısmı üzerinde etnik kökene dayalı olarak bir devlet kurmak amacına ulaşmak için öncelikle ülke topraklarının belli bir kısmında, bulman vatandaşların egemen Türk Devleti tarafından sömürüldüğü ve haklarının kısıtlandığı hususunda inandırdıkları kişileri örgütleyerek, bu amaca yönelik eylemlere katılmalarını sağlamak suretiyle, yoğun bir terör faaliyeti başlatan yasadışı silahlı PKK terör örgütüne katılarak, siyasi eğitim alan, örgüt içerisinde “L.” ve “A.” kod adlarını kullanan ve dosya kapsamında bomba yapımı ve kullanımı konusunda da eğitim aldığı saptanan P. S.’in, PKK terör örgütünün talimatı ve amacı doğrultusunda diğer sanık A. Ö. ile birlikte, örgütsel bağlılık ve örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğü içerisinde gerçekleştirdiği ve 7 kişinin ölümü, 127 kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan “Mısır Çarşısı’na bomba konulması ve patlatılması” eylemi, doğurduğu vahim sonuçlarla birlikte değerlendirildiğinde, 765 sayılı TCY’nın 168. maddesinde yaptırıma bağlanmış olan örgüt üyeliği suçunu aşan ve Devlet topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik matuf fiil niteliğinde bulunduğundan, eylem kül halinde 765 sayılı TCY’nın 125. maddesindeki suçu oluşturmaktadır.

Sanığın eylemlerinin kül halinde amaç suç olan “Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma” suçunu oluşturduğu kabul edilmekle ayrıca 765 sayılı TCY’nın 168. maddesindeki “silahlı örgüt üyeliği” suçundan ceza verilmesi olanağı bulunmamaktadır. Sanıklara atılı eylem açıklanan nedenlerle 5237 sayılı TCY’nın 302. maddesinde düzenlenmiş bulunan suçu oluşturmakta ise de; 302. maddenin 2. fıkrası uyarınca, bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca araç suçlardan dolayı da cezaya hükmolunması gerekeceğinden, 765 sayılı TCY’ndaki düzenlemenin, 5237 sayılı TCY’ndaki düzenlemeden daha lehe olduğunun kabulü gerekmiştir.

DAVA : Devletin hakimiyeti atında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik eylemlerde bulunmak suçundan sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün 765 sayılı TCY’nın 125., ayrıca silahlı örgüt üyesi olma suçundan sanık P. S.’in 765 sayıl TCY’nın 168/2 ve 3713 sayılı Yasanın 5. maddesiyle cezalandırılması istemiyle açılan kamu davalarının birleştirilerek yapılan yargılaması sonunda; diğer eylemleri sübut bulmayan sanık P. S.’in bomba bulundurmak suretiyle 765 sayıl TCY’nın 169. maddesindeki suçu işlediği, bu suçun da aynı Yasanın 102/4 ve 104/2. maddeleri uyarınca zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına, sanık A. Ö.’ün ise 765 sayılı TCY’nın 125. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 08.06.2006 gün ve 518-111 sayılı hüküm kısmen res’en temyize tabi olmakla birlikte, sanık A. ve her iki sanık aleyhine yerel Cumhuriyet savcıları tarafından da temyiz edilmekle, Yargıtay 9. Ceza Dairesince 06.11.2006 gün ve 6536-5807 sayı ile bir kısım tebligat eksikliklerinin giderilmesi sağlandıktan sonra, 17.04.2007 gün ve 2209-3375 sayı ile;

“… 1- 09.07.1998 tarihli Mısır Çarşısı’na bomba konulması eylemi ile ilgili olarak sanıklar A. Ö. ve P. S. hakkında bir hüküm kurulmaması,

2-…

3-…

4- Sanık A. Ö. hakkında iddianameye konu edilmeyen E. H.’ın öldürülmesi talimatını verme suçundan hüküm kurulması,

5- Sanıklar A. Ö., …’e ait adli sicil kayıtlarının nüfus kayıtlarına uygun olarak celbedilmemesi…” isabetsizliklerinden, aralarındaki fiili irtibat nedeniyle tüm hükümler yönünden bozulmuş;

Bozma üzerine yapılan yargılama sonunda; İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince 23.05.2008 gün ve 357-143 sayı ile;

“… Sanık P. S. hakkında her ne kadar 22.12.1998 tarihli iddianame ile açılan kamu davasında 09.07.1998 tarihinde Mısır Çarşısı girişinde bulunan Ü… Büfeye Azat kod A. Ö. ile Ş. G.’in evinde TNT’yi salata rendesi ile rendeleyerek kurutmak ve kuruyan TNT’yi kola kutusunun içine sıkıştırarak patlama düzenini P. S.’in yaptığı, iki bombadan birinin Maltepe’deki orduevine, diğerinin 50. Yıl Parkı’na konulduğu, B. Ö.’ün talimatı doğrultusunda 06.07.1998 tarihinde bomba koymak için Mısır Çarşısı’nda keşif yaptığı, Ü… Büfe’ye bomba koymayı A. Ö. ile kararlaştırdığı ve hazırladıkları bombayı A. Ö.’ün gözcülüğünde P. S.’in büfeye koyduğu, meydana gelen patlama sonucu 7 kişinin öldüğü, 127 kişinin yaralandığı iddia olunmuş ise de,

Yapılan yargılama sırasında;

a) Olay sonrası yapılan inceleme sonucu düzenlenen 10.07.1998 tarihi inceleme tutanağında olay yerinin patlamadan sonraki ilk halinin bozulduğu, bomba unsuru veya patlayıcı maddeye rastlanılmadığına dair 8 bomba imha uzmanının imzası bulunan tutanak düzenlendiği,

b) Aynı doğrultuda 11.07.1998 tarihli önceki 10.07.1998 tarihli tutanakta da imzası bulunan 4 bomba imha uzmanınca düzenlenen ve olay yerinde ele geçirilen artıkların kurutulup elenerek daha ayrıntılı olarak yeniden incelendiği, bomba yapımına ve bombaya dair bulgu olmadığına dair rapor verildiği,

c) 10.07.1998 tarihli birbirinden bağımsız olarak düzenlenen makine mühendisi ve yüksek mühendis tarafından verilen rapora göre, patlamanın gaz kaçağından olmasının mümkün olmadığına, bomba patlamasına ilişkin tavanda patlama izi, çöküntü, mermer zeminde patlama izi olduğuna dair rapor verildiği,

d) Mahkememizin 05.07.1999 tarihli oturumda, bomba imha uzmanı tanığın bomba izi olmadığına dair beyanı,

e) 14.07.1998 tarihli İstanbul Polis Kriminal Dairesinin raporuna göre, nitroselüloz artıkları ve ölen şahıs elbiselerinde nitrit bulunduğuna dair rapor verildiği,

f) 20.07.1998 tarihli olay yerinde ilk incelemeyi de yapan bomba imha uzmanlarınca ekspertiz raporu da gözetilerek düzenlenen olay yeri inceleme raporu,

g) 02.11.1998 tarihli Adli Tıp Kurumu raporuna göre; olay yerinde ve maktullerden alınan kumaş parçası, tahta ve cam gibi farklı malzemelerin her üçünde de tekrarlanan bomba içeriğinde de bulunabilen malzemenin tesbit edildiği ve buna göre maktul F. Ç.’ın yakınındaki nitroselüloz içerir patlayıcı maddenin neden olduğuna dair rapor verildiği,

h) Sanık müdafiinin itirazı üzerine 15.06.2000 tarihli eleştiri başlıklı rapor düzenlendiği,

ı) Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen 27.07.2000 tarihli rapora göre; eylemin sanıkların ifadesinde geçtiği gibi TNT kalıplarının rendelenerek, içi boş kola kutusuna konularak bomba haline getirilmesi ile oluşmadığına, bununla birlikte patlamanın bomba mı, yoksa gaz kaçağından mı kaynaklandığının kesin olarak söylenemeyeceğine dair rapor verildiği,

i) 21.12.2000 tarihli 3 kişilik bilirkişi raporunda patlamanın tüpgaz patlaması olduğuna dair rapor verildiği,

j) 04.07.2002 tarihli 5 kişilik bilirkişi raporunda; patlamanın bombadan kaynaklandığı bildirilmiş olup rapora muhalif kalan üye tarafından bağımsız olarak 10.07.2002 tarihli farklı mahiyette rapor verildiği,

k) Adli Tıp 1. İhtisas Dairesinin 27.06.2001 tarihli Mısır Çarşısı’nda büyük patlama olduğuna ve patlamanın orjininin tıbben tespit edilemeyeceğine dair rapor verildiği,

l) 24.01.2002 tarihli aynı mahiyette Adli Tıp Genel Kurulu raporlarının verildiği,

m) 07.10.2002 tarihli sanık P. S. müdafilerinin başvuruları üzerine Orta Doğu Teknik Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümünce 22.11.2002 tarihli görüntü işleme yöntemiyle patlamanın merkezini gösteren, buna göre patlamanın bilinen gaz kaçaklarında olduğunun aksine belirli bir merkezinin olduğu ve bu merkezin büfede yer alan fırının köşe veya büyük olasılıkla içinde meydana geldiğine ilişkin patlayıcının niteliğini kesin olarak belirlemeyen, merkezini belirleyen rapor verildiği, bu nedenle olaya ilişkin çok sayıda ve birbirinden farklı raporlar bulunduğu, bununla birlikte uzman bir kurum olan Adli Tıp Kurumunun gerek maktuller üzerinde 1. İhtisas Dairesinin gerekse Adli Tıp Genel Kurulunun sunmuş olduğu raporda maktullerin meydana gelen büyük bir patlama neticesi yaralanma sonucu ölmekle birlikte patlamanın orjininin tıbben tespit edilemeyeceği, bombadan mı yoksa gaz kaçağından mı kaynaklandığının kesin olarak söylenemeyeceğine ilişkin raporu dikkate alındığında, maktüllerdeki bulgunun patlamanın orjinini belirlemeye yeterli olmadığı, yine olay yerindeki malzemeler üzerinde yapılan kimyasal analizler sonucu tahta, cam, kumaş parçası gibi 3 farklı malzemede tekrarlanan ve patlayıcı maddelerde bulunan nitroselüloz artığının maktullerin üzerinden çıkan bu tür eşyalarda bulunması tek başına kimyasal olarak meydana gelen patlamanın bombadan kaynaklandığını göstermeyeceği, zira belirtilen bu malzemenin günlük hayatta sık kullanılan boya, vernik, suni deri hatta gıdalarda dahi bulunabileceği yönündeki raporlar dikkate alındığında bu tür kimyasal analizlere dayanılarak düzenlenen raporunda tek başına patlamanın orjinini kesin olarak tespit etmeye yeterli olmadığı,

Gerek 04.07.2002 tarihli gerekse 10.07.1998 tarihli Makine Mühendisi bilirkişi raporu, patlamanın bombadan kaynaklandığını daha ayrıntılı ve bilimsel olan 04.07.2002 tarihli raporda bomba patlamalarında görülen belirli bir patlama merkezinin olduğuna ilişkin rapor içeriğinde patlamanın TNT’den kaynaklandığı belirtilmişse de, 21.12.2002 tarihli bilirkişi raporunda patlamanın tüpgaz veya bomba nedeniyle olduğunu düşündüren unsurlar tartışıldıktan sonra patlama yerinde 8 adet LPG tüpünün bulunması, bu tüplerden herhangi birinin toplam 108 gr. gaz kaçırması durumunda işyerinin ölçüleri itibariyle patlamayı meydana getirecek konsantrasyona ulaşarak patlamaya neden olacağı yönündeki raporlar birlikte değerlendirildiğinde, maktullerin sanıkların ifadelerinde geçtiği şekilde TNT’nin rendelenerek kola kutusuna konulması suretiyle meydana gelen patlama ile öldüklerinin kesin olarak tesbit edilemediği, zira maktullerin hiçbirinde doğrudan patlayıcının konulduğu kola kutusu, bomba parçası, patlamadan arta kalan fünye veya patlatıcı mekanizmanın bulunamamış olması nedeniyle patlamanın tam olarak sanıkların tarif ettikleri şekilde hazırlanmış bombadan meydana geldiğini kesin olarak doğrulamadığı anlaşılmıştır. Yine bu raporda muhalif kalan bilirkişi Prof. Dr. İnci Gökmen sunmuş olduğu 10.07.2002 tarihli raporda sadece önceki raporlardaki incelemeleri bilimsel olmayan bir tarzda yorumlayarak değişik tarihlerde Maltepe Sahil Askeri Gazinosu, Küçükyalı İdealtepe’de bomba konulması, E. H. isimli şahsın öldürülmesi eylemlerinin Mısır Çarşısı’ndaki patlama ile ilişkilendirilerek insanlara çeşitli kod adı verilmesi olaylarının Mısır Çarşısındaki patlama ile ilişkilendirilemeyeceği yönünde kanaat belirterek, belirtilen davaların ayrı görülmesi gerektiğini ve Mısır Çarşısındaki patlamaya ilişkin mahkumiyete yol açabilecek bir karar oluşturulmasının kesinlikle yanlış olacağı yönündeki raporu, bilimsellikten uzak, bilirkişilik görevinde belirtilen ve patlama ile ilgili olmayıp tamamen şahsi görüşlerine ilişkin rapor olmakla dikkate alınmamış, yine sanık müdafii tarafından Ortadoğu Teknik Üniversitesi Elektrik – Elektronik bölümünün 22.11.2002 tarihli görüntü işleme teknolojisini kullanarak oluşturulan raporu patlama merkezini tespiti açısından daha bilimsel ve patlamanın oluşuna uygun görülmüştür.

Buna göre belirtilen rapor patlamanın merkezini gösterme si itibariyle bomba patlamasında belirli bir patlama merkezinin bulunacağı, bu nedenle patlamanın bombadan meydana geldiğine yönelik 04.07.2002 tarihli bilirkişi raporunu da patlama merkezinde farklılık dışında doğrulamaktadır.

Bununla birlikte 21.12.2000 tarihli raporda patlamanın tüpgazdan kaynaklı olabileceği alışıldık tüpgaz patlamasında sık rastlanan belirli bir patlama merkezinin bulunmaması olgusunun aksine bu olayda belirli bir patlama merkezinin bulunmasının kesin olarak bomba patlamasından meydana geldiğini göstermeyeceği, zira 22.11.2002 tarihli rapora göre patlamanın büyük bir ihtimalle lahmacun fırınında meydana geldiğine ilişkin tespiti, yine sızıntı halindeki gazın hava sirkülasyonun sınırlı olması durumunda belirli bir yerde birikerek gerçekleşebileceğine ilişkin 21.12.2000 tarihli bilirkişi raporu da dikkate alındığında, her türlü şüpheden uzak kesin, inandırıcı delillerle sanık P. S.’in A. Ö. ile birlikte hazırladığı bombayı koyması sonucu patlamanın meydana geldiğine dair delillerin belirtilen raporlar çerçevesinde kesin olarak tespit edilememiş olması, gerek soruşturma aşamasında Mısır Çarşısı’ndaki patlamanın ne sebepten kaynaklandığına dair yapılan araştırmalar sonucunda tutulan tutanaklar, gerekse Mahkememizce patlamanın sebepleri ile ilgili birçok kez uzman bilirkişiler ve uzman kurumlara yaptırılan incelemeler sonucu alınan birden fazla raporlar incelendiğinde; söz konusu raporlar arasında çelişkiler olup birbirini doğrular mahiyette olmadığı, Mahkememizce yapılan tüm araştırmalara ve verilen ara kararlara rağmen dosyada mevcut raporlar arasındaki çelişkilerin giderilemediği, dosyada mevcut delil, belge ve raporlar nazara alındığında da raporlar arasındaki bu çelişkilerin giderilmesinin mümkün olamayacağı, bu haliyle Mısır Çarşısı’nda meydana gelen patlamanın bombadan mı, yoksa gaz kaçağı-tüpgaz patlamasından mı kaynaklandığının tam olarak tesbitinin mümkün olmadığı, dolayısıyla söz konusu patlamanın ne sebepten gerçekleştiğinin tespit edilememesi nazara alınarak sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün Mısır Çarşısı patlamasına ilişkin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair cezalandırılmalarını gerektirir kesin ve inandırıcı delilin elde edilemediği, dolayısıyla sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün atılı eylemden beraatlerine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.

Yine sanık P. S.’in 01.07.1998 tarihinde Maltepe Sahil kesiminde bulunan askeri gazinoya bomba konulması, 04.07.1998 tarihinde 50. Yıl Parkı’na bomba konulması eylemlerinde patlayıcıları hazırlama ve talimat verme suretiyle katıldığı, sanık M. Y.’a örgüte ait patlayıcı ve lav silahını teslim ettiği, iddianamede iddia olunmuşsa da, sanık tarafından bu eylemlerin kabul edilmediği, sanığın belirtilen eylemleri gerçekleştirdiğine dair dosyada yer alan diğer sanıkların ifadeleri, sanık M. Y. ve D. A.’ın beyanları dikkate alındığında, sanığın atılı eylemleri gerçekleştirdiğine dair cezalandırılmasına yeterli, şüpheden uzak kesin delil bulunmadığı,

Ancak sanığın, 11.07.1998 tarihinde üzerinde yapılan aramada bomba yapım malzemeleri bulunması üzerine gözaltına alındığı, 12.07.1998 tarihli yer gösterme büro arama tutanağına göre sokak çocuklarının sanat faaliyetinde bulunmasında kullandığını iddia ettiği atölyede yapılan aramada bomba bulunduğu, bomba üzerinde yer alan koli bantındaki parmak izinin 14.07.1998 tarihli ekspertiz raporuna göre sanığın eli ürünü olduğunun tesbit edildiği, P. S.’in gerek savcılık gerekse yargılama aşamasında bizzat kendisinin ve müdafisinin beyanları, özellikle 14.04.1999 tarihli celsede tamamen serbest iradesi ile yaptığı savunmada “Kürdistan İşçi Partisi lideri ile temasa geçmek için girişim ve araştırmalarım oldu. İki toplum arasındaki savaşın sona erdirilmesini amaçladım. Bu araştırmaları yaparken özellikle Türkiye’ye döndükten sonra başına birçok şeyler geleceğini tahmin ettim” yönündeki beyanı ile sanığın yargılama aşamasında 18.07.1998 tarihli savcılık ve sorgu aşamasında alınan ve mahkememizde inkar etmekle birlikte üzerinde yakalanan döküman ve patlayıcıların bulunuşuyla da uyum içerisinde bulunan beyanları (her ne kadar sanık sonraki aşamalarda yurtdışında çeşitli üniversitelerin daveti üzerine çeşitli bilimsel toplantılara katılmak amacıyla gittiğini iddia etmişse de) sanığın yurtdışı seyahatlerini gerçekleştirme nedenini açıkça ifade etmekte, sanığın örgütle ilişkisinin boyutunu açıkça göstermektedir. Bununla birlikte sanığın örgüt üyeliği için gerekli olan askeri, siyasi eğitim alma, örgüt üyeliği düzeyinde eylemlere katılma, kod adı alma ve özgeçmiş raporu sunduğu hususunda kesin ve inandırıcı delilin bulunamadığı, sanığın bu beyanları ve 11.07.1998 tarihinde üzerinde yapılan aramada ve atölyesinde yapılan aramada bomba, örgütsel döküman bulunması nazara alınarak sanığın bu eylemlerinin yasadışı terör örgütü PKK’ya yardım ve yataklık olarak kabul edilerek 765 sayılı TCK.nun 169. maddesi kapsamında kaldığı, yargılama sürecinde 01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı TCK.nun yürürlüğe girdiği, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2005/6577-9656 Esas ve Karar sayılı ve 20.12.2005 tarihli ilamı gereğince 765 sayılı TCK.düzenlemesinin sanığın daha lehine olup uygulanmasının gerektiği, suç tarihi nazara alındığında ise bu sanık P. S. hakkında atılı eylemden açılan kamu davasının daha lehe olan 765 sayılı TCK.nun 102/4, 104/2 md. Gereğince zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar vermek gerekmiştir.

Sanık A. Ö.’ün yasadışı PKK terör örgütünün üyesi olarak doğrudan yurtdışında bulunan B. Ö.’ten talimat alarak Türkiye’de faaliyette bulunduğu, sanık örgüt üyesi olduğuna dair iddiaları mahkememizde reddetmişse de diğer sanıklar B. Ö., H. Ö., M. Y. ve D. A.’ın aşamalardaki ifadesi, özellikle B. Ö.’ün yurt dışına çıkmak isterken Edirne Uzunköprü’de yakalandığı, bu konudaki talimatında Azat kod A. Ö. tarafından B.’ın görüşü olarak iletildiği ve sanığın yakalanma tarzının da bu beyanı doğrular nitelikte olduğu, bu nedenle sanık A. Ö.’ün örgüt üyesi olarak Azat kod adı altında Türkiye’de faaliyet gösterdiğinin sabit olduğu, dolayısıyla sanığın örgüt üyeliğinden cezalandırılmasının gerektiği, hüküm kısmında lehe yasa düzenlemesinin detaylı olarak tartışıldığı anlaşılmıştır.

1- Her ne kadar sanıklar P. S. ve A. Ö. haklarında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığının 22.12.1998 tarihli ve 1998/1781 Hazırlık nolu iddianamesiyle; suç tarihi olan 09.07.1998 tarihinde Mısır Çarşısı girişinde bulunan Ü… Büfeye bomba konulması sonucu meydana gelen patlamada F. Ç., E. T., E. T., T. Ö., B. S., E. K., S. K. isimli şahısların ölümü ve 127 kişinin yaralanması eylemini gerçekleştirdikleri iddiası ile eylemlerine uyan 765 sayılı TCK.nun 125. maddesi gereğince cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmışsa da, (yukarıdaki gerekçe burada tekrar edilmiş olduğundan yeniden yazılmadı) Mısır Çarşısında meydana gelen patlamanın bombadan mı, yoksa gaz kaçağı tüpgaz patlamasından mı kaynaklandığının tam olarak tesbitinin mümkün olmadığı, dolayısıyla söz konusu patlamanın ne sebepten gerçekleştiğinin tespit edilememesi nazara alınarak sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün Mısır Çarşısı patlamasına ilişkin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair cezalandırılmalarını gerektirir kesin ve inandırıcı delilin elde edilemediğinden atılı eylemden CMK. 223/2-e md. gereğince ayrı ayrı beraatlerine,

2- …

3- …

4- Her ne kadar sanık P. S. hakkında eylemine uyan 765 sayılı TCK.nun 125. md. ve Mahkememizin 1998/353 Esas, 1999/5 Karar sayılı birleşen dosyasında 765 sayılı TCK.nun 168/2, 264/1-3 maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmışsa da; hükmün 1. maddesinde belirtilen gerekçelerle; sanığın Mısır Çarşısı patlamasına ilişkin atılı suçu işlediğine dair kesin ve inandırıcı delilin elde edilemediği, bununla birlikte sanığın 11.07.1998 tarihinde üzerinde yapılan aramada bomba yapım malzemeleri bulunması üzerine gözaltına alındığı, 12.07.1998 tarihli yer gösterme büro arama tutanağına göre sokak çocuklarının sanat faaliyetinde bulunmasında kullandığını iddia ettiği atölyede yapılan aramada bomba bulunduğu, bomba üzerinde yer alan koli bantındaki parmak izinin 14.07.1998 tarihli ekspertiz raporuna göre sanığın eli ürünü olduğunun tesbit edildiği, dolayısıyla sanığın eylemlerinin 765 sayılı TCK.nun 169. maddesi kapsamında kaldığı, yargılama sürecinde 01.06.2005 tarihinde 5237 sayılı TCK.nun yürürlüğe girdiği, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 2005/6577-9656 Esas ve Karar sayılı ve 20.12.2005 tarihli ilamı gereğince 765 sayılı TCK düzenlemesinin sanığın daha lehine olup uygulanmasının gerektiği, suç tarihi olan 1998 yılı ve öncesi tarihi nazara alındığında sanık P. S. hakkında açılan kamu davasının daha lehe olan 765 sayılı TCK.nun 102/4, 104/2 md. gereğince zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına,

5- …

6- …

7- …

8- …

9- Her ne kadar sanık A. Ö. hakkında eylemine uyan 765 sayılı TCK. nun 125. maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmışsa da; sanığın Mısır Çarşısı patlaması eylemine ilişkin hükmün 1. maddede belirtildiği üzere delil yetersizliğinden beraatine dair karar verildiği, bununla birlikte sanığın 1994 yılında sanık H. Ö.’ün de katıldığı grup içerisinde yer alarak Ağrı Tutak Dönertaş Köyüne baskın eylemine silahlı olarak katıldığı, örgüt içerisinde görev aldığı, ayrıca sanığın dosyaya yansıyan diğer eylemleri ile bir bütün olarak değerlendirildiğinde örgüt üyeliği suçunun sabit olduğu, yargılama sürecinde 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK.’nun yeni düzenlemeler getirdiği, (buna göre 5237 sayılı TCK.nun 314/2 md. gereğince sanığın 5 sene müddetle hapis cezası ile, 3713 sayılı Yasanın 5. md. gereğince cezası yarı oranında artırılarak 7 sene 6 ay müddetle hapis cezası ile, 5237 sayılı TCK.nun 62. md. uygulaması ile cezasından takdiren 1/6 oranında indirim yapılarak 6 sene 3 ay müddetle hapis cezası ile cezalandırılmasına dair karar verilmesinin gerektiği, ayrıca 5237 sayılı TCK.nun 314/son maddesinin aynı Yasanın 220/4 md.ne atıfta bulunması nedeniyle bu yasa gereğince sanığın işlediği suçlardan ayrıca cezalandırılmasının gerekeceği, bu kapsamda köy baskını sırasında kullandığı silah, örgüte lojistik destek sağlama, bomba bulundurma, örgüte eleman kazandırma suçları nedeniyle ayrıca cezalandırılması gerekeceği, (221 madde koşullarının oluşmadığı da nazara alındığında) temel ve sonuç ceza itibarıyla 765 sayılı TCK.nun sanığın daha lehine olduğu anlaşılmakla;

Sanık A. Ö.’ün eylemine uyan 765 sayılı TCK.nun 168/2, 3713 sayılı Yasanın 5., 765 sayılı TCK.nun 59 ve 5252 sayılı Yasanın 6. maddeleri uyarınca neticeten 12 sene 6 ay müddetle hapis cezası ile cezalandırılmasına, 765 sayılı TCK.nun 31. maddesi gereğince 5 sene müddetle kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, sanık hakkında 4721 sayılı TMK.nun 471 md. değişikliği ile 765 sayılı TCK’nun 33 md. uygulanmasıyla hapis halinin sona ermesine kadar yasal kısıtlılık altında bulundurulmasına ve babalık hakkından ve kocalık sıfatının bahşettiği kanuni haklardan mahrumiyetine, 40. madde uyarınca mahsuba,

İstanbul C. Başsavcılığının adli emanetinde kayıtlı suça konu eşyaların 5237 sayılı TCK 54. maddesi gereğince müsaderelerine ve yargılama giderine…” hükmedilmiştir.

Kısmen re’sen temyize tabi olan bu hükmün, sanıklar P. ve A. müdafileri ile sanık P. S. aleyhine olmak üzere yerel Cumhuriyet savcısı tarafından da temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 9. Ceza Dairesince 10.03.2009 gün ve 16895-2723 sayı ile;

“… B- Sanıklar A. Ö., P. S., K. F. S. ve H. Ö. ile sanık M. Y.’ın patlayıcı madde koyma suçuna yönelik temyizlere gelince;

Sanıklar A. Ö. ve H. Ö. hakkında tayin olunan cezaların süresine göre 765 sayılı TCK’nun 31. maddesi gereğince müebbeten kamu hizmetlerinden yasaklanmasına karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.

1- a- Sanıklar P. S., A. Ö. ve H. Ö. müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine,

Ancak;

Sanık P. S.’in sosyolojik araştırma yapma adı altında silahlı terör örgütü üyeleri ile irtibata geçip Fransa ve Romanya’ya gittiği, siyasi eğitim ve kod adı aldığı, İstanbul’da Azat kod adlı örgüt mensubu ile irtibat kurup Yurtseverler Birliği adı ile askeri kanat oluşturarak bomba imal ettiği; diğer sanık A. Ö. ile beraber 09.07.1998 tarihinde Mısır Çarşısı, Ü… Büfesine koydukları bombanın patlaması sonucu yedi kişinin öldüğü yüzyirmiyedi kişinin yaralandığı; sanık A. Ö.’ün duruşmaya kadar süren ikrarı, diğer sanıkların kolluk beyanı, mağdur ve tanık beyanları ile 04.07.2002 tarihli oluşa uygun düşen bilirkişi kurulu raporu ve tüm dosya kapsamından anlaşılmıştır.

Sanık H. Ö.’ün mahkeme tarafından da kabul olunan 01.10.1993 tarihinde katıldığı Ağrı, Tutak, Dönertaş Köyüne silahlı saldırı eylemi ile sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün mensubu bulundukları silahlı terör örgütünün amacı doğrultusunda gerçekleştirdikleri Mısır Çarşısı eyleminin, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğü ve toplumdaki etkinliği de nazara alındığında suç tarihinde yürürlükte olan 765 sayılı TCK’nun 125. maddesinde tanımlanan suçu oluşturacağı, hukuki durumlarının buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç vasfında ve delil değerlendirmesinde yanılgıya da düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,

b- Kabul ve uygulamaya göre de; sanık A. Ö. hakkında 01.10.1993 tarihinde Ağrı, Tutak, Dönertaş Köyüne silahlı saldırı eylemi nedeniyle, 14.12.1994 tarihli iddianame ile Erzurum Devlet Güvenlik Mahkemesine dava açıldığı, 1999/88-180 esas ve karar sayılı ilamı ile 06.07.1999 tarihinde hüküm kurulduğu ve bu hükmün kesinleştiği gözetilmeden, kısa kararda söz konusu eylemin kabule esas alınması, …” isabetsizliklerinden sanıklar A. Ö. yönünden sonuç ceza bakımından kazanılmış hakkı saklı kalmak suretiyle bozma kararı verilmiştir.

Yargıtay C. Başsavcılığınca ise 04.05.2009 gün ve 202539 sayı ile;

“… Yüksek Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığımız arasındaki uyuşmazlık, sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün, 22.12.1998 tarihli iddianame ile Mısır Çarşısı patlamasıyla ilgili isnat edilen eylemi gerçekleştirip gerçekleştirmedikleri ve üzerlerine atılı suçu işlediklerine ilişkin mahkumiyet kararı verilmesini gerektirecek, her türlü şüpheden uzak, yeterli ve inandırıcı delillerin mevcut olup olmadığı ve sanık P. hakkındaki 28.07.1998 tarihli iddianamede sayılan eylemleriyle ilgili suç nitelendirmesinin ne şekilde olacağı noktasındadır.

22.12.1998 tarihli iddianame ile ilgili olarak;

Yüksek Daire bozma kararına, sanık A. Ö.’ün duruşmaya kadar süren ikrarı, diğer sanıkların kolluk beyanı, mağdur ve tanık beyanları ile 04.07.2002 tarihli oluşa uygun düşen bilirkişi kurulu raporu ve tüm dosya kapsamını dayanak yapmıştır. Olayla ilgili olarak sanık A. 15.08.1998 tarihli kolluk beyanında eylemi diğer sanık P.’la gerçekleştirdiklerini ayrıntılı olarak anlatmış ise de, 18.08.1998 tarihli savcılık ifadesinde kolluktaki Mısır Çarşısı patlamasına ilişkin beyanlarını kabul etmediği, bu şekilde ifadesinin tamamlanıp C. Savcısı odasından dışarı çıkarıldığı ve daha sonra dışarıda karar değiştirmesi üzerine tekrar ek ifadesinin alındığı ve bu ifadesinde kolluk beyanlarını tekrarla, eylemi sanık P.’la birlikte gerçekleştirdiklerini beyan ettiği ve aynı tarihte mahkeme huzurundaki sorgusunda da bu beyanlarını tekrarladığı anlaşılmıştır. Yan delillerle desteklenmedikçe bu tür bir ikrarın delil olarak kabul edilemeyeceği açık olmakla birlikte, patlamanın bir bomba patlaması olup olmadığının da maddi bulgularla ve bilimsel olarak kanıtlanamadığı düşünülmektedir. Şöyle ki, olay yerine ilk giden bomba imha uzmanlarının düzenlediği 10.07.1998 ve 11.07.1998 tarihli inceleme tutanağı ve raporda bombaya dair bulguya rastlanılmadığının belirtildiği, yerel mahkemenin beraat kararının gerekçesinde sıraladığı ve dosya içerisinde bulunan bu ve buna benzer birçok değerlendirme ve bilirkişi raporlarının bulunduğu, bunlardan bir bölümü patlamanın bombadan kaynaklandığı, bir bölümü ise patlamanın bombadan kaynaklanmadığı ya da nedeninin tespit edilemeyeceği yönündedir. Patlamanın nedeni konusunda şüphe bulunmaktadır. Hangi raporun, neden üstün tutulacağı tartışmalıdır. Raporlar arasındaki çelişki ise tüm uğraşlara rağmen ve yıllar süren yargılama sonucunda giderilememiştir.

Bu nedenlerle sanıklar P. ve A. hakkında 22.12.1998 tarihli iddianame ile Mısır Çarşısı patlamasıyla ilgili isnat edilen eylem nedeniyle yerel mahkemece verilen beraat kararının yerinde olduğu ve Yüksek Dairenin sanıklar hakkındaki suç nitelendirmesinin yasaya aykırı olduğu düşünülmektedir.

28.07.1998 tarihli iddianame ile ilgili olarak;

Sanık P. hakkındaki bu iddianamede isnat edilen eylemlerle ilgili olarak 16.10.2008 tarihli tebliğnamemizde de belirtildiği gibi, yerel mahkemece, sanık hakkında yakalandığında üzerinde yapılan aramada çantasında bomba yapımında kullanılan malzemeler bulunması, yer göstermesi sonucu atölyede yapılan aramada bomba bulunduğu ve bombaların üzerindeki koli bandında parmak izinin tespit edildiği, dolayısıyla sangın eylemlerinin 765 sayılı TCK 169. madde kapsamında kaldığından bahisle zamanaşımı nedeniyle kamu davasının ortadan kaldırılmasına karar verilmiş ise de; sanığın kolluk beyanlarının dışında, bunların bir bölümünü doğrular nitelikteki savcılık beyanları ve hakim huzurundaki sorgu beyanları, dosyada bulunan diğer sanıklar H. ve M. ile sanıkla ilgili açıklamalarda bulunan diğer sanıkların kolluk, savcılık ve sorgu beyanları, 11.07.1998 tarihinde kolluk tarafından yakalandığında kendi eli ürünü olduğu tespit edilen ve üzerinde şifreli yazılar bulunan kağıt parçalarını yutmaya çalıştığı, üzerinde bulunan çantada bomba yapımında kullanılan maddeler ele geçirildiği, sanığın yer göstermesi sonucu sokak çocuklarının sanat faaliyetlerinde kullanıldığı iddia edilen atölyede yapılan aramada iki adet hazır bomba bulunduğu ve bomba üzerindeki koli bandından elde edilen parmak izinin sanığın eli ürünü olduğunun tespit edildiği, sanığın, diğer sanıklardan H.’e bomba yapımına uygun metal boru yaptırmasını istediği, H.’in de, her ikisi de tanık olarak dinlenen ve olayı doğrulayan arkadaşının babasına bunları yaptırdığı, anılan boruların yer gösterme sonucu elde edildiği, sanık M.’ın, yer göstermesi sonucu elde edilen lav silahı ve TNT kalıplarının, sanık P.’ın kendisine muhafaza etmesi için verdiğini beyan ettiği, tüm bu deliller birlikte ele alındığında, sanığın eylemlerinin devamlılığı ve niteliği bir bütün olarak 765 sayılı TCK 168. madde ve 5237 sayılı TCK 314. maddelerinde düzenlenen yasadışı silahlı örgüte üye olmak olarak değerlendirilip buna göre cezasının tayin ve takdirinin gerektiği düşünülmektedir” açıklamasına dayalı olarak, “Özel Daire’nin sanık P. hakkındaki hükümlerle, aleyhine temyiz bulunmayan sanık A.hakkındaki beraat hükmüne yönelik bozma kararının kaldırılmasına, sanık P. hakkında; Mısır Çarşısı’nda meydana gelen patlamayla ilgili olarak verilen beraat kararının onanmasına, P.’ın diğer eylemleriyle ilgili zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırma kararının ise, sanığın eylemlerinin 765 sayılı TCK 168. madde ve 5237 sayılı TCK 314. maddeleri kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinden bozulmasına…” karar verilmesi itiraz yoluyla talep edilmiştir.

Dosya, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık; sanıklar P. S. ve A. Ö.’ün 765 sayılı TCY’nın 125. maddesindeki suçu işleyip işlemediklerinin belirlenmesi bağlamında; 09.07.1998 tarihinde gerçekleştirilen “Mısır Çarşısı’nda bomba patlatmak” eylemine katılıp katılmadıkları ile katılmadıklarının kabul edilmesi halinde, sanık P.’ın kabul edilen eylemlerinin hangi suçu oluşturacağının saptanmasına ilişkindir.

Bu nedenle, Ceza Genel Kurulu’ndaki inceleme itirazın kapsamıyla sınırlı olarak sanıklar P. ve A. hakkındaki hükümlere hasren yapılmıştır.

Dosya incelendiğinde;

Olaydan hemen sonra, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine olay yerinde inceleme yapan Yüksek Mühendis M. Ç. ve Makine Mühendisi Y. K.’nün olay yerindeki tüpgazların ve bu tüpgazların bağlı olduğu tesisatın sağlam olduğuna dair raporları, olay yerinde ve cesetlerde LPG nin içerisinde yer aldığı bilinen kükürt ve türevi maddelere rastlanmamış olması, İstanbul Polis Kriminal Laboratuvarı’nın olay yerindeki bulguları inceleyerek düzenlediği 14.07.1998 tarihli raporda “olay yerinde bulunan bir kısım materyal üzerinde bombaların ihtiva ettiği nitroselülöz artıkları ve nitrik iyonlarına” tesadüf edildiğinin bildirilmesi, olay yerini de inceleyen İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sevil A. ve dört arkadaşının düzenleyerek 02.11.1998 tarihinde mahkemeye sundukları ve patlamanın nitroselülöz içerir patlayıcı maddenin infilakı sonucu meydana geldiğini belirten raporu, olay yerini de inceleyen Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuarları Daire Başkanlığı Bomba İncelemeleri Şube Müdürlüğünün 13.04.2001 tarihli üst yazı ile gönderdiği Mısır Çarşısı’nda Meydana Gelen Patlama Olayı ile İlgili Değerlendirme Raporu’nda, “patlamanın bir bombanın patlaması sonucu oluştuğu” şeklindeki tespiti ve mahkeme tarafından Ankara Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne talimat yazılarak talep edilmesi üzerine, bu mahkemece ikisi Jandarma Genel Komutanlığı’ndan, birisi Makine Kimya Enstitüsü’nden ve ikisi de Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nden olmak üzere beş kişiden oluşturulan bilirkişi heyetince 04.07.2002 tarihinde dörde karşı bir oyçokluğu ile verilen raporda, “söz konusu patlamanın dış yüzeyi karton, naylon, kola kutusu, teneke kutu gibi materyallerle, yüksek infilaklı bir patlayıcı madde kullanılarak hazırlanmış bir bombadan kaynaklandığı, iki giriş kapısı arasındaki köşede bulunan taş kolonun krokilerde dondurma makinesi ve Panda dondurma dolabının bulunduğu taraftaki aynı zamanda çarşı giriş kapısına bakan tarafta, Maraş dondurma makinesinin yakınında, Panda dondurma dolabı üzerinde infilak ettiği” biçimindeki saptama ve görüşlere yer verilmesi, yine bazı bilirkişilerce olayda bomba kullanılması halinde yerde bir çukur açılması gerektiği yönünde bir kanaat bildirilmesine karşılık, olay yerinde inceleme yapan Yüksek Mühendis M. Ç.’un 19.07.1998 tarihinde verdiği raporun son bölümlerinde, enkazın kısmen temizlenmesi sonucu görüldüğü üzere, “büfenin kapı girişinde mevcut eşiğe ait mermer plakanın bir bomba tesiri ile dükkan dışına yakın kısmının koptuğu ve dükkan dışı döşemede bomba izi bıraktığı, eşik üzerinde de bomba tesiri ile oluşabilecek ezilme dilimleri hasıl ettiği” şeklinde ifade edilen bulgulara yer verilmesi nedeniyle bu görüşe itibar edilmediğinin belirtilmesi, nitekim bombanın belirtildiği üzere bir dondurma dolabının üzerine bırakılmış olması veya zeminin mermer gibi oldukça sağlam maddelerden yapılması hallerinde bombanın yaratacağı etki ile meydana gelmesi beklenen çukurun oluşmayabileceği, tüm bunların yanında da olayın LPG den meydana geldiğine dair hiçbir bulgunun ele geçirilememesi, aksine olayın LPG sıkışmasından meydana geldiğini ileri sürenlerin, bomba belirtilerinin yeterli olmaması varsayımından hareketle bir tahminde bulunarak bu görüşe ulaştıkları, mevsimin yaz olması nedeniyle iki yönü açık olan ve ileri düzeyde hava sirkülasyonuna maruz bulunan olay yeri büfede, bu denli büyük bir patlamaya yol açacak düzeyde gaz birikmesinin olası görülmemesi hususları, M. H.’nun patlamanın lahmacun fırını tarafından değil, ters taraftaki döner tezgahının bulunduğu deniz tarafından geldiğini belirtilen beyanları başta olmak üzere, patlama anını ve öncesini anlatan tanık ifadeleriyle birlikte değerlendirildiğinde; patlamanın deniz tarafından girişte bulunan dondurma dolabı yakınında meydana geldiğini ve tahrip gücü yüksek bir bombadan kaynaklandığını kabul etmek gerekmiştir.

Diğer taraftan, A. Ö.’ün savunmalarının; tanık Ş. G.’in bu savunmayı doğrulayan Cumhuriyet savcılığı ifadesi, Ş. G.’in evinde bulunan artıkların bomba yapımında kullanılan patlayıcı nitelikteki TNT maddesine ait olduğunun ekspertiz raporu ile anlaşılması, ayrıca dosya kapsamından PKK terör örgütüne katılarak siyasi eğitim aldığı, örgüt içerisinde “Leyla” ve “Ayşe” kod adı kullandığı, bomba yapımı kullanımı korosunda eğitim aldığı açıkça anlaşılan P. S.’in üzerinde ve gösterdiği yerde bomba yapım malzemeleri ile iki adet bombanın ele geçirilmesi, bu malzemeler üzerindeki parmak izinin P. S.’ın parmak izleriyle uyum göstermesi, her iki sanığın PKK terör örgütü içerisinde faaliyet gösterdikleri anlaşılan A. Ö., . Ö., M. Y. ve D. A.’la ilişki içerisinde olduklarının belirlenmesi, bu şahısların P. S.’in örgütte yönetici konumunda olduğu, L. kod adını kullandığı ve bombalama eylemlerini organize ettiği yönündeki beyanları, M. Y.’ın gösterdiği yerde kendisine P. S. tarafından bırakıldığını ifade ettiği lav silahı ile bomba malzemelerinin bulunması, H. Ö.’ün gösterdiği, O. S.’ya ait iş yerinde P.S.’in talimatıyla imal ettirilen ve bomba yapımında kullanılan boruların ele geçirilmesi ve P. S.’in örgütle ilişkilerini anlattığı kolluk, Cumhuriyet Başsavcılığı ve sulh ceza mahkemesindeki savunmaları, dosyadaki diğer kanıtlarla birlikte değerlendirildiğinde Mısır Çarşısı’nda patlayan bombanın, bulunduğu yere yurt dışında yaşayan B. Ö.’ün telefon talimatıyla, P. S. ve A. Ö. tarafından konulduğu hiçbir kuşkuya yer vermeksizin açıkça anlaşılmaktadır.

Her iki sanığın da yukarıda belirtilen şekilde gerçekleştiği kabul edilen Mısır Çarşısı eylemini icra ettiği kabul edilmekle, sanıkların sabit kabul edilen eylemlerin hangi suçu oluşturduğunun değerlendirilmesine geçilmiştir.

Devletin varlığı ya da bütünlüğü öncelikle Anayasada teminat altına alınan değerdir. Anayasa’nın 3. maddesinde, Türk Devleti’nin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu ifade edilmiş, 14. maddesinde, Anayasa’da yer alan hak ve özgürlüklerin, Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak amacıyla kullanılamayacağı, 3. fıkrasında ise, bu amaca aykırı faaliyetlerin yaptırımlarının yasa ile belirleneceği hüküm altında almıştır.

Anayasa’nın 14. maddesindeki ülke ve millet bütünlüğünü parçalamaya, yok etmeye yönelik eylemler ise 765 sayılı TCY’nın, ikinci kitabının birinci babında Devletin şahsiyetine karşı cürümler başlığını taşıyan birinci faslında, 125. madde de düzenlenmiştir. 765 sayılı TCY’nın 125. maddesindeki; “Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir Devletin hakimiyeti altına koymaya veya Devletin istiklalini tenkise veya birliğini bozmaya veya Devletin hakimiyeti altında bulunan topraklardan bir kısmını Devlet idaresinden ayırmaya matuf bir fiil işleyen kimse ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırılır” şeklindeki hüküm ile;

a) Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabana bir devletin egemenliği altına koymaya,

b) Devletin bağımsızlığını azaltmaya,

c) Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya matuf yönelik Ster yaptırana bağlanmıştır.

Anılan suçun oluşabilmesi için, fiillerin yukarıda sayılan amaçlara veya amaca matuf yönelik olması ve bu sonucu oluşturmaya elverişli olması gerekir.

Matuf fiilden maksat, Devlet topraklarının (Ülke) tamamını veya bir kısmını devletin idaresinden ayırma, Devletin bağımsızlığını azaltma, Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koyma amacına yönelik ve bu sonucu oluşturmaya elverişli icra hareketleridir.

Bu suç, tehlike suçu olup, yukarda açıklanan belirli amaç veya amaçlara yönelik ve bu sonuçları doğurmaya elverişli fiilin işlenmesi ile oluşur. Suçun tamamlanması için sonucun alınması gerekli olmayıp tehlikenin yaratılmasıyla suç oluşur. Ancak eylemin kastedilen sonucu elde etmeye uygun ve elverişli olması ve elverişli araçlarla zorlayıcı eylemlere girişilmiş bulunulması, başla bir deyimle amaçlanan sonucu doğurabilecek icra hareketi olarak belirginleşmesi gerekir. Eylemin elverişli olup olmadığının soyut ve genel bir belirleme dışında, eylemin işlenme şekli, zamanı ve diğer bütün özellikleriyle birlikte değerlendirilmek suretiyle saptanması gerekir. Eylemin elverişli araçla icra başlangıcı niteliğinde bulunup bulunmadığının değerlendirilmesinde örgütsel bağlılığı, ülke genelindeki organik bütünlüğü, toplumdaki etkinliği suç niteliğinin belirlenmesinde önem taşımaktadır. Bu itibarla “amaç suç” niteliğinde bulunan TCY’nın 125. maddesindeki suçu işlemek amacı doğrultusunda olmakla beraber, bu amaca ulaşma tehlikesi doğurmayan yetersiz ve önemsiz eylemler TCY’nın 125. maddesi kapsamında değerlendirilemez.

765 sayılı TCY’nın 125. maddesi kapsamında “amaç suça” yönelik, sonucu almaya elverişli “matuf fiilin” işlenmesi ile suç oluşacağından ve ayrıca sonucun gerçekleşmesi gerekmediğinden, esasen sonuç gerçekleştiğinde, cezalandırma olanağı da ortalan kalkacağından, tehlike suçu olan bu suça kalkışma da olanaklı bulunmamaktadır.

1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nın 302. maddesinde de,

1. Devletin topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir devletin egemenliği altına koymak,

2. Devletin birliğini bozmak,

3. Devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmım Devlet idaresinden ayırmak,

4. Devletin bağımsızlığını zayıflatmak

Amacına yönelik fiiller 765 sayılı TCY’nın 125. maddesine benzer şekilde düzenlenerek, yaptırıma bağlanmış olup, her iki madde arasındaki farklar, suçun işlenmesi sırasında, başka suçların işlenmesi halinde ayrıca bu suçlardan da, cezaya hükmedilmesi ve bu suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hattında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine de hükmolunmasıdır.

Türkiye topraklarından bir kısmı üzerinde etnik kökene dayalı olarak bir devlet kurmak amacına ulaşmak için öncelikle ülke topraklarının belli bir kısmında, bulman vatandaşların egemen Türk Devleti tarafından sömürüldüğü ve haklarının kısıtlandığı hususunda inandırdıkları kişileri örgütleyerek, bu amaca yönelik eylemlere katılmalarını sağlamak suretiyle, yoğun bir terör faaliyeti başlatan yasadışı silahlı PKK terör örgütüne katılarak, siyasi eğitim alan, örgüt içerisinde “L.” ve “A.” kod adlarını kullanan ve dosya kapsamında bomba yapımı ve kullanımı konusunda da eğitim aldığı saptanan P. S.’in, PKK terör örgütünün talimatı ve amacı doğrultusunda diğer sanık A. Ö. ile birlikte, örgütsel bağlılık ve örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğü içerisinde 09.07.1998 günü gerçekleştirdiği ve 7 kişinin ölümü, 127 kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanan “Mısır Çarşısı’na bomba konulması ve patlatılması” eylemi, doğurduğu vahim sonuçlarla birlikte değerlendirildiğinde, 765 sayılı TCY’nın 168. maddesinde yaptırıma bağlanmış olan örgüt üyeliği suçunu aşan ve Devlet topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik matuf fiil niteliğinde bulunduğundan, eylem kül halinde 765 sayılı TCY’nın 125. maddesindeki suçu oluşturmaktadır.

Diğer taraftan; sanık P. S.’in eylemlerinin kül halinde amaç suç olan “Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma” suçunu oluşturduğu kabul edilmekle ayrıca 765 sayılı TCY’nın 168. maddesindeki “silahlı örgüt üyeliği”
suçundan ceza verilmesi olanağı bulunmamaktadır.

Ayrıca; sanıklara atılı eylem açıklanan nedenlerle 5237 sayılı TCY’nın 302. maddesinde düzenlenmiş bulunan suçu oluşturmakta ise de; 302. maddenin 2. fıkrası uyarınca, bu suçun işlenmesi sırasında başka suçların işlenmesi halinde, ayrıca araç suçlardan dolayı da cezaya hükmolunması gerekeceğinden, 765 sayılı TCY’ndaki düzenlemenin, 5237 sayılı TCY’ndaki düzenlemeden daha lehe olduğunun kabulü gerekmiştir.

Bu itibarla; itiraza konu edilen kısmı itibarıyla Özel Daire bozma kararı yerinde görüldüğünden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine ve dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesine karar verilmelidir.

Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Genel Kurul Üyesi ise; itirazın kabulü yönünde karşı oy kullanmışlardır.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle,

1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,

2- Dosyanın, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.02.2010 günü yapılan müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.

yarx

5237 SAYILI TCK MADDE 314 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

9. CEZA DAİRESİ

E. 2010/16588

K. 2011/1626

T. 9.3.2011

• ÖRGÜT ÜYELİĞİ ( Örgüte Özgeçmiş Raporu Vererek Organik Bağ İçine Girilmesinin Suçu Oluşturacağı )

• MÜTEMADİ SUÇ ( Örgüt Üyeliği – İddianame Tanzim Tarihine Göre Zamanaşımı Süresinin Dolmadığının Gözetileceği )

• ÖRGÜTE ÖZGEÇMİŞ RAPORU VERMEK ( Örgüt Üyeliği Suçunun Oluşacağı )

• ÖRGÜTE ELEMAN KAZANDIRMAK ( Örgüt Üyeliği Suçunun Oluşacağı )

5237/m. 314/2

3713/m. 5

ÖZET : Sanıkların örgüte özgeçmiş raporu vererek organik bağ içine girip örgütsel ders verme şeklinde sübut bulan eylemlerinin örgüt üyeliği suçunu oluşturacağı; diğer sanığın da örgütsel toplantılara katıldığı, örgüt içinde sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiği ve örgüte eleman kazandırdığı anlaşılmakla örgüt üyeliği suçunun oluştuğu, atılı suçun temadi eden suçlardan olup de zamanaşımı süresinin dolmadığı gözetilmelidir.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : 1- Katılan İçişleri Bakanlığının suçtan doğrudan zarar görmediği gözetilmeden davaya katılmasına karar verilmesi hukuki değerden yoksun olup temyiz hakkı da vermeyeceğinden İçişleri Bakanlığı vekilinin temyiz talebinin CMUK’nın 317. maddesi gereğince ( REDDİNE ),

2- Yapılan yargılama sonunda toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklar Abdullah Ü., Bekir, Hasan’ın suçlarının sübutu kabul, olay niteliğine ve kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde suç vasfı tayin edilmiş, cezalan azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanık Abdullah Ü. ile sanıklar Bekir, Hasan müdafiilerinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ( ONANMASINA ),

3- Sanıklar Abdullah B., Sebahattin, Mustafa ve Murat hakkında kurulan hükümlere yönelik temyize gelince;

a- Sanık Abdullah B. hakkında CMK’nın 223/7. maddesi gereğince davanın reddine karar verildikten sonra, silahlı örgüt üyesi olmak suçundan da mahkumiyetine karar verilmek suretiyle hükümde çelişkiye düşülmesi,

b- Sanıklar Sebahattin ve Mustafa ile ilgili ele geçen dokümanlar ve tüm dosya kapsamına göre sanıkların örgüte özgeçmiş raporu vererek organik bağ içine girip örgütsel ders verme şeklinde sübut bulan eylemlerinin örgüt üyeliği suçunu oluşturacağı ve yüklenen suçtan mahkumiyetlerine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı gerekçe ile beraatlerine karar verilmesi,

c- Sanık Murat hakkında örgütün hücre evinde ele geçen dokümanların incelenmesinden; Eylül 1998 tarihli doküman içeriğinden örgütsel toplantılara katıldığı, başka dosya sanıklarının özgeçmiş raporları içeriğine göre örgüt içinde sorumlu düzeyde faaliyet gösterdiği ve örgüte eleman kazandırdığı anlaşıldığı ve örgüt üyeliği suçunun temadi eden suçlardan olup iddianame tanzim tarihinin de 26.06.2006 tarihi olduğu da nazara alındığında dava zamanaşımının gerçekleşmediği, sanığın hukuki durumunun buna göre takdir ve tayini gerektiği gözetilmeden suç tarihinde yanılgıya düşülerek davanın zamanaşımı nedeniyle düşmesine karar verilmesi,

SONUÇ : Kanuna aykırı, Cumhuriyet Savcısı ile sanık Abdullah B. müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı ( BOZULMASINA ), 09.03.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

5237 SAYILI TCK MADDE 314 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

9. CEZA DAİRESİ

E. 2011/1012

K. 2011/1879

T. 24.3.2011

• SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ ADINA SUÇ İŞLEME ( Sanığın İki Ayrı Eylemde Slogan Attığı – Sanığın Her Bir Eylemi İçin Ayrı Olarak Cezalandırılacağı )

• İKİ AYRI EYLEMDE TERÖR ÖRGÜTÜ PROPAGANDASI YAPMAK ( Sanığın Örgüt Üyesi Olmadığı/Eylemlerde Slogan Attığı – Sanığın Her Bir Eylem İçin Ayrı Olarak Cezalandırılacağı )

• EK SAVUNMA HAKKI ( Sanık Hakkında Silahlı Terör Örgütü Adına Suç İşleme Eyleminden Dolayı Kamu Davası Açıldığı – Ek Savunma Hakkı Verilmeden Silahlı Terör Örgütü Üyesi Olma Suçundan Hüküm Tesis Edilemeyeceği )

• TERÖR ÖRGÜTÜ ÜYESİ OLMA ( Sanık Hakkında Silahlı Terör Örgütü Adına Suç İşleme Eyleminden Dolayı Kamu Davası Açıldığı – Ek Savunma Hakkı Verilmeden Silahlı Terör Örgütü Üyesi Olma Suçundan Hüküm Tesis Edilemeyeceği )

3713/m.2

5237/m. 314

ÖZET : Ölen bir üniversite öğrencisi ile ilgili olarak düzenlenen yasadışı gösteriye, örgütün internet sitelerinde yaptığı çağrıya uyarak katılan, tanınmamak için yüzünü kapattığı ve örgüt propagandası içeren sloganlar attığı, yine terör örgütünün sözde barış elçilerinin kalabalık bir grup tarafından karşılanması sırasında slogan atan kalabalık içinde bulunan sanığın bu yasadışı sloganlara iştirak ederek terör örgütünün propagandasını yaptığı, bu suretle örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekten ibaret eylemi nedeniyle, ayrı ayrı cezalandırılması gerekir.

Sanık hakkında silahlı terör örgütü adına suç işleme eyleminden dolayı kamu davası açıldığı halde, ek savunma hakkı tanınmadan silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan hüküm tesis edilerek savunma hakkının kısıtlanması gerekir.

DAVA : Dosya incelenerek gereği düşünüldü:

KARAR : 1-) Raporu hükme dayanak olarak alınan bilirkişi A. D.’e, yemininin yaptırılmaması suretiyle 5271 Sayılı C.M.K.nın 64/6. maddesine muhalefet edilmesi,

2-) Diyarbakır’da ölen bir üniversite öğrencisi ile ilgili olarak 7.12.2009 tarihinde Tatvan’da düzenlenen yasadışı gösteriye, örgütün internet sitelerinde yaptığı çağrıya uyarak katılan, tanınmamak için yüzünü kapattığı ve örgüt propagandası içeren sloganlar attığı, yine 11.12.2009 tarihinde Güroymak ilçesine gelen terör örgütünün sözde barış elçilerinin kalabalık bir grup tarafından karşılanması sırasında slogan atan kalabalık içinde bulunan sanığın bu yasadışı sloganlara iştirak ederek terör örgütünün propagandasını yaptığı, bu suretle örgüt üyesi olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemekten ibaret eylemi nedeniyle, 5237 Sayılı T.C.K.nın 314/3, 220/6 ve 3713 Sayılı Kanunun 2/2. maddeleri yollaması ile aynı Kanunun 314/2 ve iki kez 3713 Sayılı Kanunun 7/2. maddeleri gereğince ayrı ayrı cezalandırılması gerekirken, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm tesisi,

3-) Kabule göre de:

Sanık hakkında silahlı terör örgütü adına suç işleme eyleminden dolayı kamu davası açıldığı halde, 5271 Sayılı C.M.K.nın 226. maddesi gereğince ek savunma hakkı tanınmadan silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan hüküm tesis edilerek savunma hakkının kısıtlanması,

SONUÇ : Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükümün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 1412 Sayılı C.M.U.K.nın 326/son maddesi gereğince sanığın ceza miktarı itibariyle kazanılmış haklarının saklı tutulmasına, 24.3.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

5237 SAYILI TCK MADDE 314 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2011/11-30

K. 2011/101

T. 17.5.2011

• ANAYASAL DÜZENİ ORTADAN KALDIRMAK ( Zorunlu Müdafii Hazır Olmaksızın Duruşma Yapılarak Hüküm Tefhim Edilmesinin Hukuka Aykırı Olduğu )

• ALT SINIRI BEŞ YILDAN FAZLA HAPİS CEZASINI GEREKTİREN SUÇ ( Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmak – Zorunlu Müdafii Hazır Olmaksızın Duruşma Yapılarak Hüküm Tefhim Edilmesinin Hukuka Aykırı Olduğu )

• ZORUNLU MÜDAFİİ ( Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmak – Zorunlu Müdafii Hazır Olmaksızın Duruşma Yapılarak Hüküm Tefhim Edilemeyeceği )

765/m.168

1402 /m.17

5237/m.314

5271/m.150

ÖZET : Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçunda; uyuşmazlık; Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçundan hükümlülüklerine karar verilen sanıklar hakkında görevlendirilen zorunlu müdafileri olmaksızın hüküm kurulmasının olanaklı olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Alt sının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçundan yargılanan sanık için 5271 Sayılı CYY’nın 150/3. görevlendirilen zorunlu müdafii hazır olmaksızın duruşma yapılarak hüküm tefhim edilmesi yasaya aykırıdır.

DAVA : Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçundan, sanıklar Celal M., Mehmet H., Murat P., Atalay D., Nurettin A., Yusuf Y., Hilmi İ. ve Yaşar K. hakkında yapılan yargılama sonucunda sanıklar Celal M. ve Hilmi İ.’nin 765 Sayılı T.C.K.nın 168/2. maddesi uyarınca 5 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmalarına, sanık Murat P.’ın 765 Sayılı T.C.K.nın 168/1 ve 1402 Sayılı Kanunun 17. maddeleri uyarınca 13 yıl 4 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanık Mehmet H.’un 765 Sayılı T.C.K.nın 146/3 ve 1402 Sayılı Kanunun 17. maddeleri uyarınca 9 yıl 4 ay ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanık Yusuf Y.’ın 765 Sayılı T.C.K.nın 146/3. maddesi uyarınca 7 yıl ağır hapis cezası ile 765 Sayılı T.C.K.nın 448 ve 51/2. maddeleri uyarınca 12 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanıklar Nurettin A., Atalay D. ve Yaşar K.’un ise, 765 Sayılı T.C.K.nın 146/3. maddesi uyarınca 15 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin, Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 Numaralı Askeri Mahkemesince verilen 19.07.1989 gün ve 50-14 Sayılı hüküm katılan vekili, Askeri savcı, sanıklar ve müdafileri tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 27.12.1995 gün ve 8-14 sayı ile;

“… Sanıkların eylemlerinin 765 Sayılı T.C.K.nın 146/1. maddesinde düzenlenen suçu oluşturmasına rağmen, yazılı şekilde uygulama yapılması…”,

İsabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.

Bozmaya uyarak yargılama yapan Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince 16.07.2002 gün ve 52-267 sayı ile; tüm sanıkların eylemlerine uyan 765 Sayılı T.C.K.nın 146/1 ve 59. maddeleri uyarınca müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

Hükmün sanıklar ve müdafileri tarafından temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 28.5.2004 gün ve 14324-4979 sayı ile;

“… Sanıklar hakkında T.C.K.nın 146/1. maddesi uyarınca temel ceza olarak belirlenen ve T.C.K.nın 55/1 ve 59/1. maddelerinin uygulanması sırasında esas alınan idam cezasının; hükümden sonra 22.5.2004 gün ve 25469 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 5170 Sayılı Kanunun 5. maddesiyle Anayasanın 38. maddesinin 10. fıkrası değiştirilerek ölüm cezasının kaldırılmış olması karşısında, T.C.K.nın 2/2. maddesi gereğince 4771 Sayılı Kanunun idam cezasını saklı tutan hükümlerinin yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması…” isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmiştir.

Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince 3.10.2006 gün ve 326-388 sayı ile; sanıkların eylemlerine uyan 5218 Sayılı Kanunun 1 ve 765 Sayılı T.C.K.nın 146/1 ve 59. maddeleri uyarınca ayrı ayrı müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiş,

Sanıklar ve müdafileri tarafından temyizi Üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 30.6.2009 gün ve 6978-8451 sayı ile;

“… B- l- Sanıklar Cahit A., Halil Yasin K., Bünyamin İ., Murat P., Turhan Y. B., Erdoğan G., Nuri Ö., Hıdır A., Nurettin A.. Emin K., Hasan E., Yaşar K., Atalay D., Mehmet Akın D., Melih B., Celal M., Mehmet H., Yusuf Y., Veli Y., Hüseyin A. ve Hilmi İ. haklarındaki hükümlere yönelik temyizlerinde:

Sanıklara yüklenen suçun yasada öngörülen cezası itibariyle 5271 Sayılı CYY’nın 150/3 ve 151/1. maddeleri uyarınca sanıklar Nurettin A., Murat P., Atalay D., Celal M., Hilmi İ. Mehmet H., Yusuf Y. ile Yaşar K. müdafilerinin kararın tefhim olunduğu oturumda hazır bulunmaları sağlanmadan hüküm kurulması suretiyle savunma haklarının kısıtlanması” isabetsizliğinden diğer yönleri İncelenmeyen hükümün bozulmasına karar verilmiştir.

Sanıklar Nurettin A., Murat P., Celal M., Hilmi İ. ve Mehmet H. müdafilerinin de hazır bulunduğu duruşmada hükmü tefhim eden Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince 29.06.2010 gün ve 371-267 sayı ile;

“… Öncelikle mahkememizin daha önce vermiş olduğu 03.10.2006 tarihli kararının resen temyizi ve taraflarca temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 2007/6978 esas, 2009/8451 karar sayılı 30.06.2009 tarihli kararı ile bozma kararı verilmiş ise de: bozma kararında sanıklar Nurettin A., Murat P., Atalay D., Celal M., Hilmi İ., Mehmet H., Yusuf Y. ile Yaşar K. yönünden C.M.K.nun 150/3, ve 151/1. maddeleri gereğince savunma haklarının kısıtlandığından bahisle bozma kararı verilmiş olup, diğer sanık Osman Nuri R.’nun vefatı nedeni ile bozma kararı verilmiş sözkonusu Osman Nuri R. yönünden bozma kararına uyularak hüküm kısmında görüldüğü üzere, bu sanık yönünden kamu davasının düşürülmesine karar verilmiştir. Fakat sanıklar Nurettin, Murat, Atalay, Celal, Hilmi, Mehmet, Yusuf ve Yaşar yönünden savunma haklarının kısıtlandığından bahisle bozma kararı verilmiş ise de, bu sanıklar yönünden yukarda da açıklandığı üzere mahkememizin emsal 2004/352 esas, 2004/315 karar sayılı 13.10.2004 tarihli sanığı Mehmet G. olan dava dosyamızla ilgili verilen 765 Sayılı T.C.K. nun 450/7. maddesi kapsamındaki uygulama sonucu 13.10.2004 tarihinde verilen kararımız temyiz edilmesi üzerine Yargıtay C. Başsavcılığına gönderildiği, Yargıtay C.Başsavcılığının dosyada sureti bulunan 27.1.2005 tarihli 2004/243304-6 Sayılı yazıları ile dosyanın iade edildiği 5218 Sayılı Ölüm Cezalarının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 1. maddesinin E bendinin 5 alt bent ile 647 Sayılı Yasaya eklenen geçici 12. maddesi gereğince mahallinde gereği yapılmak üzere dosyanın gönderildiği bu gönderme sonrasında mahkememizce 16.3.2005 tarihinde sanık yönünden duruşma açılmaksızın dosya üzerinde ek karar verildiği, bu ek karar sonrasında Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 2005/1207 esas 2005/1238 karar sayılı 12.05.2005 tarihli kararları ile dosya üzerinde verilen ek kararda incelenerek kararın onanmasına karar verildiği, bu şekilde duruşma açılmaksızın emsal dosyada kararının verildiği, ve kararın onandığı, iş bu mahkememizin sanıklarla ilgili dosyasında Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 28.05.2004 tarihli bozma kararlan üzerine mahkememizce ölüm cezasının kaldırılmış olması nedeni ile duruşma açılmış, taraflar usulüne uygun celb edilmiş tüm sanıklar ve sanık müdafilerinin beyan ve diyecekleri sorulmuş 25 yılı aşkın yargılama safahatı bulunan dava dosyasında gerek önceki mahkemeler, gerekse mahkememizce yıllar süren yargılama aşamasında beyanlar, savunmalar, müteaddit defalar alınmış, sorulmuş, hiçbir savunma hakkı kısıtlanmadığı gibi kaldı ki tarafların ve müdafılerin zaman zaman vermiş oldukları mazeretler, mehil talepleri, kabul edilerek duruşmalar talik edilmiş, buna rağmen kendi talepleri doğrultusunda mazeretler ve mehiller kabul edildiği halde, yargılamanın makul sürede tamamlanmadığı gerekçesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine dava açılarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine tazminatlar dahi alındığı, daha sonra da yukarda açıklandığı üzere bu bozmada sayılan sanıklar içerisinde bazı sanık müdafilerinin duruşmaya katılmaması, bazı sanık müdafisinin son söz sorulacağı celsede beyanda bulunmaksızın duruşma salonunu terk etmesi, mahkemece savunma hakkının kısıtlandığı şeklinde yorumlanamayacağı yasaların verdiği hakkın iyiye kullanılmamasından sanık ve müdafilerinin kendilerinin sorumlu olacağı, sanık da gerek kendi gerekse müdafisinin yapmış olduğu işlem ve eylemlerden sorumlu olmak kaydı ile mahkeme gereğini yapmak mecburiyetinde olup mahkemelerin görevi yargılamanın gerekli şekilde yapılıp kararını vermek olduğu ve bu olayda da mahkememiz kararını vermek için yasalar çerçevesinde çaba sarf etmiş, hiçbir şekilde savunma hakkı kısıtlanmadığı kanaatine varılmış olup yukarda belirtilen emsal kararda da görüldüğü üzere dosya üzerinden ölüm cezasının kaldırılmasına dahi ek uyarlama kararı verilerek Yargıtay 1. Ceza Dairesinin onama kararı olduğu, bu dosyamızda özellikle mahkememiz bozmaya uyularak yargılama yapılmış ve ölüm cezasının kaldırılması nedeni ile yeniden 2006 tarihli direnme kararı verilen kararımız hüküm altına alınmıştır. Bu emsal karar ve gerekçelere göre ayrıca yargılama safahatındaki süre, 25 yılı aşkın bir süre olup bu zaman zarfında tüm sanıklar ve sanık müdafileri defalarca savunmalarını beyanları, talep ve diyeceklerini müteaddit defalar bildirmiş olduklarından, sanıklar Nurettin A., Murat P., Atalay D., Celal M., Hilmi İ., Mehmet H., Yusuf Y. ve Yaşar K. yönünden bozma kararında hüküm kısmında belirtildiği üzere C.M.K.’nun 307/3. maddesi gereğince direnilmesine, bu sanıklar dışında ve vefatı nedeni ile bozma kararına uyulan sanık Osman Nuri R. dışındaki Nuri Ö., Emin K., Veli Y., Bünyamin İ., Cahit A., Halil Yasin K., Turhan Y. B., Erdoğan G., Hıdır A., Hasan E., Hüseyin A., Mehmet Akın D., Melih B. haklarında Yargıtay İL Ceza Dairesinin 30.6.2009 tarihli kararında bozma nedeni gösterilmediği bu sanıklar yönünden ( yukarda belirtilen gerekçelere göre mahkememizce savunma hakkı kısıtlandığı yönünde gerekçe kabul edilmemekle birlikte ) savunma hakkı kısıtlandığı şeklinde herhangi bir bozma kararında gerekçe olmadığı gibi başka bir gerekçe de bulunmadığı, bu sanıklar yönünden mahkememizin 3.10.2006 tarihli 2004/326 esas, 2006/388 karar sayılı kararlarımızın onanması gerektiği halde, bu yönde de bozma kararı verilmesine yönelik karara karşı hüküm kısmında belirtildiği üzere C.M.K.nun 307/3. maddesi gereğince direnilmesine karar verilmesi gerektiği, bu nedenlerden dolayı da aşağıda belirtildiği üzere ve önceki kararımızda açıklanan deliller, delillerin değerlendirilmesi ve gerekçe gereğince sanıklardan Osman Nuri R. dışındaki sanıklar yönünden direnme kararı verilerek, önceki kararımızın aynen hüküm altına alınmasına Osman Nuri R. hakkında kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi gerekmiştir…”,

Gerekçeleriyle direnilerek, önceki hükümdeki gibi karar verilmiştir.

Bu hükümün de sanıklar müdafi ileri tarafından temyizi üzerine, Yargıtay C.Başsavcılığının 2.2.2011 gün ve 54837 Sayılı kısmen zamanaşımı sebebiyle düşme, kısmen de bozma istemli tebliğnamesiyle, Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : İnceleme, sanıklar Celal M., Mehmet H., Murat P., Atalay D., Nurettin A., Yusuf Y., Hilmi İ. ve Yaşar K. hakkında kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.

Özel Daire ile yerel mahkeme arasında oluşan ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçundan hükümlülüklerine karar verilen sanıklar hakkında 5271 Sayılı CYY’nın 150/3. maddesi uyarınca görevlendirilen zorunlu müdafileri olmaksızın hüküm kurulmasının olanaklı olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; yerel mahkeme direnme hükmünün sanıklar Nurettin A., Murat P., Celal M., Hilmi İ. ve Mehmet H. yönünden eylemli uyma sonucu verilmiş yeni bir hüküm olup olmadığı ve sanıklar Atalay D. ve Yusuf Y. yönünden ise dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği hususları Öncelikle değerlendirilecektir.

İncelenen dosya içeriğine göre;

Sanık Yusuf Y. 26.9.1980 tarihinde, sanık Atalay D.’nin ise 16.02.1981 tarihinde yakalandıkları, yerel mahkeme hükmünü sanıklar Atalay D., Yusuf Y. ve Yaşar K. müdafilerinin hazır olmadığı, sanıklar Nurettin A., Murat P., Celal M., Hilmi İ. ve Mehmet H. müdafilerinin ise hazır bulunduğu duruşmada tefhim ettiği anlaşılmaktadır.

Yerel mahkeme direnme hükmünün sanıklar Nurettin A., Murat P., Celal M., Hilmi İ. ve Mehmet H. yönünden eylemli uyma sonucu verilmiş yeni bir hüküm olup olmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesinde;

Ceza Genel Kurulunun süreklilik kazanmış uygulamalarına göre, şeklen ısrar kararı verilmiş olsa dahi;

Bozma karan doğrultusunda işlem yapmak,

Bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak,

c- ) Bozma sonrasında yapılan araştırmaya, incelemeye, toplanan yeni kanıtlara dayanmak,

d- ) İlk kararda yer almayan ve daire denetiminden geçmemiş bulunan yeni ve değişik gerekçelerle hüküm kurmak,

Suretiyle verilen karar; Özde direnme niteliğinde olmayıp, bozmaya eylemli uyma sonucu verilen yeni bir hükümdür. Bu nitelikteki bir hükümün temyiz edilmesi halinde ise incelemenin Yargıtay’ın ilgili dairesi tarafından yapılması gerekir.

Somut olayda, bozmadan sonraki yargılamada 5271 Sayılı CYY’nın 150/3. maddesi uyarınca görevlendirilen sanıklar müdafileri kararın tefhim olunduğu oturumda hazır bulundurulmak suretiyle bozma ilamının gereğinin eylemli olarak yerine getirilmiş bulunması karşısında, verilen kararın sanıklar Nurettin A., Murat P., Celal M., Hilmi İ. ve Mehmet H. yönünden direnme hükmü niteliğinde olduğunun kabulü olanaksızdır.

Bozma nedenine karşı kısmen eylemli uyularak gereğinin yerine getirilmesi nedeniyle, sanıklar Nurettin A., Murat P., Celal M., Hilmi İ. ve Mehmet H. yönünden bu bozma nedeni ile ilgili olarak Ceza Genel Kurulunca herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın, bu sanıklar yönünden dosyanın eylemli uyma sebebiyle incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.

Sanıklar Atalay D. ve Yusuf Y. yönünden dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesinde;

Sanık Yusuf Y. 26.9.1980, sanık Atalay D. ise 16.02.1981 tarihinde yakalanmış olup, dava zamanaşımın belirlenmesinde sanıkların en aleyhine olan yakalanma tarihlerinin esas alındığı somut olayda; sanıkların işlediği iddia olunan ve 765 Sayılı T.C.K.nın 146. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenmiş olan Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçunun ağırlaştırılma müebbet hapis cezasın, gerektirmesi, 765 Sayılı T.C.K.nın 102. maddesinin 1 fıkrasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda dava zamanaşımı süresinin 20 yıl olarak belirlenerek, aynı Yasanın 104/2. maddesinde ise bu sürenin kesen nedenlerin varlığı halinde en fazla 30 yıl olabileceğinin hüküm altına alınmış olması karşısında, 765 Sayılı T.C.K.nın 102/1 ve 104/2. maddeleri uyarınca yakalanma tarihleri olan 26.9.1980 ve 16.2.1981 tarihlerinden itibaren kesintili dava zamanaşımı süresinin sanık Yusuf yönünden 26.09.2010 tarihinde, sanık Atalay yönünden ise 16.2.2011 tarihinde dolduğu anlaşılmaktadır.

Bu itibarla, sanıklar Yusuf Y. ve Atalay D. hakkındaki direnme hükmünün bozulmasına ve bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 1412 Sayılı CYUY’nın 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak kamu davasının zamanaşımı sebebiyle düşmesine karar verilmelidir.

Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçundan hükümlülüğüne karar verilen sanık Yaşar K. yönünden ise, 5271 saydı CYY’nın 150/3. maddesi uyarınca görevlendirilen zorunlu müdafi olmaksızın hakkında hüküm kurulmasının olanaklı olup olmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusunun değerlendirilmesine gelince;

01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 Sayılı CYY’nın 150/3. maddesinde, üst sınırı en az beş yıl hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada, şüpheli veya sanığın müdafisinin bulunmaması halinde istemi aranmaksızın kendisine müdafii atanacağı hüküm altına alınmış iken, 19.12.2006 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5560 Sayılı Kanunun 21. maddesiyle 5271 Sayılı CYY’nın 150. maddesinde değişiklik yapılarak bu zorunluluk, alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlara şamil kılınmış, bu şekilde daha önce üst sınırı en az 5 yıl hapis cezası gerektiren suçlarda sanıklar için zorunlu müdafi atanması sistemi, alt sının 5 yıldan daha fazla hapis cezası gerektiren suçlardan yargılanan sanıklarla sınırlandırılmıştır.

5271 Sayılı CYY’nın “Duruşmada hazır bulunacaklar” başlıklı 188. maddesinin 1. fıkrası ” ( J ) Duruşmada, hükme katılacak hâkimler ve Cumhuriyet savcısı ile zabıt kâtibinin ve Kanunun zorunlu müdafiliği kabul ettiği hâllerde müdafiin hazır bulunması şarttır” şeklinde düzenlenmiş olup, Yasanın zorunlu müdafiliği kabul ettiği hallerde müdafiin karar duruşması da dahil tüm duruşmalarda hazır bulunması şarttır.

5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 1412 Sayılı CYUY’nın 308 maddesinin 5. fıkrası ile 01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 Sayılı CYY’nın hukuka kesin aykırılık hallerini düzenleyen 289. maddesinin 1. fıkrasının ( e ) bendi uyarınca Cumhuriyet savcısı veya duruşmada kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması durumunda da hukuka kesin aykırılık hali bulunduğu kabul edilmiştir.

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Alt sının beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçundan yargılanan sanık Yaşar K. için 5271 Sayılı CYY’nın 150/3. maddesi uyarınca görevlendirilen zorunlu müdafii hazır olmaksızın duruşma yapılarak hüküm tefhim edilmesi usul ve yasaya aykırı olup, sanık Yaşar K. yönünden isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1 ) Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 29.06.2010 gün ve 371-267 Sayılı direnme hükmünün sanık Yaşar K. yönünden saptanan usul yanılgısı sebebiyle diğer yönleri incelenmeksizin, sanıklar Yusuf Y. ve Atalay D. yönünden ise gerçekleşen dava zamanaşımı sebebiyle BOZULMASINA,

2 ) 1412 Sayılı CYUY’nın 5320 Sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen yürürlükte bulunan 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanıklar Yusuf Y.ve Atalay D. hakkında Anayasal düzeni ortadan kaldırmak suçundan açılmış olan kamu davasının, 765 Sayılı T.C.K.nın 102/1,104/2 ve 5271 Sayılı CYY’nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,

3- ) Sanıklar Nurettin A., Murat P., Celal M., Hilmi İ. ve Mehmet H. yönünden saptanan eylemli uyma sebebiyle, yerel mahkemenin son uygulamasının yeni hüküm niteliğinde olduğu nazara alınarak dosyanın, inceleme dışı bırakılan sanıklar Cahit A., Halil Yasin K., Bünyamin İ., Turhan Y. B., Erdoğan G., Nuri Ö., Hıdır A., Emin K., Hasan E., Mehmet Akın D., Melih B., Veli Y. ve Hüseyin A. hakkındaki hükümlerde dahil olmak üzere temyiz incelemesi için Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.05.2011 günü yapılan müzakerede oybirliği ile karar verildi.

yarx

5237 SAYILI TCK MADDE 314 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

CEZA GENEL KURULU

E. 2011/9-93

K. 2011/95

T. 17.5.2011

• SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE YARDIM SUÇU ( İletişimin Tespiti Kararının Önleme Dinlemesi Kararı Niteliğinde Olduğu – Önleme Dinlemesi Kararı Sonucunda Ulaşılan Bulguların Delil Olarak Kullanılamayacağı ve Hükme Esas Alınamayacağı )

• ÖNLEME AMAÇLI İLETİŞİMİN DENETLENMESİ ( Silahlı Terör Örgütüne Yardım Suçu/Dinleme Sonucu Ulaşılan Bulguların Delil Olarak Kullanılamayacağı – Dinleme Sonucu Ulaşılan Bulgular Dışındaki Somut Delillerin Değerlendirileceği )

• İLETİŞİMİN TESPİTİ VE DENETLENMESİ ( Silahlı Terör Örgütüne Yardım Suçu/İşlenmiş ya da İşlenmekte Olan Suça İlişkin Delil Elde Etmek İçin 5271 S.K. Md.135’te Düzenlenen Dinleme Olmadığı – 2803 S.K. Ek Md.5’e Göre Önleme Amaçlı İletişimin Denetlendiği )

• DİNLEMENİN DELİL NİTELİĞİ ( İşlenmiş ya da İşlenmekte Olan Suça İlişkin 5271S.K. Md.135’te Düzenlenen İletişimin Dinlemesi Bulgularının Delil Niteliğinde Olacağı – Önleme Dinlemesi Kararı Sonucunda Ulaşılan Bulguların Ceza Soruşturması ve Kovuşturmasında Delil Olarak Kullanılamayacağı )

5237/m. 314

5271/m. 135

3713/m. 5

2803/m.Ek.5

ÖZET : Silahlı terör örgütüne yardım suçunda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan uyuşmazlık eksik soruşturma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir. İletişimin tespiti kararının 2803 sayılı Yasa ek 5. madde uyarınca verilen önleme dinlemesi kararı niteliğinde olması karşısında, bu şekilde ulaşılan bulgular, ceza yargılamasında delil olarak kullanılamayacağından ve bunlara dayalı hüküm kurulamayacağından, sanığın örgütsel konumu hakkında kolluktan güncel bilgiler alındıktan ve silahlı terör örgütü adına faaliyette bulunduğu istihbari bilgisi üzerine, hakkında önleme dinlemesi kararı verilen diğer şahıs ile ilgili soruşturma evrakı da getirtilip incelendikten sonra, önleme amaçlı iletişimin denetlenmesi sonucunda ulaşılan bulgular dışındaki somut deliller değerlendirilerek sanığın hukuksal durumunun tayin ve takdiri gerekmektedir.

DAVA : Silahlı terör örgütüne yardım suçundan sanık Nezir’in, 5237 sayılı TCY’nin 314/3 ve 220/7. maddeleri yollamasıyla, aynı Yasanın 314/2, 62, 53/1, 54, 63 ve 3713 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, zoralıma ve mahsuba ilişkin, ( Van Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi )’nce verilen 12.06.2007 gün ve 113-183 sayılı hüküm, sanık müdafii tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi’nce 22.02.2011 gün ve 3411-1132 sayı ile onanmıştır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 08.04.2011 gün ve 231143 sayı ile;

“… 15.01.2006-18.01.2006 tarihlerinde, silahlı terör örgütü üyesi olduğu iddia olunan Necmettin oğlu, 15.07.1972 doğumlu, Agiri kod adlı Yılmaz’ın kullandığı 0538 556 numaralı telefondan, sanığa, ait 0532 … .. .. numaralı telefonun aranması neticesinde; konuşma içeriği sonucu, sanığın silahlı terör örgütüne yardım ettiğinden bahisle açılan kamu davası sonucunda, Van Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin 12.06.2007 tarih ve E. No: 2006/113, K. No: 2007/183 sayılı kararı uyarınca, 5237 sayılı TCK’nın 314/3, 220/7, 314/2, 62, 53/1 ve 3713 sayılı Yasanın 5. maddeleri uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, karar Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi’nin ilgi sayılı kararı ile onanmıştır.

Sanık tüm aşamalarda; ‘silahlı terör örgütü üyesi ile telefonda görüşmediğini, örgüte yardım etmediğini, örgüt üyeliğinden daha önce açılan davada beraat ettiğini, askeri ihaleler aldığından örgüt tarafından tehdit edildiğini, yakınlarının örgüt tarafından öldürüldüğünü, örgütün kendisine maddi ceza kestiğini, iletişimin tespitine ilişkin konuşmaların telefonunu emanet olarak verdiği kişiler tarafından yapılmış olabileceğini’ savunmuştur.

Dosyadaki bilgi ve belgeler uyarınca;

Sanığın silahlı terör örgütüne yardım ettiği iletişimin tespitine dayanmakta olup, yardımın yapıldığına ilişkin maddi kanıt ve tespit bulunmamaktadır.

Sanığın telefonla görüştüğü örgüt mensubu yakalanamamış olup, hakkındaki evrak tefrik edilmiştir.

İletişimin tespiti sonucu elde edilen bulguların delil olarak kabul edilmesinde kuşku bulunmamaktadır. Ancak konuşmalar soyut olup, bunun maddi olarak gerçekleşmesi halinde suç oluşacaktır. Ceza hukukunda temel ilke olan maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkarılması gerekmektedir.

Bu kapsamda;

1-Yakalanmadığı için dosyası ayrılan ve maddi yardım yapıldığı iddia olunan Yılmaz’ın ( Agiri Kod ) Van Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan 2006/380 sayılı soruşturma evrakının karar aşamasından akıbeti araştırılmalı,

2-Sanığın suç tarihinden önce hakkında açılan kamu davasından beraat etmesi, dosya içerisindeki belge uyarınca örgüt tarafından kendisine ceza kesilmesi temyiz dilekçesine eklenen belgeler uyarınca sanığın araçlarının örgütçe yakılması gözetilip, kolluk güçlerinden sanığın örgütsel konumu hakkında güncel bilgi istenmesi,

3-Sanığın, iletişimin tespitine ilişkin konuşmaların kendisi tarafından yapılmadığını savunması karşısında; emanette bulunan ses kayıtları ve sanığın gerçek sesinin savunmayı doğrulayacak veya çürütecek şekilde analizi yönünde uzman bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmesi,

Hususları gözetilmediğinden, yerel mahkeme kararının eksik inceleme nedeniyle bozulması yerine, onanmasına karar verilmesi itiraz sebebi olarak görülmüştür.

Yukarıda açıklanan nedenlerle; itirazın kabulü ile,

1-Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesinin 22.02.2011 tarih, E No: 2009/ 3411, K. No: 2011/1132 sayılı onama kararının kaldırılması,

2-Van Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesinin 12.06.2007 tarih ve E No: 2006/ 113, K. No: 2007/183 sayılı mahkumiyet hükmünün eksik inceleme nedeniyle bozulması…”,

İstemiyle itiraz yasa yoluna başvurmuştur.

Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır:

KARAR : Sanığın silahlı terör örgütüne yardım suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; eksik soruşturma ile hüküm kurulup kurulmadığının belirlenmesine ilişkindir.

Ancak; 5397 sayılı Yasanın 2. maddesi ile 2803 sayılı Jandarma Teşkilat Görev ve Yetkileri Yasasına eklenen ek 5. madde uyarınca verilen ve uygulamada “önleme dinlemesi” olarak isimlendirilen iletişimin tespiti ve denetlenmesi kararı üzerine elde edilen bulguların, ceza yargılamasında delil olarak kullanılıp kullanılmayacağı hususu öncelikli olarak değerlendirilmelidir.

Amacı, maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden sağlamak olan ceza yargılaması, şüphelinin bir suç işlediği yönünde, hakkında kamu davası açılmasını gerektirir yeterlilikte şüphe bulunup bulunmadığının tespit edildiği soruşturma evresi ile başlar ve yasada belirtilen hükümlerden birinin verilmesi ve bu hükmün kesinleşmesi ile sona erer. Bu aşamadan sonra infaz hükümleri devreye girer. Ancak ceza yargılamasında, suçlunun cezalandırılması kadar masum kişiler ile temel hak ve özgürlüklerin korunması da önemlidir. Bu nedenle ceza yargılamasının amacı her ne pahasına olursa olsun maddi gerçeğe ulaşmak olmamalıdır.

5271 sayılı CYY’nin 170. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısı; soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa iddianame düzenlemekle yükümlüdür. Bu hüküm uyarınca iddianame düzenlenebilmesi yeterli delil elde edilmiş olmasına bağlıdır. Bu nedenle soruşturmanın amacı, işlendiği iddia olunan eylem ve bu eylemi gerçekleştirdiği ileri sürülen fail hakkında delil araştırmaktır.

İletişimin denetlenmesi de, ceza yargılamasında delil elde etmek amacıyla başvurulan koruma tedbirlerinden birisidir.

1412 sayılı Yasada, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, denetlenmesi ve kayda alınması koruma tedbirine ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamakta idi. Ancak bu dönemde de aynı Yasanın 91 ve 92. maddeleri kıyasen uygulanmak suretiyle iletişimin tespiti ve denetlenmesi yoluna gidilebilmesine karşın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince; 06.12.2005 gün ve 27310/95 sayılı Ağaoğlu/Türkiye kararında; 1991 yılında, hakim kararına bağlı olarak dinlenen kişiden elde edilen telefon kayıtlarının, iç hukukta bu konuda yazılı hiçbir düzenleme bulunmaması nedeniyle ceza yargılamasında delil olarak kullanılamayacağı, bu durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8/2. maddesine aykırılık teşkil edeceği belirtilmiştir.

1412 sayılı Yasanın yürürlükte bulunduğu dönemde yalnızca 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Yasasının 2. maddesi çerçevesinde, bu Yasa kapsamında yer alan örgütlü suçlar bakımında telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin dinlenmesi ve tespiti düzenlemesine yer verilmişti.

01 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Yargılaması Yasasında ise, bu konu; anılan Yasanın 135. maddesinde, “telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi” başlığı altında, “iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması” terimleri kullanılmak suretiyle ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.

Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğünde, telekomünikasyon kavramının; “haber, yazı, resim sembol veya her çeşit bilginin tel, radyo, optik ve başka elektromanyetik sistemlerle iletilmesi, bunların yayımı ve alınması” şeklinde tanımlanmış olması karşısında, normal posta hizmetleri dışındaki her türlü mobil veya sabit telefon, elektronik posta, faks ve bunun gibi iletişim araçları, bu madde kapsamında değerlendirilecektir.

5271 sayılı Yasa ile yapılan düzenleme ve buna paralel olarak çıkarılan diğer yasa ve yönetmeliklerle gerçekleştirilen düzenlemeler göz önüne alındığında, hukukumuzda iletişimin tespiti ve denetlenmesi konusunda iki türlü düzenleme bulunduğu görülmektedir.

Bunlardan ilki; amacı, işlenmiş ya da işlenmekte olan bir suça ilişkin delil elde etmek olan 5271 sayılı CYY’de düzenlenen iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması,

Bir diğeri ise, 23.07.2005 gün ve 25884 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5397 sayılı Yasayla 2559, 2803 ve 2937 sayılı Yasalarda yapılan değişiklikle gündeme gelen ve amacı suç işlenmesinin önlenmesi olan ve öğreti ve uygulamada “önleme dinlemesi” olarak adlandırılan iletişimin denetlenmesidir.

5397 sayılı Yasanın 2. maddesiyle, 2803 sayılı Yasaya eklenen ek 5. madde ile; jandarmanın, mülki görevlerini yerine getirirken, önleyici ve koruyucu tedbirleri almak üzere, sadece kendi sorumluluk alanında, casusluk suçları hariç 5271 sayılı Yasanın 250. maddesinin 1. fıkrasının a, b ve c bentlerinde yazılı suçların işlenmesinin önlenmesi amacıyla, hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Jandarma Genel Komutanı veya İstihbarat Başkanının yazılı emriyle, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespit edilebileceği, dinlenebileceği, sinyal bilgilerinin değerlendirilebileceğini ve kayda alınabileceği,

Anılan Yasa maddesinin 6. fıkrası ile de; bu madde hükümlerine göre yürütülen faaliyetler çerçevesinde elde edilen kayıtların, birinci fıkrada belirtilen amaçlar dışında kullanılamayacağı hüküm altına alınmış,

2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Yasasının ek 7. maddesinin 1 ve 7. fıkralarında da tamamen benzer düzenlemeye yer verilmiştir.

Usulüne uygun olarak yapılan önleme amaçlı iletişimin denetlenmesi sonucu elde edilen bulguların bir ceza soruşturması başlatılmasına dayanak oluşturabileceğinde duraksama bulunmamaktadır. Duraksama, bu tedbir yoluyla elde edilen bulguların bir ceza soruşturması veya kovuşturmasında delil olarak kullanılıp kullanılamayacağı noktasında toplanmaktadır.

5271 sayılı CYY’de düzenlenen koruma tedbirleri arasında yer alan ve işlenmiş ya da işlenmekte olan bir suça ilişkin delil elde etme amacını güden iletişimin denetlenmesi ile 5397 sayılı Yasayla getirilen önleme amaçlı iletişimin tespiti arasında her zaman kesin bir ayırıma varmak olanaksızdır. Her iki düzenleme arasındaki en önemli fark; 5271 sayılı Yasayla düzenlenen iletişimin tespiti, denetlenmesi ve kayda alınmasının amacının, işlenmiş veya işlenmekte olan bir suça ilişkin delil elde etmek olmasına karşın, 5397 sayılı Yasayla getirilen önleme amaçlı iletişimin tespiti ve denetlenmesi sonucunda ulaşılan bulguların, 2803 sayılı Yasanın ek-5. maddesinin 6. fıkrası uyarınca, yalnızca bu Yasanın 7. maddesinde düzenlenen “emniyet ve asayiş ile kamu düzenini sağlamak, korumak ve kollamak, kaçakçılığı men, takip ve tahkik etmek, suç işlenmesini önlemek için gerekli tedbirleri almak ve uygulamak, ceza infaz kurumları ve tutukevlerinin dış korunmalarını yapmak” şeklinde sayılan mülki görevlerin ifası amacıyla kullanılabileceğidir.

5397 sayılı Yasa uyarınca önleme amaçlı iletişimin tespiti ve denetlenmesine, ancak suç işlenmesinin ve kamu düzeninin bozulmasının önlenmesi amacıyla başvurulabilecek ve önleme amacıyla yapılan iletişimin tespiti ve denetlenmesi sonucunda ulaşılan bulgular da, yasanın öngördüğü amaçlar dışında ve bu arada bir ceza soruşturması veya kovuşturmasında delil olarak da kullanılamayacaktır.

Önleme amaçlı iletişimin tespiti ve denetlenmesi sonucunda ulaşılan bulgularla bir suç işlendiğinin anlaşılması karşısında, elde edilen bu bulgular, 5397 sayılı Yasanın 1 ve 2. maddeleri uyarınca, yasanın öngördüğü amaçlar dışında ve bu arada bir ceza soruşturması veya kovuşturmasında delil olarak kullanılamayacağından, anılan düzenlemenin gerekçesinde de açıkça belirtildiği üzere, kolluk görevlilerince durum derhal adli birimlere bildirilmeli ve somut olayın özelliğine göre Cumhuriyet Savcılığınca gerek görülürse bu bilgilerden hareketle soruşturmaya başlanılmalıdır.

Öğretide bu konuda;

“… Önleme amaçlı iletişimin denetlenmesinde şartlarına bağlı kalındığı müddetçe bir hukuka aykırılık olmayıp, sadece bunların delil olarak kullanılmasının engellenmesi söz konusudur. Bunun sebebi de belki önleme amaçlı iletişimin denetlenmesi yolunun tatbikinin, adli maksatlı olana nazaran daha kolay uygulanabilmesine dayandırılabilir…” şeklinde görüş bulunmaktadır. ( Prof Dr. Ersan Şen, Türk Hukukunda Telefon Dinleme Gizli Soruşturmacı X Muhbir, Ankara 2011, Sayfa 70-77, Dr. Mehmet Murat Yardımcı, İletişimin Denetlenmesi, Ankara 2009, Sayfa 262-263, Dr. Şeydi Kaymaz, İletişimin Denetlenmesi, Ankara 2009, Sayfa 489-498 )

Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Yerel mahkeme tarafından, içeriği hükme esas alınan Van Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin 16.12.2005 gün ve 553 sayılı iletişimin tespiti kararının, 5397 sayılı Yasanın 2. maddesi ile 2803 sayılı Yasaya eklenen ek 5. madde uyarınca verilen önleme dinlemesi kararı niteliğinde olması karşısında, bu şekilde ulaşılan bulgular, yukarıdaki açıklanan ilkeler doğrultusunda ceza yargılamasında delil olarak kullanılamayacağından ve bu bulgulara dayalı hüküm kurulamayacağından, yerel mahkemece; sanığın örgütsel konumu hakkında kolluktan güncel bilgiler alındıktan ve silahlı terör örgütü adına faaliyette bulunduğu istihbari bilgisi üzerine, hakkında 5397 sayılı Yasaya dayalı olarak önleme dinlemesi kararı verilen Yılmaz ile ilgili soruşturma evrakı da getirtilip incelendikten sonra, önleme amaçlı iletişimin denetlenmesi sonucunda ulaşılan bulgular dışındaki somut deliller değerlendirilerek sanığın hukuksal durumunun tayin ve takdiri gerekmektedir.

Bu itibarla, önleme amaçlı iletişimin denetlenmesi sonucu ulaşılan kayıt ve bulgular esas alınarak kurulan yerel mahkeme hükmü ile bu hükmü onayan Özel Daire kararı isabetli bulunmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulü ile Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün, eksik inceleme nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.

SONUÇ : Açıklanan nedenlerle;

1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının ( KABULÜNE ),

2-Yargıtay Dokuzuncu Ceza Dairesi’nin 22.02.2011 gün ve 3411-1132 sayılı onama kararının ( KALDIRILMASINA ),

3-Van Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin 12.06.2007 gün ve 113-183 sayılı hükmünün diğer yönlerinin incelenmeksizin ( BOZULMASINA ),

4-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına ( TEVDİİNE ), 17.05.2011 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.

yarx

5237 SAYILI TCK MADDE 312 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

HUKUK GENEL KURULU

E. 2008/4-158

K. 2008/154

T. 20.2.2008

• MANEVİ TAZMİNAT ( Basın Yoluyla Kişilik Haklarına Saldırı – Olayda Toplumun Belli Bir Kesimine Karşı Hedef Olarak Gösterilmek Suretiyle Kişilik Haklarına Saldırıda Bulunulduğundan Kabulü Gereği )

• BASIN YOLUYLA KİŞİLİK HAKLARINA SALDIRI ( Manevi Tazminat – Olayda Toplumun Belli Bir Kesimine Karşı Hedef Olarak Gösterilmek Suretiyle Kişilik Haklarına Saldırıda Bulunulduğundan Kabulü Gereği )

• BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ VE SINIRLARI ( Manevi Tazminat – Toplumun Belli Bir Kesimine Karşı Hedef Olarak Gösterilmek Suretiyle Kişilik Haklarına Saldırıda Bulunulduğundan Kabulü Gereği )

• HAKİMLERE HAKARET ( Karşı Oy Yazan – Toplumun Belli Bir Kesimine Karşı Hedef Olarak Gösterilmek Suretiyle Kişilik Haklarına Saldırıda Bulunulduğundan Manevi Tazminat Talebinin Kabulü Gereği )

2709/m.28

5187/m.1, 3

4721/m.24, 25

5237/m.312

ÖZET : Dava konusu yayında, davacıların da içinde yer aldıkları anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına karşı oy yazan üyelerin ilmi ve hukuki niteliği olan gerekçeler yerine ideolojik saplantılarını ortaya koydukları, tarafsız, hukuku evrensel değerlere göre özgürlükçü biçimde yorumlama yeteneğine sahip olamadıkları, kısa süre içinde tasfiye edilecekleri ileri sürülerek hakaret edilmiş, toplumun belli bir kesimine karşı hedef olarak gösterilmek suretiyle kişilik haklarına saldırıda bulunulmuştur. Bu yüzden davacılar lehine uygun miktarda manevi tazminat takdiri gerekir.

DAVA : Taraflar arasındaki “Manevi Tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara Asliye 21.Hukuk Mahkemesince davanın reddine dair verilen 22.11.2005 gün ve 2005/106 E- 2005/400 K. sayılı kararın incelenmesi davacılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 15.02.2007 gün ve 2006/1850-2007/1687 sayılı ilamı ile;

( … Davacılar, Z. Gazetesinin 07/02/2005 günlü nüshasında “Laiklik hukukla korunmalı mı? Başlıklı yazıda kişilik haklarının saldırıya uğradığı savı ile manevi tazminat isteminde bulunmuştur.

Davalılar yayının, basının haber verme, eleştiri hakkı sınırları içinde, Basın Yasasının tanıdığı sınırlar dışına çıkılmadan, özle biçim arasındaki denge korunarak verildiğini bu nedenle davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.

Mahkemece, yazının kişilik haklarına saldırı içerir yönü olmadığı, yargı kararının tahlil ve değerlendirilmesi niteliğinde olduğunu bildirerek davanın reddine karar verilmiş, karar davacılar tarafından temyiz edilmiştir.

Basın özgürlüğü, Anayasanın 28.maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3.maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.

Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25.maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.

Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.

Davaya konu olayda; Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 04/02/2005 tarihli kararının Türk yargı sisteminin özlenen bir kararı olduğu, hukuk devletinde asıl olanın uygun yasaların kabul edilmesi değil hukukçuların hukuku yorumlama ve özgürlük anlayışında yattığı belirtilmiştir. Ceza yasasının kabul edilmesi sırasında “insanları terbiye etme, ezme, etkisiz hale getirme” düşüncesinin esas alındığı, “Türk’lüğün, Cumhuriyet’in, devletin, ordunun, yargı mercilerinin manevi şahsiyetinin korunması” amacına yönelik düzenlemelerin buna örnek oluşturduğu, Ceza Yasasında, “laikliği korumak” amacıyla konulmuş bir madde olmadığı halde, Türk hukuk uygulayıcılarının laikliği koruma içgüdüsüyle TCK’nun 312.maddesini laikliği koruma maddesi haline dönüştürdüğü, bunun “ideolojik kutsal devlet” anlayışının bir dayatması olduğu belirtildikten sonra, “AB uyum yasaları” ile düşünce ve ifade özgürlüğü önündeki engeller kaldırıldığı halde, Türkiye’ de yargıçların yasalardaki özgürlükçü gelişmeleri, evrensel ölçütlere uygun olarak yorumlama anlayışının gelişemediği, hatta bazı yargı mensuplarının özgürlüklerin önünde engel oluşturdukları; buna örnek olarak da anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararına karşı oy bildiren üyeler gösterilmiştir. YCGK kararına karşı oy yazan üyelerin ilmi, hukuki niteliği olan gerekçeler yerine, yargıç bakışına uymayan biçimde ideolojik saplantılarını ortaya koydukları, bu durumun kaygı verici olmasına karşın bunların kısa sürede tasfiye olacakları açıklanmıştır.

Şu halde yayında, davacıların da içinde yer aldıkları anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararına karşı oy yazan üyelerin ilmi ve hukuki niteliği olan gerekçeler yerine ideolojik saplantılarını ortaya koydukları, tarafsız, hukuku evrensel değerlere göre özgürlükçü biçimde yorumlama yeteneğine sahip olamadıkları, kısa süre içinde tasfiye edilecekleri ileri sürülerek hakaret edilmiş, toplumun belli bir kesimine karşı hedef olarak gösterilmek suretiyle kişilik haklarına saldırıda bulunulmuştur. Bu yüzden davacılar lehine uygun miktarda manevi tazminat takdiri gerekirken, davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından kararın bozulmasına karar vermek gerekmiştir… ),

Gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

KARAR : Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 06.12.2006 gün ve E:2006/4-763 K:2006/770; 07.02.2007 gün ve E:2007/4-23 K:2007/51; 02.05.2007 gün ve E:2007/4-224 K:2007/228 sayılı kararlarında da aynı ilke benimsendiğine ve dava konusu yayının içeriği, kullanılan söz ve ifadeler itibariyle hukuka aykırılık ve davacılar yönünden matufiyet unsuru gerçekleştiğine göre, Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

SONUÇ : Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine, 20.02.2008 gününde oyçokluğu ile karar verildi.

yarx

5237 SAYILI TCK MADDE 312 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

9. CEZA DAİRESİ

E. 2009/20634

K. 2010/3774

T. 1.4.2010

• TERÖR AMACI İLE İŞLENEN SUÇLAR (Sanıkların Sübutu Kabul Olunan Eyleminin Amaç Suçun İstenmesi Doğrultusundaki Örgütsel Bağlılık İle Ülke Genelindeki Organik Bütünlüğüne Göre Amacı Gerçekleştirme Tehlikesi Yaratabilecek Nitelikte Olduğu)

• ÖRGÜTSEL BAĞLILIK (Terör Amacı İle İşlenen Suçlar – Sanıkların Sübutu Kabul Olunan Eyleminin Amaç Suçun İstenmesi Doğrultusundaki Örgütsel Bağlılık İle Ülke Genelindeki Organik Bütünlüğüne Göre Amacı Gerçekleştirme Tehlikesi Yaratabilecek Nitelikte Olduğu)

• ÖRGÜTE YARDIM (Sanığın Anılan Örgütün Üyesi Olduğu ve Sanıkların Örgüte Yardım Ettikleri – Sanığın Eyleminin Amaç Suçun İstenmesi Doğrultusundaki Örgütsel Bağlılık İle Ülke Genelindeki Organik Bütünlüğüne Göre Amacı Gerçekleştirme Tehlikesi Yaratabilecek Nitelikte Olduğu)

5237/m.312, 314

3713/m.4,5

5271/m.250, 252299

ÖZET : Sanıkların üyesi bulundukları silahlı terör örgütünün, Devletin birliğini bozma ve ülke topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik olarak vahamet arz eden olayları gerçekleştirdiği, sanıkların sübutu kabul olunan eyleminin amaç suçun istenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ile ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre, amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte olduğu belirlenip, kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde suçun vasfı tayin edilmiş, sanığın anılan örgütün üyesi olduğu, sanıklar … ‘ın örgüte yardım ettikleri kabul edilmiş, cezaları azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosya kapsamına göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiştir.

DAVA : Hükmedilen cezaların süresi itibariyle koşulları oluşmadığından sanıklar M. G., S. Ö., F. Ö., H. Ö., Y. Ö. müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin CMUK’nın 318. maddesi gereğince reddine, sanık Ş. A. müdafiinin usulüne uygun tebligata rağmen duruşmaya gelmediği ve geçerli bir mazeret de bildirmediği anlaşıldığından sanık R. Ö. hakkında duruşmalı, diğer sanıklar hakkında duruşmasız olarak yapılan inceleme sonunda gereği düşünüldü:

KARAR : Sanıklar R. Ö. ve Ş. A. hakkında patlayıcı madde bulundurmak suçundan tayin edilen gün karşılığı adli para cezasının, miktar olarak adli para cezasına çevrilmesi sırasında uygulanan yasa ve maddesinin gösterilmemesi mahallinde ilavesi mümkün bir eksiklik olarak kabul edilmiş, sanık Ş. A. hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan tayin edilen cezanın, suç tarihinde yürürlükte bulunan 5532 sayılı Kanunla değişik 3713 sayılı Kanunun 4/a maddesi hükmü karşısında aynı Kanunun 5. maddesine göre arttırılması gerektiğinin düşünülmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış, sanık M. G. yönünden hükmün kurulduğu oturumda konuşan tarafın hazır bulunan sanık olduğu, sanık müdafiinin savunmasından sonra da sanığa diyecekleri sorulduğu ve CMK’nın 216. maddesine aykırı davranılmadığı anlaşıldığından tebliğnamedeki bu hususa yönelen bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.

1- Sanık Ş. A. hakkında Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma, patlayıcı madde bulundurma, resmi belgede sahtecilik; sanık R. Ö. hakkında Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma, patlayıcı madde bulundurma; sanık A. İ. hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma, sanıklar E. Y. S. Ö., F. Ö., S. A., S. Ç., C. Y. ve G. Y. hakkında silahlı örgüte yardım suçundan kurulan hükümlere yönelik incelemede;

Yapılan yargılama sonunda, toplanan deliller karar yerinde incelenip, sanıklar Ş. A. ve R. Ö.’in üyesi bulundukları silahlı terör örgütünün, Devletin birliğini bozma ve ülke topraklarından bir kısmını Devlet idaresinden ayırma amacına yönelik olarak vahamet arz eden olayları gerçekleştirdiği, sanıkların sübutu kabul olunan eyleminin amaç suçun istenmesi doğrultusundaki örgütsel bağlılık ile ülke genelindeki organik bütünlüğüne göre, amacı gerçekleştirme tehlikesi yaratabilecek nitelikte olduğu belirlenip, kovuşturma sonuçlarına uygun şekilde suçun vasfı tayin edilmiş, sanık A. İ.’ın anılan örgütün üyesi olduğu, sanıklar E. Y., S. Ö., F. Ö., S. A., S. Ç., C. Y. ve G. Y.’ın örgüte yardım ettikleri kabul edilmiş, cezaları azaltıcı sebebin niteliği takdir kılınmış, savunmaları inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosya kapsamına göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, sanıklar müdafilerinin temyiz dilekçeleri ile duruşmalı inceleme sırasında sanık R. Ö. müdafiinin ileri sürdüğü yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle, kısmen re’sen de temyize tabi olan bükümlerin ONANMASINA,

2- Sanıklar H. Ö., Y. Ö. ve M. G. Hakkında kurulan hükme yönelik temyize gelince;

Sanıklar H. Ö. ve Y. Ö.’in, F. ve S. Ö.’in kızları olup aynı evde beraber yaşadıkları, anne ve babalarının bilgileri dahilinde aynı evde barınan Ş. A. ile birlikte gezip dolaşmaktan ibaret eylemlerinde yüklenen örgüte yardım suçunun kanuni unsurlarının bulunmadığı, sanık M. G.’in Ş. A.’ın terör örgütünün üyesi olduğunu bilerek evinde barındırdığına dair yeterli delil elde edilemediği gözetilmeden sanıkların beraatleri yerine yazılı şekilde hüküm kurulması,

3- Sanık K. A. hakkında 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçundan kurulan hükme yönelik incelemede;

SONUÇ : 5271 sayılı CMK’nın 250. maddesinde sayılan suçlara bakmak üzere kurulan mahkemenin, anılan Kanunun 252/1-g maddesindeki istisna hükmü de nazara alındığında; örgüt faaliyetleri ile ilgisi olmayan yasak silah bulundurma eylemi nedeniyle 6136 sayılı Kanuna aykırılıktan açılan davaya bakmasına yasal olanak bulunmadığından bu suçtan görevsizlik kararı verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, 01.04.2010 tarihinde oybirliği ile karar verildi.

yarx

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 42 takipçiye katılın