5237 SAYILI TCK MADDE 228 İÇTİHAT

T.C.

YARGITAY

11. CEZA DAİRESİ

E. 2010/12158

K. 2010/11245

T. 14.10.2010

• KUMAR OYNATMAK (Sanığa Yapılacak Tebligatta Karara Karşı Başvurulacak Yasa Yolunun Süresinin Türünün Merciinin Doğru Olarak Belirtilmesi Gerektiği – Sürenin Tebliğ Tarihi İle Başlayacağının Açıklanacağı)

• YASA YOLUNA İLİŞKİN BİLGİLER (Sanığa Yapılacak Tebligatta Karara Karşı Başvurulacak Yasa Yolunun Süresinin Türünün Merciinin Doğru Olarak Belirtilmesi Gerektiği)

5237/m.228

ÖZET : Kumar oynatmak suçunda; kararın sanıkların yokluğunda verildiği anlaşılmaktadır. Sanıklara yapılacak olan tebligatta yasa yolunun türü, süresi, mercii ve şeklini doğru biçimde gösterir açıklamalı bir tebligat ile tebliğ edilmesi ve açıklamada mutlaka temyiz yasa yoluna başvuru süresinin tebliğ tarihinden itibaren başlayacağının bildirilmesi gerekir.

DAVA : Kumar oynatmak suçundan sanıklar Turan, Fahri ve Ahmet’in, 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 228/1.maddesi uyarınca 2’şer ay hapis ve 40’ar YTL adli para cezası ile cezalandırılmalarına dair. (MALATYA) 1.Asliye Ceza Mahkemesi’nin 30.12.2005 tarihli ve 2003/140 Esas. 2005/1066 Sayılı kararın; sanıkların kumar oynatmak şeklinde belirlenen eylemleri sebebiyle 5237 Sayılı Kanunun 228/1.maddesi gereğince ayrı ayrı cezalandırılmalarına karar verilmiş ise de, suç tarihinin 3.12.2002 olması karşısında, 765 Sayılı T.C.K.nun ve 5237 Sayılı Kanun’un ilgili hükümlerinin bir bütün olarak olaya uygulanması suretiyle lehe olan kanunun belirlenmesi gerektiği, somut olayda 765 Sayılı Kanun hükümlerinin sanıklar lehine olduğu, bu sebeple anılan Kanun hükümleri uyarınca hafif hapis ve hafif para cezasına hükmedilmesi gerektiği, ancak 1.6.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 Sayılı T.C.K.nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un, maddesinin başlığı, 5349 Sayılı Kanunla “Hafif hapis ve hafif para cezalarının idari para cezasına dönüştürülmesi” olarak değiştirilerek aynı maddenin 1. fıkrasında, “Kanunlarda hafif hapis veya hafif para cezası olarak öngörülen yaptırımlar idari para cezasına dönüştürülmüştür.” hükmü ne yer verildiği anlaşılmakla, mahkemesince sanıkların lehine olarak tespit edilmesi gereken hafif hapis ve hafif para cezasının 5252 Sayılı Kanunun 7.maddesinin 1.fıkrası uyarınca idari para cezasına hükmedilmesi gerektiği gözetilmeksizin, yazılı şekilde karar verilmesinde, suç tarihi ile karar tarihi arasında 765 Sayılı T.C.K.nun 102/5 ve 104.maddeleri uyarınca dava zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu gözetilmeksizin, mahkumiyete hükmolunmasında isabet görülmediğinden bahisle 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca, anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 13.9.2006 gün ve 41293 Sayılı yazılı emirlerine atfen Yargıtay C. Başsavcılığının 11.10.2006 gün ve YE.2006220113 Sayılı ihbarnamesiyle daireye ihbar ve dava evrakı tevdii kılınmakla incelenip gereği görüşüldü:

KARAR : 5271 Sayılı C.M.K.nın 309. maddesinde düzenlenen kanun yararına bozma kesin olan ya da temyiz edilmeden kesinleşen hükümlere karşı başvurulan olağanüstü bir yasa yoludur. Henüz kesinleşmeyen kararın kanun yararına incelenmesi olanaksızdır.

Ayrıntıları Ceza Genel Kurulu’nun 7.11.2006 gün ve 2006/6-213 Esas, 2006/229 karar sayılı içtihadında da açıklandığı üzere; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Temel hak ve hürriyetlerin korunması” başlığı altındaki 40. maddesinin (3.10.2001 tarihli 4709 Sayılı Kanunun 16. maddesi ile eklenen) ikinci fıkrası: ‘Devlet işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır” biçimindedir. Bu hükümle bireylerin yargı ya da idari makamlar önünde sonuna kadar haklarını arayabilmelerine kolaylık ve imkan sağlanması amaçlanmış , son derece dağınık mevzuat karşısında kanun yolu, mercii ve sürelerinin belirtilmesi, hak arama, hak ve hürriyetlerin korunması açısından zorunluluk haline getirilmiştir.

Bu hükme koşut olarak 5271 Sayılı C.M.K.nın 34. maddesinin 2. fıkrasında. “Kararlarda, başvurulabilecek kanun yolu, süresi, mercii ve şekilleri belirtilir biçimindeki düzenleme yer almış olup, aynı Kanun’un 232. maddesinin 6. fıkrasında ise. “Hüküm fıkrasında. 223 üncü maddeye göre verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağının bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresi ve merciin in tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmesi gerekir” hükümleri öngörülmüştür.

5271 Sayılı C.M.K.nın 260. maddesinde, kanun yollarına başvurmaya hakkı bulunanlar sayılmıştır. Aynı Kanun’un 40. maddesinin birinci fıkrasına göre, “Kusuru olmaksızın bir süreyi geçirmiş olan kişi, eski hale getirme isteminde bulunabilir, ikinci fıkrasına göre de “Kanun yoluna başvuru hakkı kendisine bildirilmemesi halinde de, kişi kusursuz sayılır hükmü yer almıştır. Bu düzenleme ile kanun yoluna başvurmaya hakkı olanların, kanun yolunun veya merciin belirlenmesindeki yanılgılarının başvuranın haklarını ortadan kaldırmasının, haksızlığa uğramasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

Hüküm uyarınca, ilgililerin, kendi bilgisizliği veya dalgınlığından kaynaklanan hataları sebebiyle yasa yolu veya merciinde yanılgıya düşmeleri halinde başvuru hakları ortadan kalkmayacağı gibi, karar veya hükümde yasa yolunun veya merciin yanlış olarak gösterilmesi sebebiyle de başvuru haklarının ortadan kalkmayacağı tabidir.

Dosyanın incelenmesinde: Malatya 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 30.12.2005 gün ve 2003/140 esas, 2005/1066 Sayılı kararının, sanıklar ile sanık Ahmet Yılmaz müdafinin yokluğunda verilmesi nedeniyle; yasa yoluna başvuru süresi tebliğ tarihinden itibaren başlaması gerekirken, anılan sürenin hükümün açıklanmasından itibaren başlayacağı belirtilmek suretiyle ilgililerin yasa yoluna başvuru konusunda yanıltıldığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.12.2009 gün ve 2007/261445 Sayılı yazısı ile bu hususa dikkat edilerek ilgilisine yeniden çıkartılacak tebligatta yasa yolunun türü, süresi, mercii ve şeklini doğru biçimde gösterir açıklamalı bir tebligat ile tebliğ edilmesi ve açıklamada mutlaka temyiz yasa yoluna başvuru süresinin tebliğ tarihinden itibaren başlayacağının bildirilmesi gerektiği açıklanarak dosyanın mahalline iade edilmesi üzerine anılan mahkemece yukarda belirtilen açıklamayı içerir yeni tebligatın sanık Ahmet müdafiine 15.1.2010, sanık Turan’a ise 12.2.2010 tarihinde tebliğ olunduğu, ancak sanık Fahri’ye 7201 Sayılı Tebligat Kanunu’nun 35. maddesi uyarınca tebliğ olunan 2.2.2010 tarihli tebligatta anılan açıklamanın yer almadığı, bu sebeple kararın henüz kesinleşmediği ve sanık Fahri’nin bu karara karşı başvuru hakkının ortadan kalkmadığı anlaşılmaktadır.

SONUÇ : Yukarıda açıklanan nedenlerle. Malatya 1. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 30.12.2005 gün ve 2003/140 esas, 2005/1066 Sayılı kararı henüz kesinleşmediğinden, 5271 Sayılı C.M.K.nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozma isteminin REDDİNE, sanık Fahri’nin anılan karara karşı yasa yoluna başvurunun ne olduğu, mercii, yöntemi, süresi ve bu sürenin başlangıcının tebliğden itibaren olacağı şerhini içerir gerekçeli kararın usulüne uygun biçimde tebliğ işleminin mahallinde takdir ve ifasına, dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 14.10.2010 gününde oybirliğiyle karar verildi.

yarx

About these ads

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 42 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: